<div>Bu yazım; aktüaliteden uzak gibi görünse de güncel sayılabilecek ilişkiler ve olaylarla yakından ilgilidir. Sizlerin bir çırpıda okuyacağınız bu satırlar, birkaç ay süren tafsilatlı bir araştırmamın ürünü olarak sizlerle paylaşılıyor. O nedenle “<strong>uzundu, kısaydı!..</strong>” gibi değerlendirmelerinizi lütfen şimdilik tedavülden kaldırın.</div> <h3><strong>Masonluk hakkında kısa ve öz bilgi…</strong></h3> <div><strong>Türkiye’de</strong> gelenekselleşmiş <strong>Mason</strong> karşıtlığının <strong>Vatikan</strong> merkezli <strong>Papalık</strong> projelerinin eseri olduğunu çoğu kimse bilmez. Maalesef <strong>Türkiye’de;</strong> “<strong>Yahudilik eşittir Siyonizm eşittir Masonluk</strong>” gibi bir algı var ve bu algı, cehaletten besleniyor.</div> <div>Oysa <strong>Masonluk</strong> birinci derecede <strong>İslam</strong> düşmanı değil <strong>Vatikan</strong> <strong>odaklı</strong> <strong>şirk</strong> diyebileceğimiz <strong>putperestlikten</strong> izler taşıyan tahrip edilmiş, her papanın veya konsülün bir şeyler eklediği insan yapımı dinin karşıtı.</div> <div><strong>Masonlar</strong> <strong>Teslis’e</strong> (Üçleme: baba/oğul/kutsal ruh) değil tek bir yaratıcıya inanırlar ve <strong>Tevhidi</strong> bir akaide sahiptirler. İşte o nedenle <strong>Masonluğa</strong> Kkbul edilmek için ilk şart bir ‘<strong>Büyük Yaradan</strong>’a inanmaktır. O’na evreni inşa eden manasında “<strong>Ulu</strong> <strong>Mimar</strong>” derler.</div> <div><strong>Mason</strong>, “<strong>taş ustası”</strong> demek.</div> <div><strong>Mason</strong> kelimesi, <strong>İngilizcedeki</strong> <strong>freemason</strong> kelimesinden türemiştir ve “<strong>hür</strong> <strong>duvar</strong> <strong>işçisi</strong>” anlamındadır. <strong>Masonluğun</strong> inanç ve kültürel ritüellerinin geçmişini; <strong>Çin</strong>’den <strong>Ortadoğu'ya</strong>, <strong>Eski</strong> <strong>Yunan</strong>’dan <strong>Şaman</strong> rahiplerine, eski <strong>Mısır</strong>’dan <strong>Avrupa</strong>’nın şövalye tarikatlarına kadar dünyanın çeşitli yer ve topluluklarla ilişkilendirmek mümkün. Çünkü <strong>Masonik</strong> ritüellere bakıldığında bu kadim öğretilerin tamamının etkileri görülebiliyor.</div> <div><strong></strong></div> <div><strong>Masonluk</strong> ve <strong>Masonlara</strong> yönelik suçlamaların merkezinde “<strong>gizlilik</strong> <strong>ilkesi</strong>” var.</div> <div><strong>Masonlar</strong> kendilerine yönelik ‘çok gizli bir örgüt’ suçlanmalarının nedenini gördükleri baskı ve katliamlara bağlıyor. En son yaşadıkları <strong>Nazi</strong> kıyımdan dolayı gizli faaliyet gösterdiklerini söylüyorlar.</div> <div>Ellerindeki belgelerde <strong>1930’larda</strong> <strong>Nazilerin</strong> <strong>Avrupa’da</strong> gerçekleştirdiği kıyım sırasında <strong>80</strong> ve <strong>200</strong> <strong>bin</strong> arası <strong>hür</strong> <strong>mason</strong><strong>un</strong> çalışma kamplarına mahkûm edildiğine dair kayıtlar mevcut. Bu nedenle <strong>Mason</strong> <strong>locaları</strong><strong>nın</strong> gizlilik esasıyla çalıştığı söylenebilir.</div> <h3><strong>Masonlar yatıp kalksın Atatürk'e dua etsin!..</strong></h3> <div><strong>Atatürk</strong>, mason localarını kapatmak istiyordu. Kapatma görevini ise dönemin <strong>Mason</strong> <strong>İçişleri</strong> <strong>Bakanı</strong> <strong>Şükrü</strong> <strong>Kaya’ya</strong> verdi. <strong>Şükrü</strong> <strong>Kaya,</strong> <strong>Atatürk’e</strong> uzun süre direnmeye çalıştıysa da başarılı olamadı.</div> <div></div> <div>Anadolu Ajansı <strong>10 Ekim 1935</strong> tarihinde gazetelerin merkezlerine şu önemli haberi geçiyordu: “Türkiye Mason cemiyeti, memleketimizin sosyal tekamülü ve günden güne artan muazzam terakkilerini nazarı itibare alarak faaliyetlerine nihayet vermeyi ve bütün mallarını memleketin sosyal ve kültürel kalkınmasına çalışan Halkevlerine teberrüü muvaffak görülmüştür.”</div> <div><strong>Türkiye Masonluğu,</strong> ne olmuştu da 27 yıl aradan sonra kendini yok etme kararı almıştı. 4 gün sonra gerçek ortaya çıkmıştı. <strong>Masonlar</strong> kendilerini feshetmemiş, <strong>Cumhurbaşkanı</strong> <strong>Mustafa</strong> <strong>Kemal</strong> <strong>Atatürk</strong> tarafından mason locaları kapatılmıştı.</div> <div><strong>14 Ekim 1935</strong> tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin “<strong>Türkiye’de Mason Locaları Bir Emirle Kapatıldı</strong>” başlıklı haberinde, olayın perde arkası şu şekilde aktarılıyordu: “İçişleri Bakanlığı’ndan verilen bir emir üzerine Türkiye Mason Localarının faaliyetlerine nihayet verilmiştir. Yüksek makamın emri ile Türkiye masonluğunun İstanbul, Ankara, İzmir, Edirne, Muğla, Gaziantep ve Adana’da bulunan Müteaddid locaları kapanmış, bunların emlaki hükümete intikal etmiştir."</div> <div></div> <div>Bu habere kimse bir anlam verememişti. Çünkü <strong>Türkiye</strong> <strong>masonluğu</strong> tarihinin en rahat dönemini yaşıyordu. <strong>TBMM</strong> <strong>Başkanı, İçişleri Bakanı, Dışişleri Bakanı, Ankara Valisi, İstanbul Valisi </strong>üst düzey aktif masondu. Devlet yönetiminin köşe başları <strong>masonlar</strong> tarafından tutulmuştu.</div> <div><strong>Atatürk</strong>; <strong>Avrupa'nın</strong> yeni bir dünya savaşına adım adım gittiğini görüyordu. <strong>1934’ün</strong> başlarında, <strong>Nazi</strong> <strong>Partisi</strong> <strong>Mahkeme</strong> <strong>Sisteminin</strong> başkanı, 30 Ocak <strong>1933’ten</strong> önce localarını terk etmeyen masonların, <strong>Nazi</strong> <strong>Partisine</strong> katılamayacağına karar verdi.</div> <div>Aynı ay, <strong>Prusya</strong> İçişleri Bakanı Hermann Goering, locaları ‘gönüllü olarak’ feshetmeye çağıran, ancak bu tür gönüllü eylemlerin onayı için kendisine sunulmasını gerektiren bir kararname yayınladı.</div> <div>Ayrıca, <strong>Almanya’nın</strong> çeşitli şehirlerindeki localar ve şubeleri, terör merkezi olarak yönlendirilmemiş gibi görünse de, yerel <strong>SS</strong> ve <strong>SA</strong> birimlerinin keyfi şiddetine maruz kaldılar, tutuklandılar ve <strong>Yahudi</strong> oldukları tespit edilenler <strong>Nazi</strong> toplama kamplarında can verdiler.</div> <div><strong>Türkiye’de</strong> ise locaların kapatılması ve localara ait mal varlıklarının <strong>Halkevleri'ne</strong> devredilmesi ile ucuz kurtuldular.</div> <h3><strong>Masonluğun yurdu İskoçya…</strong></h3> <div><strong>Masonluk,</strong> <strong>İskoçya’dan</strong> tüm <strong>İngiltere’ye</strong> yayılıyor. <strong>İrlanda</strong> ve <strong>İskoçya’nın</strong> Büyük Locası <strong>1725</strong> ve <strong>1736</strong> yıllarında peş peşe kuruldu. <strong>Masonluk</strong> <strong>1730’lu</strong> yıllarda <strong>Gelenekçiler</strong> ve <strong>Modernler</strong> tarafından <strong>Kuzey</strong> <strong>Amerika’daki</strong> <strong>İngiliz</strong> kolonilerine ihraç edildi.