<div>Yazıya ortasından gireyim; “<strong>İran</strong> <strong>İslam</strong> <strong>Devrimine</strong> <strong>CIA</strong> <strong>yardımı</strong>” gibi bir ifade kurgulansa birçoğumuz <strong>'hop birader ne oluyoruz'</strong> der değil mi? <strong>1979</strong> <strong>İran</strong> <strong>islam</strong> <strong>Devrimi’nin</strong> son aşamasında <strong>ABD’li</strong> yetkililer ve <strong>Humeyni</strong> arasında bazı görüşmeler sonucu, <strong>CIA,</strong> <strong>Şah’ın</strong> <strong>Generallerini,</strong> <strong>Humeyni</strong> iktidarına göz kırpmaları konusunda ikna etmişti. <strong>Şah</strong> <strong>Rıza</strong> <strong>Pehlevi</strong> de <strong>CIA</strong>-<strong>Humeyni</strong> ilişkisini göz ardı etmiyordu.</div> <div>Nitekim; “Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, İran’dan yeni dönmüş ve Şah ile yaptığı görüşmeyi bakanlığa sunmuştu. Şah, Kissinger’e bir avuç mollanın böyle organize ve etkili gösteriler düzenleyecek kapasitesi olmadığını, arkalarında muhakkak başka bir gücün olduğunu söylemiş. Şah’a göre bu güç CIA imiş. Kissinger’e CIA’nin niçin böyle bir şey yaptığını, neden ondan yüz çevirdiklerini sormuş. </div> <div>Daha sonra kendi kafasındaki muhtemel iki cevabı söylemiş. İlki, bazı askeri malzemeler ve demir-çelik tesisi kurma dahil Sovyetlerle girmiş olduğu ilişkinin Amerikalıları rahatsız etmesi, onu Sovyetlerle fazla samimi bulmaları. İkincisi, yüzyılın başındaki İngiliz-Rus planının bu defa ABD-Rus planı olarak yeniden işleme konması ve güney petrol alanları ABD’ye, kuzey Ruslara bırakılacak şekilde İran’ın iki nüfuz alanına bölünmesi.”</div> <div></div> <div>-Henry Kissinger, Şah Rıza Pehlevi-</div> <div>Sonuçta <strong>CIA’in</strong> telkinleri yerini bulacak ve asker tepkisiz kalmaya ikna edilecekti. Böylece <strong>Humeyni,</strong> derin bir “<strong>oh</strong>” çekecek, devrimin önü açılmış olacaktı.</div> <div><strong>Devrim,</strong> kimilerinin sandığı gibi <strong>Humeyni’nin</strong> <strong>Paris’ten</strong> döndüğü <strong>1 Şubat 1979</strong> günü değil, aslında askerin tarafsızlığını ilan ettiği gün, <strong>11 Şubat 1979’da</strong> başarıya ulaşacaktı.</div> <div>Ancak devrim hareketi, tek bir bloktan oluşmuyordu ve <strong>Komünistler</strong>, <strong>Sosyalist</strong> <strong>Müslümanlar</strong> ve <strong>ŞİA’nın</strong> farklı tonlarını taşıyan havzalar, <strong>Ayetullahlar</strong> her konuda <strong>Humeyni</strong> ile aynı düşünmüyorlardı. <strong>Ayetullah</strong> <strong>Muhammed</strong> <strong>Hüseyin</strong> <strong>Behişti</strong>, <strong>Ayetullah Seyyid Mahmud Talegani, Ayetullah Muhammed Kazım Şeriatmedari</strong> gibi…</div> <div><strong>Sovyet</strong> <strong>Rusya</strong>, <strong>İngilizler</strong> ve <strong>Fransızlar</strong> da devrimci gruplarla temastaydı. <strong>Humeyni'nin</strong> dış politik çizgisinden ilk sapma, <strong>İran’da</strong> <strong>10 Şubat 1979</strong> devriminin hemen ardından gerçekleşen <strong>ABD'nin</strong> <strong>Tahran Büyükelçiliği</strong> işgali ve <strong>52</strong> çalışanın rehin alınması oldu.