<div><span><span>Gergin ortamda yapılan şeffaf seçimde <strong>İstanbullu</strong> <strong>seçmen</strong>, <strong>31 Mart</strong>'ta seçimi <strong>13 bin 729 oy </strong>farkıyla kazanan <strong>Millet İttifakı</strong>'nın <strong>CHP'li</strong> adayı <strong>Ekrem İmamoğlu</strong>'nun mazbatasının <strong>YSK</strong>'nın seçim yenileme kararıyla iptal etmesine kayıtsız kalmadı.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span><strong>İstanbullu</strong> seçmen tepkisini, <strong>Cumhur İttifakı</strong>'nın <strong>AK Partili</strong> adayı <strong>Binali</strong> <strong>Yıldırım</strong> ile arasındaki oy farkını, itiraz ve tartışmaya yer bırakmayacak şekilde, yüzde 9'a çıkararak gösterdi. Seçmen<strong> AK Parti</strong>’ye oy vermedi ama mesaj verdi.</span></span></div> <div><span><span><strong>Evdeki hesap çarşıya uymadı…</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Sezai Karakoç</strong>’un “<strong>Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine</strong>” şiiri herhalde <strong>Cumhurbaşkanı</strong>’nın ezberinde olmalı. Şiirin sonuna doğru “<strong>Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır</strong>” dizesi dikkat çeker. </span></span></div> <div><span><span>Bu dize daha çok <strong>Milli Görüş</strong>’ün muhalefet yıllarında mensuplarının dilinden düşmezdi. Şimdi bu dize tersinden kurgulanacak olursa “<strong>Kazana kazana büyüyen bir yenilgi vardır</strong>” şeklinde okunabilir.</span></span></div> <div><span><span><strong>AK Parti</strong>'nin iktidara geldiği 2002 seçimlerinden bu yana hep siyasette "<strong>Risk alarak kazanan</strong>" siyasetçi imajıyla öne çıkan <strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan</strong> ilk kez 'risk alarak kaybetti'. </span></span></div> <div><span><span><strong>AK Parti</strong>’nin teorik doğrularını pratik yanlışları sildi süpürdü.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span><strong>17 Haziran 2019’da “Şoför Topal Dursun'un oğluna İsrail’den mesaj var!”</strong> başlıklı yazımda; <strong>“Binali Yıldırım</strong>'ın; mal varlığına ilişkin iddiaların yol açtığı istifhamları, soru işaretlerini gidermek için başvurduğu "<strong>Şoför Topal Dursun'un oğlu</strong>" imajıyla kentsoylu genç seçmen kitlesini ikna etmesinin mümkün olmadığını, buna rağmen <strong>23 Haziran</strong>'da sandıktan çıkması, inanın şapkadan tavşan çıkması kadar inandırıcı olabileceğini" belirtmiştim. </span></span></div> <div><span><span>Nitekim öyle de oldu. </span></span></div> <div><span><span>Seçmen kitlesinin üçte biri <strong>30 yaş altı</strong> gençlerden oluşan <strong>İstanbul</strong>’da, sadece <strong>Karadeniz</strong> hemşehriliğiyle yetinen, mukaddes değerler üzerinden “<strong>Beka</strong>” kavramına referansla yapılan siyasetle ekonomik krizi geçiştirmeye çalışan din ve vatan komisyonculuğuna prim vermedi. </span></span></div> <div><span><span>Sonuçta bu gençler de keyfi uygulamalara itirazlarını, oylarıyla gösterdiler. <strong>Adalet</strong> ve <strong>vicdan</strong> duygusu zedelenen <strong>AK Parti</strong> seçmeninin partiden uzaklaşma süreci hızlandırıldı. </span></span></div> <div><span><span><strong>AK Parti’de kazan kaynıyor!</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>İstanbul</strong> seçimlerinin iptali sürecinde bu tür bir tasarrufun <strong>AK Parti’ye büyük zarar verebileceğini</strong> söyleyenlerden biriyim.</span></span></div> <div><span><span>Hatta öngörüsüne ve siyasi ferasetine çok güvenilen <strong>Cumhurbaşkanı</strong> <strong>Erdoğan</strong>’ın böylesi bir yanlışa<strong> “dur”</strong> diyeceğini sanıyordum. Maalesef yanıldım.