<div><strong>Sovyetler Birliği’nin</strong> dağılmasından sonra <strong>ABD’li</strong> toplum mühendislerinin <strong>Medeniyetler Çatışması</strong> kuramından <strong>Tarihin</strong> <strong>Sonu</strong> tezine geçmeleri, yeni bir dünya düzeninin yani tek kutuplu küresel bir sistemin ideolojik tasavvurundan başka bir şey değildi.</div> <div>‘<strong>Medeniyetler</strong> <strong>Çatışması'</strong><strong>na</strong> karşı dönemin <strong>Türkiye</strong> <strong>Başbakanı</strong> <strong>Recep</strong> <strong>Tayyip</strong> <strong>Erdoğan</strong> ve <strong>İspanya</strong> <strong>Başbakanı</strong> <strong>Zapatero</strong> işbirliğinde <strong>'Medeniyetler</strong> <strong>İttifakı'</strong> projesine start verildi.</div> <div></div> <div>Batıdan estirilen rüzgarla piyasa <strong>hoşgörü</strong> <strong>havarileri</strong> ile doldu taştı. <strong>Dinlerarası</strong> <strong>Diyolog</strong> görüşmeleri hızlandırıldı. <strong>İbrahimi</strong> <strong>Dinler</strong> saçmalığı altında üç semavi dinin mensupları, <strong>Yahudiliğin</strong> <strong>potasında</strong> eritilmeye çalışıldı.</div> <div><strong>Vatikan</strong> referanslı <strong>CIA</strong> kodlu bir cemaate, bu faaliyetler ihale edildi. Şimdiki iktidar partisi, bir bakanlık uhdesinde bu görüşmeleri sürdürdü. <strong>Büyük</strong> <strong>Ortadoğu</strong> <strong>Projesi'nin</strong> dönem başkanlığı dahi uhdemize verildi. Hatta tüm bunlar <strong>Avrupa</strong> <strong>Birliği</strong> entegrasyonunun bir parçası gibi kamuoyuna sunuldu.</div> <div>Kim ne derse desin <strong>Ankara,</strong> “<strong>kuzu</strong> <strong>postuna</strong> <strong>bürünmüş</strong> <strong>Kurt</strong>” rolünü hakikaten iyi oynadı.</div> <div><strong>Küresel</strong> odaklardan güç devşirdi. Bölgesel aktörlükten <strong>küresel</strong> <strong>aktörlüğe</strong> geçiş sürecini hızlandırdı. Uzun soluklu bir rekabete her açıdan kurumları ve kaynakları ile hazırlandı.</div> <div>Daha önümüzde kat edilecek yollar var.</div> <h3><strong>Türkiye,</strong> <strong>NATO'nun karın ağrısı!..</strong></h3> <div><strong>Ankara,</strong> <strong>NATO</strong> üyesi ve en büyük ordusu olan ve savaş kabiliyeti yüksek birkaç ülke arasında. <strong>NATO</strong> <strong>Karargâhı</strong> ile <strong>Genelkurmay</strong> <strong>Başkanlığı</strong> arasında “tak-şak” türünden bir ilişki yok. </div> <div>Şerh konulacaksa şerh koyuyor, posta konulacaksa posta koyuyoruz.</div> <div>“<strong>Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem</strong>” modunda olduğumuz bilinir. <strong>Akif’in</strong> dediği gibi “<strong>Yumuşak</strong> <strong>başlı</strong> <strong>isem</strong>, <strong>kim</strong> <strong>demiş</strong> <strong>uysal</strong> <strong>koyunum</strong>?” </div> <div><strong>NATO'ya</strong> katılmaya ve onunla birlikte çalışabilir hale gelmeye istekli iki <strong>İskandinav</strong> ülkesinin, <strong>NATO</strong> üyesi <strong>Türkiye</strong> tarafından uzak tutulması, <strong>NATO</strong> beslemesi strateji uzmanlarınca bir paradoks olarak <strong>Batı</strong> kamuoyunda propagandası yapıldı.</div> <div>Hatta <strong>Türkiye'nin</strong> mevcut engelleme politikasının tek kazananı olarak <strong>Rusya</strong> <strong>Federasyonu Başkanı</strong><strong> Vladimir Putin</strong> ilan edildi. <strong>Ruslar</strong> bile bu işe şaşırmadı değil!</div> <div>Düşünsenize <strong>NATO</strong> üyesi bir ülkenin, <strong>Atlantik</strong> <strong>Paktının</strong> angajmanlarına rağmen <strong>Rusya'nın</strong> aleyhine olabilecek bir süreci tıkaması nasıl bir şey? Ama tüm bunlara rağmen <strong>Kremlin</strong>, <strong>Türkiye'nin</strong> dostluk gösterisini yeterli bulmuyor.</div> <div><strong>Türkiye,</strong> araftaki konumunu sürekli güncelliyor. Önce <strong>Fillandiya'nın</strong> <strong>NATO</strong> üyeliğine koyduğu blokajı kaldırdı. Muhtemelen <strong>14</strong> <strong>Mayıs</strong> <strong>Seçimleri</strong> sonrasında yeni kurulacak hükümet, <strong>İsveç</strong> için benzer bir karara imza atabilir.</div> <div><strong>Ankara,</strong> <strong>Küresel</strong> çete ile çatışmamaya özen göstererek kendi çıkarlarını koruyan ajandasını uyguluyor. Ne de olsa <strong>Cihanşumül Kadim Türk Devleti'nin</strong> tecrübesi mevcut.