</div> <div></div> <div>Sayıları binlerle ifade edilen silahlı gruplar, <strong>ABD</strong> <strong>Büyükelçiliğini</strong> işgal etti. Elçilikten gizlice kaçmayı başaranların ardından kalan <strong>66</strong> <strong>diplomattan</strong> hasta bir kadın ile <strong>13</strong> <strong>Afrika</strong> kökenli <strong>Amerikalıyı</strong> serbest bırakan işgalciler, <strong>52</strong> kişiyi <strong>444</strong> <strong>gün</strong> boyunca rehin tuttu. <strong>Ayetullah</strong> <strong>Ruhullah</strong> <strong>Humeyni</strong>, <strong>ABD</strong> <strong>Büyükelçiliği'nin</strong> işgalini "<strong>ikinci</strong> <strong>devrim</strong>" olarak nitelendirmek zorunda kalmıştı.</div> <div><strong>İran</strong> makamları, elçilikte ülkelerinin aleyhine hazırlanan <strong>CIA'e</strong> ait yüzlerce gizli casusluk belgesinin ele geçirildiğini ileri sürdü. <strong>Amerikan</strong> yönetimi, büyükelçilik çalışanlarının rehin alınmasını diplomatik dokunulmazlığın çiğnenmesi nedeniyle uluslararası hukuk kurallarının açık bir ihlali olarak değerlendirdi ve bu olaydan sonra iki ülke arasındaki tüm diplomatik ilişkiler kesildi.</div> <div><strong>İran'dan</strong> petrol ithalatı <strong>12</strong> <strong>Kasım'da</strong> sona erdi ve yaklaşık <strong>8 milyar dolarlık İran varlığı 14 Kasım'da</strong> donduruldu. <strong>Büyükelçilikte</strong> ele geçirilen <strong>belgeler,</strong> büyük uğraşlar sonunda okunur hale getirildi ve <strong>CIA’nın</strong> ülke içindeki yapılanması açığa çıktı. <strong>CIA,</strong> çoktan önlemini almış, elamanlarını uyarmış, ülke sınırları dışına çıkmışlardı.</div> <div>Ancak bu, <strong>istihbarat</strong> alanında büyük bir boşluk yaratmıştı. Deyim yerindeyse <strong>CIA’nın</strong> <strong>haber</strong> <strong>kaynakları,</strong> adeta kurumuştu. Rehine krizinde <strong>Ruzi</strong> <strong>Nazar,</strong> <strong>Afganistanlı</strong> bir halı tüccarı kimliği ve kisvesi ile <strong>İran’a</strong> girmesine rağmen başarılı olamamıştı.</div> <h3><strong>CIA, Türkiye üzerinden yeni haber kaynakları ve istihbarat elamanları oluşturdu!..</strong></h3> <div><strong>Ruzi</strong> <strong>Nazar</strong>, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra <strong>CIA’nın</strong> <strong>Ortadoğu</strong> şefiydi. <strong>İkinci Dünya Savaşı </strong>sırasında <strong>ABD'nin</strong> savaş zamanı istihbarat teşkilatı ve Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın öncüsü <strong>Stratejik Hizmetler Ofisi Office of Strategic Services OSS’</strong>den, <strong>Gehlen'in</strong> Sovyet aleyhtarı bir savaş ve propaganda makinesine dönüştürdüğü <strong>CIA’nın</strong>, önceliği doğal olarak <strong>Sovyetler</strong>'di. <strong>Ruzi Nazar</strong> onlar için biçilmiş kaftandı.</div> <div></div> <div><strong>Amerikalılar</strong> onu o kadar çok önemsediklerinden, <strong>CIA</strong> için çalışma teklifini ilk <strong>Amerikan</strong> başkanlarından <strong>Theodore Roosevelt</strong>’in <strong>CIA’da</strong> çalışan oğlu <strong>Archibald</strong> <strong>Roosevelt</strong> yapmıştı. <strong>Archibald Roosevelt ve Ruzi Nazar</strong>, 1951 yılında <strong>Bonn’da</strong> görüştüler. <strong>Roosevelt</strong>, <strong>Ankara’ya</strong> ‘Büyükelçi Yardımcısı’ olarak atandığını söylemişti ama aslında <strong>CIA’nın</strong> <strong>Türkiye</strong> <strong>İstasyon</strong> <strong>Şefi</strong> olarak görevlendirilmişti. </div> <div><strong>Nazar,</strong> bu teklifi kabul edince <strong>Almancasının</strong> ardından <strong>İngilizcesini</strong> ilerletti. <strong>Columbia</strong> Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü’nde çalışmaya başladı. <strong>Nazar</strong>, burada birçok Türk diplomat ve devlet adamı ile de tanıştı. <strong>1959</strong>’da <strong>Türkiye’ye</strong> atanan <strong>Nazar,</strong> 11 yıl <strong>Ankara’da </strong>çalıştı. <strong>Sovyetler Birliği</strong>’ne karşı <strong>Türkiye</strong> üzerinden yürütülen <strong>‘Soğuk Savaş’</strong> faaliyetlerin planlayıcısı ve uygulayıcısı oldu.