</span></span></div> <div><span><span><strong>31 Mart ve 23 Haziran</strong> arası partinin izlediği stratejiye yönelik en ufak bir eleştiriyi dahi <strong>küfür</strong> ve <strong>vatan hainliği</strong> damgası vurarak savuşturan <strong>AK</strong> <strong>Partililer,</strong> şimdi nerede hata yaptıklarını sorgulamaya başladılar. </span></span></div> <div><span><span><strong><span>En komik olan ne biliyor musunuz? Partinin her hareketini ve ilkesini “Mutlak doğru” kabul edenlerin şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik tavsiye mektubu yazmaya soyunmaları.</span></strong></span></span></div> <div><span><span>Daha <strong>22 Haziran</strong>’da <strong>Ekrem İmamoğlu</strong>’na oy verecek seçmeni hakaret sınırlarının ötesinde aşağılayanların seçim yenilgisinden sonra “<strong>hepimiz kardeşiz”</strong> türküsünü çığırmaları vallahi-billahi sırıtıyor.</span></span></div> <div><span><span>“<strong>Nefret söylemi</strong>”yle gelinen noktada kimlerin katkısı var kamuoyunun malumu!</span></span></div> <div><span><span>Önce söylem değişmeli.</span></span></div> <div><span><span>Zihniyet değişmeli.</span></span></div> <div><span><span>Vardiyalı çalışan hırsızların partideki mevcudiyet sorunu bir an önce çözülmeli. </span></span></div> <div><span><span><strong>Seçimle gelen krallar!..</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Başkanlık sistemi </strong>işlemiyor. Tüm bürokrasi <strong>hipnoz</strong> edilmiş şekilde <strong>Beştepe</strong>’den yankılanacak sese odaklı.</span></span></div> <div><span><span>Daire Başkanı Genel Müdürden, Genel Müdür Bakan Yardımcısından, Bakan, Cumhurbaşkanlığı Politika Kurullarından, pek tabi Politika Kurulları da Cumhurbaşkanı’ndan habersiz adım dahi atmıyor.</span></span></div> <div><span><span>Eskilerin deyimiyle <strong>“Güneş çarığı, çarık da ayağı sıkıyor</strong>”. Yanisi yaprak kımıldamıyor. Türkiye’de <strong>Maurice Duverger</strong>’in “<strong>Seçimle Gelen Krallar” </strong>kitabında yazdıkları birebir yaşanıyor.</span></span></div> <div><span><span>Tam da<strong> </strong><strong>1937</strong>’de <strong>Ramsay Muir</strong>’in dediği gibi “<strong>İktidar, önce kraldan (padişahtan) parlamentoya (Meclise), parlamentodan da hükümete, hükümetten de başkana geçti.</strong>”</span></span></div> <div><span><span><strong>“</strong><strong>Tek adam/Tanrı insan</strong>” anlayışı terk edilmeli.</span></span></div> <div><span><span>Sorumluluklar parti yönetiminde paylaşılmalı. </span></span></div> <div><span><span>En yaman çelişki ne biliyor musunuz?</span></span></div> <div><span><span>Adında <strong>adalet</strong> olan bir partinin adaleti mumla arar hale getirilmesi. </span></span></div> <div><span><span><strong>Muhalefet moral üstünlüğü ele geçirdi…</strong></span></span></div> <div><span><span>Kadim <strong>CHP</strong> ve çiçeği burnunda<strong> İyi Parti </strong>seçmeni, ilk kez kazanabilme duygusunu doyasıya tattı.</span></span></div> <div><span><strong><span>"Reform Hükümetleri"</span></strong></span><span><span><strong><span> olarak Türk siyasi tarihine geçen AK Parti hükümetleri göreceli siyasi ve ekonomik başarılarına rağmen seçim kaybetmenin şokunu değil travmasını yaşıyor. </span></strong></span></span></div> <div><span><span>Ancak bu konuda nesnel bir bakış açısıyla değerlendirme yapmaları mümkün değil; çünkü kendilerine oy vermeyen seçmene <strong>nankör</strong> gözüyle baktıkları ortada. Hatayı kendilerinde arama gibi erdemli bir duruştan çok uzaklar.</span></span></div> <div><span><span>Oysa <strong>Winston Churchill</strong> <strong>2. Dünya Savaşı</strong>’ndan yalnızca ülkesi <strong>İngiltere</strong>’yi zaferle çıkarmakla kalmamış, ardından “<strong>Üzerinde güneş batmayan imparatorluk</strong>” adına katıldığı <strong>Yalta</strong>’daki <strong>dünya paylaşımı</strong>nda ülkesinin global haklarını fazlasıyla korumuş olmasına rağmen, savaştan hemen sonra yapılan (1945) ilk seçimde, koltuğunu partisinin rakibi <strong>İşçi Partili Clement Attlee</strong>’ye terk etmek zorunda kaldığı bir seçim yenilgisi yaşamıştı.