</div> <h3><strong>Türkiye'nin jeopolitik hamleleri…</strong></h3> <div>Yaklaşık <strong>30</strong> yıl boyunca, karayla çevrili <strong>Dağlık</strong> <strong>Karabağ'ın</strong> <strong>Avrupa</strong> diasporası ve <strong>Moskova'nın</strong> kışkırtması ile <strong>Ermenistan</strong> tarafından işgali ile başlatılan çatışma, çok sayıda müzakere turu ve <strong>Azerbaycan</strong> ile <strong>Ermenistan</strong> arasında büyük bir bölgesel silah birikimi yoluyla devam ettirildi.</div> <div>Ancak milliyetçi bir <strong>Ermeni</strong> için mevcut küresel kriz, <strong>Türkiye</strong> ve <strong>Ermenistan</strong> Normalleşme Sürecinin başlamasının tarihi olan <strong>24</strong> <strong>Şubat</strong> <strong>2022</strong> değil, <strong>27</strong> <strong>Eylül</strong> <strong>2020'de</strong> <strong>Dağlık</strong> <strong>Karabağ</strong> için ikinci büyük savaşın başlamasıydı. <strong>NATO</strong> üyesi <strong>Türkiye</strong>, <strong>Azerbaycan'a</strong> verdiği destekle, jeopolitik nüfuzunu genişletti.</div> <div><strong>2020'de</strong> <strong>Azerbaycan</strong>, modernize edilmiş silahlı kuvvetlerini kullanarak işgal edilmiş topraklarını kurtarmak amaçlı bir saldırı başlattı.</div> <div><strong>Rusya</strong>; <strong>ABD</strong> ve <strong>Avrupa</strong> başkentlerinin yörüngesinde kulaç atan <strong>Erivan'ın,</strong> <strong>Bakü</strong> karşısında yenilgiye uğramasına göz yumdu. <strong>Türkiye</strong> destekli <strong>Azerbaycan</strong> ordusu, <strong>Ermeni</strong> savunmasını ezdi geçti ve işgal altındaki toprakların yanı sıra <strong>Karabağ'ın</strong> önemli kısımlarını geri aldı.</div> <div>Çatışmanın sonunda varılan anlaşma, bir <strong>Rus</strong> barış gücünün devreye girmesini sağladı ve bölgeyi sektörel pazarlara açmak için yeni ulaşım koridorlarını işlevselleştirdi.</div> <div><strong>Türkiye</strong>, <strong>Azerbaycan'a</strong> <strong>Ermenistan</strong> topraklarından geçecek bir ulaşım koridorunun oluşturulmasını temin etti.</div> <div><strong>Rusya</strong> ve <strong>Türkiye'nin</strong> ortak perspektifi, <strong>Ermenistan</strong> ile <strong>Azerbaycan</strong> arasındaki tarihi gerilimlerin çözülmesini memnuniyetle karşılayacaktır. Çünkü <strong>Ankara</strong> ve <strong>Moskova</strong> yönetimleri, enerji geçiş güvenliğini önemsiyor.</div> <div><strong>Rus</strong> <strong>stratejistler</strong> <strong>2020</strong> savaşının, <strong>Rusya'nın</strong> devam eden <strong>Ukrayna</strong> savaşı nedeniyle daha da zayıflaması ve <strong>Türkiye</strong> ile <strong>İran'ın</strong> <strong>Güney</strong> <strong>Kafkasya'ya</strong> daha fazla ilgi duymasıyla bölgenin jeopolitik dengesini de alt üst ettiği kanaatindeler.</div> <div>Batılı ülkeler, gecikmeli olarak angajmanlarını hızlandırıyorlar.</div> <div><strong>Rusya</strong>, <strong>Ermenistan</strong> ve <strong>Azerbaycan</strong> ile ilişkilerindeki bu olumsuz gidişatı tersine çevirmek isterken, acil hedefi <strong>Güney</strong> <strong>Kafkasya'da</strong> yeni bir savaş riskini azaltmaktır.</div> <div><strong>ABD</strong> ile <strong>İran</strong> arasındaki köklü gerilimler göz önüne alındığında <strong>Tahran</strong>, <strong>Ermenistan</strong> ile ittifakta dahil olmak üzere <strong>Rusya'nın</strong> bölgedeki dominant politikasını destekliyor.</div> <div><strong>Velayeti</strong> <strong>Fakih</strong> rejiminin bu pozisyona verdiği destek, ülkenin güvenlik uzmanlarına göre, <strong>ABD'nin</strong> <strong>Kafkasya'yı</strong> <strong>İran</strong> topraklarına karşı bir <strong>fırlatma</strong> <strong>rampası</strong> olarak muhtemel kullanma çabalarına karşı <strong>İran'ın</strong> güvenliğini artırıyor. </div> <div><strong>ABD'nin</strong> <strong>Azerbaycan</strong> ve <strong>Gürcistan</strong> üzerinden <strong>Kafkas</strong> bölgesini konsolide etmesi, <strong>İranlılar</strong> açısından bölgesel ulaşım altyapısının kontrolü konusunda bölgesel dengeyi <strong>İran</strong> ve <strong>Rusya'dan</strong> uzaklaştırmakla tehdit ediyor. Bu nedenle <strong>Rusya</strong> ile çatışma riski yüksek <strong>Gürcistan’ın</strong> öngörülebilir bir gelecekte <strong>Avrupa</strong>-<strong>Atlantik</strong> rotasından vazgeçmesi beklenmemelidir.