</div> <div>Bu görevi sırasında Türk personel bulmakta zorlanmayan <strong>Ruzi Nazar'ın </strong>insan kaynaklarını, <strong>Komunizm</strong> korkusu ile zihinleri formatlanan <strong>Türk Milliyetçisi</strong> gençlik oluşturdu.<strong> </strong>O yıllarda öncelik Sovyet karşıtı propaganda ve Sovyetlerin çökertilmesine verilmişti.</div> <h3><strong>Fuat Doğu, Mehmet Eymür, Enver Altaylı…</strong></h3> <div><strong>Fuat Doğu</strong>, <strong>CIA</strong> ajanı <strong>Özbek</strong> asıllı <strong>Ruzi Nazar</strong>’ın yakın dostu. <strong>Mehmet Eymür,</strong> tıpkı <strong>Enver Altaylı </strong>gibi <strong>MİT</strong> müsteşarlığı yapan <strong>Fuat Doğu</strong>’nun yetiştirmesiydi. <strong>Fuat Doğu</strong>’nun <strong>Ruzi Nazar’la</strong> irtibatı, <strong>1952</strong>’de <strong>Türkiye, NATO</strong>’ya girince en kaliteli subayların seçilip <strong>Amerika’ya</strong> gönderilmesiyle başlıyor.</div> <div><strong>Ruzi Nazar</strong> ise <strong>Fuat</strong> <strong>Doğu'nun</strong> referansı ile <strong>Altaylı’nın</strong> kariyerini inşa eden kişi. Neredeyse bütün hayatı boyunca ona akıl veren, yol gösteren kişi pozisyonunda. <strong>2015</strong>’te <strong>Antalya’da</strong> hayatını kaybettiğinde de en yakınında <strong>Enver</strong> <strong>Altaylı</strong> vardı.<strong> Altaylı’nın Ruzi Nazar</strong> ilişkisi çok önemli.</div> <div><strong></strong></div> <div><strong>CIA’nın</strong> “<strong>Antikomünist Orta Asya Operasyonu</strong>”nu planlayan bir diğer uzmanı da Paul Henze’dir. Bir diğer <strong>CIA</strong> şefi ise <strong>Graham</strong> <strong>Fuller’dı</strong>. Harward Üniversitesi’nin “<strong>Rus</strong> <strong>İncelemeleri</strong>” kürsüsünden lisans ve lisansüstü diploması vardı.</div> <div><strong>Sovyetolog</strong> <strong>Fuller</strong>, <strong>1964</strong>-<strong>1967</strong> yılları arasında <strong>İstanbul’da</strong> görev yaptı. 20 yıl boyunca <strong>Sovyetler</strong> <strong>Birliği’ni</strong> çevreleyen ülkelerde görevlerde bulundu. <strong>Türkiye’de</strong> <strong>1980</strong> sonrası <strong>CIA</strong> <strong>İstasyon</strong> <strong>Şefi</strong> olarak görev yapan kişi ve “<strong>Ilımlı</strong> <strong>İslam</strong>” anlayışının da teorisyeniydi.</div> <div><strong>Nazi</strong> <strong>Generali</strong> <strong>Gehlen’in</strong> öğrencileri <strong>Türkiye'de</strong> iyi bir "<strong>ittifak</strong>” oluşturmuşlardı; <strong>Fuat Doğu, Ruzi Nazar, Paul Henze ve Graham Fuller</strong>! <strong>Hiram</strong> <strong>Abas’ın</strong> hepsiyle de yakın mesaisi vardı. <strong>CIA</strong> ve <strong>MİT</strong> iç içe görüntü vermesine rağmen “Kimin eli kimin cebinde” çok belli değildi?</div> <div><strong>Ruzi</strong> <strong>Nazar’ın</strong> Türk Milliyetçileri ile olan ilişkisi hakkında kamuoyu malumat sahibi. Ancak aynı ismin <strong>Türkiye’deki</strong> radikal İslamcı gruplarla bağlantıları hakkında çok bilgi sahibi değiliz.