</div> <div>Ayrıca, <strong>İrlanda</strong> ve <strong>İskoçya</strong> Büyük Locaları pek çok bölgesel büyük localar altında organize olan kardeş localar kurdu. <strong>Amerikan</strong> Devrimi’nden sonra eyaletlerde bağımsız <strong>ABD</strong> Büyük Locaları oluştu. Bugün bildiğimiz <strong>Masonluk,</strong> <strong>İskoçya</strong> kökenlidir.</div> <div><strong>İngiltere’nin</strong> Büyük Locası <strong>1717’de</strong> kurulduktan sonra İskoçya etkisi azalmaya başladı. Masonluğun İskoç geçmişi ve etkisi yavaş yavaş unutuldu.</div> <h3><strong>Papalık ile Masonluk fırsat bulsalar birbirlerini bir bardak suda boğarlar </strong></h3> <div>Kamuoyundaki algının tam tersine <strong>Vatikan</strong> ile <strong>Mason</strong> <strong>Localarının</strong> arası limoni. Her iki taraf da ellerine fırsat geçse birbirlerini bir kaşık suda boğar.</div> <div>Bu kinleşme yeni değil yüzyıllar öncesine uzanıyor. <strong>1738’de</strong> <strong>Papa,</strong> masonluğu suçladı ve aforoz etti. <strong>1782’de</strong> ise <strong>Kral</strong> <strong>2.</strong> <strong>George’un</strong> oğlu Cumberland dükü büyük üstat oldu. <strong>Galler</strong> prensi (sonradan kral 4. George) ve kardeşi (sonradan kral 4. William) <strong>1787’de</strong> mason oldular. <strong>Kraliçe</strong> <strong>Elizabeth</strong> ise (grand patroness) unvanı ile masonluğun koruyuculuğunu üstlenmişti. Bu dönemde, eski muhafazakâr işçi loncaları, yeni mason locaları haline dönüştürülüyor ve <strong>Katolik</strong> prensiplerden uzaklaştırılıyor, bir ölçüde dinsizleştiriliyordu. </div> <div><strong>Masonluğun</strong> merkezi <strong>İngiltere</strong> görülse de <strong>İngiliz</strong> kamuoyu <strong>Masonluk</strong> konusunda endişeli. <strong>Masonlar </strong>da yerleşik sistemin kendileriyle uğraştığını düşünüyor. İngiliz basınında yer alan bazı haberlerde organize suç örgütlerinin <strong>Mason</strong> <strong>locaları</strong> aracılığıyla ülkenin yargı sistemine ‘görevini kötüye kullanan yetkililer’ yerleştirdikleri belirtiliyor. </div> <div><strong>Masonlarla</strong> <strong>Vatikan</strong> yani <strong>Papalık</strong> arasındaki güçler mücadelesinde taraf seçme gibi bir lüksümüz var mı bilemiyorum?</div> <div>Ya <strong>İslam</strong> <strong>dünyasına</strong> düzenlenen <strong>Haçlı</strong> <strong>Seferleri</strong> ile milyonlarca insanın kanına giren, <strong>İslam</strong> <strong>Coğrafyasını</strong> tarumar eden etmekte olan <strong>Vatikan’ı</strong> tercih edeceksiniz ya da ülkemiz başta olmak üzere <strong>İslam</strong> aleminde her türlü musibetin kaynağı olduğu propagandası yapılan <strong>Masonlarla</strong> iyi geçineceksiniz?</div> <div>Kırk katır mı kırk satır mı? Kararı sizler verin!</div> <h3><strong>Masonların İslam Öğretisinden etkilenmesi söz konusu mu?</strong></h3> <div><strong>Masonluğun</strong> da farklı ritüelleri, loca anlayışları ve ilkeleri mevcut. Örneğin <strong>ABD’de</strong> halen faaliyet gösteren <strong>1870’de</strong> <strong>ABD’de</strong> kurulan <strong>Shriners</strong> <strong>Mason</strong> topluluğu da bunlardan biri.</div> <div></div> <div>Kurucuları, <strong>Osmanlı</strong> ülkesinde kullanılan <strong>fes</strong> giyiyor, alınlarına “<strong>İslam</strong>” (Moslem) yazılıyor. Bu <strong>Mason</strong> Locasının adı; ‘<strong>Mecca</strong> <strong>Shriners’</strong>. Türkçeye “<strong>Mekke</strong> <strong>Türbedarları</strong>” anlamında çevirmek mümkün.</div> <div>Türkçe adlandırmayla bu <strong>Mekke</strong> <strong>Türbedarlarına</strong> ‘<strong>Mecca</strong> <strong>Shriners’</strong>, her ne kadar masonluğun <strong>Arap</strong> temasının belirgin olduğu bir kolu denilse de, uluslararası yönetim organının adı temalarına uygun olarak “<strong>imperial</strong> <strong>divan</strong>” olarak geçse de kafalarına <strong>fes</strong> taksalar, birbirlerini selamlarken “<strong>es selamu aleykum</strong>” deseler de hatta ve hatta söylemlerinde <strong>İslam</strong> ve <strong>tasavvuf</strong> ön planda olsa da, tasavvufun <strong>Bektaşi</strong> akımından etkilenseler de, <strong>New</strong> <strong>Hampshire’deki</strong> merkezlerine <strong>Bektash</strong> <strong>Shriners</strong> denilse de, bu <strong>Mason</strong> <strong>Locasının</strong> gerçek kimliğini tespit etmek gerçekten zor, neredeyse mümkün değil.</div> <div></div> <div>Neden mi?</div> <div><strong>FBI’ın</strong> başında tam <strong>48</strong> yıl kalmayı başaran <strong>Edgar J. Hoover</strong>‘ın kafasına giydiği ve ay yıldızlı ve üstünde “<strong>Almas</strong>” yazısı bulunan fesli fotoğrafı büyük merak uyandırmıştı. Tam <strong>140</strong> yıl boyunca <strong>ABD’de</strong> aralarında <strong>ABD</strong> <strong>başkanları</strong>, <strong>FBI</strong> <strong>Başkanı</strong>, üst düzey bürokratlar, <strong>Kongre</strong> üyeleri, yargıçlar, gazeteciler, işadamları ve sair birçok etkili ve yetkili barındırmış bir garip tarikatın üyeleriydi bunlar.</div> <div><strong>Mekke</strong>, <strong>Elmas</strong>, <strong>El</strong> <strong>Kuran</strong>, <strong>El</strong> <strong>Melaike</strong>, <strong>Ömer</strong>, <strong>Bektaş</strong>, <strong>Ali</strong> ve benzeri isimler verdikleri mabedlerinde başlarına fesler takıp, sarıklar bağlayıp <strong>Müslümanlar</strong> <strong>gibi</strong> selamlaşıyorlardı. Peki kimdi bu adamlar?</div> <div>Kendileri “<strong>Shriners</strong>” diye anılıyor. “<strong>Shrine</strong>” İngilizce “<strong>mabed</strong>” demek. Ancient Arabic Order of the Nobles of the Mystic Shrine. Türkçesi; ‘Gizemli Mabedin Soylularının Kadim Arabi Tarikatı / Soylu Mistik Türbedarların Eski Arabistan Düzeni’.</div> <div><strong>13</strong> <strong>Ağustos</strong> <strong>1870</strong> günü kurulan tarikatın ilk yılında iki kurucusu dışında 11 üyesi olur.</div> <div>İlk mekan <strong>New</strong> <strong>York’ta</strong> <strong>Mekke</strong> <strong>Mabedi</strong> (<strong>Mecca Temple</strong>) adıyla kurulur. Bildiğimiz anlamda bir <strong>cami</strong> değil, <strong>Mason</strong> mekânıydı burası. <strong>'Shriner’lar</strong> en azından ilk yıllarda toplandıkları yerleri, “<strong>temple</strong> (mabed)” olarak değil, “<strong>mosque</strong> (cami)” olarak adlandırıyordu.</div> <div></div> <div><strong>Fred</strong> <strong>Van</strong> <strong>Deventer’</strong><strong>in</strong> <strong>1959</strong> yılında yayınladığı “<strong>Parade</strong> <strong>to</strong> <strong>Glory</strong>: <strong>Shriners</strong> <strong>History</strong>” adlı kitabında anlattığına göre, yıllık büyük <strong>Shriner</strong> konseyi için toplanan <strong>Shriner</strong> <strong>Masonlar</strong>, 23 Mayıs <strong>1900</strong> günü <strong>Beyaz</strong> <strong>Saray’ın</strong> önünde resmi geçit töreni yaptılar. Yürüyüş kortejindeki 3 bin Shriner masonun en arkasında yürüyen emperyal üstad <strong>John</strong> <strong>Atwood</strong>, <strong>Beyaz</strong> <strong>Saray’ın</strong> balkonundan korteji selamlayan “<strong>mason</strong> <strong>biraderleri</strong>” <strong>ABD</strong> <strong>Başkanı</strong> <strong>William</strong> <strong>McKinley</strong><strong>’e</strong>, “<strong>Selamun</strong> <strong>aleykum</strong>” diye yüksek sesle selam verdi.