USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

Bir yabancının gözünden hal-i pür melalimiz!..

Bir yabancının gözünden hal-i pür melalimiz!..
18-07-2022

John Smith dünyaca bilinen birkaç projeye imza atmış, tanınmış bir uzman ve proje yöneticisidir. Bir iş teklifi ile Amerika’nın Seattle kentinden Türkiye’ye gelir.

Seattle, Amerika'nın kuzeyinde, iş ve kent yapısı olarak küçük bir New York’tur. İyi bildiği beş dilden biri Türkçe olan John Smith, daha ilk günlerde edindiği izlenimlerle şirketteki yöneticilerin ve çalışanların yönetim ve iş yapma biçimleri karşısında şaşkına döner.

Uzun bir süre anlamakta zorluk çeker.

Her şeyden önce uzmanı olduğu konularda bile şirket yöneticilerinin ona işi nasıl yapması gerektiğini anlatmaları, ona ilk şokunu yaşatır. Çünkü onların bu konuda uzman olmalarına rağmen kendisine bu iş teklifini yapmalarına şaşırmıştır.

Sonradan anlar ki sadece bu şirkette değil, bu ülkede herkes her konuda uzmandır.

Bunun yanında takım çalışması anlayışını da çok garip bulur.

Herkes o kadar kendine odaklıdır ve işleri kendi istediği tarafa çekmektedir ki, ortak inandıkları şeyler, hedefler önemini yitirmektedir.

Gelecek”le pek ilgilenmediklerini, istedikleri tek şeyin “bu günü olduğu gibi sürdürmek” olduğunu fark eder.

“İstikrar” kavramı, herkesin çok dilindedir ve çok önemsenmektedir. Oysa kendisinin geldiği yerde “istikrar” durgunluk ve yerinde sayma anlamına gelen ve kimsenin istemeyeceği bir kavramdır.

Şirket çalışanlarının genelde az çalışıp çok tükettiğini, metot, teknik ve disiplin kavramlarına yabancı olduklarını gözlemler.

Oysa onun nazarında bir işi başarmak için her şeyden önce metot ve bilgi gerekir, fakat bu ikisi de yetmez çünkü bunlara ek olarak “çok çalışmak” da gerekmektedir.

Onu çok şaşırtan diğer bir husus ise herkesin çok konuşması olur.

Uzman olmadıkları konularda uzmandan daha çok konuşmaktadırlar.

Üstelik üzerinde çok konuştukları konuları, kesinlikle iyi yapamadıklarını da tespit etmiştir.

Sanki diye düşünür; iyi yapmak istemedikleri ya da yapamayacakları konularda daha çok konuşmayı tercih ediyorlar.

Bu çok konuştukları konuların en başında ise değişim gelmektedir.

Herkes birilerinin değişmesini istemektedir fakat bu değişimi kendisinden başlatmayı düşünene pek rastlanmamaktadır.

Değişmeyen tek şey değişimdir” sözünü herkes bilmektedir fakat idrak etmekte ve uygulamakta yeterli çaba gösterilmemektedir.

John Smith, müşteri odaklı bir çalışmaya katkı sağlaması istendiğinde görür ki bu tür çalışmalarda odak noktası müşteri olması gerekirken daha çok şirkete ve üst yönetime odaklanılmakta bunun için basılan dergi ve broşürlerde bile müşteri ikinci planda yer almaktadır.

Müşteri bekleme salonunun 10 metrekare olmasına rağmen patronun odasının 150 metrekare olmasını “Tam bir Türk işi müşteri odaklılık” olarak tanımlar.

Sizin için önemli kısımlarını özetlediğim, 2000 yılında yaşandığı belirtilen, gerçek mi kurgu mu olduğunu bilmediğim fakat tespitlerini çok isabetli bulduğum bu hikayeyi internet ortamında bulabilir, uzun versiyonunu, onun dilinden, esprili anlatımı ile okuyabilirsiniz.

Yaklaşık 20 yıl önce okuduğum bu hikayede hafızamda en çok yer eden kısım Zaman Yönetimi ile ilgili kısım oldu. Daha ayrıntılı değinmek istediğim için onu sona bıraktım:

John Simit, -çalışanların taktığı isim ile- namı diğer ‘Can Simidi’, şirkette vereceği en öncelikli ve önemli seminerin Time Management - Zaman Yönetimi olması gerektiğini görüyor.

