<div><span><span>North Athlantic Traty Organization -<strong>NATO</strong>- Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü; <strong>Birleşmiş Milletler Örgütü</strong>’ne üye ülkelerden bazılarının <strong>1949</strong>’da kendi aralarında yeni bir birleşme ve dayanışma örgütlenmesine girişmesiyle ortaya çıktı.</span></span></div> <div><span><span>Bu örgütü, <strong>Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Fransa, İngiltere, İzlanda, Hollanda, Belçika, İtalya, Danimarka, Norveç</strong> ve <strong>Portekiz</strong> kurdu. <strong>NATO</strong>, yani <strong>Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü</strong>, üye ülkelerin özgürlük ve güvenliklerini korumak amacıyla ortaya çıkmış, uluslararası askeri bir ittifak kuruluşu.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>NATO</strong>’nun amaç ve yöntemleri; <strong>17 Mart 1948</strong>’de <strong>Belçika</strong>, <strong>Birleşik Krallık </strong>(İngiltere), <strong>Fransa, Hollanda</strong> ve <strong>Lüksemburg</strong> tarafından <strong>Soğuk Savaş</strong>’ın başındaki <strong>Sovyet</strong> tehdidine karşı imzalanan ortak savunma antlaşması <strong>Brüksel Antlaşması</strong>nı referans almıştı. </span></span></div> <div><span><span>İşin başında <strong>İkinci Dünya Savaşı</strong>’ndan galip çıkan <strong>ABD</strong> vardı. <strong>1948</strong>’de <strong>Avrupalı</strong> liderlerin, <strong>Pentagon</strong>’da <strong>Amerikalı</strong> askeri ve diplomatik yetkilerle görüşmesi, <strong>4 Nisan 1949</strong>’da <strong>Kuzey Atlantik Antlaşması</strong>’nın imzalanması ile sonuçlandı.</span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye’nin NATO serüveni…</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Türk Devleti</strong>’nin <strong>İkinci Dünya Savaşı</strong> esnasında uyguladığı denge siyaseti, doğru bir karardı ve amacına ulaştı. <strong>Türkiye</strong> bu savaşı az hasarla atlattı. <strong>İngiltere</strong> ve <strong>ABD</strong>; <strong>Türkiye</strong>’nin uluslararası arenada tarafsız kalmasının önüne geçmek için <strong>SOVYET</strong> tehdidini abarttı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Batı</strong> basınında <strong>Stalin</strong>’in <strong>Türkiye</strong>’den doğu sınırındaki üç ilin topraklarını ve <strong>Boğazlar</strong>’ın denetimini istediği haberleri servis edilince <strong>Ankara</strong> endişelendi. <strong>Hitler</strong> tehlikesinin yerini doğudan gelen <strong>SSCB</strong> tehlikesi almıştı. Denge siyasetinin <strong>Türkiye</strong>’yi korumaya yetmeyeceği kanaati oluştu/oluşturuldu.</span></span></div> <div><span><strong><span>Türkiye adeta somut bir adım atmaya zorlandı…</span></strong></span></div> <div><span><span>Atılan bu somut adım ise şüphesiz <strong>NATO</strong>’ya başvurmaktı. Çünkü <strong>Türk</strong> siyasileri biliyorlardı ki <strong>SSCB</strong> tehdidini bertaraf etmenin tek yolu <strong>NATO</strong>’nun şu maddesinden geçiyordu: “Washington Antlaşması’na göre NATO ülkelerine yönelik herhangi bir saldırıya karşı üye ülkeler beraber hareket edecek ve beraber mücadele edeceklerdi.”