</div> <div><strong>CIA</strong> casusu <strong>Ruzi</strong> <strong>Nazar,</strong> çakma <strong>Türk</strong> <strong>Milliyetçisi</strong> <strong>Enver</strong> <strong>Altaylı</strong> ile <strong>MİT</strong> eski personeli <strong>Mehmet</strong> <strong>Eymür</strong> ve <strong>Eymür’ün</strong> yakın dostu <strong>Duane</strong> <strong>Rumsfeld</strong>, 1980 askeri darbe sonrası <strong>CIA</strong> <strong>Türkiye</strong> <strong>İstasyon</strong> <strong>Şefi</strong> <strong>Graham</strong> <strong>E</strong>. <strong>Fuller</strong>; İran İslam Devrimi sonrası yeni rejimle <strong>Türkiye</strong> üzerinden irtibat kurabilecek, <strong>ABD</strong> damgası taşımayan yeni bir ideolojik kitle inşa ettiler.</div> <div>Asıl amaç hiç şüphesiz <strong>Türk</strong>-<strong>İslam</strong> siyaseti üzerinden burada <strong>ABD</strong> çıkarlarına uygun düşecek bir etki yaratmasıydı. Talimatları <strong>1977</strong>-<strong>81</strong> döneminde "<strong>CIA</strong> <strong>Başkanı</strong>" olan <strong>Stansfield</strong> <strong>Turner</strong> veriyordu.</div> <h3><strong>Kimler nasıl iğfal edildi?</strong></h3> <div><strong>İran</strong> <strong>İslam</strong> <strong>Devrimi</strong>, <strong>Türkiye’deki</strong> <strong>İslami</strong> hareketi temsil eden gruplar arasında ilgi ile takip edilmişti. <strong>1980</strong> askeri darbe öncesi <strong>İstanbul</strong> merkezli neşriyatta <strong>Şura</strong>, <strong>Akıncılar</strong>, <strong>İslami</strong> <strong>Hareket</strong>, <strong>Seriyye</strong>, <strong>Tevhid</strong>, <strong>Hicret</strong> gibi dergiler aracılığı ile özellikle gençlik kesiminde bir sempati havası estirilmişti.</div> <div>Bununla birlikte <strong>İran</strong> devriminin ana omurgasını oluşturan <strong>Şia</strong> mezhebinden dolayı devrime mesafeli duranların sayısı da az değildi. <strong>12</strong> <strong>Eylül</strong> <strong>1980</strong> <strong>Askeri</strong> <strong>darbe</strong> sonrası, <strong>İslamcı</strong> gruplardan yurt dışına çıkanların genellikle ilk durağı <strong>İran</strong> olmuştu.</div> <div><strong>İran İslami İrşad</strong> ve <strong>Kültür</strong> <strong>Bakanlığı</strong>, <strong>Türkiye’de</strong> tespit edebildiği isimlerin adreslerine gönderdiği broşürlerle onları adeta propaganda manyağı yapıyordu.</div> <div><strong>Tahran’dan</strong> yayın yapan <strong>İran İslam Cumhuriyetinin Sesi Radyosunun</strong> <strong>Türkçe</strong> servisinin <strong>'Allahu Ekber Humeyni rehber'</strong> marşıyla açılan ve kapanan programları, geniş kitleler üzerinde etkiliydi. O yıllarda <strong>İran'a</strong> kaçan <strong>Hicret</strong> dergisinin yazarı <strong>Selahaddin Eş Çakırgil,</strong> <strong>İran</strong> <strong>İslam</strong> <strong>Cumhuriyeti’nin</strong> <strong>Sesi</strong> <strong>Radyosunda,</strong> <strong>Türkçe</strong> yayınlar hazırlamış, <strong>Türkçe</strong> dergi ve gazetelerin yayımıyla ilgili çalışmıştı.