</div> <div>Böylece <strong>McKinley</strong>, kamuoyuna açık şekilde <strong>Müslüman</strong> <strong>selamlaşması</strong> yapan ilk <strong>ABD</strong> <strong>Başkanı</strong> oldu. <strong>Washington</strong> <strong>Post</strong> gazetesinin o günkü nüshasında yayınlanan haberde, <strong>Washington</strong> esnafından, o gün yürüyüşe katılan masonlara satış yapabilmek için dükkanının önüne <strong>cami</strong> <strong>maketleri</strong> koyanlar bile olmuştu.</div> <div>Korteje eşlik eden <strong>Deniz</strong> <strong>Piyadeleri</strong> (Marine Corps) <strong>Askeri</strong> <strong>Bandosu</strong> <strong>Shriner’lara</strong> jest olsun diye o gün üniforma yerine <strong>Arap</strong> <strong>elbiseleri</strong> giymişti. <strong>Üstad</strong> <strong>John</strong> <strong>Atwood</strong>, konseyin açılış toplantısını, “Müslümanların Mekke’ye toplanması gibi, kıtanın her yerinden bugün buraya toplandık” sözleriyle açmıştı.</div> <div><strong>ABD’deki</strong> üye sayıları yüzbinleri bulmuştu. Bunların arasında, <strong>Harding’in</strong> yanı sıra, <strong>Truman</strong>, <strong>Franklin</strong> <strong>Delanor</strong> <strong>Roosevelet</strong>, <strong>Gerald</strong> <strong>Ford</strong> gibi <strong>ABD</strong> <strong>Başkanları</strong> da, mareşal <strong>Omar</strong> <strong>Bradley</strong> ve mareşal Douglas MacArthur gibi genelkurmay başkanları da, FBI Başkanı Hoover gibi üst düzey bürokratları da vardı. <strong>Shrinerların</strong> içinde sadece politikacılar yoktu.</div> <div>Astronot <strong>Buzz</strong> <strong>Aldrin’den</strong>, rüzgarla giden aktör <strong>Clark</strong> <strong>Gable’a</strong>, kasabamızın şerifi <strong>John</strong> <strong>Wayne’den</strong>, kulak pası ilacı <strong>Nat</strong> <strong>King</strong> <strong>Cole’a</strong>, <strong>Irving</strong> <strong>Berlin’den</strong>, <strong>Johnny</strong> <strong>Cash’a</strong> kadar birçok ünlü isim de <strong>Shriner</strong> üyesiydi.</div> <div><strong>ABD’nin</strong> en kudretli adamlarının üyesi olduğu bu mason tarikatının mabetleri de, <strong>İslami</strong> mimari (özellikle de Endülüs) örneklerine göre inşa ediliyordu ki çok önemli bir kısmı bugün bile ayakta.</div> <h3><strong>***Oğluna Atatürk ismini verecek kadar Atatürk hayranı Aleister Crowley...</strong></h3> <div><strong></strong></div> <div><strong>Edward</strong><strong> </strong><strong>Aleister</strong> <strong>Crowley</strong> kimdir derseniz, belki çok az kimse onun için “<strong>Bilgi Ağacı'nın meyveleriyle insanı baştan çıkaran kadim Yılan'dır</strong>” diyebilir. <strong>Aleister</strong> <strong>Crowley</strong>; hiç şüphesiz yaşadığı çağın en ilginç ve aykırı kişilerinden biri olsa gerek. Çünkü şair, dağcı, maceracı, satranç ustası, ressam, astrolog, büyücü, mistik, zındık, gizli örgüt başkanı, din kurucusu birisi için böyle düşünmemizi gerektirecek birçok şey var.</div> <div><strong>Ozzy</strong> <strong>Osbourne</strong> ünlü şarkısı <strong>Mr. Crowley'i</strong> <strong>Aleister</strong> <strong>Crowley</strong> adına yazmıştır. Oğluna, <strong>Atatürk</strong> ismini vermesi de ilginçti. Din ve bilimin kapsamı dışında kalan doğaüstü inançlar ve uygulamalar ilgilenen <strong>Aleister</strong> <strong>Crowley</strong>; 12 Ekim <strong>1875</strong> yılında <strong>İngiltere</strong><strong>'nin</strong> Batı Midlands bölgesinde yer alan Warwickshire'de doğdu.</div> <div>Babası <strong>Edward</strong> <strong>Crowley,</strong> bira fabrikası işletmiş ve <strong>Aleister</strong> doğduğunda emekliye ayrılmıştı. Kökleri <strong>Devon</strong> ve <strong>Somerset</strong> ailelerine dayanan annesi Emily Bertha Bishop ve babası Protestanlığın en uç kanadı olan ve Exclusive Brethren olarak bilinen <strong>Ayrıcalıklı</strong> <strong>Kardeşler</strong>, genel olarak <strong>Plymouth</strong> <strong>Kardeşleri</strong> olarak tanımlanan Hıristiyan <strong>evanjelik</strong> hareketinin bir alt kümesi, John Nelson Darby’in lideri olduğu <strong>Darbyte'nin</strong> üyesiydiler. <strong>John</strong> <strong>Nelson</strong> <strong>Darby</strong> Yunanca ve İbranice biliyordu, Kutsal Yazıları İngilizce, Almanca ve Fransızcaya tercüme etmişti. </div> <div><strong>Crowley</strong>, 8 yaşındayken HT Habershon'un Hastings'deki Evanjelik Hıristiyan yatılı okuluna ve ardından Cambridge'de Rahip Henry d'Arcy Champney tarafından yönetilen bir hazırlık okuluna gitti. </div> <div><strong>Crowley</strong>; babasının 11 yaşında ölümünden sonra, <strong>Hıristiyanlığa</strong> karşı giderek daha şüpheci olmaya başladı. <strong>1895</strong> yılında <strong>Trinity</strong> <strong>Kolejine</strong> gitti. Burada felsefe,psikoloji ve ekonomi alanında eğitim aldı.</div> <div>Okul dönemlerinde cinsel aktivitelere katıldı. İsyankâr hareketleri ve günaha eğiliminden dolayı annesi Emily Bertha Bishop'un oğluyla gergin bir ilişkisi vardı ve oğlu <strong>Crowley’e</strong> <strong>Deccal</strong> diyordu.</div> <div>Cinsel tercihlerindeki genel ahlaki kabullerin dışında sınır tanımayan marjinal ilişkileri vardı. Uyuşturucu bağımlılığı, ister sihir/büyü, ister tıbbi amaçlarla olsun, <strong>Crowley'in</strong> hayatında önemli bir faktördü. <strong>Crowley</strong> her türlü uyuşturucu maddeyi deneyimlemişti. </div> <div>Öyle ki <strong>afyon, kokain, esrar, esrar, alkol, eter,</strong><strong> </strong><strong>Peyote</strong> <strong>kaktüsünün</strong> başlıca aktif uyuşturucu maddesinden elde edilen <strong>meskalin</strong>, <strong>morfin</strong> ve <strong>eroin</strong> bağımlısıydı.</div> <div><strong>Crowley</strong>, ölmeden önce günde 13 doz uyuşturucu alacak kadar bağımlı durumdaydı. Eşinin anlattığına göre ise <strong>Crowley’e</strong> morfin vermeyi reddeden doktoru, <strong>Crowley</strong> ağır şekilde lanetmiş ve doktor 24 saat sonra esrarengiz şekilde hayatını kaybetmişti.</div> <div>Hayatı boyunca hapisten ve yargılanmaktan, düşmanı olan kişilerin esrarengiz ölümleri sayesinde kurtulmuştu. <strong>Crowley</strong>, <strong>1947</strong> yılında <strong>İngiltere’de</strong> öldü.</div> <div></div> <div><strong>Crowley'in</strong> hayatı boyunca birbiriyle çelişen birçok manevi ve dini inancı vardı. Bir Hıristiyan olarak doğdu ama sonunda <strong>Hıristiyanlığın</strong> temsil ettiği her şeyi küçümsemeye başladı. <strong>Crowley'in</strong> bir keresinde şöyle dediği aktarılmıştı: <strong>“</strong><strong>Eğer biri İncil'i ciddiye alırsa delirir. Ancak İncil'i ciddiye almak için kişinin zaten deli olması gerekir.