<div><span>Dış aktörlerin gözünde <strong>Türkiye</strong>’nin imajı “<strong>oyun kuran değil ama oyunbozan</strong>” ülke. </span></div> <div><span>Haksız da sayılmazlar.</span></div> <div><span>Düşünsenize <strong>Suriye Politikası’</strong>na <strong>ABD</strong> ile başladık, <strong>Rusya</strong> ile devam ediyoruz. Eğer her ikisini dengeleyebilecek başka bir küresel aktör bulsak inanın onunla da ittifak yapabiliriz. </span></div> <div><span>Belli ki buna mecburuz. </span></div> <div><span>Sahadaki “<strong>Zeitgeist / Zamanın Ruhu</strong>”, <strong>Türk derin aklı</strong> ve karar alıcılar ve çekirdek kadro, erken öten horozların kulağını çekiyor olmalı.</span></div> <div><span>Çünkü <strong>Fecri, işrak</strong> vaktiyle karıştıranların sebep olduğu problemler, <strong>Moskova</strong>’da <strong>Putin’in</strong> karşısına çıkan <strong>Türk Heyeti</strong>’ne aynen yansıtıldı.</span></div> <div><span></span></div> <div><span>Tekrar ediyorum, <strong>Türk Devleti</strong>’ne değil, mevcut haziruna yönelik bir itibarsızlaştırma yaşandı <strong>Moskova</strong>’da. Kimse kusura bakmasın ama hiç de hoş değildi. Sahi parti yöneticilerinin orada ne işi vardı?</span></div> <div><span><strong>Cumhurbaşkanını tenzih ederim; ama diğer heyet üyelerinin durumu neye benziyordu biliyor musunuz? </strong></span></div> <div><span><strong>“</strong>Recep İvedik II” filminde aktörün konuşma yaptığı sahneyi göz önüne getiriniz.</span></div> <div><span>“Recep İvedik, kürsüye çıkar ve konuşmasını yapar. Ne der:</span></div> <div><span>-…Hepiniz ip gibi dizilmişsiniz, efendi olun, adam olun len!..”</span></div> <div><span><strong>Putin</strong>’in vücut dili, karşısında ayakta bekleyen Türk heyetine aynen böyle der gibiydi.</span></div> <div><span><strong>Heykel ve bibloya ne demeli? </strong></span></div> <div><span><strong>Erdoğan</strong> ve <strong>Putin</strong>’in birlikte oturdukları köşedeki küçük heykel, <strong>1877-1878 </strong>yılları arasında yapılan ve “<strong>93 Harbi”</strong> olarak da bilinen <strong>Osmanlı-Rus </strong>savaşındaki Rus askerlerini temsili olarak gösteriyor. </span></div> <div></div> <div><span><strong>Kremlin</strong>’in teşrifat memurları, talimat gereği, Türk delegasyonu <strong>Moskova'da</strong>, <strong>Osmanlı'yı</strong> 11 kez yenen <strong>Kraliçe Katarina</strong> heykelinin önüne konuşlandırdı.</span></div> <div><span>Kalabalık Türk heyeti, fotoğraf karelerine bu şekilde adeta sokuldu.</span></div> <div></div> <div><span>Anlaşılan <strong>Ruslar,</strong> mesaj vermek için hiç bir fırsatı kaçırmamıştı. Ne demişler; at binenin kılıç kuşananın. </span></div> <div><span>Ama yine de görüntü sizi aldatmasın.</span></div> <div><span><strong>Oysa Türkiye, oyunu tersinden kuruyor… </strong></span></div> <div><span><strong>Doğu Akdeniz</strong>’de tespit edilen yüksek rezervli enerji kaynakları nedeniyle <strong>Akdeniz</strong> havzasında küresel güç odaklarının kurtlarla dansı başlıyor. </span></div> <div><span>Paylaşım rekabeti kızıştı. Neredeyse metrekareye bir savaş gemisi düşüyor. Tüm deniz kuvvetleri alarmda. </span></div> <div><span>İlk mermiyi kim sıkar ilk topu kim ateşler?