</span></span></div> <div><span><strong><span>Türkiye’nin ilk başvurusu işleme konulmadı…</span></strong></span></div> <div><span><span><strong>NATO</strong> kurulur kurulmaz <strong>CHP</strong> hükümeti, ilk müracaatını yaptı ama kapıdan döndük. <strong>Avrupalılar,</strong> özellikle <strong>İngiltere</strong> burnumuzun sürtülmesinden yanaydı. </span></span></div> <div><span><span><strong>1950 Seçimleri</strong> ile hükümeti kuran <strong>Demokrat Parti</strong>, köpürtülen <strong>Sovyet</strong> tehdidine karşı <strong>Türkiye</strong>’nin <strong>NATO</strong>’ya girmesini ülkedeki demokratik rejimin devamlılığı adına bir zorunluluk olarak görüyordu ve bunu ülkenin iç politikası haline getirmişlerdi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Demokrat Parti,</strong> iktidara geldikten kısa bir süre sonra patlak veren <strong>Kore Savaşı, NATO</strong>’ya girmek için ayağımıza gelen fırsat olarak görülünce, <strong>Ankara</strong> savaşa asker gönderebileceğini açıkladı. </span></span></div> <div><span><span>Dönemin Başbakanı <strong>Adnan Menderes</strong> “Kore savaşına asker göndermemiz NATO’ya kabul edilmemize de köprü olabilir” demecini patlattı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi,</strong> yaşanan saldırıların barışı bozucu yönde seyrettiği ve barışın tesis edilmesi için <strong>Birleşmiş Milletler Ordusu</strong>’nun kurulması gerektiği kararını açıkladı.</span></span></div> <div><span><span>Sonuçta, <strong>Türkiye</strong> bu isteğe kayıtsız kalmamış ve <strong>4 bin 500</strong> kişiden oluşan “<strong>Şimal Yıldızı”</strong> isimli tugayını <strong>Kore</strong>’de kurulan <strong>Birleşmiş Milletler Ordusu</strong> emrine veriverdi.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Kore Savaşı, Türkiye</strong>’nin <strong>NATO</strong>’ya giriş yolundaki engelleri birer birer kaldırınca, <strong>Kore Savaşı</strong> tüm hızıyla devam ederken, <strong>20 Eylül 1951</strong>’de <strong>Ottowa’</strong>da gerçekleşen <strong>NATO Konferansı</strong>’nda, <strong>ABD</strong>’nin teklifi üzerine <strong>Türkiye ve Yunanistan</strong>’ın <strong>NATO’ya</strong> <strong>üyeliği</strong> masaya yatırıldı.</span></span></div> <div><span><span>Kısa bir süre içinde <strong>12 NATO</strong> ülkesinin onayıyla <strong>1952</strong> yılında <strong>Türkiye</strong> ve <strong>Yunanistan</strong> bu örgüte kabul edildi.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span><strong>1954</strong> yılından itibaren, <strong>Amerika’</strong>nın <strong>NATO</strong> çatısı altında <strong>Türkiye</strong> sınırları içinde üs kurmasına ve asker bulundurmasına izin verildi. <strong>1960</strong>’lı yıllarda bu üslerin sayısı <strong>100</strong>′ü geçmişti.</span></span></div> <div><span><strong><span>NATO ve VARŞOVA Paktı…</span></strong></span></div> <div><span><span><strong>İkinci Dünya Savaşı</strong>’nın ardından <strong>Orta</strong> ve <strong>Doğu Avrupa</strong> ülkelerinin <strong>14 Mayıs 1955</strong>’te askeri birlik ve dostluk anlaşmasını imzalamasıyla <strong>Varşova</strong> <strong>Paktı</strong> kuruldu. </span></span></div> <div><span><strong><span>Bu ülkeler neden böyle bir pakta gerek duymuşlardı? </span></strong></span></div> <div><span><span>Çünkü <strong>NATO</strong>’ya bağlı <strong>Batı Avrupa Birliği</strong>’nin kurulması, <strong>Varşova</strong> <strong>Paktı</strong>’nın oluşumunu tetikledi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Avrupa</strong>’da ortaya çıkan savaş tehlikesi; <strong>SSCB</strong> ile <strong>Doğu Avrupa</strong>’daki müttefiklerinin <strong>Varşova Paktı</strong>’nı kurmalarına gerekçeydi.