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>Savaşta <strong>Churchill</strong>’in emir ve talimatlarını uygulamış askerler bile şaşırtıcı biçimde <strong>Churchill</strong>’e oy vermemişti.</span></span></div> <div><span><span>Demek ki savaşı kazanmak seçim kazanmak anlamına gelmiyor.</span></span></div> <div><span><span>Demek ki bulgurla-makarnayla insanların karnını doyurmak seçimi kazanma garantisi sunmuyor. </span></span></div> <div><span><span>Halen parti tabanında savaş ganimetini yağmalamak için tuttukları tepeyi terk eden “<strong>Uhud Okçuları</strong>” üzerinden tartışma yaşanıyorsa, bu zihniyetten sağlıklı bir öz eleştirinin çıkmasını beklemek ham hayal. </span></span></div> <div><span><span>"<strong>Proje Ekrem" Avrupa Birliği ve ABD’nin yakın markajında…</strong></span></span></div> <div><span><span>Yenilenen <strong>İstanbul</strong> seçimini farkla kazanan <strong>İmamoğlu</strong>, kendisiyle ilgili “<strong>Proje</strong>” iddialarına yönelik "<strong>Evet ben bir projeyim, Cumhuriyet'in, Türkiye Cumhuriyeti'nin projesiyim</strong>" açıklamasında bulundu. </span></span></div> <div><span><span><strong>Millet İttifakı</strong> adayı <strong>Ekrem İmamoğlu</strong>'nun <strong>İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı</strong>’nı kazandığı <strong>23 Haziran İstanbul seçimleri Avrupa Birliği</strong>'nde de yakından takip edildi.</span></span></div> <div><span><span><strong>ABD</strong>'nin <strong>Ankara Büyükelçiliği</strong>, "<strong>Avrupa'nın en büyük şehrini yönetecek olan Ekrem İmamoğlu'na en iyi dileklerimizi sunarız</strong>" ifadelerini kullanarak tebrik mesajı yayınladı.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Avrupa</strong> ve <strong>ABD</strong> medyasında <strong>İstanbul</strong> seçimini <strong>Ekrem İmamoğlu</strong>'nun kazanması ve <strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan</strong>'ın siyasi geleceği ile ilgili yorumlarda "<strong>Erdoğan dönemi sona eriyor</strong>" başlığı öne çıkıyor. </span></span></div> <div><span><span><strong>23 Haziran seçimini planlayan odak, Erdoğan ve AK Parti’ye itibar kaybı yaşattı…</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Ankara</strong> ve <strong>İstanbul</strong> gibi metropollerde umduğunu bulamayan parti yönetimi, ihmal ve yetersizliklerini örtbas etmek için, “<strong>Oy hırsızlığı</strong>” iddiasını ortaya atarak, <strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan</strong>’ın başkanı olduğu hükümeti aciz göstermek pahasına seçim sonuçlarına itirazı yöntemleştirdi.</span></span></div> <div><span><span>Uzun sözün kısası <strong>AK Parti,</strong> kendi celladını kendi elleriyle büyüttü. Sayelerinde <strong>İmamoğlu</strong>’nu sadece <strong>CHP’</strong>li seçmen değil bütün <strong>Türkiye</strong> tanıyor. </span></span></div> <div><span><span><strong>23 Haziran İstanbul</strong> <strong>Büyükşehir Belediye Başkanı</strong> seçimi, <strong>İmamoğlu</strong> ile <strong>Binali Yıldırım</strong> arasında değil <strong>Trabzonlu Ekrem İmamoğlu</strong> ile <strong>Rizeli Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan</strong> arasında geçti.</span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>İstanbullular</strong> sadece Büyükşehir Belediye Başkanlarını değil, “<strong>Geleceğin cumhurbaşkanı</strong>”nı da oyladıklarını düşündüler ve bu niyetle sandığa gittiler.</span></span></div> <div><span><span>Meşruiyetini, aldığı oya dayandıran <strong>Erdoğan</strong>’ın takipçi kitlesi seçimlerde, ülkeyi yönetmeyen, muhalefetin hile yaptığına inanan dünyada benzeri olmayan bir kitle olarak dünya siyasi tarihine geçme ironisini başardı. </span></span></div> <div><span><span>En kötüsü ne biliyor musunuz? </span></span></div> <div><span><span>“<strong>Oy hırsızlığı</strong>” kapsama alanını genişletti ve çalmak eylemi bu kitlenin üzerine kara leke gibi yapıştı. </span></span></div> <div><span><span><strong>AK Parti’nin “Beka” söylemi çerçevesinde terörle mücadeleyi merkeze alan kampanyası işe yaramadı…</strong></span><span><strong> </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>“Gönül belediyeciliği</strong>” çöktü. Halkın, tumturaklı ve sözde <strong>duygularını okşayan</strong> sloganlara itibar etmediği görüldü.