</span></div> <div><span>Herkes birbirini gözlüyor. </span></div> <div><span>Hesaplarını hep <strong>Türkiye</strong>’ye göre yaptıkları kesin; tıpkı, “<strong>Ayının kırk türküsü var kırkı da armut üstüne</strong>” sözünde ki gibi. </span></div> <div><span><strong>Türkiye nasıl bir strateji izliyor?</strong></span></div> <div><span>Yabancı uzmanlar <strong>Türkiye’nin</strong>, yakın geçmişte çeşitli biçimlerde uyguladığı geleneksel <strong>revizyonist</strong> ve <strong>istikrarsızlaştırıcı</strong> politikasını yoğunlaştırdığını düşünüyor. </span></div> <div><span><strong>Türkiye'nin</strong> devam eden ve giderek artan bir revizyonist ve çatışmacı politikadaki etkisinin bir çok devlet tarafından şimdiye kadar fark edildiğini söylüyor. </span></div> <div><span>Biz kendimizi dev aynasında görsek de dışarıdan daha nesnel bakanlar, <strong>Türkiye'nin</strong> istikrarsızlaştırma projeleriyle, <strong>Ankara'nın</strong> askeri gücü veya stratejik etkiyi yansıtmayı amaçladığı kanaatinde. Böyle düşünenlere göre, <strong>Türkiye'nin</strong> istikrarsızlaştırma eylemlerinin odak noktası <strong>Suriye</strong>. </span></div> <div><span><strong>İran</strong> ve <strong>Rusya</strong> destekli <strong>Beşar Esad</strong> rejimi, ülkenin kuzey-batı kesiminde bölgesel kontrolü ele geçirerek, <strong>Suriye</strong> ulusal egemenliğini yeniden sağladığında <strong>Ankara</strong> ne yaptı? </span></div> <div><span><strong>Türkiye, Suriye</strong> topraklarında doğrudan askeri müdahaleyle birlikte, <strong>İdlib'in</strong> büyük bölgesinde yıkıcı bir varlığı sürdürülebilir sürece dönüştürdü. </span></div> <div><span><strong>Türkiye’nin, Suriye</strong>’de gerçekleştirdiği askeri operasyonlar, meşruiyetini, son yıllarda <strong>Rusya</strong> ile kurduğu yakın bağlardan alıyor. </span></div> <div><span>Ancak bununla birlikte <strong>Türkiye</strong> ve <strong>Rusya</strong> arasındaki işbirliği, taktik düzeyde sınırlıdır ve iki aktör arasındaki çıkar çatışmasının <strong>Türk</strong> kuvvetleri için büyük kayıplarla ortaya çıktığı stratejik bir seviyeyi kapsamamaktadır. </span></div> <div><span><strong>Türkiye</strong>'nin <strong>Suriye’yi,</strong> kalıcı olarak istikrarsızlaştırma nedeninin, sınırlarında herhangi bir <strong>Kürt proto-politik</strong> yapısının olasılığını önlemeye yönelik amaç taşıdığı belirtiliyor. </span></div> <div><span><strong>Göç dalgası, demografik terörizm mi?</strong></span></div> <div><span><strong>Atina Üniversitesi</strong>’nden jeopolitik uzmanı <strong>Ioannis Kotoulas,</strong> <strong>Türkiye’nin,</strong> göç akışlarını <strong>Yunanistan'ı</strong> istikrarsızlaştırmak için stratejik bir silah olarak kullandığını ifade ediyor. </span></div> <div><span>Neymiş efendim; <strong>Türkiye,</strong> yasadışı göçü <strong>Yunanistan</strong> ve <strong>Avrupa Birliği</strong>'ne karşı yaptığı hibrit savaşın bir parçası olarak kullanıyormuş. </span></div> <div><span>Adam hızını alamıyor; "<strong>Türkiye'nin stratejik göç kullanımı, doğrudan Yunan egemenliğine yönelik bir tür demografik terörizmdir</strong>" diyor. </span></div> <div><span>Ulan müptezel!.. </span></div> <div><span>-<strong>Yunanistan’daki</strong> mülteci kamplarında <strong>Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi</strong> (Revolutionary People's Liberation Party/Front) ile <strong>PKK’lı</strong> teröristleri yıllardır barındıran siz değil