</div> <div>Bununla birlikte <strong>Rus</strong> <strong>gazına</strong> ek olarak <strong>Azerbaycan</strong> ve <strong>Türkmen</strong> gazını da içerecek olan <strong>Çin'in</strong> <strong>Orta</strong> <strong>Koridoru</strong> ve <strong>Türkiye</strong> gaz merkezinin geliştirilmesiyle, <strong>Gürcistan'ın</strong> kargo ve enerji arzı için bir geçiş devleti olarak rolünün artacağı bir süreç yaşanacak. </div> <div>Bu, <strong>AB'ye</strong> katılmanın imkânsızlığının bir noktada <strong>Tiflis</strong> için artık bir öneminin olmayacağı ve <strong>Gürcistan'ın</strong> dış politika stratejisinin gözden geçirilmesinin o zaman oldukça mümkün olacağı anlamına geliyor.</div> <div>Daha geniş anlamda, <strong>Güney</strong> <strong>Kafkasya</strong>, <strong>Batı</strong>, daha geniş <strong>Orta</strong> <strong>Doğu</strong> ve <strong>Orta</strong> <strong>Asya</strong> arasında önemli bir lojistik bağlantı olmaya devam ediyor.</div> <div><strong>Rusya</strong>, iki yüzyıldan fazla bir süredir orada köklü bir askeri varlığa sahip ve <strong>Dağlık</strong> <strong>Karabağ</strong> durumu, <strong>Sovyet</strong> sonrası alanda en uzun süredir devam eden çatışma haline gelmişti. Barışı sağlamak, <strong>ABD</strong> çıkarlarını birçok cephede ilerleten güçlü bir jeopolitik atılım olacaktır. Bu konuda <strong>Ankara</strong> ile <strong>Moskova</strong> hemfikir denilebilir. Sonuçta aklın yolu bir.</div> <div>Dünyada jeopolitik gerginliğin devam etmesi, <strong>Batı’nın</strong> zayıflayan etkisi ve başarısız politikaların yarattığı boşluk, <strong>Rusya</strong> ve <strong>Türkiye'ye</strong> bölgede çıkar sağlama fırsatı yarattı.</div> <h3><strong>Pax Sinica/Çin Barışı veya Suudileri kim neden Çin ile buluşturdu?</strong></h3> <div>Üç dört yıl önce <strong>Türk-Arap Derneği</strong> Başkanı, gazeteci <strong>Turan</strong> <strong>Kışlakçı</strong> “<strong>Yemen’de ABD Suud’u, İngilizler Husileri destekliyor</strong>” demişti.</div> <div>Çıkar söz konusu olduğunda iki <strong>müttefik</strong> ülke, farklı pozisyonlar üstlenebiliyor.</div> <div><strong>Riyad</strong> rejiminin <strong>Çin</strong> <strong>Halk</strong> <strong>Cumhuriyeti'nin</strong> arabuluculuğunda <strong>İran</strong> ile ihtilaflı konuları rafa kaldırması hiç şüphesiz <strong>ABD'nin</strong> gücünü azalttı. <strong>Suudiler</strong> nasıl oldu da <strong>Washington'a</strong> kafa tutmayı göze alabildiler?</div> <div>Neden ama neden?</div> <h3><strong>Joe Biden faktörü!..</strong></h3> <div><strong>Joe Biden, ABD Başkanı</strong> seçilmeden evvel <strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan</strong> <strong>Veliaht</strong> <strong>Prensi</strong> <strong>Muhammed</strong> <strong>Bin</strong> <strong>Selman</strong> hakkında çok ağır sözler söylemişti.</div> <div><strong></strong></div> <div><strong>Biden’ın</strong> göreve başlamasından bu yana <strong>Washington</strong> ve <strong>Riyad</strong> arasında çok ciddi bir soğukluk yaşanıyordu.</div> <div>Yaklaşık iki buçuk yıldır <strong>Biden</strong> <strong>Yönetimi</strong> ile <strong>Riyad</strong> arasında iletişim kopmuş görünüyordu. <strong>Amerikan</strong> medyasında <strong>Veliaht</strong> <strong>Prens’in</strong> <strong>Biden’ın</strong> telefonlarına bile çıkmadığı yazılıp çiziliyordu.</div> <div><strong>Londra’nın</strong> krizin çözülmesi için <strong>Riyad</strong> nezdindeki girişimleri de sonuç vermemişti.</div> <div><strong>ABD</strong> <strong>Başkanı</strong> <strong>Joe</strong> <strong>Biden</strong> ile <strong>Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman</strong> arasındaki "<strong>soğukluk</strong>" devam ederken, <strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan'ın</strong> <strong>Çin</strong> ile geç başlayan ilişkileri ise stratejik ortaklığa doğru gidiyor. Ayrıca <strong>Biden’ın</strong> <strong>Suudi</strong> hanedanının rakibi <strong>Reşidîleri</strong> iktidar yapma planı, <strong>Suudi</strong> ailesini farklı uluslararası bağlantılara yöneltti. </div> <div><strong>Pekin-Riyad</strong> hattındaki gelişen yakın ilişkilerin birçok boyutu bulunuyor.