</strong>”</div> <div><strong>Hıristiyanlara</strong> ve onların inançlarına tamamen saygısızlığının arka planında <strong>Masonik</strong> <strong>öğretinin</strong> etkisi var denilebilir. </div> <div>Yetişkinliğe ulaştıktan sonra <strong>Crowley</strong>, 20. yüzyılın başında kurulmuş gizli bir okült topluluk ve hermetik büyücü organizasyon <strong>Ordo Templi Orientis</strong> ve okültizm, mistisizm ve büyücülük ile uğraşan <strong>Altın Şafak</strong> cemiyeti aracılığıyla büyü ve büyüye giden yolu izledi. <strong>Crowley'in</strong> sihire olan sabit fikri ve tutkulu inancı, <strong>'sihir yeteneğini geliştirmek'</strong> ve o zamanlar güçlü bir şekilde inanılan eylemlerinin dini sonuçlarını görmezden gelmek için onu çeşitli uyuşturucu bağımlılığına yöneltti. <strong>Crowley</strong>, <strong>'ne istersen onu yap</strong>' felsefesiyle ilgili çeşitli yorumlarda bulundu ve sıklıkla <strong>şeytan/ iblis/ Lucifer'</strong>ın oyunculuğunun kendisine ilham kaynağı olduğunu belirtti.</div> <div><strong>Crowley'in</strong> dini inançlarını anlamak oldukça zordur ve sonuçta kimse <strong>Crowley'in</strong> gerçekte neye inandığını bilemez.</div> <div>İlk eşi Rose Crowley ile birlikte çıktığı bir <strong>Mısır</strong> gezisinde bir ses duyduğunu iddia ederek üç günlük bir sürede bu sesin söylediği her şeyi kâğıda döktü. Bu eseri, <strong>Yasa</strong> <strong>Kitabı</strong>, daha sonra kuracağı <strong>Thelema</strong> isimli dinin kaynağı oldu. <strong>Crowley</strong> ömrünün kalanını <strong>Thelema</strong> öğretilerini yaymakla geçirdi. Eylemlerinden dolayı hem sağlığında hem de öldükten sonra dünyanın en kötü üne sahip adamı ilan edilmişti.</div> <div><strong>1896</strong> yılında kendini <strong>okültizm</strong> ve <strong>mistisizme</strong> verdi. <strong>Ay</strong> <strong>Çocuk</strong> isimli romanında <strong>Hıristiyanlığı</strong> sert bir şekilde suçlar ama yine aynı kitabında <strong>Müslümanlığı</strong> öven satırlar vardır. <strong>Aleister</strong> <strong>Crowley</strong>, <strong>II</strong>. <strong>Abdülhamid’in</strong> <strong>’Britanya</strong> <strong>Şeyhülislamı’</strong> ilan ettiği <strong>İngiliz</strong> <strong>Abdullah</strong> <strong>Quilliam’ın</strong> yakın arkadaşı olduğu söylenir.</div> <div>Her ikisinin ortak hususiyeti <strong>Birleşik</strong> <strong>Krallık</strong> halkının yerleşik dini değerleri ile sorunlarının olmasının yanı sıra <strong>Kelt</strong> soyundan gelmeleridir. <strong>Aleister</strong> <strong>Crowley</strong>, <strong>Hitler'in</strong> <strong>Yahudi</strong> medyumu <strong>Erik</strong> <strong>Jan</strong> <strong>Hanussen</strong> ve <strong>Britanya</strong> <strong>Şeyhülislamı</strong> <strong>Abdullah</strong> <strong>Quilliam</strong> /William Henry gibi birçok okültist <strong>İstanbul'a</strong> gelerek <strong>Mevlevi</strong> veya <strong>Bektaşi</strong> tekkelerine kabul edildiler.</div> <h3><strong>II. Abdülhamid'in İngiltere Şeyhülislamı William Henry/ Abdullah Quilliam</strong> <strong>ve Aleister Crowley yakın arkadaştılar…</strong></h3> <div><strong></strong></div> <div><strong>William</strong> <strong>Henry</strong> <strong>Quilliam</strong>, <strong>1856'da</strong> Liverpool'da doğdu ve <strong>Man</strong> <strong>Adası'nda</strong> büyüdü. Liverpool Enstitüsü ve Manx King William's College'da eğitim gördü. <strong>1878'de</strong> ceza hukuku alanında uzmanlaşmış bir avukat oldu ve Liverpool, Church Street'teki ofislerde çalıştı. Birçok yüksek profilli cinayet davasında şüphelileri savundu. <strong>1879'da</strong> Hannah Johnstone ile evlendi. 1887'de Quilliam, bir hastalıktan kurtulmak için <strong>Fas'a</strong> yaptığı ziyaretin ardından <strong>Müslüman</strong> oldu. Daha sonra binaların bir kısmını <strong>camiye</strong>, <strong>okula</strong> ve <strong>yetimhaneye</strong> dönüştürmek için bazı binaları satın aldı.</div> <div>Komplekste ayrıca bir laboratuvar ve müze de bulunuyordu. <strong>Caminin</strong> açılmasından kısa bir süre sonra <strong>26. Osmanlı Halifesi Sultan II. Abdülhamid</strong>, <strong>Quilliam'a</strong>, <strong>İslam</strong> biliminin önde gelen alimlerine verilen onursal bir unvan olan <strong>Britanya</strong> <strong>Adaları</strong> <strong>Şeyhülislam</strong> unvanını verdi. Aynı zamanda <strong>Afganistan</strong> <strong>Emiri</strong> tarafından <strong>İngiltere'deki</strong> <strong>Müslümanların</strong> <strong>Şeyhi</strong> ve <strong>Liverpool'daki</strong> <strong>Pers</strong> <strong>Konsolos</strong> <strong>Yardımcısı</strong> olarak tanındı. </div> <div>Çok seyahat etti ve İslam dünyasının liderlerinden pek çok ödül aldı. Quilliam'ın kariyeri ve referansları onu <strong>Masonluk</strong> için ideal bir aday haline getirdi ve 15 Temmuz <strong>1879'da</strong> Liverpool'da toplanan <strong>Alliance</strong> Lodge No. 667'ye kabul edildi. 21 Ekim <strong>1879'da</strong> usta mason oldu. <strong>1883</strong> yılına kadar locanın üyesiydi.</div> <div><strong>1885'te</strong> Londra'da Red Lion Meydanı'nda toplanan 2128 numaralı United Northern Counties Locası'na katıldı. 1887'de sicil kayıtları 'ödeme yapılmaması nedeniyle silindi'. Haziran <strong>1899'da</strong> Birkenhead'deki West Kirby Lodge No. 2690'a katıldı. Quilliams'ın iki oğlu Robert Ahmed ve Walter da locaya kabul edildi. Babaları Mart 1901'de West Kirby locasından istifa etti. Temmuz 1901'de William Quilliam, Liverpool Lodge No. 1547'ye katıldı ve Aralık 1907'deki istifasına kadar locada kaldı.</div> <div><strong>Eylül</strong> <strong>1901'de</strong> Quilliam, Birkenhead'de toplanan 2876 No'lu Temperance Lodge'un kurucu üyesi oldu. 1906'da onun <strong>Muhterem</strong> <strong>Üstadı</strong> oldu. <strong>Quilliam'ın</strong> Üstat koltuğuna ulaştığı tek loca burası gibi görünüyor. Usta olarak görev yaptığı süre boyunca, 26 Eylül <strong>1906'da</strong> oğlu <strong>William</strong> <strong>Henry</strong> <strong>Billal</strong> <strong>Quilliam'ı</strong> <strong>Masonluğa</strong> kabul ettirdi. Usta olarak geçirdiği yılın ardından üyelik kaydı <strong>1909'da</strong> 'ülkeden ayrıldığını' kaydediyor.</div> <div>Katıldığı bir diğer loca ise <strong>1907'de</strong> üye olduğu 3236 No'lu Lilley Ellis Locası'ydı. Bu kez üyelik kütüğünde Quilliam'ın 'kaçtığı' yazıyor. Quilliam'ın laik ve Masonik kariyeri, Hukuk Cemiyeti'nden ayrılmak üzereyken ülkeyi terk etmek zorunda kalmasıyla aniden sona erdi. Bunun nedeni, zulüm ve zina nedeniyle boşanma gerekçesiyle mahkemelere başvuran bir kadın için üzerinde çalıştığı bir davaydı. </div> <div>Quilliam'ın bu davada sahte ifade verdiği ve daha fazla soruşturmadan kaçınmak için yurtdışına gittiği ortaya çıktı. Daha sonra <strong>İngiltere'ye</strong> William Henry Quilliam olarak değil, Profesör Henri Marcel Leon olarak gelecekti. Bu William Henry Quilliam'ın hayatında yeni bir bölümün başlangıcıydı.