</div> <div>Un vardı, şeker vardı yağ vardı helva yapmak yukarıdaki saydığım isimlerin işiydi. Zihinleri formatlanmış bireylerin küçük organize gruplara dönüştürülmesi aşamasına geçildi. <strong>Kur’an</strong> terminolojisi üzerinden başlatılan itikadi ve fıkhi tartışmalarda istikbara ve egemen güçlere karşı <strong>Müslümanca</strong> duruş, küresel ölçekte <strong>Büyük</strong> <strong>Şeytan</strong> <strong>ABD’ye</strong> <strong>Türkiye'de</strong> ise <strong>TC</strong> <strong>rejimine</strong> karşı olmayı ifade ediyordu.</div> <h3><strong>Ortadoğu kökenli İslami Hareketlerle Türk gençliğini MİT nasıl irtibatlandırdı?</strong></h3> <div><strong>1961</strong> <strong>Anayasası’nın</strong> yürürlüğe girmesinden sonra <strong>Milli Amele Hizmet</strong> (MAH) bünyesinde gerçekleştirilen bir dizi yeniden yapılanma sonrasında, <strong>01 Mart 1966 - 23 Temmuz 1971</strong> arasında <strong>MİT</strong> <strong>Müsteşarlığı</strong> görevinde bulunan <strong>Mehmet Fuat Doğu</strong>; <strong>Mit Personeli</strong> <strong>Diyanet</strong> <strong>İşleri</strong> <strong>Başkan</strong> <strong>Vekili</strong> <strong>Yaşar</strong> <strong>Tunagür’e</strong>, <strong>Seyyid</strong> <strong>Kutub’un</strong> “<strong>İslamda Sosyal Adalet</strong>” adlı kitabının <strong>Türkçe</strong> çevirisini yaptırır. Amaç <strong>Komünizm</strong> tehlikesine karşı, dini bir duyarlılık oluşturmaktır.</div> <div><strong>Hasan El Benna</strong> sonrası lider jenerasyonun, <strong>İhvan</strong>-<strong>Türkiye</strong> bağlantısından pek haberdar olmadıkları, <strong>Seyyid</strong> <strong>Kutub’un</strong> <strong>Türkiye</strong> ve liderlerine yönelik eleştirilerinden anlaşılmaktadır. <strong>Seyyid</strong> <strong>Kutup’un</strong> kitaplarının <strong>1950</strong>–<strong>1960</strong> arası <strong>Türkiye’de</strong> basılması ve geniş okuyucu kitlesine ulaşması, hiç şüphesiz <strong>Türk</strong> halkı üzerinde bariz iz bırakmıştır.</div> <div><strong>Seyyid</strong> <strong>Kutub’a</strong> ait kitapların <strong>Türkiye’de</strong> ilk kez yayınlanması <strong>1964’te</strong> <strong>Hilal</strong> <strong>Yayınları</strong> arasından çıkan “<strong>Din Dediğin Budur</strong>” kitabının çevirisi ile gerçekleşir.</div> <div><strong>Hilal</strong> <strong>Dergisi</strong>, onun “<strong>Mısır</strong> <strong>Firavunu</strong>” tarafından idam edildiği haberini <strong>Eylül</strong> <strong>1966</strong> tarihli derginin kapağından verir.</div> <h3><strong>İstihbarat, “İrancı İslamcı” üretti!..</strong></h3> <div>Ancak şimdi ihtiyaç duyulan <strong>Selefi</strong> ideoloji ve toplulukların yetiştirilmesi değildi. <strong>İran</strong> devrim ideolojisine uyumlu kadroların eğitilmesiydi. Bu amaçla <strong>1980</strong> öncesi devrim süreci haberleri ile kıvama getirilen genç jenerasyon, <strong>İranlı</strong> yazarların eserleri ile buluşturuldu. Mesela <strong>Ali</strong> <strong>Şeriati'nin</strong> eserleri adeta yok satıyordu.</div> <div><strong>İslam</strong> düşüncesinin teorisyenleri ve mücahidleri olan <strong>Cemalettin</strong> <strong>Afgani</strong>, <strong>Hasan el-Benna, Seyyid Kutup, Mevdudi</strong> yerine <strong>İran</strong> <strong>İslam</strong> <strong>Devrimi'ni</strong> gerçekleştiren kadro ve onun önderi <strong>İmam</strong> <strong>Humeyni</strong> benimseniyordu.</div> <div>Neden <strong>Humeyni</strong>?</div> <div>Çünkü bu önderlerin tümünün muteber olmasına rağmen <strong>Seyyid</strong> <strong>Kutub'un</strong> toplumsal sorunları dışlayan <strong>tevhid</strong> <strong>akidesi</strong> yerine <strong>İmam</strong> <strong>Humeyni'nin</strong> sosyal sorunları da içeren <strong>tevhidi</strong> <strong>yaklaşımı</strong> öne çıkarılıyordu.