</div> <div>Bunlardan ilki, <strong>enerji</strong> güvenliğidir. <strong>1990’lı</strong> yıllardan beri <strong>Pekin</strong> yönetimi, <strong>Ortadoğu</strong> coğrafyasına “<strong>enerji arzının güvenliğini sağlama</strong>” hedefiyle bakmaktadır.</div> <div><strong>Pekin’in</strong> enerji güvenliği politikası; <strong>Çin</strong> ekonomisinin büyümesi, halkın refahının artması, ordunun modernize edilmesi ve rejimin istikrarının sağlanmasıyla yakından ilişkilidir.</div> <div>Son dönemde ise <strong>ABD’nin</strong> <strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan’a</strong> eleştirileri ve petrol üretiminin kısıtlanmasına yönelik tartışmada <strong>Riyad’ın</strong> <strong>Moskova’ya</strong> destek vermesi nedeniyle <strong>ABD</strong>-<strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan</strong> ilişkileri gerilmesine yol açmıştı.</div> <h3><strong>Ankara'nın Suudiler ile irtibat ve münasebetinin tarihi…</strong></h3> <div>Biraz tarih yolcuğuna ne dersiniz?</div> <div><strong>MİT</strong> öncesi <strong>Teşkilatı</strong> <strong>Mahsusa</strong>; 1. Dünya Savaşı sırasında <strong>Arabistan</strong> yarımadasında <strong>İngilizlere</strong> karşı önemli görevler gerçekleştirdi. <strong>Arabistan’ın</strong> ünlü şeyhlerinden <strong>İbnü’r-Reşit, Teşkilatı Mahsusa</strong> mensubuydu.</div> <div><strong>1914</strong>-<strong>1915</strong> arası dönemin <strong>Osmanlı</strong> istihbarat örgütü olan <strong>Teşkilat-ı Mahsusa</strong>’nın <strong>Arabistan</strong> kolunu, <strong>Eşref Sencer Kuşçubaşı</strong> sevk ve idare etmişti.</div> <div></div> <div><strong>İstiklal</strong> <strong>Marşı</strong> şairi <strong>Mehmet</strong> <strong>Akif</strong>, <strong>1915</strong> yılının <strong>Mayıs</strong> ayı ortalarında resmen vazifeli olarak, “<strong>Teşkilat-ı Mahsusa</strong>”nın başkanı <strong>Kuşçubaşı Eşref Bey’in</strong> idaresindeki bir heyete katılmış, <strong>Arabistan’ın</strong> <strong>Necid</strong> bölgesine yapılan ve dört buçuk ay süren yolculuk yapmıştı.</div> <h3><strong>Bu seyahatin hedefi Riyad idi...</strong></h3> <div><strong>Şerif Hüseyin’in</strong> <strong>İngilizlerle</strong> anlaştığının ve isyan hazırlığı içinde olduğunun anlaşılması üzerine devlete sadık kalmış olan <strong>Necid</strong> meliki <strong>İbnürreşid</strong> ile kendisinin hükümet merkezi olan <strong>Riyad’da</strong> görüşülmüştü.</div> <div><strong>Teşkilatı</strong> <strong>Mahsusa’nın</strong> <strong>Hicaz</strong> bölgesindeki en önemli hizmetlerinden birisi de günümüzdeki <strong>Suud</strong> hanedanlığının kurucusu <strong>İbn</strong> <strong>Suud</strong> ile gerçekleştirdiği anlaşmadır.</div> <div>Bu anlaşmaya uyan <strong>İbn Suud, 1. Dünya Savaşı</strong> sonuna kadar <strong>Osmanlı</strong> ordusuyla savaşmamış ve <strong>Osmanlı’ya</strong> isyan eden <strong>Mekke Şerifi Hüseyin’e</strong> katılmadığı gibi onun emirliğini ve riyasetini asla kabul etmemiştir.</div> <h3><strong>Anlaşma nasıl gerçekleşti?</strong></h3> <div><strong>1914’de</strong> <strong>Enver</strong> <strong>Paşa</strong>, <strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan’ın</strong> ilk kralı <strong>İbn</strong> <strong>Suud</strong> ile saldırmazlık protokolü gerçekleştirmesi için <strong>Teşkilat-ı Mahsusa’dan Binbaşı Ömer Fevzi</strong>’yi gönderdi.</div> <div><strong>Necid’in</strong> kudretli aşiret reisi <strong>İbn Suud, Osmanlı’ya</strong> isyan halindeydi.</div> <div><strong>Enver</strong> <strong>Paşa</strong>, <strong>İbn</strong> <strong>Suud</strong> ile anlaşma sağlamak istiyordu.</div> <div></div> <div><strong>Paşa’nın</strong> <strong>İbn</strong> <strong>Suud</strong> ile anlaşma yapması için seçtiği kişi bir binbaşıydı.</div> <div><strong>Binbaşı</strong>, Harbiye Nezareti’ne bağlı Umur-ı Şarkiye Dairesi (Teşkilatı Mahsusa) emrindeydi. <strong>Trablusgarp</strong>, <strong>İran</strong>, <strong>Mısır</strong>, <strong>Irak</strong>, <strong>Kafkasya</strong> ve <strong>Arabistan’da</strong> <strong>Teşkilat’ın</strong> operasyonlarına katılan bu binbaşı <strong>Ömer Fevzi Bey</strong>, bölgede araştırmalar yapmış, <strong>Kuveyt Şeyhi Mübarek</strong> ve <strong>Muhammare</strong> <strong>Şeyhi</strong> <strong>Hazal</strong> <strong>Han’ı</strong> da ziyaret etmişti.