</div> <div><strong>Quilliam'ın</strong> bir <strong>Mason</strong> olduğu ve din değiştirmeden önce ve sonra birçok locanın üyesi olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, <strong>Sultan II. Abdülhamid'in</strong> talimatıyla İmtiyaz <strong>Nişanı</strong> ile ödüllendirilen eski ve kabul edilmiş <strong>İskoç Riti'</strong>nin 33°li Büyük Üstadı ve Liverpool Belediye Başkanı, Protestan kardeşlik örgütü Orange Order'ın da üyesi olan John Houlding ile de yakın ilişkiler içindeydi.</div> <div><strong>Osmanlı'nın</strong> önde gelen devlet adamlarından ve ileri gelenlerinden bazıları, saray siyasetinde, entrikalarda ve krallık kurmada önemli rol oynayan masonlardı. <strong>Quilliam'ın</strong> <strong>İstanbul'daki</strong> <strong>Masonlukla</strong> olan bağlarının niteliği belirsizdir.</div> <div></div> <div><strong>Quilliam,</strong> genç bir adam olarak <strong>Müslüman</strong> oldu ve <strong>Britanya'daki</strong> <strong>Müslüman</strong> siyasi yaşamında etkili bir figür haline geldi. Uluslararası bir <strong>Müslüman</strong> kardeşliğin yaratılmasına inanan <strong>Quilliam</strong>, <strong>Britanya</strong> <strong>İmparatorluğu</strong> yönetimindeki <strong>Müslümanların</strong> hakları için propaganda yaptı ve yaşadığı dönemde <strong>Britanya'da</strong> kötü bir imaja sahip olan <strong>İslam'a</strong> karşı önyargıyı ortadan kaldırmaya çalıştı.</div> <div>Bunun yanı sıra, <strong>İngiltere'deki</strong> <strong>ilk</strong> <strong>camiyi</strong>, <strong>İslami</strong> eğitim merkezini ve İslam literatürünü yaymak için bir yayınevi kurdu.</div> <div>Faaliyetleri, kendisini <strong>Britanya</strong> <strong>Adaları'na</strong> <strong>Şeyhülislam</strong> olarak atayan ve çalışmalarının bir kısmını finanse eden <strong>Osmanlı</strong> <strong>İmparatorluğu'nun</strong> dikkatini çekti. <strong>Quilliam</strong> aynı zamanda hem normal <strong>Masonlukta</strong> hem de <strong>Sat</strong> <strong>Bhai</strong> (Hindu mistisizmi tarafından etkilenen) ve <strong>İsveçborg</strong> <strong>Riti'nin</strong> 'uç' Masonik toplumlarında aktifti. Daha da önemlisi <strong>Quilliam</strong>, Masonik Zanaat Ritüelinin yapısını ve firavun Mısır'ının sembolizmini benimseyen Antik <strong>Zuzimi</strong> Tarikatı'nın kurucusuydu.</div> <div>Quilliam <strong>Müslüman</strong> olup <strong>İslamiyet’e</strong> yaptığı hizmetlerden dolayı, <strong>1893</strong> yılında <strong>Padişah 2</strong>. <strong>Abdülhamid</strong> tarafından <strong>Britanya Adaları Şeyhülislam’ı</strong> olarak atandı. <strong>1893</strong>-<strong>1908</strong> yılları arasında haftalık “<strong>Crescent”</strong> (Hilal) gazetesini yayınlamaya başladı. Bu gazete 80'den fazla <strong>Müslüman</strong> topluluğa ulaştırıldı.</div> <div>Bu yayınlarda <strong>Osmanlı</strong> hilafetine bağlılığa ve <strong>Müslümanların</strong> sorunlarına değiniliyordu.</div> <div><strong>Quilliam</strong> 23 Nisan <strong>1932'de</strong> vefat etti, <strong>Kur'an-ı Kerim’i</strong> <strong>İngilizceye</strong> çeviren iki önemli İngiliz-Müslüman Abdullah Yusuf Ali ve Muhammed Marmaduke Pickthall'in yanına isimsiz olarak defnedildi.</div> <div><strong>Abdullah</strong> <strong>Quilliam</strong> (1856-1932) <strong>Londra</strong> ve <strong>Woking</strong> <strong>Müslümanlar</strong> topluluğuna I. Dünya Savaşı başlamadan önce <strong>İngiltere’ye</strong> döndükten sonra Henri de Leon olarak katılmıştır. Orada Marmaduke Pickthall ve Lord Headley ile birlikte önemli bir sima olarak ortaya çıkar.</div> <div><strong>Osmanlı</strong> <strong>Hilafetinin</strong> uzun vadeli bir destekçisi olarak, <strong>Pickthall</strong> ile <strong>Hilafet</strong> <strong>Hareketi</strong>, <strong>Anglo</strong>-<strong>Osmanlı</strong> <strong>Topluluğu’nun</strong> üyeliği ve <strong>Müslüman</strong> dünyasındaki reform, modernist eğilimlere olan sempatileri ile temas kurmuştur. <strong>Quilliam</strong>, gençlik yıllarından itibaren sosyal adalete olan ilgisi, <strong>ABD’deki</strong> siyahilerin haklarının korunması ve göçmen haklarının korunması gibi çeşitli konularda kendisini göstermiştir.</div> <div><strong>Quilliam</strong> ve <strong>Pickthall</strong>, 1912’de <strong>Ottoman</strong> <strong>Committee</strong> kurulmasında ilk hareket edenlerdir. Her biri <strong>Anglo</strong>-<strong>Ottoman</strong> <strong>Society</strong><strong>’de</strong> ya başkan ya yardımcısı ya da sekreter olarak yüksek görevler üstlenmişlerdi.</div> <div>Bunların amacı, <strong>Osmanlının</strong> toprak bütünlüğünü korumak ve <strong>İngiltere</strong> ile <strong>Osmanlı</strong> arasında samimi ilişkiler kurmaktır. Bu cemiyet, <strong>İngiltere’nin</strong> çıkarlarının <strong>Osmanlı</strong> <strong>Devleti’ni</strong> <strong>Rus</strong> genişlemesine karşı bir kalkan olarak korumak olduğunu savunur.</div> <div><strong>Anglo</strong>-<strong>Osmanlı</strong> Cemiyeti Başkan Yardımcısı <strong>Quilliam</strong> ek olarak, en büyük oğlu <strong>Robert Ahmed Quilliam</strong> da bu derneğin üyeleri arasındadır. Ailecek bu topluluğun içinde yer alan <strong>Quilliam’ın</strong> bazı grup üyelerinden farklı olarak ittihatçıları pek sevdiği söylenemez.</div> <div><strong>Quilliam</strong>, savaş öncesi, savaş dönemi ve savaş sonrası dönemlerin hepsinde de Osmanlı’yı savunmaktan geri kalmamıştır. <strong>1919’daki</strong> savaştan sonra sadece <strong>Anglo</strong>-<strong>Osmanlı</strong> <strong>Topluluğu’nun</strong> üyeliğine geri dönerek bir kez daha <strong>İngiltere’nin</strong> <strong>Osmanlı</strong> <strong>İmparatorluğu’nu</strong> korumak için uzun vadeli stratejik çıkarları yattığına olan inancını tekrar ederek sözlerine sadık kalır.</div> <div><strong>Okültist</strong> ve <strong>ezoterik</strong> bilimlere meraklı olan <strong>Quilliam</strong>, çok yakın arkadaşı olan <strong>Aleister</strong> <strong>Crowley</strong> ise 33. dereceden mason ve <strong>Altın</strong> <strong>Şafak</strong> <strong>Hermetik</strong> <strong>Cemiyeti</strong> adlı gizli teşkilatın kurucusudur.</div> <div><strong>Abdulhamid</strong> <strong>Han,</strong> tüm bu bilgilere sahip olmasına rağmen, <strong>Quilliam’ı</strong> <strong>siyaseten</strong> <strong>Şeyhülislam</strong> yapmıştır. <strong>Quilliam</strong> ile birlikte çok defa <strong>Türkiye’ye</strong> seyahat etmiştir. <strong>Quilliam’ın</strong> oğlu <strong>Galatasaray</strong> <strong>Lisesi’nde</strong> eğitim görmüştü.</div> <h3><strong>Aleister Crowley’in oğlu Atatürk Crowley…</strong></h3> <div><strong>1934'te</strong>, o zamanlar 58 yaşında olan <strong>Crowley</strong>, Patricia Doherty adında 19 yaşındaki Newlyn'li bir kızla tanıştırıldı. Üç yıl sonra, <strong>Crowley'nin</strong> oğlu ve varisi olarak kabul ettiği, <strong>Aleister</strong> <strong>Atatürk</strong> lakaplı <strong>Randall</strong> <strong>Gair</strong> <strong>Doherty</strong> doğdu.