<div><span><span><strong>ABD’nin,</strong> <strong>Türk</strong> ulusunun <strong>Kurtuluş Savaşı</strong>’na kayıtsız kalmadığı, tarihi vesikalarla ortaya konulabilir. </span></span></div> <div><span><span>Yüz yıl öncesinde <strong>Ortadoğu</strong>’yu parsel parsel paylaşan emperyalist <strong>İngiltere</strong> ve <strong>Fransa</strong>; yeni küresel güç olarak dünya sahnesine çıkmaya hazırlanan <strong>ABD’nin</strong>, <strong>Anadolu</strong> üzerine kurulacak <strong>manda idaresini</strong> de üstlenmesine taraftardı.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span>Amaçları <strong>ABD’nin,</strong> <strong>İngiltere</strong> ve <strong>Fransa’ya</strong> “<strong>- Yeter artık; nalıncı keseri gibi hep kendinize yontuyorsunuz. Hoşaftan biraz da biz içelim</strong>” çıkışının önüne geçmekti.</span></span></div> <div><span><span><strong>Amerika Birleşik Devletleri</strong>'nin <strong>28. Başkanı</strong> (1913-1921) <strong>Thomas</strong> <strong>Woodrow Wilson</strong>; <strong>İngiltere</strong> ve <strong>Fransa’nın</strong> teklifinin uygulanabilirliğini test etmek için, <strong>1919</strong> yılı <strong>Ağustos</strong> ayında saha incelemesi yapmak üzere <strong>General</strong><strong> James G. Harbord</strong> başkanlığındaki <strong>46 kişilik bir heyeti</strong> <strong>Anadolu</strong>’ya gönderdi. </span></span></div> <div></div> <div><span><span>Ama bu heyetin açıklanan resmi görevi <strong>Ermeni katliamı</strong> ve “<strong>Ermenistan</strong>” <strong>mandası</strong> konusunda inceleme yapmaktı. Bu misyon asli değil tali bir görevdi. </span></span></div> <div><span><span>Heyetin kamuoyundan saklanan asli görevi ise <strong>ABD’nin Anadolu ve Ermenistan’da manda yönetimi kurmasının olabilirliğini</strong> araştırmaktı.</span></span></div> <div><span><span><strong>ABD’li General Harbord</strong>, <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong> ile <strong>Sivas</strong>'ta görüşmüş, <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>’ya veda ederken elini sıkmış ve şu sözleri söylemişti: “<strong>Eğer Amerikan ordusunda muvazzaf bir subay olmasaydım, gelir sizinle birlikte mücadelenizi izlerdim!</strong>”</span></span></div> <div><span><span><strong>General</strong><strong> James G. Harbord,</strong> hazırladığı raporda <strong>Ankara Hükümeti</strong> aleyhine bir görüş belirtmemişti.</span></span></div> <div><span><span><strong>Amerikalı Generallere göre Mustafa Kemal Paşa “Birleşik İslam İmparatorluğu” için çalışmaktadır!..</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Thomas Woodrow Wilson</strong>'un <strong>Anadolu</strong>’ya gönderdiği <strong>General James G. Harbord</strong>'un heyetinde bulunan üç generalden biri de <strong>Tümgeneral</strong> <strong>George Van Horn Moseley</strong>’de temasları ve izlenimleri hakkında rapor hazırlamıştı. </span></span></div> <div><span><span>Raporda, <strong>Milli Mücadele</strong>’yi yürüten <strong>Türk Ordusu</strong>’nun asker, kuvvet yapıları teçhizat, jandarma gücü ve sınır hatlarının özelliklerini detaylı olarak incelemişti.