</div> <div>Temaslarının ardından <strong>İbn Suud</strong> ile yapılacak anlaşmanın mahiyetine ilişkin bir raporu <strong>Enver</strong> <strong>Paşa’ya</strong> sundu.</div> <div><strong>Kuveyt</strong> <strong>Şeyhi</strong> <strong>Mübarek’le</strong> yaptığı görüşmeyi şifreli telgrafla iletti.</div> <div><strong>Şeyh</strong> <strong>Mübarek’e</strong> göre, <strong>Osmanlı</strong> <strong>Hükümetinin</strong> <strong>İbn</strong> <strong>Suud</strong> ile gizli bir anlaşma sağlaması <strong>Umman</strong>, <strong>Maskat</strong> ve <strong>Bahreyn’e</strong> el atılmasında çok kolaylık sağlardı.</div> <div><strong>İbn Suud</strong> bu bölgeleri işgal ederdi, bu fiili durum <strong>Osmanlı’ya</strong> resmi sorumluluk getirmezdi. <strong>İbn Suud’un Osmanlı Devleti’ne</strong> asi olduğu söylenerek işin içinden çıkılabilirdi.</div> <h3><strong>Nitekim öyle de oldu, plan tıkır tıkır işledi!..</strong></h3> <div>Hatta 2 yıl 7 ay <strong>Medine</strong> savunmasını başarıyla tamamlayan ve kutsal emanetleri de <strong>İstanbul’a</strong> yollayan <strong>Fahrettin Paşa</strong>; <strong>İngiliz</strong> hempası <strong>Şerif</strong> <strong>Hüseyin’in</strong> ordusuna şehri teslim etmek istemediğinden <strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan’ın</strong> kurucusu <strong>Emir İbn Suud’a</strong> mektup yazmış, <strong>Suud</strong> aşiretini ve ordusunu <strong>Medine’ye</strong> davet etmiş, şehri kendilerine teslim etmek istediğini belirtmişti.</div> <div></div> <div>Torunun ifadesine göre mektupta şunlar yazıyordu;</div> <div>“<strong>Gel, sana teslim edeyim Medine’yi. İngilizlerin yanında yer alan Şerif Hüseyin’e değil. Emir Suud oğlu Abdülaziz Paşa, İslam âleminin yüzünü döndüğü yer, İngiliz himayesi altına kalmasın.</strong></div> <div><strong>Bunun için biz kanlarımızı çok ucuz döktük. Bu demek değildir ki, sınırlarımızı büyük etmeye veya Hicaz’da olan yer altı kaynakları için çalıştık”</strong><strong>.</strong></div> <div><strong>Türkiye</strong> <strong>Cumhuriyeti</strong> kurulduktan sonra, “<strong>İngiliz</strong> <strong>İslamcıları”nın</strong> iddia ettiği gibi asla <strong>Mekke</strong> ve <strong>Medine’nin</strong> bulunduğu <strong>Hicaz</strong> bölgesi ile ilgisini kesmedi.</div> <div><strong>Cumhuriyetin</strong> yönetici kadrosu <strong>İngilizlerin</strong> kışkırtmasıyla <strong>İstanbul’a</strong> başkaldıran <strong>Mekke Şerifi Hüseyin’in</strong> hainliğini asla affetmedi ve krallık kurmasına izin vermedi.</div> <div></div> <div><strong>Mekke Şerifi Hüseyin, </strong>güya “peygamber torunu” olduğu için <strong>Halifelik</strong> makamının kendisine ait olduğunu iddia ediyordu. <strong>Lawrens’in</strong> <strong>kuklası</strong> <strong>Şerif</strong> <strong>Hüseyin’e</strong> en şiddetli tepkiyi <strong>Necid’deki</strong> <strong>Suudiler</strong> gösterdi.</div> <div><strong>Ankara</strong> ile temastaki <strong>Suudiler,</strong> <strong>Ağustos</strong> <strong>1924’te</strong> önce <strong>Taif’i</strong>, ardından <strong>Mekke’yi</strong> ele geçirdiler.</div> <div><strong>Şerif</strong> <strong>Hüseyin</strong> tahttan çekildi ve yerine oğlu <strong>Ali</strong> geldi. Böylece <strong>Hüseyin’in</strong> <strong>halifelik</strong> hayali sonlandı.</div> <div>Cidde’ye çekilen <strong>Ali</strong> de <strong>1925</strong> Aralık ayında tahtından çekildi <strong>Irak’a</strong> sığındı.</div> <h3><strong>Hicaz bölgesi Suudilerin eline geçti…</strong></h3> <div><strong>1926</strong> <strong>Ocak</strong> ayında <strong>İbn-i Suud</strong> kendisini <strong>Necid</strong> <strong>Sultanı</strong> ve <strong>Hicaz</strong> <strong>Kralı</strong> ilan etti. Bu krallığı ilk tanıyan ülkelerden biri de <strong>Türkiye</strong> <strong>Cumhuriyeti’ydi</strong>.