<h3><strong>Depremde Dinî Algının Toplumsal Boyutu</strong> </h3> <div>Bugünlerde gündeme gelen <strong>deprem</strong> meselesi, insanlarda tekrar bir <strong>paranoya</strong> oluşturdu. <strong>6 Şubat</strong> tarihinde meydana gelen <strong>Kahramanmaraş</strong> merkezli <strong>deprem</strong> <strong>felaketi,</strong> birçok canımızı kaybetmemize neden oldu. Ancak bu denli <strong>toplumsal</strong> <strong>kriz</strong> anlarında dahi insanların birbirlerine <strong>kenetlenerek</strong> <strong>ortak</strong> <strong>bir</strong> <strong>noktada</strong> <strong>buluşması</strong>, kolektif bilincin boyutunu gözler önüne serdi.</div> <div><strong>Ülkenin</strong> pek çok bölgesinden gelen <strong>yardım</strong> <strong>kolileri</strong> ve <strong>destekler</strong> sosyal dayanışmanın gücünü gösterdi.</div> <div>Diğer yandan <strong>felaketin</strong> <strong>boyutunu</strong> iliklerine kadar hissedenlerin enkazdan “<strong>Allah-u Ekber</strong>” <strong>nidalarıyla</strong> çıkarılmaları, insanların hafızasında <strong>dinî</strong> <strong>duyguların</strong> hâlâ dipdiri durduğunun en bariz kanıtlarından biri olarak karşımıza çıktı.</div> <div>Burada ‘<strong>Tekbir’</strong> getirilmesinin doğruluğu ya da yanlışlığı üzerinde herhangi bir yorum yapmak doğru olmayacaktır. Ancak <strong>gerçek</strong> <strong>olan</strong> şu ki; ülkenin <strong>sosyal</strong> <strong>kurumlarının</strong> ve <strong>işleyiş</strong> <strong>tarzının</strong> <strong>seküler</strong> bir çizgide şekillenmesine rağmen insanların <strong>dinî</strong> <strong>algılarının</strong> <strong>silikleşmemesi,</strong> <strong>dinin</strong> toplumdaki etki gücünün göstergesidir.</div> <div>Dolayısıyla <strong>dinin</strong> bu noktada <strong>toplumsal</strong> <strong>hayata</strong> hangi biçimde tezahür ettiğini ve insanlar arasında nasıl <strong>ortak</strong> <strong>bir</strong> <strong>dil</strong> oluşturduğunu bir kez daha görmüş olduk.</div> <div>Diğer yandan, <strong>medyada</strong> yer alan <strong>haberlere</strong> bakıldığında <strong>enkazdan</strong> <strong>kurtarılan</strong> <strong>çocukların</strong> hayatta olduğunu gören vatandaşlar, kurtarılanların “<strong>melekler tarafından korunduklarını</strong>” belirttiler.</div> <div>Bu tarz <strong>örnekler</strong> fazlasıyla çoğaltılabilir.</div> <div>Bu bağlamda bireylerin bilinçlerindeki “<strong>koruyucu</strong> <strong>melek</strong>” prototipi, <strong>dinî</strong> <strong>algının</strong> mutlak bir <strong>tezahürü</strong> olarak karşımıza çıkmaktadır.</div> <div>Dolayısıyla <strong>tarihsel</strong> <strong>süreç</strong> içerisinde sosyolojik bir olgu olarak yer alan <strong>dinin</strong> <strong>etki</strong> <strong>alanını</strong> <strong>görmezden</strong> <strong>gelmek</strong> mümkün değildir.</div> <div>Zira <strong>Türk</strong> <strong>toplumunun</strong> büyük bir çoğunluğunun <strong>muhafazakâr</strong> kesimden oluşması, bu coğrafyanın <strong>dinî değerlerden</strong> bağımsız olmasını engellemektedir. Ancak <strong>dinî değerler</strong> söz konusu olduğunda ilgili ya da ilgisiz birçok kişinin bu alanda <strong>yorum</strong> <strong>yapması,</strong> zannımca gereksizdir.</div> <div>Çünkü <strong>dinin toplumsal mahiyetini</strong> yeterince kavrayamayan ve <strong>mantıksal</strong> <strong>bağlamını</strong> yeterince keşfedememiş kişilerin, <strong>doğru</strong> bir şekilde <strong>analiz</strong> yapabilmesi mümkün değildir.</div> <div>Bu açıdan, depremzedelerin <strong>tekbirlerle</strong> <strong>kurtarılmasının</strong> doğruluğu ya da yanlışlığı, alanın uzmanlarınca tartışılmalıdır. Ancak <strong>her</strong> <strong>kesimden</strong> birilerinin, bu konuda gerekli ya da gereksiz <strong>yorum</strong> yapmaları, toplumsal açıdan <strong>bazı</strong> <strong>gerçekleri</strong> perdelemektedir.</div> <div>Dolayısıyla <strong>depremin</strong> <strong>yıkımlarını</strong> konuştuğumuz şu günlerde, toplumsal açıdan <strong>insanları bir araya getiren</strong> parametreleri de gözler önüne sermek sosyologların işidir.</div> <div>Bu bağlamda <strong>depremin</strong> olası <strong>sonuçlarının</strong> hem <strong>bireysel</strong> hem de <strong>toplumsal</strong> açıdan pek çok <strong>değişime</strong> <strong>kapı</strong> <strong>araladığını</strong> söylemek mümkündür.</div> <div>Zira ülke genelinde uygulanan <strong>yardım seferberliği</strong>, dayanışmanın toplumsal boyutunun bir örneğidir.</div> <div>Bu noktada tıpkı <strong>Marshall’ın</strong> belirttiği gibi; <strong>dayanışma</strong>, bir <strong>direniş</strong> <strong>aracı</strong> olarak <strong>toplumsal</strong> <strong>bütünleşmenin</strong> temel dinamiklerinden biridir.</div> <div>Bu yönüyle <strong>din</strong>, toplumda <strong>sosyal bir kontrol aracı</strong> olarak işlev görmektedir.</div> <div>İnsanlar arasında bir <strong>takım ruhu</strong> oluşturan <strong>din</strong> olgusu, bireylerde <strong>sabır</strong>, <strong>şükür</strong>, <strong>tevekkül</strong> gibi nosyonların gelişmesinde temel etken olarak işlev görmektedir.</div> <div>Nitekim <strong>deprem</strong> <strong>gerçeğinin</strong> bu tarz kavramlarla bireylerde bir <strong>teselli</strong> <strong>aracı</strong> oluşturduğunu söylemek mümkündür.</div> <div>Bu kertede <strong>Durkheim’ın</strong> da belirttiği gibi; <strong>din</strong>, tarih boyunca anomiye karşı en güçlü kalkanlardan biri olarak işlev görmüştür.</div> <div>.</div> <div><strong>Hande Ustamahmut, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>