</span></span></div> <div><span><span><strong>Moseley,</strong> Raporunda şu kanaatini aktarmıştı; </span></span></div> <div></div> <div><span><span>"<strong>- Benim fikrime göre Mustafa Kemal Paşa ve Partisi birleşik bir İslam İmparatorluğu için çalışmaktadır. Rauf Bey kısaca bunu açıkça söyledi. Bu yapıda Hıristiyan ırkları kapsayan hiçbir şey yoktur ve Hıristiyanların haklarının korunması için gerekli tedbirler alınmalıdır. </strong>”</span></span></div> <div><span><span><strong>ABD</strong>, <strong>Lozan Barış Konferansı</strong>’na “<strong>gözlemci</strong>” statüsünde katıldı. </span></span></div> <div><span><span><strong>1932’de Atatürk ve MacArthur görüşmesi…</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>İkinci Dünya Savaşı</strong>’nın en önemli komutanlarından, <strong>Japonya</strong>’nın teslim anlaşmasını müttefikler adına imzalayan <strong>Amerikalı Orgeneral Douglas MacArthur,</strong> <strong>1932</strong>'de<strong> İstanbul</strong>’da <strong>Atatürk</strong> tarafından kabul edildi. </span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Atatürk</strong>, Amerikalı <strong>General MacArthur</strong>'a; <strong>"Almanya’nın İngiltere ve Rusya hariç olmak üzere bütün Avrupa kıtasını işgal edebilecek bir orduyu kısa zamanda teşkil edebileceğini, harbin 1940-45 seneleri arasında başlayacağını, Fransa’nın kuvvetli bir ordu yaratmak için lazım gelen özellikleri artık kaybettiğini, İngiltere’nin adalarını muhafaza etmek için bundan sonra Fransa’ya güvenemeyeceğini</strong>" söyler. </span></span></div> <div><span><span><strong>Almanya</strong>’nın <strong>İngiltere</strong> ve <strong>Rusya</strong> hariç olmak<strong> İtalya</strong>’nın <strong>Mussolini</strong> yönetiminde kalkındığına ancak <strong>İtalyan</strong> liderin <strong>Sezar</strong> rolünü oynamaya kalkışabileceğine dikkat çeken <strong>Atatürk,</strong> sözü <strong>Sovyetler</strong>’e getirir:</span></span></div> <div><span><span><strong>“Avrupa’da vuku bulacak bir harbin başlıca galibi ne İngiltere ne Fransa ne de Almanya’dır, sadece Bolşevizmdir.</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Rusya’nın yakın komşusu ve bu memleketle en çok harp etmiş bir millet olarak, biz Türkler, orada cereyan eden hadiseleri yakından takib ediyor ve tehlikeyi bütün çıplaklığıyla görüyoruz. </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Uyanan şark milletlerinin zihniyetlerini mükemmelen istismar eden, onların milli ihtiraslarını okşayan ve kinleri tahrik etmesini bilen Bolşevikler yalnız Avrupa’yı değil, Asya’yı da tehdit eden başlıca kuvvet halini almışlardır.”</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Atatürk</strong>'ün öngörülerinde ne kadar haklı olduğu zamanla anlaşıldı. </span></span></div> <div><span><span><strong>ABD’nin,</strong> <strong>General MacArthur</strong> aracılığıyla <strong>Atatürk</strong>'ün perspektifinden <strong>Avrupa</strong>, <strong>Ortadoğu</strong> ve <strong>Asya</strong> politikasını belirlediği söylenebilir. </span></span></div> <div><span><span><strong>John Bolton sizlere ömür!..</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>ABD Başkanı Donald Trump,</strong> Ulusal Güvenlik Danışmanı <strong>John Bolton</strong>’ı görevden aldı.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>John Bolton</strong>; <strong>Trump</strong>’ın göreve geldiğinden bu yana, <strong>üçüncü</strong> ulusal güvenlik danışmanı.</span></span></div> <div><span><span>İlk ulusal güvenlik danışmanı <strong>Michael Flynn</strong> çok kısa süre görevde kaldıktan sonra <strong>Rus</strong> yetkililerle temaslarının içeriği konusunda yalan söylediğinin ortaya çıkmasının ardından istifasını sundu. </span></span></div> <div><span><span>Bir sonraki Ulusal Güvenlik Danışmanı <strong>McMaster</strong> da yine bazı başlıklarda görüş ayrılıklarının yaşanmasının ardından görevden alınmıştı. </span></span></div> <div><span><span>“<strong>Dalton Kardeşler”den John Bolton…</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Trump</strong>'ın<strong> Venezuela, Kuzey Kore ve Afganistan</strong> konularında agresif tutumuyla