Çünkü yöneticilerin de çalışanların da zamanlarını verimli kullanamadıklarını, zamanı yönetemedikleri için daha kısa zamanda yapılabilecek işlerin çok daha uzun bir zamana yayıldığını, özel hayatlarında da muhtemelen aynı durumun söz konusu olması nedeni ile bunun işe olumsuz yansımalarının olduğunu düşünüyor.

Bu nedenle düzenlediği “Zaman Yönetimi” seminerine maalesef katılım çok düşük oluyor. Onu daha da şaşırtan ve üzen katılmayanların şu mazeretidir:

“İşimiz başımızdan aşkın, zaten birçok şeye zaman yetmiyor.”

Kendimde ve çevremde çok sık rastladığım bu, “zamanını yönetemeyip, zaman yetmiyor mazereti” bana hep bu hikayeyi hatırlatır.

John Smith, “Zamanı Yönetmek” seminerinde neler anlattığına değinmiyor. Bu konuda benim aklıma gelen iki tavsiyeyi yeri geldiği için sizinle paylaşmak istiyorum:  

Birincisi yazılarımda çok sık yer verdiğim büyük mütefekkir İmam Gazali’den…

Kendisi 53 yıllık ömründe 500 kitap yazmış ve sırrını “sabah namazlarından sonra uyumadım, çoğu kitabımı bu saatlerde yazdım” diyerek açıklamış.

Diğer tavsiye hem “Amerika’nın en genç savunma bakanı” hem de “Amerika’nın en yaşlı savunma bakanı” unvanına sahip ve bunun yanında “dünyayı kana bulayan isim” olarak da anılan Donald Rumsfeld’e ait; kendisi milyonlarca kişinin ölümü ile sonuçlanan Irak İşgalinin mimarı. 75 yaşında emekliye ayrıldıktan sonra yazdığı kitapta “başarılı” olmasının sırrını şöyle açıklıyor: “Ne onu yapan ne bunu yapan başarılıdır. Başarılı olanlar her sabah 5’te kalkan ve hedefi için gerekeni yapanlardır.”

Elbette ki istisnalar olacaktır. Fakat biz de kendimize sağlıklı bir gözle baktığımızda John Smith’in tespitlerine yakın şeyler görme ihtimalimiz çok yüksek.

Üstelik bu tespitler 20 yıllık tespitler.

Dolayısı ile bir kuşağın yetişmesinde çok etkili olduğumuzu ve şikayet etmeye pek hakkımızın olmadığını da gösteriyor.

Evet, gerçekten de kabul edelim ki;

- Az iş yapıyor çok konuşuyoruz, az üretip çok tüketiyoruz.

- Her konuda uzman olmaktan, kendi alanımızda uzmanlaşamıyoruz.

- Zamanı yönetemiyor ve “zaman yetmiyor” diye şikayet ediyoruz.

- Zamanında yatmıyor ve Sabah 5’te kalkmıyoruz.

- Günü kurtarmak bize yetiyor. Geleceğin de bir gün geleceğini çok da önemsemiyoruz.

- Değişmesini istediğimiz kişiler arasına bir türlü kendimizi dahil edemiyoruz.

- Teknik, disiplin ve metot, pek yakınlık kuramadığımız kavramlar.

- Başkalarında görebildiğimiz kusurları kendimizde göremiyoruz.

- Eleştiri ve şikayetlerimiz hep başkalarına yönelik.

O zaman gelin, siyaset bilimci, şair ve yazar Savaş Ş. Barkçin’in şu sözlerini küpe yapalım kulağımıza ve değişmesini istediğimiz, değiştirmeye çalıştığımız ilk kişi kendimiz olalım:

- Damlaya damlaya göl olur, doğru. Fakat bu sözü sadece tasarruf olarak anlamayalım. Her an, her gün bilgimize, görgümüze, ahlakımıza yeni bir değer katarak kişiliğimizi ummanlaştıralım. Çünkü  sıradanlığın ve çürümenin yaygın olduğu bir devirde en büyük mücadele, donanımlı ve düzgün olmaya çalışmaktır.