</div> <div><strong>Ataturk</strong> <strong>Crowley</strong> veya <strong>Aleister</strong> <strong>MacAlpine Crowley</strong> veya babasının verdiği ünvanla, Kont Charles Edward D’Arquires; Aleister Crowley ve <strong>Phyllis Marian Gotch ile </strong>Richard Ernest Edward Biggs Doherty çiftinin çocuğu olarak <strong>16 Mart 1915'te doğan ve </strong>22 Ağustos <strong>1992'de</strong> İngiltere'nin Devon kentinde ölen Deidre Patricia MacLellan’ın oğlu olarak 2 Mayıs 1937 yılında <strong>Newcastle</strong> İngiltere’de doğdu.</div> <div>Babası ünlü okültist <strong>Aleister</strong> <strong>Crowley</strong>, <strong>Atatürk’ü</strong> küçük yaşlarda eğitmeye başladı. Annesi <strong>Deidre’nin</strong> dedesi olan New English Art Club kurucularından, ünlü ressam Thomas Cooper Gotch’un, 1910 yılında <strong>Cornwall’ın</strong> batısındaki balıkçı köyü Newlyn’de yaptırdığı eve taşındılar.</div> <div>Henüz 10 yaşındayken babasının ölümünden sonra annesi ile yaşamaya başlayan <strong>Atatürk</strong>, babasının şöhretiyle kıyaslanmayacak bir hayat sürmeye başlar. <strong>Atatürk</strong> <strong>Crowley</strong> babasını kaybettikten sonra, Annesinin doğduğu yer olan <strong>Cornwall’e</strong> taşınır. Crowley babasının yakın arkadaşlarından eğitim almaya devam etti. <strong>Crowley’nin</strong> halefi, Frater Saturnus olarak da bilinen Karl Johannes Germer, <strong>Aleister</strong> <strong>Atatürk’ü</strong> evlatlık edinmeyi planlar ve onu <strong>Amerika’ya</strong> getirtir. <strong>Aleister</strong> <strong>Atatürk</strong> genç bir çocuk olarak <strong>Güney</strong> <strong>Kaliforniya’daki</strong> çiftliğinde <strong>Agape</strong> <strong>Locasının</strong> eski üyeleriyle bir süre kalır.</div> <div></div> <div>Mütevazı bir hayat süren <strong>Atatürk</strong> <strong>Crowley,</strong> aldığı eğitimi daha ileri seviyeye taşımıştı. <strong>Hermetizm</strong>, <strong>okültizm</strong>, <strong>gnostisizm</strong>, <strong>simya</strong>, <strong>maji</strong> gibi alanlarda kendini geliştiren <strong>Crowley’i</strong>, Newlyn’de tanıyanlar, nazik, enksantrik ve zararsız bir fantazist olarak tanımlıyorlar.</div> <div><strong>Rusya</strong>, <strong>Ortaasya</strong>, <strong>Ortadoğu</strong> ve <strong>Türkiye’ye</strong> pek çok defa seyahatler gerçekleştiren <strong>Crowley</strong>, doğu mistizmi ile Hristiyanlık öğretilerini harmanladı. <strong>Crowley,</strong> otuzlu yaşlarının sonuna geldiğinde öğretilerini başkalarına aktarmanın vakti geldiğini düşünerek bir tarikat kurmuştu Tarikat merkezi olarak <strong>Madron’u</strong> seçer. Burayı seçmesi rastlantı değildir çünkü <strong>Madron</strong> ve <strong>Morvah</strong> arasında çok sayıda <strong>Keltler’in</strong> ayin yaptıkları antik taşlar buradadır. Yerel halktan gizli yapılan bu ayinler <strong>Kelt</strong> ve pagan inancının yanı sıra <strong>Hristiyan</strong>, <strong>İslam</strong> ve <strong>Yahudi</strong> kabalası motifleri taşımaktaydı.</div> <h3><strong>Mason mu değil mi?</strong></h3> <div>Daha çok doğaüstü olaylar ve bu gücü kullanmak isteyen <strong>para</strong>-<strong>masonik</strong> organizasyonlara üyedir.</div> <div><strong></strong></div> <div><strong>Crowley'nin</strong> Altın Şafak Neofiti derecesine inisiyasyonu yani kabulü 26 Kasım <strong>1898'de</strong> Great Queen Caddesi'ndeki Mark Mason Salonu'nda gerçekleşmişti. Bu Loca, genellikle ve özellikle <strong>ezoterik</strong> eğilimli masonlardan oluşuyordu. <strong>Crowley</strong> 20. yüzyılın başlarında <strong>ezoterik</strong> <strong>Masonluk</strong> okulunun en tanınmış, entelektüel bir tutkunu olarak hatırlanır.</div> <div><strong>Crowley'nin</strong> <strong>Masonluğa</strong> ilgisi de <strong>Kilisenin</strong> insanı köleleştiren dini öğretisine başkaldırmak fikrinden kaynaklanmıştı. İnsanlara bir dizi kural uğruna özgür düşüncelerinden vazgeçmeyi öğreten <strong>Hıristiyanlığa</strong> kıyasıya karşıydı. Çünkü <strong>Crowley</strong> bir toplumsal devrimciydi ve mevcut otokratik yapılardan pek hoşlanmıyordu. </div> <div>Büyük Locası'ndan, masonluğun sadece 'Alcyone/ Greek mitolojisindeki dul kadın’ kültünün maskesi gördüğü için istifa etmiştir. Bununla birlikte <strong>İngiltere</strong> <strong>Büyük</strong> <strong>Locası'nın</strong> ilkelerine tam bağlılığını ifade etmiştir. "<strong>The</strong> <strong>Builder</strong>" da dahil olmak üzere çeşitli <strong>Mason</strong> dergilerinde bir dizi makale yayınladı. <strong>1800'lerin</strong> sonlarından <strong>1900'lerin</strong> başlarına kadar <strong>Aleister</strong> <strong>Crowley</strong>, içinde <strong>Masonik</strong> sembolizm bulunan büyü ritüelleri uygulamıştır. Lakin <strong>1920'den</strong> <strong>1947'deki</strong> yaşamının sonuna kadar <strong>Crowley'ın</strong>, <strong>Masonluğa</strong> kişisel olarak dâhil olmadığı anlaşılmaktadır.</div> <div><strong>Crowley,</strong> <strong>Masonlukla</strong> ilişkilendirilmesi <strong>Masonluk</strong> karşıtı çevrelerin; <strong>Masonluğu</strong> onun ismi üzerinden yıpratma çabası olduğuna dair iddialar söz konusu. Böylece <strong>Masonları</strong> büyüyle uğraşan, farklı boyutlardaki varlıklarla iletişim halinde olan kişiler olarak göstermek için çabalayıp durmuşlar. Referansları da hep <strong>Mr</strong>. <strong>Crowley</strong> olmuş. Bununla birlikte <strong>Masonların</strong> bazı ritüellerinin <strong>büyüyü</strong> andırması söz konusu.</div> <div>Oysa pek çok kişi, onu kötü ya da şeytani biri olarak göstermeye çalışsa da bu <strong>Aleister</strong> <strong>Crowley</strong> için doğru değildi. <strong>Aleister</strong> <strong>Crowley'in</strong> oldukça olumlu özellikleri vardı.</div> <div>Örneğin, çoğu zaman tamamen yabancılara yardım ederdi ve hatta cebindeki tüm parayı, kendisinden daha fazla ihtiyaç duyduğu bir durumda başka birine verirdi. Hangi <strong>Şeytan</strong> ruhlu bunu yapar ki?</div> <h3><strong>Kafa karıştıran olay: Crowley, oğlunun ismini neden Atatürk koydu?</strong></h3> <div><strong>Atatürk,</strong> <strong>Mason</strong> Localarını faaliyetten men eden isim olmasına rağmen kendisinin de bir mason olduğuna dair, <strong>Şevket</strong> <strong>Süreyya</strong> <strong>Aydemir</strong>, <strong>Falih</strong> <strong>Rıfkı</strong> <strong>Atay</strong> ve <strong>Aytunç</strong> <strong>Altındal'ın</strong> beyanları mevcuttur. <strong>38</strong> gün sonra, 6 Eylül <strong>1932</strong><strong>’de</strong> Uluslararası Mason Birliği İstanbul'da <strong>Atatürk'ün</strong> izni toplanmıştı.</div> <div></div> <div><strong>Konvan’ın</strong> M. <strong>Kemal</strong> <strong>Atatürk’ün</strong> tam kontrolündeki <strong>İstanbul’da</strong> toplanması anlamlıdır. O toplantıda dünyanın en üst kademe masonlarının <strong>Türk Cumhurbaşkanı M. Kemal’e</strong> gönderdikleri <strong>'bağlılık'</strong> mesajları dikkat çekmektedir.