</div> <div>Okumakla yetinmeyenler adeta dinî bir yükümlülüğü yerine getirirmişcesine bir şekilde devrimin merkezine yolculuk yapıyordu. Gidip gelenler fişleniyor, takip ediliyor, baskı altında tutuluyor ama bir şekilde faaliyetlerine göz yumuluyordu. <strong>İran'a</strong> gidemeyenler, soluğu <strong>İran</strong> <strong>Kültür</strong> <strong>Merkezlerinde</strong> alıyor, devrimin havasını ciğerlerine çekiyorlardı. <strong>Farsça</strong> tedrisat, almış başını gidiyordu.</div> <div>“<strong>İrancı</strong>” <strong>İslamcı</strong> siyasal akımların <strong>Türkiye’de</strong> ana akım <strong>İslamcılık</strong> ile olan farklarını düşünmek gerekiyor. Devrimle birlikte <strong>ABD</strong> etkisinden çıkan <strong>İran’ın</strong> yeniden <strong>CIA</strong> eksenli networkunun oluşturulması gerekiyordu. “<strong>İrancı</strong>” <strong>İslamcılık</strong> <strong>1980’li</strong> yılların başından <strong>1990’ların</strong> başına kadarki yaklaşık 10 yıllık süre içerisinde yükselen bir ivmeye sahipti.</div> <div><strong>İstihbaratın</strong> devşirdiği isimler genellikle tanıdık bildik çevreden tercih ediliyordu. Mesela <strong>Enver</strong> <strong>Altaylı</strong> ile akrabalık bağı olanlar başı çekiyordu. <strong>İslamcılaştırılan</strong> bazı <strong>ülkücüler</strong> sonra ‘İrancı’laştıldı.</div> <div><strong></strong></div> <div><strong>İstanbul</strong>, <strong>Konya</strong>, <strong>Diyarbakır</strong>, <strong>Erzurum</strong>, <strong>Bursa</strong> ve <strong>Ankara</strong> gibi büyük şehirlerde özenle seçilen üniversite öğrencileri, verilen kısa eğitim sonrası gençlik liderlerine dönüşüyor, mitinglerde, toplantılarda kitleleri sürüklüyorlardı. Burs alıyorlar, üniversite bitince, kolayca yurt dışında eğitim görüyorlardı.</div> <div><strong>1990’larda</strong> ana akım <strong>İslamcı</strong> hareketlerin <strong>Türkiye</strong> siyasi hayatında yükselmeleri ve iktidar ortağı olmaları da bazı “<strong>İrancı</strong>” <strong>İslamcı</strong> figürlerin ‘<strong>ana</strong> <strong>akımlaşmalarına’</strong> neden olmuştur.</div> <div><strong>Bugün geçmişe dönüp baktığınızda kimisi yayıncı, kimisi milletvekili, kimisi bürokrat, kimisi muhaberat, kimisinin bakan pozisyonunda olduklarını göreceksiniz. İsim vermeye gerek yok. Her biri, kendine özgü damgası ile ‘ben buradayım’ diyor.</strong></div> <div>Sonuçta <strong>CIA</strong> yetiştirmesi <strong>İrancı</strong> <strong>İslamcılar</strong> üzerinden <strong>İran’a</strong> nüfuz edildi. Onların ayak izlerini takip eden <strong>CIA</strong>, <strong>İran'da</strong> yeniden kendi <strong>istihbarat</strong> <strong>ağını</strong> oluşturdu. Yıllar sonra <strong>CIA Direktörü Gina Haspel</strong>, kuruluşun yabancı dil konusunda uzman ajanlar işe alıp yetiştirdiklerini özellikle "<strong>Arapça, Çince, Farsça ve Türkçe bilen</strong>" ajanlar yetiştirdiklerini söylemişti.</div> <h3><strong>Nasıl başardılar?