bilinen <strong>John Bolton</strong>'ı görevden alma gerekçesi; <strong>Venezuela</strong> ve <strong>Kuzey Kore</strong> konularında görüş ayrılığı yaşaması ve <strong>Bolton</strong>’ın yönetim içindeki başka kişilerle anlaşamaması. </span></span></div> <div><span><span><strong>Trump</strong> yönetiminde <strong>İsrail şahinleri </strong>dışında hiç kimsenin sempati duymadığı <strong>Bolton</strong>’ın <strong>Venezuela</strong> konusunda “<strong>çizgiyi aştı</strong>”ğı, kamuoyunun malumu. <strong>Bush</strong> yönetiminin en önde gelen <strong>Neoconlarından</strong> olan <strong>Bolton</strong>, <strong>Irak Savaşı</strong>’nın mimarlarındandı. </span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Bolton</strong>, <strong>ABD’nin</strong> göçmenlikten, ekonomiye her sorunu hakkında ‘<strong>savaş’ı</strong> bir çözüm olarak gören anlayışta.</span></span></div> <div><span><span><strong>John Bolton</strong>, gençlik döneminde bir şekilde askere gitmemenin yolunu bulmasına karşın, <strong>Vietnam Savaşı</strong> da dahil istisnasız bütün askeri operasyon ve savaşları hararetle destekleyen bir isim.</span></span></div> <div><span><span>Sadece bu mu? </span></span></div> <div><span><span>Başta <strong>İran</strong> olmak üzere <strong>Ortadoğu</strong>’da da nükleer silahların kullanılmasını savunanacak kadar savaş taraftarı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Bush</strong> tarafından <strong>ABD</strong>’nin <strong>BM Büyükelçisi </strong>yapılan <strong>Bolton</strong>, <strong>1994</strong> yılında yaptığı konuşmada, “<strong>Birleşmiş Milletler diye birşey yoktur. Sadece uluslararası toplum vardır. O da, tek süper güç ABD’nin liderliği altında olmalı</strong>” demişti. </span></span></div> <div><span><span><strong>Bolton</strong> için uluslararası hukuk falan hikaye.</span></span></div> <div><span><span>Ona göre, <strong>güçlü olan her daim haklıdır</strong>. “<strong>BM’ye alternatif bir oluşum</strong>”dan yana. </span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Bolton, Bush</strong> yönetimindeki görevi bittikten sonra, <strong>Neoconlar</strong>’ın ana düşünce kuruluşu <strong>American Enterprise Institute</strong>’e geri dönmüştü. </span></span></div> <div><span><span>Merak etmeyin; <strong>Trump</strong> kovduktan sonra ilk gideceği yer yine orası.</span></span></div> <div><span><span><strong>İran’ın ahı, Bolton'ı tuttu mu? </strong></span></span></div> <div><span><span>Savaşın ve ekonomik terörün en büyük savunucusu <strong>John Bolton</strong>'ın görevden alınmasına, <strong>İran</strong> yönetimi “<strong>zil takıp oynadı</strong>” desek abartı olmaz.</span></span></div> <div><span><span><strong>İranlılara</strong> göre; <strong>Bolton</strong>'ın kenara itilmesi ve en nihayetinde saf dışı kalması bir tesadüf değil, <strong>Amerika</strong>'nın “<strong>Maksimum baskı</strong>” stratejisinin <strong>İran</strong>'ın yapıcı direnişi karşısında başarısız olduğunun net bir işareti. </span></span></div> <div><span><span><strong>Beyaz Saray</strong>’ın <strong>İran</strong>'ın realitelerini anlama konusunda daha az engelle karşılaşacağı kesin. </span></span></div> <div><span><span><strong>Yerine iş ortağı Charles Kupperman bakacak...</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>ABD Başkanı Donald Trump</strong>'ın ulusal güvenlik danışmanlığını vekaleten <strong>Charles Kupperman</strong> yürütecek.