</div> <div><strong>1926</strong> <strong>Mayıs’ta</strong>, <strong>Tebriz</strong> eski <strong>Baş Şehbenderi Süleyman Şevket</strong>, sabık <strong>Yemen</strong> valisi <strong>Mahmud</strong> <strong>Nedim</strong> ve <strong>İskenderiye</strong> <strong>Şehbender</strong> <strong>Vekili</strong> <strong>Feridun</strong> <strong>Fahri</strong> beyler, <strong>Türkiye’nin</strong> <strong>Büyükelçilik</strong> görevlileri olarak <strong>Hicaz’a</strong> gittiler.</div> <div>Bu arada <strong>Emir İbn Suud</strong>, 70 kadar delegenin katıldığı <strong>Hilafet</strong> konferansını <strong>6 Haziran 1926</strong> tarihinde <strong>Mekke’de</strong>, şehrin batı kapısının çıkışında bulunan tepenin eteğinde bulunan <strong>Türk Topçu kışlasında</strong> topladı.</div> <h3><strong>Mustafa Kemal Paşa, konferansa temsilci Edip Servet Bey’i göndermişti…</strong></h3> <div><strong>İran</strong> ve <strong>Irak’tan</strong> katılım olmamış, <strong>Yemen</strong>, <strong>Afganistan</strong> ve <strong>Mısır</strong> delegeleri de <strong>Türkiye</strong> delegesi gibi geç gelmişlerdi. Konferansın dili <strong>Arapça</strong> idi.</div> <div><strong>Edip</strong> <strong>Servet</strong> <strong>Bey,</strong> <strong>Arapça</strong> bilmediğini, bu yüzden tercümanı aracılığı ile konuşacağını belirtmişti. <strong>Mustafa</strong> <strong>Kemal’in</strong> konferansa başarı dileyen mesajını okuyarak konuşmasına başlayan <strong>Edip</strong> <strong>Servet</strong> <strong>Bey</strong> “Türkler bu bölgeden korkuyorlardı, ama Kral Abdülaziz’in gelmesiyle bu korku zail oldu (giderildi).</div> <div>Bunun için, bu kongreye davet edildiğimiz zaman mutlu ve sevinçli bir şekilde geldik.</div> <div>Bu diyara girerken silah da taşımıyordum.</div> <div>Ben mutmaindim (emindim). Kral Abdülaziz’e, tavafım esnasında Haremeyn’i muhafaza etmesi ve güvenliğini sağlaması için dua ettim.</div> <div>Bu heyetin, ülkenin faydası için kararlar almasını umarım, tüm üyelere selamet ve başarı dilerim” dedi.</div> <div><strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>, yeni kurulan <strong>Suud</strong> <strong>Emirliğini</strong> tanımakla kalmamış, <strong>büyükelçilik</strong> açılmasını sağlamış, <strong>Edip Servet Bey’i, Hilafet Konferansına</strong> temsilci olarak göndermişti.</div> <div><strong>1926’da</strong> <strong>Mekke’de</strong> toplanan <strong>Hilâfet</strong> <strong>kongresine</strong> <strong>Türkiye</strong> delegesi olarak katılan <strong>Edib Servet Bey’in</strong> bir başka görevi de <strong>Suud Kralı Abdülazîz</strong> ile <strong>Yemen</strong> <strong>Emiri</strong> <strong>İmam</strong> <strong>Yahyâ</strong> <strong>Hamîdüddin</strong> <strong>el-Mütevekkil-Alellah</strong> arasındaki ihtilâflarda aracılık girişiminde bulunmaktı.</div> <div><strong>1929’da</strong> <strong>Türkiye</strong> <strong>Cumhuriyeti</strong> ile <strong>Hicaz</strong> ve <strong>Necid</strong> <strong>Krallığı</strong> arasında dostluk antlaşması imzalandı.</div> <div>Bu görüşmelere <strong>Medine kahramanı Fahrettin Paşa’nın</strong> da katıldığı anlaşılmaktadır.</div> <div><strong>1 Haziran 1927</strong> tarihli ve <strong>Gazi Mustafa Kemal</strong> imzalı bir kararnamede, <strong>Hac</strong> mevsiminde <strong>Cidde’de</strong> bir <strong>Türk</strong> tabibi bulundurulmasına <strong>Necid</strong> ve <strong>Hicaz</strong> <strong>Hükümeti’nce</strong> muvafakat edildiği, buraya <strong>Sıhhıyye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekaleti</strong> (Sağlık Bakanlığı) mütehassıslarından <strong>Doktor</strong> <strong>Şerafeddin</strong> <strong>Bey’in</strong> gönderildiği yazılıydı.</div> <div>Yeni <strong>Cumhuriyet</strong> idaresi, <strong>Müslüman</strong> <strong>hacıların</strong> sağlığı ile yakından ilgileniyordu.</div> <div></div> <div>İki ülke arasındaki ilişkilerin bir adım daha ilerlemesi, <strong>3 Ağustos 1929</strong> günü <strong>Mekke’de</strong> imzalanan dostluk anlaşması ile oldu.</div> <div>Ancak <strong>Suudi</strong> tarafı anlaşmayı ancak <strong>Kasım 1930’da</strong> onayladı.</div> <div>İki ülke arasındaki en ciddi yakınlaşma, <strong>Melik Abdülaziz’in</strong> oğlu <strong>Emir</strong> <strong>Faysal’ın</strong> <strong>Haziran 1932’de Türkiye</strong> ziyareti sırasında yaşandı.</div> <div><strong>1932’de</strong> <strong>Abdülazîz’in</strong> oğlu <strong>Emîr Faysal</strong>, <strong>Türkiye’yi</strong> ziyaret ederek babasının mektubunu <strong>Mustafa</strong> <strong>Kemal’e</strong> takdim etti.