</strong></h3> <div><strong>Marksistlerin</strong> dediği gibi, <strong>İkinci Paylaşım Savaşı </strong>sonunda dünya, <strong>Kapitalist</strong> ve <strong>Komünist</strong> blok olmak üzere iki kutuplu oldu. Sonradan <strong>Bağlantısızlar Hareketi</strong> ortaya çıksa da baskın ve belirleyici güç odağının iki merkezi <strong>Moskova</strong> ve <strong>Washington</strong>'du. </div> <div><strong>ABD'li</strong> strateji uzmanları, soğuk savaş dönemindeki <strong>Sovyet Rus </strong>yayılmacılığının önüne geçmek ve <strong>İslam’ı</strong> (Müslümanları demek daha doğru olacaktır) kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak için <strong>Zbigniew Kazimierz Brzezinski</strong>’nin mimarı olduğu ‘<strong>Yeşil Kuşak</strong>’ projesini kurguladılar.</div> <div></div> <div>‘<strong>Yeşil Kuşak Projesi’,</strong> <strong>ABD</strong> düşmanı ve <strong>Sovyetler’e</strong> karşı <strong>radikal</strong> <strong>İslam’ı</strong> kullanma stratejisine dayanıyordu. Bu kapsamda <strong>2. Dünya Savaşı</strong> bitince <strong>Almanya</strong> adına savaşan eski <strong>Sovyet</strong> Coğrafyasından gelen <strong>Müslüman</strong> <strong>Türkler</strong> aracılığıyla <strong>İslam</strong> dünyasını ve özellikle <strong>Ortadoğu’yu</strong> kontrol etmek isteyen <strong>Batı</strong> <strong>Alman</strong> ve <strong>Amerikan</strong> ajanları tarafından <strong>Münih’te</strong> bir cami kurulmuştu.</div> <div><strong>Münih’teki</strong> <strong>CIA</strong> <strong>Camisi</strong>, <strong>24</strong> <strong>Ağustos</strong> <strong>1973’de</strong> sözde ibadete açıldı. <strong>Cami</strong>, <strong>Münih</strong> <strong>İslam</strong> <strong>Merkezi</strong> (İslamisches Zentrum München) ya da diğer adıyla <strong>Freimann</strong> <strong>Cami</strong> (Freimann Moschee) bünyesinde yer alıyordu. Burası <strong>Soğuk</strong> <strong>Savaş</strong> döneminde <strong>Batı</strong> <strong>Almanya</strong> istihbarat unsurlarının ve <strong>CIA’ın</strong> komünizme karşı <strong>Müslüman</strong> grupları kullandığı bir merkezdi.</div> <div>Bu projenin uygulanabilirliği için gerekli olan insan kaynakları <strong>CIA’nın</strong> yıllar yılı kültürel etkinlikleri ve yayınlarıyla <strong>İslam</strong> dünyasında temellendirilen komünizm karşıtlığı ön planda olan radikal <strong>İslamcı</strong> gruplardı. <strong>Türkiye’de</strong> bir dönem faaliyet gösteren <strong>CIA</strong> patentli <strong>Komünizmle</strong> <strong>Mücadele</strong> <strong>Derneği</strong> gibi. <strong>Komünizme</strong> karşı <strong>Ehli</strong> <strong>Kitap</strong> ile işbirliği fikrini önce <strong>Şarkiyat</strong> <strong>Enstitülerinde</strong> geliştirdiler. Bu konuda oryantalizm oldukça iyi iş çıkardı.</div> <div><strong>Nur</strong> talebeleri kızacaklar ama umurumda değil, ihale onlara verildi. <strong>Kore</strong> <strong>Savaşı </strong>buna kılıf oldu. <strong>Komünist</strong> <strong>Çin</strong> ve <strong>Sovyetler</strong> <strong>Birliği’ne</strong> karşı <strong>Müslüman</strong> <strong>Türkiye</strong>, emperyalist ama <strong>Ehli</strong> <strong>Kitap</strong> yani <strong>Hristiyan</strong> <strong>ABD </strong>ordusunun yanında savaşa katıldı. Hatta <strong>Said</strong> <strong>Nursi'nin</strong> sadık talebesi <strong>Bayram</strong> <strong>Yüksel'in</strong> <strong>Kore</strong> <strong>Savaşı’na</strong> katılması, bu <strong>Ehli</strong> <strong>Kitap </strong>ittifakının sembolü oldu.