misiniz? </span></div> <div><span><strong>Yunan aklı, Türkiye’ye meydan okuyabilir mi? </strong></span></div> <div><span><strong>NATO</strong> ve <strong>AB</strong> üyesi <strong>Yunanistan'ın</strong> önemli hava ve deniz kuvvetleri mevcut. <strong>Yunanistan,</strong> <strong>Ege Denizi</strong>’nde toplam avcı ve önleme uçağı filo gücünde küresel olarak en güçlü <strong>16. hava gücüne</strong> sahip. </span></div> <div><span>Bunlar askeri bir çatışma senaryosu kapsamında, <strong>Türkiye'ye</strong> ciddi askeri hasar verebilecek şekilde konuşlandırıldığından, rahatlıkla <strong>büyük Türk kentsel merkezlerine</strong> ulaşabilir. </span></div> <div><span>İşte bu yakınlık nedeniyle <strong>Yunanistan</strong> jeopolitik merkezi, <strong>Türk</strong> devletine askeri kayıplar verdirebilecek durumdaki <strong>Türkiye'nin</strong> tek komşusudur. </span></div> <div><span>Demek ki <strong>Bulgaristan</strong> bu denklemin dışında. </span></div> <div><span><strong>Onlar hepisi, Türkiye tek… </strong></span></div> <div><span><strong>Türkiye’nin,</strong> <strong>Doğu Akdeniz</strong>'deki pek çok devletin ulusal çıkarlarına karşı revizyonist politikası cevapsız kalmıyor. <strong>Doğu Akdeniz</strong>'de diplomatik, ekonomik ve askeri düzeyde kademeli olarak yeni bölgesel ittifaklar kurulmaktadır. </span></div> <div><span>Diplomatik düzeyde, <strong>Yunanistan, Kıbrıs ve Mısır</strong>, karşılıklı yardım ağlarını kurmak için bir süredir birlikte çalışıyorlar. </span></div> <div><span>Bu amaçla, enerji işbirliği alanında, <strong>Doğu Akdeniz Doğal Gaz Forumu</strong>, bölgede yakından çalışan devletler ağı tarafından kuruldu. </span></div> <div><span><strong>Yunanistan</strong>, büyük <strong>Batı</strong> deniz gücü <strong>ABD</strong> ile diplomatik ilişkilerini ve askeri işbirliğini yoğunlaştırdı. </span></div> <div><span><strong>Ocak 2020</strong>'de <strong>Yunanistan</strong> parlamentosu, <strong>Yunanistan</strong> ile <strong>Türkiye</strong> arasındaki gerilim arttıkça, askeri işbirliğinin önemli ölçüde genişletilmesi için <strong>ABD</strong> ile güncellenen <strong>Karşılıklı Savunma İşbirliği Anlaşması’</strong>nı onayladı.</span></div> <div><span>Yeni anlaşmaya göre, <strong>Yunan</strong> askeri üsleri ve tesisleri, Yunan topraklarının stratejik noktalarında örneğin <strong>Çanakkale Boğazı</strong>'nda, <strong>Türkiye</strong> ile sınırda bulunan bir liman olan <strong>Dedeağaç'ta</strong> ve<strong> ABD-Yunanistan</strong> ve <strong>NATO'nun</strong> artan faaliyetleri için kullanılacak. </span></div> <div><span>Yine <strong>Akdeniz</strong>'in en önemli <strong>ABD</strong> üssü olan <strong>Girit</strong> adasındaki <strong>Souda Körfezi ABD Deniz Üssü</strong> de aynı misyona sahip. </span></div> <div><span><strong>Ey ümmetçiler! “İslam Kardeşliği” nerede!.. </strong></span></div> <div><span><strong>Yunanistan</strong> ayrıca <strong>Mısır ve Suudi Arabistan</strong> ile de yakın işbirliği içerisindedir. </span></div> <div><span><strong>Yunanistan</strong>, <strong>Patriot</strong> savunma füzelerinin bir kısmını <strong>Suudi Arabistan</strong>'a potansiyel <strong>İran</strong> saldırganlığıyla başa çıkmasına yardımcı olmak amacıyla <strong>ABD, İngiltere ve Fransa</strong>'yı içeren bir program kapsamında