</div> <div><strong>Emir</strong> <strong>Faysal’ın</strong> akıcı bir <strong>İstanbul</strong> <strong>Türkçesi</strong> ile konuşması gazetecileri şaşırtmıştı.</div> <div>Bunda şaşıracak bir şey yoktu çünkü <strong>Emir’in</strong> dedesi <strong>Muhammed</strong> <strong>es-Sanayan, Osmanlı</strong> ordusunun bir mensubuydu ve savaşta ölmüştü.</div> <div><strong>Faysal’ın</strong> yaverliğini ve tercümanlığını yapan <strong>Binbaşı Halid Bey</strong> de <strong>Çanakkale</strong> gazilerindendi.</div> <div><strong>Türkiye</strong> <strong>Cumhuriyeti</strong> <strong>Hükümeti</strong> ziyaretin ardından, <strong>Suud </strong>kralına hediye olarak <strong>Yüzbaşı Celâl Bey</strong> ve silah fabrikası ustalarından <strong>Nuri Efendi</strong> ile ‘<strong>milli</strong> <strong>imalat’</strong> tüfekler gönderdi.</div> <div>Ayrıca <strong>Suudi</strong> <strong>Krallığı’nın</strong> uçuş eğitimi görmek üzere <strong>10</strong> öğrenciyi <strong>Ankara’ya</strong> göndermek istemesine, <strong>24 Nisan 1933</strong> tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla onay verildi.</div> <div><strong>Melik</strong> <strong>Abdülaziz’in</strong> oğlu <strong>Emir</strong> <strong>Faysal</strong> <strong>Türkiye’ye</strong> gelmeden meşhur <strong>Medine</strong> <strong>Müdafii</strong>, Lawrence’ın ‘<strong>Çöl</strong> <strong>Kaplanı’</strong> lakabını taktığı, <strong>Akıncı</strong> beyi <strong>Bali Bey</strong> <strong>Malkoçoğlu’nun</strong> anne tarafından torunu <strong>Fahrettin</strong> <strong>Paşa</strong>, <strong>İbn Suud’un</strong> talebi üzerine <strong>Hicaz’a</strong> bizzat <strong>Mustafa</strong> <strong>Kemal</strong> <strong>Paşa</strong> tarafından gönderilmiş bulunuyordu.</div> <div><strong>Suud</strong> ailesinin <strong>Fahrettin</strong> <strong>Paşa’yı</strong> istemelerinin nedeni hem yeni kurulan krallık ordusunu tahkim ve talim ettirmesi olduğu gibi kendisine duyulan güven ve itimattı.</div> <div>Çünkü <strong>Fahrettin</strong> <strong>Paşa,</strong> <strong>Enver</strong> <strong>Paşa’nın</strong> talimatıyla <strong>Türklerle</strong> anlaşma imzalayan ve bu anlaşamaya sadık kalan <strong>Abdülaziz İbn Suud’a Hz. Muhammed</strong>’in kabri şerifinin bulunduğu <strong>Medine’yi</strong> teslim etmek istemişti.</div> <div><strong>Binghamton</strong> <strong>Üniversitesi’nde</strong> Doktora Öğrencisi ve Osmanlı Tarihi, Modern Orta Doğu ve Güney Asya, Din, Mezhepçilik konularında çalışmalarda bulunan <strong>Ömer Faruk Topal’ın</strong> <strong>ABD</strong> arşivlerinde rastladığı Medine kahramanı <strong>Fahrettin</strong> <strong>Paşa’nın</strong> <strong>1930</strong> yılında <strong>Atatürk</strong> tarafından özel bir heyetle <strong>İbn</strong> <strong>Suud’a</strong> gönderildiğine dair belgeler, <strong>MİT’in</strong> bu sahadaki faaliyetlerine yeni açılım sağlamaktadır.</div> <div><strong>Ömer</strong> <strong>Faruk</strong> <strong>Topal</strong>; heyetin asıl amacının <strong>Necid</strong> bölgesinde <strong>Türkiye’dekine</strong> benzer bir jandarma gücü kurmak olduğunu belirtiyor.</div> <div>Çok iyi <strong>Arapça</strong> bilen <strong>Fahrettin</strong> <strong>Paşa’ya</strong> yine <strong>Arapça</strong> bilen <strong>4-5 Türk</strong> subayın eşlik ettiğini öğreniyoruz.</div> <div>Bu Subayların tamamının <strong>Necid</strong> ordusu içinde üst düzey mevkilere atandığı ve maaşlarının <strong>İbn Suud</strong> tarafından altın olarak ödendiği anlaşılıyor.</div> <div>İşin ilginci ise bu bilgiyi veren kişinin <strong>Amerikan</strong> askeri ataşesi <strong>Albay J.D. Elliott </strong>olması. <strong>ABD</strong> petrol şirketleri (Amerikan Socal -şimdiki Chevron) ile <strong>Suud</strong> <strong>Krallığı</strong> arasında anlaşma yapmasını sağlamak için <strong>Abdülaziz</strong> <strong>İbn</strong> <strong>Suud’la</strong> görüşmeye gelen bu görevli; <strong>Türklerin</strong> çok gizli çalıştıklarını, kendilerinin aldıkları bilgiye göre, <strong>Türklerin</strong> asıl amaçlarının <strong>İngiliz</strong> etkisini kırmak olduğunu, bu sırada <strong>Fahrettin</strong> <strong>Paşa’nın</strong> <strong>Yemen’e</strong> de gidip orada da faaliyetler gösterdiğini kaydediyor.