</span></span></div> <div><span><span><strong>Varşova Paktı</strong>’nın kuruluş süreci incelendiğinde<strong> NATO</strong>’yla benzer özellikler taşıdığı görülür. Meselâ üyelerden herhangi birine askerî bir saldırı olduğunda saldırıya uğrayan devlete, diğer üye devletler yardım etmek zorundadır. Bu antlaşmada üye devletlerin güvenliğini korumak, temel amaçtır. </span></span></div> <div><span><span><strong>Almanya</strong> ve <strong>Almanya</strong>’ya yakın olan tüm devletlerin saldırılarına ve bu saldırılara destek verecek <strong>NATO</strong>’ya karşı oluşturulan <strong>Varşova Paktı</strong>’nda birçok ülke yer aldı. </span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Orta ve Doğu Avrupa</strong> ülkeleri <strong>Arnavutluk, Romanya, Çekoslovakya, Sovyetler Birliği, Macaristan, Polonya, Demokratik Almanya Cumhuriyeti </strong>ülkeleri pakt üyesi oldu.</span></span></div> <div><span><strong><span>NATO’nun parsasını Sovyetler, Varşova Paktı’nın parsasını ABD topladı…</span></strong></span></div> <div><span><span>Bu oluşum, en çok <strong>Sovyetler Birliği</strong>’nin işine yaradı. <strong>NATO</strong> tehdidini, <strong>NATO</strong> karşıtlığıyla taçlandırdı. Bu çabasının karşılığını reelpolitik kazanca dönüştürdü. Sonuçta <strong>Varşova Paktı</strong> ile hakimiyet alanını genişletti. </span></span></div> <div><span><span><strong>Sovyetler</strong>’in bu jeostratejik çıkışı, en çok da <strong>NATO</strong> üyesi <strong>ABD</strong>’nin ekmeğine yağ sürdü. <strong>Amerikalılar, Sovyet</strong> rejimi ve <strong>Komünizm</strong> tehlikesini abartarak küresel güç oldu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Sovyetler</strong>’in emperyalist politikalarını öne çekerek <strong>Trump</strong>’ın son <strong>NATO</strong> toplantısında yaptığı gibi <strong>NATO</strong> üyesi <strong>Avrupa</strong> ülkelerine ve <strong>tek</strong> <strong>Müslüman</strong> katılımcısı <strong>Türkiye</strong>’ye, zaman zaman aba altından <strong>Rus</strong> <strong>sopası</strong> göstererek egemenliğini pekiştirdi. </span></span></div> <div><span><span><strong>ABD</strong> ve <strong>SSCB</strong> ara sıra paslaşıyordu. Bu nedenle <strong>Sovyet</strong> rejimi; <strong>Amerikalıları</strong> haklı çıkaran adımlar atmadı değil. </span></span></div> <div><span><span><strong>Sovyetler Birliği, Macaristan ve Çekoslovakya</strong> gibi ülkelere askeri birliklerini yerleştirerek <strong>ABD</strong>’nin <strong>SSCB</strong> aleyhinde dünya kamuoyuna pompaladığı imajı doğruladı.</span></span></div> <div><span><span><strong>Kasım 1956</strong>’da <strong>Budapeşte</strong>’de gerçekleştirilen isyanı bastırmak isteyen <strong>Sovyet askerleri</strong> iki gün içerisinde <strong>üç bin kişiyi</strong> öldürdü. </span></span></div> <div><span><span>Yine <strong>1968</strong>’de <strong>Çekoslovakya</strong>’da <strong>Alexander Dubçek</strong> önderliğindeki komünist kesim, ülkede demokratikleşme ve liberal reformlar yapılması yönünde eylemlere yönelince <strong>Moskova,</strong> <strong>yedi bin Sovyet tankını Prag’a </strong>soktu.</span></span></div> <div><span><span>Bu de facto durum karşısında <strong>Varşova Paktı</strong> üyeleri, burunlarının dibindeki <strong>Sovyetler</strong>’in <strong>NATO’dan daha tehlikeli</strong> olduğunu düşünmeye başladı.