.

Hüseyin Burak Uçar, dikGAZETE.com

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Hüseyin Paslı
Hüseyin Paslı 2 ay önce
“Bir kişinin yüzde yüz değiştirebileceğinden emin olması gereken yegane şey kendisidir”
Yine çok güzel bir yazı olmuş.
Çok faydalandım.
Elinize ve fikrinize sağlık.
Ramazan Umut
Ramazan Umut 2 ay önce
Anlatıklarınızda,bilmediğini bilmeyen bir de öğrenmeye çalışmayan "cahil" insan tipini anlatmışsınız.Ve maalesef bu insan tipinin çok olduğu bir dönemde yaşadığımızın bir daha farkına vardık.
Bu ahvale düşmemek için "neleri nasıl yapmamız gerekiyor'u" çok iyi ifade etmişsiniz...
Yüreğinize sağlık,ilminize bereket..;)
Feridun
Feridun 2 ay önce
Hüseyin bey, her zamanki gibi çok değerli bir konuyu yazınıza taşımışsınız emeğinize sağlık. Maalesef yazınızdakilerin çoğu gerçek ve çoğumuzu kapsayan bir sıkıntı. Değişime kendimizden başlayarak faydalı bir hayatı sürdürebilmemizi diliyorum.
Süleyman
Süleyman 2 ay önce
Hüseyin bey zamanimizin en önemli konularina değinmişsiniz istifade ettik. okumak,bilmek önemli ama icraat olmadan sonuç alinamiyor. Uygulamaya gecirmek dileğiyle...
Z kuşağından bir genç
Z kuşağından bir genç 2 ay önce
Zaman çok hızlı geçiyor diyoruz. İşlerimizi yetiştiremiyoruz. Yapılacaklar listemiz çok geniş olmasına rağmen hepsini son güne bırakıyoruz. Hiç bir şey yapmadan yatarak geçiriyoruz günlerimizi. Zaman kıymetli geçirildiğinde zamandır. Yatarak geçirdiğimiz günlerimiz aklımızda kalmaz. Kalıcı bir şey yapmadığımız içinse onun hızlı geçtiğini sanarız. Böyle böyle geçer... Bir bakmışız zamanımız kalmamış. Kaleminize sağlık.
Abdullah Pektaş
Abdullah Pektaş 2 ay önce
Hüseyin bey uzun bir aradan sonra tekrar merhaba! Evet dizinde belirttiğiniz gibi insan kendisini eksik olduğu yönlerde geliştirmeli,bunu yaparken eleştirel olmalı ,bilmediği konular da alim gibi konuşmalı.Zaman yönetimi ayrıca bir ders mutlaka öğrenilmeli, Donald rumsfeld örneği yerine Abdülhamid Han'ın geceleri uyumayip sürekli tefekkür edip ve ibadet halinde olduğunu,sonuçlarıninda tüm dünyanın malumu olduğu örneği daha iyi olurdu naçizane .yazılarınızı çok beğeniyorum kaleminize sağlık iyi haftalar
Mümin
Mümin 2 ay önce
Durumumuzu çok güzel özetlemişsiniz. Hepimiz önce kendimizden başlayarak, ders çıkararak aksiyon alalım inş.
Nazan
Nazan 2 ay önce
Çok haklı tespitler...İnsanlar içinde bulundukları toplumda kendilerine bakmayıp başkalarını eleştiriyor,onları değiştirmeye çalışıyor.Bence ilk önce bireylerin kendilerini geliştirmeleri gerekir.Daha sonra başarı oranı bütün toplumu kaplayacaktır.
Rahmi
Rahmi 2 ay önce
John Smith gibi düşünüp Türk gibi yaşıyorum. Düşünceleri eyleme geçirmek lazım.
Muammer
Muammer 2 ay önce
Yazınızda değindiğiniz konular çok değerli. Değişim için harekete geçmek, erken kalkıp erken yol almak gerekir. Günümüzde de önde gelen birçok kişi güne erken başlayıp gününü verimli geçirmekte. Ders çıkarılması gereken şeylere değinmişsiniz. Saygılarımla.