konuşlandırdı. </span></div> <div><span><strong>Kıbrıs, ABD</strong>'deki askeri ve diplomatik varlığını ve <strong>Akdeniz'deki</strong> girişimlerini büyük ölçüde arttıran <strong>ABD</strong> ve <strong>Fransa</strong> ile bağlantılarını güçlendirdi. </span></div> <div><span>Bu <strong>Yunan</strong> tohumu "<strong>Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki istikrarsızlaştırıcı eylemleri, Türk revizyonizmini ve emperyalist hırslarını gösteriyor</strong>" diyor. </span></div> <div><span><strong>Akdeniz'de Ege</strong>'de kıta sahanlığını ihlal edenler kendileri, <strong>Türk</strong> karasuları içindeki <strong>18 civarındaki adacığı</strong> sahiplenenler kendileri, ilkokullarda çocuklara “<strong>İstanbul bizim olacak…</strong>” marşlarını okutanlar kendileri, ama <strong>emperyalist hırsı olan</strong> Türkler! </span></div> <div><span><strong>Erbakan Hoca</strong> yaşasaydı bunları “<strong>Hadi oradan hadi oradan!..</strong>” diyerek kovalardı. </span></div> <div><span><strong>Yunanlılar</strong>’ın, <strong>Türkiye</strong> ile tek başlarına mücadele etmeye gözleri kesmediği için <strong>Türkiye'yi</strong>, müttefikler sayesinde dengelemeye çalıştıkları ortada. </span></div> <div><span><strong>Akdeniz’e</strong> sınırı olan devletlerarası düzeyde, uluslararası güvenliği ve her bir devletin ulusal çıkarlarını ulusal düzeyde korumayı amaçlayan <strong>bölgesel bir işbirliği networku</strong>nda kısmen başarılılar. </span></div> <div><span>Bu bağlamda, <strong>Yunanistan, Kıbrıs ve Mısır</strong> arasındaki askeri, diplomatik ve ekonomik işbirliğinin derinleştirilmesi, ulusal çıkar gündemlerine ve birbiriyle bağlantılı stratejik hedeflerine fayda sağlamaktadır. (*)</span></div> <div><span><strong>Suriye odaklı Türkiye - Rusya ilişkileri…</strong></span></div> <div><span><strong>Türk ve Rus cumhurbaşkanları Moskova</strong>’da, kuzeybatı <strong>Suriye'de</strong>, iki ülkeyi doğrudan askeri çatışmada birbirine itmekle tehdit eden düşmanlıkların sona erdirilmesini amaçlayan görüşmeler için bir araya geldi. </span></div> <div><span>Kim ne derse desin, son <strong>İdlip</strong> krizine kadar <strong>Moskova, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad</strong>'ı desteklerken, <strong>Ankara, Suriye</strong>'nin dokuz yıllık savaşı boyunca hükümetin düşmanlarını desteklese de <strong>Putin</strong> ve <strong>Erdoğan</strong> ülkelerinin <strong>Suriye'deki</strong> çıkarlarını koordine etmeyi başardı.</span></div> <div></div> <div><span><strong>İdlib</strong> eyaletindeki keskin çatışmalar, karşılıklı olarak kabul edilebilir bir uzlaşmayı müzakere etmeyi zorlaştırsa da hem <strong>Rusya</strong> hem de <strong>Türkiye'nin</strong> bir çatışmadan kaçınmaya istekli olması, diyalog kapısını araladı. </span></div> <div><span><strong>Rusya</strong> destekli <strong>Suriye</strong> ordusu ile <strong>Türk Silahlı Kuvvetleri </strong>arasındaki çatışma nedeniyle yaklaşık bir milyon <strong>Suriyeli</strong> sivil, <strong>Türkiye'ye</strong> doğru yola çıktı. </span></div> <div><span><strong>Avrupa Konseyi Başkanı, Erdoğan ile Putin arasında mekik dokudu…</strong></span></div> <div><span><strong>Erdoğan, Rusya</strong>’nın saldırısına, <strong>Türkiye'nin</strong> <strong>Avrupa'ya</strong> açılan kapısını, <strong>Batı'yı Ankara'ya</strong> daha fazla destek sunmaya ikna etmek için göçmenlere açarak, karşılık verdi. </span></div> <div><span>Bu taktik işe yaradı.