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Varşova Paktı</strong> sona erene kadar yönetim, <strong>Sovyetler Birliği</strong>’ndeydi. <strong>Sovyet</strong> yönetiminin haberi olmadan deyim yerindeyse kuş uçmazdı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Pakt,</strong> dostluk ve askeri birlik anlaşmasıydı. Her ne kadar bu pakt, sözde katılımcı üye ülkelerin dostluğu için oluşturulsa da gerçekte <strong>Varşova Paktı</strong> ile <strong>Doğu</strong> ve <strong>Batı</strong> devletleri arasında uzun sürecek soğuk savaşın, silahlanma yarışının temelleri atılmıştı. </span></span></div> <div><span><span><strong>1980</strong>’li yıllara gelindiğinde, uygulanan <strong>Sovyetler Birliği</strong>’nin ağır politikaları göze batmaya ve rahatsız etmeye başladı. <strong>Ekim 1990</strong>’da <strong>Demokratik Almanya Cumhuriyeti</strong>, <strong>Federal Almanya</strong>’ya katılarak <strong>Varşova Paktı</strong>’ndan ayrıldı.</span></span></div> <div><span><span><strong>1990</strong>’da <strong>Amerika</strong> ve <strong>Sovyetler Birliği</strong>’nin arasındaki rekabetin en büyük kanıtı<strong> Berlin Duvarı </strong>yıkıldı. <strong>SSCB</strong> ve <strong>Varşova Paktı,</strong> yıkılan duvarın altında kaldı.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Doğu</strong> ve <strong>Batı Almanya</strong>’nın birleşmesiyle <strong>SSCB</strong>’nin iç sorunları arttı ve <strong>SSCB</strong> dağıldı. <strong>Varşova Paktı</strong>’na üye ülkelerin çoğu sosyalist rejimi bırakıp çok partili sisteme geçtiler. </span></span></div> <div><span><span>Ortaya çıkan bu karışıklıklar sebebiyle, birlik bozuldu ve alınan kararla <strong>1 Temmuz 1991</strong>’de <strong>Varşova Paktı</strong> fiilen sonlandırıldı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Pakt</strong>; işlevini yitirince mağdur ülkeler, alternatif çözüm yolları arayışına girdi. <strong>Rusya</strong> dışındaki diğer <strong>Varşova Paktı</strong> üyeleri sırasıyla <strong>NATO</strong> <strong>üyesi</strong> olmaya başladı.</span></span></div> <div><span><span><strong>Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan</strong> <strong>1999</strong>, <strong>Bulgaristan, Slovakya, Slovenya, Baltık ülkeleri 2004’</strong>te <strong>Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı</strong>’na (NATO) katıldı.</span></span></div> <div><span><span><strong>1989</strong> devrimleri ve <strong>1991</strong>’de <strong>Varşova Paktı</strong>’nın dağılması, <strong>NATO</strong>’nun fiili rakibi <strong>Varşova Paktı</strong>’nı ortadan kaldırdı. </span></span></div> <div><span><span>Bu gelişme doğal olarak <strong>NATO</strong>’nun amacında, görevlerinde, <strong>Avrupa</strong>’ya odaklanmasında stratejik değişikliklere gitmesinin de önünü açtı. </span></span></div> <div><span><span>Bu değişim süreci; <strong>1990</strong>’da <strong>Paris</strong>’te <strong>NATO</strong> ile <strong>Sovyetler Birliği </strong>arasında imzalanan ve askeri kuvvetleri azaltmaya yönelik “<strong>Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması</strong>” ile başladı.</span></span></div> <div><span><span><strong>NATO</strong>, askeri harcamalarını azaltmaya başladı. <strong>Soğuk Savaş</strong> sonrası <strong>NATO</strong>’nun askeri yapısı azaltıldı; acil müdahale kuvvetleri oluşturuldu.