</span></span></div> <div><span><span><strong>Bolton</strong> ve <strong>Kupperman</strong> bir elin parmakları gibi. </span></span></div> <div><span><span><strong>2015</strong> yılında, <strong>Kupperman</strong> ve <strong>Bolton</strong>, <strong>2015</strong> nükleer anlaşması öncesinde <strong>İran</strong>’a saldıran ilanların reklamını yapmak için “<strong>Güvenlik ve Özgürlük Vakfı</strong>”nı kurdu.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Kupperman</strong> da <strong>1970</strong>'lerden bu yana, <strong>Washington</strong>'daki şahinlerle birlikte aynı ekipte. </span></span></div> <div><span><span>Gençlik yıllarında <strong>Neo-muhafazakar</strong> bir liderlik grubu olan “<strong>Mevcut Tehlike Komitesi</strong>”nin politika danışmanıydı. </span></span></div> <div><span><span>Bu Komite, agresif bir <strong>Sovyet</strong> karşıtıydı şimdi de <strong>Rusya</strong> düşmanı.</span></span></div> <div><span><span><strong>2001</strong>'den <strong>2010</strong>'a kadar <strong>Frank Gaffney Jr.</strong>'ın önderlik ettiği <strong>Müslüman</strong> <strong>karşıtı</strong> bir düşünce kuruluşu olan “<strong>Güvenlik Politikası Merkezi</strong>”nin yönetim kurulunda bulundu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Bolton, Neocon düşünce kuruluşu “American Enterprise Institute”te çalışmaya devam eder…</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>1938</strong>'den günümüze faaliyet gösteren “<strong>Amerikan Kurumsal Enstitüsü” </strong>olarak bilinen “<strong>Amerikan Kamu Politikaları Araştırma Enstitüsü</strong>”, hükümeti, siyaseti, ekonomiyi ve sosyal refahı araştıran <strong>Washington</strong> <strong>D.C. </strong>merkezli bir düşünce kuruluşu. </span></span></div> <div><span><span>“<strong>American Enterprise Institute”, Türkiye masası başkanı kim biliyor musunuz </strong><strong>Michael Rubin? </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Michael Rubin</strong>; <strong>1971</strong> <strong>Philadelphia</strong> doğumlu. </span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Amerikan Girişim Enstitüsü</strong> (“American Enterprise Institute”) adlı kuruluşta çalışıyor. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye uzmanı ve Türkiye’ye takık. </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>American Enterprise Institute</strong>'de yayınlanan son makalelerinden birisi, "<strong>The dark side of Turkey’s intelligence community</strong>/Türkiye'nin istihbarat topluluğunun karanlık yüzü" başlığını taşıyor. </span></span></div> <div><span><span>Yazısının özeti şu; </span></span></div> <div><span><strong><span>“Türkiye ve Ulusal İstihbarat Teşkilatı (MİT) ABD’nin diplomatik seçeneklerini sınırlamak ve alt etmek için hatalı ve yanlış istihbarat yerleştirerek istihbarat ve diplomatik süreci kötüye kullanmaktadır.”</span></strong></span></div> <div><span><span><strong>Rubin</strong> ayrıca, Amerikan Donanması Askeri Akademisinde (Naval Postgraduate School) öğretmenlik ve Amerika’da yayınlanan Middle East Quarterly (Ortadoğu bülteni) dergisinin editörlüğünü yapmakta. </span></span></div> <div><span><span><strong>Rubin</strong>, lisans çalışmalarını biyoloji dalında yapmasına rağmen, 1999’da tarih dalında Yale Üniversitesi’nden “Modern İran’ın İnşaası 1858-1909: Haberleşme, Telgraf ve Toplum” adlı doktora tezi çalışması ile Yale Üniversitesi’nden ödül aldı.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>1999-2000</strong> arası sivil düşünce kuruluşu “<strong>Washington Institute for Near East Policy</strong>”de çalıştı.</span></span></div> <div><span><span><strong>Yale Üniversitesi</strong>’nde, <strong>İsrail</strong>’de <strong>Kudüs İbrani Üniversitesi</strong>’nde ders verdikten sonra, <strong>2000</strong> ve <strong>2001</strong> yıllarında “<strong>Çekiç Güç</strong>” uygulaması sırasında <strong>Irak Kürdistan Özerk bölgesinde</strong> <strong>Süleymaniye</strong>, <strong>Selahaddin</strong> ve <strong>Dohuk</strong> <strong>Üniversitelerinde</strong> hocalık yaptı.