</div> <div><strong>Crowley</strong> kendisi gibi <strong>Masonluk</strong> geçmişi olan <strong>Atatürk'ün</strong> hayranı olduğu için oğlunun ismini <strong>Atatürk</strong> koymuştur. <strong>Atatürk,</strong> <strong>İngilizleri</strong> yenen ilk kişi olduğu için oğluna bu ismi vermiştir gibi tahminler söz konusu. Ancak kimse tam olarak nedenini ve nasılını açıklayamıyor. Atatürk ismini verdiği çocuğun hayatı boyunca üç kere isim değiştirdiği ve kaçarak bir hayat yaşadığı söyleniyor. Ancak kimse neden sorusuna cevap veremiyor.</div> <div>Aleister Crowley sömürgeci <strong>İngiltere'den</strong> ve yerleşik kraliyet kültünün değerlerinden nefret ediyordu. <strong>Mustafa</strong> <strong>Kemal</strong> <strong>Atatürk</strong> ise kendi çağında <strong>Birleşik</strong> <strong>Krallık</strong> ordularını yenilgiye uğratan ilk başarılı komutan olarak tarihe geçmişti.</div> <div>Kimine göre <strong>Atatürk</strong> hem <strong>masonlar</strong> hem <strong>İngiltere</strong> ile mücadele etmiş ve kazanmıştır. Bu da <strong>Crowley'de</strong> büyük hayranlık ve müttefik olma düşüncesi yaratmıştır. İşte bu nedenle ‘gone are the ghosts and gods/gidenler hayaletler ve tanrılardır' adlı şiirini <strong>Mustafa</strong> <strong>Kemal</strong> <strong>Atatürk’e</strong> ithaf etmiştir.</div> <h3><strong>Atatürk hayranı Mr. Crowley'in Atatürk'e ithaf ettiği Şiir…</strong></h3> <div><strong>Orflame</strong> adlı şiir kitabında Ataturk’e ithaf ettiği bir şiir var: “Gone are the ghosts and gods/Gidenler hayaletler ve tanrılar". Şiir şöyle bitiyor:</div> <div>“To the memory ofMustapha Kemal Pasha Ataturk:For my old friend and pupil,majör-general John CharlesFrederick FüllerAnd my son Aleister Ataturk.”</div> <div>“<strong>Hatırına</strong></div> <div><strong>Mustafa Kemal Paşa Atatürk:</strong></div> <div><strong>Eski dostum ve öğrencim için,</strong></div> <div><strong>tümgeneral John Charles</strong></div> <div><strong>Frederick Füller</strong></div> <div><strong>Ve oğlum Aleister Atatürk.”</strong></div> <div>Yani, “Mustafa Kemal Atatürk’ün anısına, eski dostum ve öğrencim (gözbebeğim) J.C.F. Füller’e ve oğlum Aleister Ataturk’e.”</div> <div>Oğlu <strong>Aleister</strong> <strong>Atatürk</strong> <strong>Crowley</strong>, daha sonra üç kere isim değiştiriyor, Randall Gair Doherty, Aleister Macalpine, Charles Edward D'Arquires. Gözlerden uzak gizli bir şekilde annesinin ve babasının dostlarının gözetiminde büyütülüyor. O nedenle kamuoyunda kimse nedir ne değildir bilmiyor?</div> <div>“<strong>Bu dünyaca ünlü adam, okültistlerin, gizemcilerin, hermetiklerin tapındığı adam, oğluna neden Ataturk ismini verdi</strong>?” sorusu halen cevaplanmayı bekliyor.</div> <div><strong>1960'larda</strong> <strong>Atatürk</strong>, Newlyn'deki Chywoone Tepesi'nin tepesindeki annesinin evi Wheal Betsy'nin arazisinde bir karavanda yaşıyordu. Daha sonra <strong>1838'de</strong> inşa edilen ve 400 mahkumu barındırması amaçlanan görkemli eski <strong>Madron</strong> <strong>Workouse'da</strong> yaşadı. <strong>Atatürk,</strong> orada yaşarken bir aile kurdu ve kendisine gençken babasının verdiği bir unvan olan Kont Charles Edward D'Arquires (veya Darquies) adını verdi. Cornishman gazetesi, <strong>1976'da</strong> icra memurları tarafından mülkü terk etmesinin istendiğini yazmıştı.</div> <h3><strong>Atatürk, İngiltere tahtını istiyor!</strong></h3> <div></div> <div>Babasının, <strong>Kont Charles Edward D'Arquires</strong> ünvanı verdiği <strong>Atatürk</strong> <strong>Crowley</strong>, bir süre sonra <strong>İngiltere</strong> tahtının varisi olarak kendini lanse etmeye başlar. <strong>1976</strong> yılında <strong>'Büyük Britanya Yüksek Konseyi'ni</strong> kurdu.</div> <div>Bu tarihten üç yıl önce <strong>1973'te</strong> gerçek <strong>Atatürk</strong>, <strong>Mustafa</strong> <strong>Kemal</strong> <strong>Paşa’nın</strong> kurduğu <strong>Türkiye</strong> <strong>Cumhuriyeti</strong> 50. Kuruluş Yıldönümünü kutlamış, bir yıl sonra da <strong>1974'te</strong> sömürgeci <strong>Birleşik</strong> <strong>Krallığın</strong> işgal ettiği <strong>Kıbrıs</strong> adasına askeri harekat düzenlemiş ve <strong>Kıbrıs’ın</strong> yarısını ele geçirmişti.</div> <div><strong>Crowley,</strong> <strong>Kelt</strong> soylu bir aileden geliyordu. 8. Yüzyıl'da <strong>Mercia</strong> kralı olarak tahta çıkan <strong>Offa</strong>, ilk İngiltere kralı ünvanı alarak taç giymişti. <strong>Offa,</strong> <strong>Kelt</strong> asıllıydı. O da kendisinin bu soylu aileden geldiğini söylüyordu.</div> <div><strong>Atatürk Crowley,</strong> <strong>İngiltere</strong> tahtına oturma ve yönetimi devralma konusunda oldukça ciddiydi. Bu kapsamda <strong>Londra'ya</strong> kadar gitmişti. Çünkü Randall Gair Doherty diğer ismi ile <strong>Atatürk Crowley, </strong>kendisini <strong>Büyük</strong> <strong>Britanya</strong> <strong>Yüksek</strong> <strong>Konseyi'nin</strong> <strong>Hakimi</strong> olarak görüyordu.</div> <div><strong>Atatürk</strong>, <strong>İngiltere</strong> hükümetini ikna yoluyla devralma konusunda çok ciddiydi.</div> <div>Bu konuda kendisine babasından tevarüs eden <strong>sihir</strong>/<strong>büyü</strong> güçlerine güveniyordu. Ayrıca aile köklerinin Kral soylu olmasının avantaj olduğunu düşünüyordu. Muhtemelen babasının okulundan takipçileri de onda bu vasfı ve kudreti görüyorlardı.</div> <h3><strong>Başbakan </strong><strong>Harold Wilson</strong><strong> ile görüştü, adamı görevden aldılar!..</strong></h3> <div><strong>1976'da</strong>, <strong>Yüksek</strong> <strong>Konsey</strong> flamalarıyla dolu lüks bir limuzin kiraladı ve yanında, Yüksek Konsey Genel Sekreteri Peter Bishop’la birlikte <strong>Londra'ya</strong> gitti. Her zaman kıyafeti ile dikkatleri çeken <strong>Atatürk</strong> <strong>Crowley</strong> genellikle yaşadığı Batı <strong>Cornwall'da</strong> genellikle binicilerin tercih ettiği jodhpurs tipi pantolon l, binici botları ve güneş gözlükleriyle görülüyordu.</div> <div>Ancak bu <strong>Londra</strong> temasları öncesinde, altın süslemeli, apoletli ve kadife pelerinli bir üniforma giymişti. <strong>Crowley'e</strong> iltifat gösterenler de az değildi. Meydanlara çıkıp, ateşli söylemlerde bulundu. Altın süslemeli, apoletli pelerinli üniforması ve çizmeleriyle oldukça sıra dışı bir görüntü çiziyordu. <strong>İşçi Partili Başbakan Harold Wilson'ı</strong> Yüksek Konseylerine katılmaya ikna etmek için Downing Caddesi'ne gittiler. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde Başbakan, onları dinledi, kendisi de müesses nizam ile bağları koparma vaadiyle iktidara gelmişti.</div> <div>Ancak evdeki pazarlık çarşıya uymadı. <strong>MI5</strong> onu <strong>Sovyet</strong> <strong>casusu</strong> olabileceği iddiası ile <strong>Kraliçe’ye</strong> şikayet etmişti. Eski <strong>MI5</strong> görevlisi <strong>Peter</strong> <strong>Wright</strong>, 1980'lerde <strong>'Spycatcher'</strong> adlı otobiyografisini yayınlamıştı. Kitapta, <strong>Wilson'ı</strong> istifaya zorlayacak bir komplo girişiminde bulunan <strong>MI5</strong> ekibinde yer aldığını, zira onun komünist ajanı olduğuna inandıklarını yazmıştı.