</div> <div></div> <div><strong>Fahrettin Paşa</strong> daha birkaç yıl önce savaşıp esir düştüğü yerlere bu sefer <strong>Türk</strong> sistemine uygun bir <strong>jandarma</strong> gücü kurmak ve <strong>İngiliz</strong> etkisini kırmak için geliyor.</div> <div><strong>Amerikan</strong> ataşesi <strong>Elliott’ın</strong> tuttuğu raporlarda <strong>Atatürk’ten</strong> sürekli <strong>Gazi</strong> diye bahsettiği, <strong>Gazi’nin</strong> yakın dostlarından <strong>İstanbul</strong> vekili <strong>Edip Servet’in</strong> de <strong>Fahrettin</strong> <strong>Paşa</strong> oradayken <strong>Necid’e</strong> gelip <strong>İbn</strong> <strong>Suud</strong> ile görüştüğü, <strong>Ömer</strong> <strong>Faruk</strong> <strong>Topal’ın</strong> sayesinde gündeme taşınıyor.</div> <div>Bir başka bilgi de <strong>Hasan Çandari </strong>adında bir <strong>Yemenlinin</strong> <strong>Fahrettin</strong> <strong>Paşa</strong> ile <strong>Ankara</strong> arasında kuryelik yaptığı.</div> <div>Hatta <strong>Yalova’da</strong> <strong>Edip</strong> <strong>Servet</strong> <strong>Bey’in</strong> de olduğu bir ortamda <strong>Gazi</strong> ile görüşüp <strong>Fahrettin</strong> <strong>Paşa’dan</strong> gelen haberleri Gazi’ye iletmiş.</div> <div>Burası çok ilginç: <strong>Amerikan</strong> askeri ataşesi diyor ki;</div> <div>“<strong>Fahrettin</strong> <strong>Paşa</strong>, <strong>İbn</strong> <strong>Suud</strong> üzerinde öyle bir etki kurdu ki Necid’teki bütün askeri birlikler onun emrine girdi.</div> <div>Ayrıca Türkler İngiliz etkisini kırmak için top ve mühimmat da gönderdiler.”</div> <h4><strong>Sonuç:</strong></h4> <div>Cihanşumül Kadim Türk Devleti'nin işine akıl ermez. <strong>Çin</strong>, <strong>İran</strong> ve <strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan</strong> yakınlaşması, <strong>Türkiye'nin</strong> <strong>ABD</strong> nezdinde önem ve itibarını olabildiğince artırmıştır.</div> <div>Seçim sonrası <strong>Ankara</strong>-<strong>Washington</strong> ilişkisi çok farklı bir konsepte gelişerek sürdürülecektir. Size küçük bir <strong>sır</strong> vereyim mi?</div> <div>Muhtemelen tüm milliyetçi söylemlerine rağmen <strong>AK</strong> <strong>Parti'nin</strong> büyük paydaş olacağı yeni koalisyon hükümeti, <strong>Suriye'de</strong> Demokratik Suriye Güçleri yani <strong>PKK/PYD/YPG'nin</strong> koruyuculuğunu üstlenebilir.</div> <div>Sanırım, <strong>Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov'un</strong> son <strong>Ankara</strong> temasları sırasında biraz <strong>üst</strong> <strong>perdeden</strong> konuşması, biraz da bu sebebtendi.</div> <div>.</div> <div><strong>Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong> </strong></div> <div>Seçilmiş Kaynakça </div> <div>https://www.ankasam.org/cin-ve-suudi-arabistan-bulusmasinin-arka-plani/</div> <div>https://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/rise-and-fall-kurdish-power-iraq</div> <div>https://www.lacivertdergi.com/gundem/2021/03/26/bidenin-residleri-iktidar-yapma-plani</div> <div>https://www.nato.int/docu/review/tr/articles/2017/02/02/bati-balkanlarda-gerileme/index.html</div> <div>https://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/urgent-us-role-restarting-iraq-turkey-oil-exports</div> <div>https://kriterdergi.com/soylesi/gazeteci-turan-kislakci-yemende-abd-suudu-ingilizler-husileri-destekliyor</div> <div>https://russiancouncil.ru/en/analytics-and-comments/analytics/georgia-in-a-new-world-between-russia-and-the-west/</div> <div>https://rusi.org/podcasts/global-security-briefing/episode-43-new-war-over-nagorno-karabakh-south-caucasus</div> <div>https://rusi.org/explore-our-research/publications/commentary/turkey-holds-nordic-countries-gunpoint-implications-nato</div> <div>https://www.habersanliurfa.net/yazarlar/omur-celikdonmez/ingilizlere-karsi-ibn-suud-operasyonunda-mit-ve-fahrettin-pasanin-rolu/29319/</div> <div>https://russiancouncil.ru/en/analytics-and-comments/columns/eurasian-policy/moscow-s-caucasian-conundrum-turkish-russian-relations-and-the-limits-of-strategic-competition/</div> <div></div>