</span></span></div> <div><span><span><strong>Türkçe, Kürtçe, Arapça</strong> biliyor. </span></span></div> <div><span><span><strong>2002</strong> ile <strong>2004</strong> yılları arasında <strong>Amerikan Savunma Bakanlığı</strong>’nda <strong>İran</strong> ve <strong>Irak</strong> konusunda danışmanlık yaptı. </span></span></div> <div><span><span><strong>Bağdat</strong>’ın düşmesinden sonra, <strong>2003</strong> ve <strong>2004</strong> yıllarında <strong>Irak</strong>’taki <strong>Koalisyon İşgal Yönetimi</strong>nde görev aldı. </span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Rubin’in</strong>, <strong>Washington Post, The New York Times, The Wall Street Journal, The New Republic, National Review, ve The Weekly Standard </strong>adlı gazete ve dergilerde <strong>Türkiye, Irak, İran’</strong>la ilgili makaleleri yayınlanıyor.</span></span></div> <div><span><span>Eski bir <strong>Pentagon</strong> yetkilisi. </span></span></div> <div><strong><span><span>Rubin; iflah olmaz Erdoğan düşmanı. </span></span></strong></div> <div><span><span>Zaman zaman, “<strong>Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’a suikast yapılacağı</strong>” iddialarını gündeme taşır. </span></span></div> <div><span><span>Amaçları <strong>Ortadoğu</strong>’da yaptığı hamlelerle, <strong>ABD</strong>’nin façasını bozan karizmasını çizen <strong>Erdoğan’ı devre dışı bırakmak</strong>, bölgedeki diğer <strong>ABD</strong> <strong>karşıtı liderlere gözdağı</strong> vermek. </span></span></div> <div><span><span>Suikast planının akıl hocası da <strong>Amerikalı Neo-con yazar Michael Rubin</strong>. </span></span></div> <div><span><span><strong>Amerikan Enterprise Institute</strong>’nün (Amerikan Girişimcilik Enstitüsü) web sayfası – “<strong>AEI.org</strong>” köşesinde yayınlanan <strong>12 Ekim 2016</strong> tarihli yazısında <strong>Michael Rubin</strong>; “<strong>Erdoğan’ın hayatını kaybetmesine sebep olabilecek şiddette üçüncü bir darbenin yaklaşmakta olduğu</strong>” iddiasında bulunmuştu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Rubin</strong>, geçmişte<strong> Türkiye hakkında</strong> kaleme aldığı analiz yorumlarıyla dikkat çekmiş bir isim. </span></span></div> <div><span><span>“<strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan</strong>’ın hayatını kaybetmesine sebep olabilecek şiddette üçüncü bir darbenin yaklaşmakta olduğu” iddiasını paylaşan <strong>Rubin</strong>’in, “<strong>Türkiye dostu mu düşmanı mı!..</strong>” olduğuna karar veremedim.</span></span></div> <div><span><span>Çünkü, <strong>15 Temmuz</strong> darbe girişimi öncesinde, <strong>Mart 2016’</strong>da “<strong>Türkiye’deki durumun acınacak halde olduğunu, işlerin giderek daha kötüye gittiğini, Türkiye’de askeri darbe olasılığının yüksek olduğunu, Türkiye’nin NATO üyeliğinin olası askeri darbe için engel olmayacağını</strong>” kaydetmişti.</span></span></div> <div><span><span>Umarım <strong>Trump,</strong> kendisini Türkiye politikasında yanıltan <strong>Bolton</strong> ve ekibinin hatalarını kısa sürede düzeltir.</span></span></div> <div><span><span>.</span></span></div> <div><span><span><strong>Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com </strong></span></span></div> <div></div> <div><span><span>Twitter'da bizi takip edin:<strong> @oc32oc39</strong> , <strong>@dikgazete</strong></span></span></div> <div></div>