Timur
Timur 2 ay önce
Ekip, plan, organizasyon, disiplin vb bir çok kelime dilimize yabancılardan geçmiş Türkçede bu kelimelerin karşılığı maalesef yok. Bize özel kelimeler duygu ve aileyi öne çıkaran kelimeler. Bireysel bir toplum olmadığımız için belli de bu şekilde. Eminim dezavantajıda çok ama olumlunyanları da muhakkak ki vardır. Bunhayatımızın her alanında böyle futbol da bile. Fatih terim hocamız ne diyordu taktik maktik yok . Ver coşkuyu.
Fatih Tunca
Fatih Tunca 2 ay önce
Güzel tespitler Hüseyin Burak bey. Elinize sağlım
Nigar Özel
Nigar Özel 2 ay önce
Hayata yönelik çok önemli tespitler mutlaka dikkate alınmalı tebrikler
Süleyman kocapınar
Süleyman kocapınar 2 ay önce
Güzel bir yazı olmuş.kaleminize sağlık
Mehmet
Mehmet 2 ay önce
Kaleminize sağlık Hüseyin bey yazılarınızı özlemiştim
Volkan Bayri
Volkan Bayri 2 ay önce
Ömrün mutlu günlerine niçin aldanır ki insan
Her şey değişir gök gibi bir gün pırıl pırıl bir gün bulutlu
Sen de öylesin işte
Bu gün güldürürse yarın ağlatır zaman…
Selda Erkan
Selda Erkan 2 ay önce
Hüseyin bey özlemişiz yazılarınızı. Okudukça kendimize format atıyoruz.. kaleminize sağlık
Abdurrahman Keskin
Abdurrahman Keskin 2 ay önce
Çok güzel yazmışsınız. Kaleminize yüreğimize sağlık…
Mesut İsen
Mesut İsen 2 ay önce
Hüseyin bey güzel bir yazı olmuş ,Bizim en büyük sıkıntımız bilmediğimiz şeyleri karşı tarafa iletmek sanırım.
Sorulduğunda bilmiyorsak bilmiyorum demek bize tuhaf geliyor
Çalışmak ve zaman yönetimi de ayrıca geliştirilmesi gereken ayrı bir konu tabi(:
Cumhur Karasu
Cumhur Karasu 2 ay önce
Eğitimde uzmanız, öğretmenler yattıkları yerden maaş alıyor; sağlıkta uzmanız, doktorlar oturdukları yerden maaş alıyor; sporda uzmanız, o pozisyon kaçar mı; siyasette uzmanız, ülke böyle mi yönetilir! Ama ben bu yazıyı okumaya zaman ayırabiliyorum onca işin arasında. Kaleminize sağlık, teşekkürler Hüseyin Bey.
Fikret GÜNEŞ
Fikret GÜNEŞ 2 ay önce
Amannnn bekleki dolsun havuz vaktim yok
Yıldıray Yıldız
Yıldıray Yıldız 2 ay önce
Yazınızı büyük bir keyifle okudum tespitler çok doğru ve yerinde.
Atalarımız boşuna söylememiş “erken kalkan yol alır diye “
Mehmet Zeki AKTAŞ
Mehmet Zeki AKTAŞ 2 ay önce
Hocam selamlar tespitler doğru bu coğrafyada genetik.
Ahmet Reşat SAKARYA
Ahmet Reşat SAKARYA 2 ay önce
Merhabalar Hüseyin bey, yine akıcı ve sürükleyici bir yazı kaleme almışsınız. Kaleminize sağlık.
Lütfü
Lütfü 2 ay önce
Donald Rumsfeld inşallah sabah 5 te kalkıp sabah namazını da kılmıştır. Yoksa gittiği yerde başarılı olduğunu sanmıyorum...
Nuh
Nuh 2 ay önce
Günü kurtarmak, gün yetmiyor vb. konuşmalar hiç de kulağa yabancı gelmiyor maalesef. Ayrıca iki zıt karakter ve ikisinin de başarılı olmasını erken kalkmaya bağlaması çok güçlü bir örnek. Umarım biz de başarabiliriz. Teşekkürler Hüseyin Bey.