</div> <div><strong>Atatürk</strong> ve <strong>Piskopos</strong> yine <strong>Dorchester</strong> <strong>Oteli'nde</strong> kaldılar. Ama <strong>Harold</strong> <strong>Wilson</strong><strong>'ın</strong> bu görüşmeden kısa bir sonra <strong>1976'da</strong> ani istifa ile görevinden ayrılmasına ne demeli?</div> <div><strong>Atatürk</strong> <strong>Crowley'in</strong> bedduası tuttu diyenler mutlaka olmuştur. <strong>Başbakanlıktan</strong> ayrıldıktan sonra <strong>Harold</strong> <strong>Wilson</strong>, milletvekilliğine <strong>1983'e</strong> kadar devam etti. Daha sonra <strong>Lordlar Kamarasına</strong> kendisi için oluşturulan soyluluk unvanı ile Rievaulx Lordu Wilson 1995'te ölümüne kadar bu görevde bulundu. </div> <div>Girişimleri başarısız kalan <strong>Crowley,</strong> uzun sürecek bir inziva hayatı yaşamaya başlar. Öğrencileri dışında kimseyle görüşmez. Kendini sosyal hayattan tamamen soyutlar. Çevresi ve akrabaları onun aklını kaçırdığına inanıyorlardı. Eski arkadaşlarıyla karşılaştığında onlara hükümetinde <strong>bakanlık</strong> teklif ediyordu</div> <div>Baba <strong>Aleister</strong> <strong>Crowley’in</strong> <strong>Türkiye’ye</strong> geldiği bilinse de <strong>Atatürk</strong> ile görüşüp görüşmediği bilinmiyor. Oğluna <strong>“Atatürk’</strong> ismi veren <strong>Kelt</strong> asıllı bir <strong>İngiliz’in</strong> <strong>Atatürk’ü</strong> görmemiş ve etkilenmemiş olması mümkün görünmüyor.</div> <div>Şoförlü Austin Princess ile <strong>Fransızlarla</strong> buluşmayı planladığı <strong>Londra'ya</strong> doğru yola çıkarken, bir kalabalık onun tam bir kıyafetle ayrıldığını görmek için toplandı. büyükelçisi "granit mirasımızın kurtarılıp kurtarılamayacağını görmek" için görevlendirildi.</div> <div></div> <div>Mavi gözlü, sarı saçlı <strong>Atatürk</strong> <strong>Crowley</strong>, 20 Kasım <strong>2002</strong> yılında<strong>,</strong> 65 yaşındayken, <strong>Buckinghamshire’daki</strong> Chalfont St, Peter'da bir araba kazasında öldü.</div> <div>Randall Gair Doherty, <strong>Aleister</strong> <strong>Atatürk</strong> [Crowley], Aleister Macalpine, Charles Edward D'Arquires adlarını taşıyan bu mavi gözlü sarı saçlı adam, dünyanın en gizemli insanlarından biri olan babası gibi gizli bir yaşam sürdü ve gitti.</div> <div>Onun <strong>trafik</strong> <strong>kazası</strong> süsü verilen ölümünde tıpkı <strong>Prenses</strong> <strong>Diana’nınkinde</strong> olduğu gibi <strong>İngiliz</strong> <strong>Derin</strong> <strong>Devleti’nin</strong> <strong>parmağı</strong> olduğu düşünüldü.</div> <div>.</div> <div><strong>Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com</strong></div> <div>Seçilmiş Kaynakça</div> <div>https://perturabo.ru/magus/</div> <div>https://turkrock.com/konu/50484/</div> <div>https://plymouthbrethren.org/article/3182</div> <div>https://freemasonry.bcy.ca/aqc/crowley.html</div> <div>https://www.wikitree.com/wiki/Doherty-2059 </div> <div>https://www.bbc.com/turkce/vert-tra-38320127</div> <div>https://kargalar.org/konular/aliester-crowley.142/</div> <div>https://kidega.com/yazar/aleister-crowley-002025/</div> <div>https://www.mason-mahfili.org.tr/ombl/evrensel-bildirge/</div> <div>https://www.britannica.com/biography/Aleister-Crowley</div> <div>https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-50826215.amp</div> <div>https://masonicfind.com/was-aleister-crowley-a-freemason</div> <div>https://eksisozluk1923.com/aleister-ataturk-crowley--706652</div> <div>https://masonlar.org/masonlar_forum/index.php?topic=16600.0</div> <div>https://masonlar.org/masonlar_forum/index.php?topic=12289.0</div> <div>https://aleistercrowleythepoet.weebly.com/the-life-of-crowley.html</div> <div>https://www.basair.net/book-review-islam-in-victorian-liverpool/</div> <div>https://turkthelemit.wordpress.com/tag/charles-edward-darquires/</div> <div>https://www.salom.com.tr/haber/122580/nazi-rejiminde-masonluk</div> <div>https://jonturk.tv/ataturku-ingiliz-derin-devleti-mi-oldurdu/#google_vignette</div> <div>https://www.hunturk.net/forum/mason-localarini-ataturk-kapatti-4093.html</div> <div>https://www.turkhackteam.org/konular/a-crowleyin-ataturk-hayranligi.305242/</div> <div>https://www.artcornwall.org/features/Aleister_Crowley_Ataturk_McAlpine.htm</div> <div>https://emoshhh.blogspot.com/2011/10/yasams-en-gizemli-adam-oglunun-adn.html</div> <div>https://rickontheater.blogspot.com/2019/10/the-wickedest-man-in-world-aleister_13.html</div> <div>https://www.everydaymuslim.org/blog/william-henry-quilliam-freemason-and-esoteric/</div> <div>https://www.sesgazetesi.com.tr/makale/2828664/huseyin-baris-ozsoy/bilinmeyen-tarih-3</div> <div>https://www.quora.com/Do-Masonry-and-the-occult-have-any-views-on-Aleister-Crowley</div> <div>https://kafkassam.com/papalik-masonluk-savasinda-ingiliz-masonlarinin-vatikan-karsitligi.html</div> <div>https://turkthelemit.wordpress.com/2021/04/14/crowleynin-evlatlari-1-aleister-ataturk-macalpine/</div> <div>https://www.midnightfreemasons.org/2011/01/william-mckinley-true-and-upright-mason_05.html</div> <div>https://tr.sputniknews.com/avrupa/201801051031695956-ingiltere-masonlari-ayrimciliga-ugruyoruz/</div> <div>https://www.dunyabulteni.net/avrupa/ingiliz-parlamentosunda-mason-locasi-tartismasi-h416346.html</div> <div>https://www.cornwalllive.com/news/cornwall-news/legendary-occultist-aleister-crowleys-son-4243093</div> <div>https://www.haberturk.com/gizli-el-sikismalardan-defilelere-ingiltere-de-masonlugun-300-yili-1679517#</div> <div>https://twitter.com/KutlukOzguven/status/1684565251088601089?t=nYXJ17suwQ2UDE2FoLD4Og&s=09</div> <div>https://www.cornwalllive.com/news/cornwall-news/legendary-occultist-aleister-crowleys-son-4243093</div> <div>https://www.newdawnmagazine.com/articles/the-compass-the-crescent-secret-societies-of-the-muslim-freemasons</div> <div>https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/seyh-abdullah-quilliam-britanya-da-islam-i-savunan-ingiliz-musluman-/1800949</div> <div>https://www.lashtal.com/forums/people/to-mega-therions-son-aleister-ataturk-crowley-and-his-young-cornish-mistress/</div> <div>https://www.yeniakit.com.tr/haber/aleister-cowley-kimdir-aleister-cowley-nerelidir-aleister-cowley-cocuklari-1552517.html</div> <div>https://www.kizlarsoruyor.com/kultur-sanat/a85676-dunyanin-en-kotu-adami-seytanla-anlasma-yapmis-kisi-aleister-crowley</div> <div>Muhammed Sarı, I.Dünya Harbi Öncesi İngiltere'de Kurulan Türkofil Bir Dernek: The Anglo-Ottoman Society, https://belleten. gov.tr/tam-metin/387/tur</div> <div>https://www.dikgazete.com/yazi/abdde-musluman-gorunumlu-masonlar-iste-gizli-mason-musluman-olan-ve-cami-de-oldurulen-abd-baskani-makale,767.html-767.html</div> <div>Cemal Tunçdemir/ Bir zamanlar ABD’yi yöneten İslamcı Masonlar!/ https://amerikabulteni.com/2015/08/25/bir-zamanlar-abdyi-yoneten-islamci-masonlar/</div> <div> </div>