</span></span></div> <div><span><span><strong>Sovyetler Birliği</strong>’nin çökmesi ile <strong>Avrupa</strong>’daki askeri dengeler değişti. Ortada, <strong>düşman</strong> konseptine uygun <strong>askeri güç</strong> falan yoktu. </span></span></div> <div><span><span>Yeni düşman imajı yaratılmakta gecikilmedi. <strong>NATO</strong> tatbikatlarında düşman simgesi, <strong>komünizmi</strong> temsilen <strong>kırmızı</strong> işaret yerine <strong>İslam</strong>’ı temsilen <strong>yeşil</strong> renk kullanılmaya başlandı.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>Bununla da kalmadı? <strong>NATO</strong>’nun <strong>Norveç</strong>’te düzenlenen tatbikatında, <strong>Atatürk</strong> ve <strong>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan</strong>’ın resimleri <strong>düşman</strong> <strong>hedefler</strong> arasına konuldu.</span></span></div> <div><span><span><strong>NATO sütten çıkmış ak kaşık değil…</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>NATO</strong> üyesi ülkelerde olası <strong>Rus</strong> işgaline karşı gayri resmi örgütlenmeye giden yapılanmanın her ülkede farklı adlarla çalıştığı biliniyor. </span></span></div> <div><span><span><strong>Örgütün İtalya’daki adı Gladio idi…</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye</strong>’de “<strong>Kontrgerilla</strong>”,<strong> Yunanistan’da “B-8” ya da “Sheep Skin”, Belçika’da “SDRA-8”, Hollanda’da “NATO Command”, Batı Almanya’da “Gehlen Örgütü”, “Stay Behind” ya da “Sword", Avusturya’da “Schwert”, Fransa’da “Rüzgar Gülü”, İspanya’da “Anti-Terör Kurtarma Grubu” (GAL), İngiltere’de ise “Secret British Network</strong>” olarak bilinir. </span></span></div> <div><span><span>“<strong>Gladyo"</strong>, özel olarak <strong>NATO</strong> cephe gerisi direniş organizasyonun İtalyan kolunu belirtse de bazen “<strong>Gladyo operasyonu</strong>”, <strong>NATO’</strong>nun bütün cephe gerisi (stay-behind) operasyonlarının gayri resmi adı olarak kullanılır ve bazen “<strong>Süper NATO</strong>” adıyla da anılır.</span></span></div> <div><span><strong><span>Fransa ve İngiltere konsorsiyumu alttan alta NATO’nun içini boşaltıyor…</span></strong></span></div> <div><span><span>Çünkü, önümüzde olası <strong>ABD-Çin savaşı</strong> var. <strong>Londra</strong> borsasının kalbi <strong>Pekin</strong>’de atıyor. “<strong>One Belt One Road - Bir Kuşak, Bir Yol</strong>” projesi <strong>Çin</strong> - <strong>İngiltere</strong> ortak yapımı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Britanya</strong>; <strong>Çin Halk Cumhuriyeti</strong>'nin görünmeyen askeri müttefiki. <strong>Amerika</strong>'yı <strong>Çin</strong>'le baskılıyor. <strong>ABD</strong> bu şantajın farkında. “<strong>Reste rest</strong>” çekiyor. </span></span></div> <div><span><span>Hem dünyada hem de<strong> Türkiye</strong>'de <strong>İngiliz</strong> ekolü ile <strong>Amerikan</strong> ekolü kıyasıya rekabet içinde. </span></span></div> <div><span><span><strong>ABD</strong>'nin <strong>NATO</strong> içinde göreceli iki sağlam müttefiki var; <strong>Almanya</strong> ve <strong>Türkiye</strong>. </span></span></div> <div><span><span><strong>Paris</strong> ve <strong>Londra</strong>'nın <strong>ABD</strong> karşıtlığının farkında olan <strong>Washington</strong> yönetimi, bu iki ülkeyi, <strong>Türkiye</strong>’nin <strong>NATO</strong> içindeki konumunu, aktif ve dominant bir yapıya dönüştürerek dengelemek niyetinde. </span></span></div> <div><span><strong><span>NATO’nun beyin ölümü ve Erdoğan’ın Macron ayarı…</span></strong></span></div> <div><span><span>Fransa Cumhurbaşkanı <strong>Emmanuel Macron</strong>, <strong>Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü</strong>'nün (NATO) "<strong>beyin ölümünün</strong>" gerçekleştiğini söylediğine söyleyeceğine bin pişman oldu ama iş işten geçti.