</div> <div>Demek istediğim; <strong>dinsizlik</strong> cereyanına karşı <strong>Ehli</strong> <strong>Kitap</strong> dayanışması, <strong>Risale-i Nur</strong> cemaati aracılığı ile meşrulaştırıldı. <strong>Türkiye'de</strong> <strong>Nurculuk</strong> cerayanı ve <strong>Komünizmle</strong> <strong>Mücadele</strong> <strong>Dernekleri</strong> görev üstlendiler. <strong>Nurcuların</strong> lideri <strong>Molla</strong> <strong>Said</strong>/ <strong>Bediiüzzaman</strong>; "İsevilerin hakiki dindarlarıyla, ehl-i Kur’ân’ın müşterek düşmanlarına (Komünizme) karşı ittifak edeceğini" söylüyor, “<strong>Misyonerler ve Hıristiyan ruhanîleri, hem Nurcular, çok dikkat etmeleri elzemdir</strong>” diyordu.</div> <div><strong>Sovyetler</strong>'in <strong>Afganistan’ı</strong> işgali, ‘<strong>Yeşil Kuşak Projesi</strong>’nin pratiği noktasında <strong>Amerikalılara </strong>bulunmaz fırsatlar sundu.</div> <div>“<strong>Kızıl tehlikeye karşı yeşil panzehir</strong>” sloganıyla formüle edilen bu kuşak projesi gereği <strong>CIA,</strong> <strong>İslamcı</strong> mücahit gruplara her türlü silah, mühimmat, finans ve enformasyon desteği sağlayarak, <strong>Sovyetler'i Afganistan</strong>’dan püskürtmek için cepheye sürdüler.</div> <div>Oyun devam ediyor…</div> <div>.</div> <div><strong>Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com</strong></div> <div>Seçilmiş Kaynakça</div> <div>https://katalog.idp.org.tr/dergiler/598/yeryuzu</div> <div>https://www.haksozhaber.net/okul/yeryuzu-dergisi-921yy.htm</div> <div>https://www.gercekhayat.com.tr/dunya/iran-devrimi-kimin-eseri/</div> <div>https://www.bihavadis.com/iran-devrimi-ve-humeyni-cia-mossad-iliskileri-2/8698/</div> <div>https://www.ydh.com.tr/HD7014_ailesinin-ayetullah-taleganiyi-anmasina-izin-verilmedi.html</div> <div>https://www.umranhareketi.com/sayfa.php?detay=‘fuller-manipule-etti-biz-direnemedik’</div> <div>https://haber.sol.org.tr/dunya/cia-baskani-acikladi-turkce-bilen-ajan-yetistiriyoruz-248178</div> <div>https://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/eski-fbi-calisanindan-onemli-iddialar-haberi-16407</div> <div>https://kafkassam.com/sonik-patlama-enver-altayli-mehmet-eymur-kasif-kozinoglu-ekseninde-istihbarat-savaslari.html</div> <div>https://www.nytimes.com/1979/04/20/archives/ayatollah-taleghani-backs-away-from-a-showdown-with-khomeini-eyes.html</div> <div>https://tr.euronews.com/2019/11/04/abd-iran-iliskilerini-40-yil-once-koparan-baskinin-yapildig-buyukelcilik-binas-bugun-ne-du</div> <div><strong>https://www.dikgazete.com/yazi/cianin-iran-devrimi-operasyonunu-sah-riza-pehleviye-turkiye-haber-verdi-makale,1434.html-1434.html</strong></div> <div><strong>https://www.dikgazete.com/yazi/amerikanci-turancilarin-seyhi-ruzi-nazar-turkluge-degil-amerikan-emperyalizmine-calisti-makale,2583.html-2583.html</strong><strong></strong></div> <div><strong>https://www.dikgazete.com/yazi/said-nursiden-muhammed-mursiye-akifin-kurdugu-ihvani-muslimin-teskilatini-turkiye-mi-bitirdi-makale,1507.html-1507.html</strong><strong></strong></div> <div><strong>https://www.dikgazete.com/yazi/ingiliz-istihbarati-londrada-once-cami-ve-islam-kultur-merkezi-kurdu-sonra-isid-teroristlerini-yetistirdi-makale,1797.html-1797.html</strong></div> <div>Nail Elhan, İran Devrimi’nin Türkiye’de Yansımaları: “İrancılık” ve “İrancı” İslamcılık1, Türkiye Ortadoğu Çalışmaları Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 2, ss.28-57</div> <div></div>