</span></div> <div><span><strong>Erdoğan</strong> ile aynı fotoğraf karesinde buluşmak istemeyen <strong>Putin'i</strong> ikna etmek <strong>Avrupa Konseyi</strong>’ne düştü.</span></div> <div><span><strong>Erdoğan’la</strong> görüşmesinden hemen önce <strong>Putin</strong>, <strong>Avrupa Konseyi başkanı Charles Michel</strong>’i kabul etti. </span></div> <div><span>Avrupa Konseyi Başkanı <strong>Michel</strong>, <strong>Putin'e</strong> <strong>AB'nin</strong> göçmen akışını engelleme çabaları hakkında bilgi verdiğini söyledi. </span></div> <div><span>Oysa <strong>Charles Michel</strong>'ın <strong>Moskova'dan</strong> önceki durağı, <strong>Ankara</strong> idi. <strong>Erdoğan’ın</strong> tekliflerini <strong>Putin’le</strong> müzakere etmek için görevlendirilmişti.</span></div> <div></div> <div><span><strong>Avrupalı</strong> arabulucular, <strong>Ankara’ya</strong> doluşan akbaba kılıklı <strong>ABD’li</strong> diplomatlar, <strong>NATO’cu</strong> savaş çığırtkanları, <strong>Putin</strong> üzerinde adeta mahalle baskısı kurdu. <strong>Ruslar,</strong> <strong>Türk Ordus</strong>u’nun savaş kabiliyetini de hesaba kattılar. </span></div> <div><span><strong>Erdoğan - Putin</strong> görüşmesinin Türk tarafı açısından göreceli başarısı biraz da jeopolitik nedenlerle ilintili. </span></div> <div><span>Çünkü <strong>Moskova’nın,</strong> <strong>Suriye</strong> yerleşiminde ortak olarak <strong>Ankara'ya</strong> ihtiyacı var ve <strong>Rusya’nın,</strong> <strong>Suriye'deki</strong> güçleri için tedarik yolları <strong>Türk Boğazları</strong>'ndan geçiyor. </span></div> <div><span>Ayrıca <strong>Moskova</strong>, <strong>Ankara'yı</strong> <strong>Batı</strong> ile olan görüşmelerinde değerlendirmeyi umuyor. (**)</span></div> <div><span>Son atılan imzalarla <strong>Suriye’de,</strong> <strong>Türk - Rus</strong> çatışmasızlığı garantilendi. <strong>Türkiye’nin</strong> hangi gerekçeyle olursa olsun <strong>İdlip’teki</strong> askeri varlığı, <strong>Moskova</strong> ve <strong>Şam</strong> nezdinde tescillendi. </span></div> <div><span>Yasal meşruiyet kazandı. </span></div> <div><span>Ama <strong>Putin</strong> de "<strong>Bir daha mızıkçılık yapmayın, karışmam!</strong>” dedi. </span></div> <div><span><strong>Türkiye</strong>, <strong>Akdeniz'deki</strong> nihai kapışma öncesi, düşman çoğaltmak istemediğinden “<strong>Yav, he… he…</strong>” deyip geçiştirdi. </span></div> <div><span>İçimizden, yüzüne karşı ne dedik biliyor musunuz; "Ey Putin efendi!.. Sen onu gel de bizim külahımıza anlat!..”</span></div> <div><span>.</span></div> <div><span><strong>Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com </strong></span></div> <div><span>Twitter'da bizi takip edin:<strong> @oc32oc39</strong> , <strong>@dikgazete</strong></span></div> <div></div> <div><span>(*) Ioannis Kotoulas/ Turkey as a destabilising factor https://english.ahram.org.eg/NewsContent/50/0/364611/AlAhram-Weekly/0/Turkey-as-a-destabilising-factor.aspx</span></div> <div><span>(**) https://english.ahram.org.eg/NewsContent/2/0/364763/World/0/Russian,-Turkish-presidents-meet-as-Syria-violence.aspx</span></div> <div></div>