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>Almanya Başbakanı <strong>Angela Merkel, Macron</strong>'a katılmadığını açıkladı. <strong>Rusya</strong>'dan ise <strong>Macron</strong>’un ifadesi içn "<strong>NATO'nun mevcut durumunun doğru tanımlaması</strong>" açıklaması geldi.</span></span></div> <div><span><span><strong>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan</strong>, <strong>Emmanuel Macron</strong>'un “<strong>NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti</strong>” sözlerine sert tepki gösterdi:</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><strong><span><span>"Sayın Macron bak Türkiye'den sesleniyorum, NATO'da da söyleyeceğim, önce sen kendi beyin ölümünü bir kontrol ettir."</span></span></strong></div> <div><span><strong><span>NATO Genel Sekreteri Erdoğan’ın çıkışına hak verdi…</span></strong></span></div> <div><span><span>NATO Genel Sekreteri <strong>Jens Stoltenberg</strong>, tüm müttefiklere kolektif savunma taahhüt eden <strong>NATO</strong>'nun 5. maddesinin ittifakın çekirdeğini oluşturduğunu söyledi.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Jens Stoltenberg</strong>, Fransa Cumhurbaşkanı <strong>Emmanuel Macron</strong>'un <strong>5. Madde’</strong>ye ilişkin açıklamalarının hatırlatılması üzerine şu ifadeleri kullandı, “5. madde NATO'nun çekirdeğidir. Bunun ardındaki düşünce şudur; hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için. Potansiyel düşmanlar, bir saldırının tüm ittifaka yapılmış olduğunu ve buna tüm ittifakın cevap vereceğini bildiğinde herhangi bir saldırı yapamaz. Hep birlikte dünyanın en büyük askeri gücüyüz. 5. madde anlaşmanın bir yükümlülüğü. Fransa'dan ve tüm müttefiklerinden bunun yanında durmalarını bekliyorum.”</span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye vazgeçilemez müttefik…</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>NATO</strong> yetmiş yaşına giriyor. İttifak daima bir kriz içinde ve her yeni kriz, <strong>NATO</strong>’nun varlığını sona erdirebilir.</span></span></div> <div><span><span><strong>Avrupa, Doğu Akdeniz, Güney Asya</strong> ve tüm <strong>İslam dünyası</strong> içinde '<strong>eklem ülke</strong>' olarak tanımlanan <strong>Türkiye</strong>, bölgede<strong> NATO</strong>'ya diğer kültürler konusunda yardımcı olan en önemli ülke.</span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye</strong>, <strong>28 üye ülke</strong> içinde <strong>ABD</strong>’den sonra en fazla askere sahip ülke konumunda. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye</strong>, <strong>1 milyon 369 bin askere</strong> sahip <strong>Amerika</strong>’nın ardından <strong>620 bin aktif asker</strong> sayısıyla ikinci sırada yer alıyor.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span>O nedenle <strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan</strong> yüksek perdeden konuşuyor. Konuşan “<strong>Kadim Türk Devleti</strong>”dir.</span></span></div> <div><span><span>.</span></span></div> <div><span><span><strong>Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com</strong></span></span></div> <div></div> <div><span><span>Twitter'da bizi takip edin:<strong> @oc32oc39</strong> , <strong>@dikgazete</strong></span></span></div> <div></div>