<strong> TSK savaş uçakları,</strong> <strong>Kandil</strong>’deki <strong>PKK</strong> terör örgütünün kamplarını bombalarken <strong>Öcalan</strong>'ın <strong>HDP</strong> seçmenine “<strong>Tarafsızlık çağrısı</strong>”, “<strong>Kalburla su taşımak</strong>” gibi algılandı. </span></span></div> <div><span><span><strong>AK Parti</strong>'nin <strong>İstanbul'</strong>da yaşayan <strong>Kürtleri, İmamoğlu</strong>'ndan uzak tutma konusundaki girişimi muhafazakâr demokrat (!) seçmen tarafından <strong>AK Parti</strong>’nin siciline işlendi. </span></span></div> <div><span><span><strong>31 Mart </strong>seçimlerini “<strong>Ülkenin beka sorunu</strong>” üzerine kuran ve <strong>İmamoğlu</strong> ile ona destek verenleri “<strong>PKK ile işbirliği içinde olmak</strong>”la suçlayan parti yöneticilerinin, <strong>20 Haziran</strong>'da <strong>Anadolu Ajansı </strong>aracılığıyla servis edilen “<strong>Öcalan’ın, HDP seçmenine tarafsızlık çağrısı yaptığına</strong>" ilişkin mesajına destek vermesi, <strong>AK Parti</strong> ve <strong>MHP</strong> seçmen tabanında tahmin edilemeyecek boyutta tepkiye yol açtı.</span></span></div> <div><span><strong><span>Seçmen, kendisini “salak” yerine koyan parti kurmaylarına kol saatini gösterdi…</span></strong></span></div> <div><span><span><strong>Tunceli Üniversitesi</strong>'nde sosyoloji bölüm başkanı ve rektör danışmanı olarak görev yapan <strong>Doç. Dr. Ali Kemal Özcan</strong>’ın hangi resmi sıfatla <strong>İmralı</strong>’da <strong>Öcalan</strong>la görüştüğü bir kenara, terör örgütü liderinin postacılığını yapmasına nasıl izin veriliyor? </span></span></div> <div></div> <div><span><span>Terör örgütleriyle iltisaklı oldukları (malum bankada hesap açtıkları, malum gazeteyi okudukları vb.) gerekçesiyle iş akitleri fesh edilen ve binlerce öğretim görevlisinin resen ihraç edildiği bir ülkede <strong>Doç. Dr. Ali Kemal Özcan</strong> nasıl oluyor da öz güven patlaması yaşıyor ve<strong> İmralı</strong>’nın yoluna düşüyor?</span></span></div> <div><span><span><strong>Kim ne derse Öcalan, Kürtlerin tarafsızlığını sağlayamadı İstanbul seçiminde AK Parti’ye itibar kaybı yaşattı! </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>ABD, Türkiye’de "Siyaseti Yeniden Dizayn Operasyonu"nda Türk milliyetçilerine misyon yüklemek istiyor! </strong></span></span></div> <div></div> <div><span><span>-Svante E. Cornell</span></span></div> <div><span><span><strong>Amerikan Dış Politika Konseyi</strong>’nin <strong>Stockholm</strong>’deki Güvenlik ve Kalkınma Politikaları Enstitüsü’nün kurucu ortağı olan Orta Asya-Kafkasya Enstitüsü’nün müdürü ve <strong>JINSA</strong>’nın Gemunder Savunma ve Strateji Merkezi’nin Politika Danışmanı <strong>Svante E. Cornell</strong>, <strong>ABD</strong>’nin, Türk milliyetçilerini çok ihmal ettiğini, Türk milliyetçiliğinin yükselişinin burada durmayacağı varsayılırsa <strong>dirsek temasına geçmek için iyi bir zaman</strong> olabileceğini belirtiyor. </span></span></div> <div><span><span>Mümkün mü?</span></span></div> <div><span><span><strong>23 Haziran </strong>gecesi, seçim otobüsünden <strong>Beylikdüzü</strong>'nde büyük bir kalabalığa seslenen <strong>İmamoğlu</strong>’nun yanı başında kim vardı? <strong>İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu</strong>. </span></span></div> <div></div> <div><span><span>İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı İmamoğlu; “<strong>Buğra Kavuncu İl Başkanımın nezdinde bütün İYİ Parti teşkilatını milletvekillerimi kucaklıyorum, selamlıyorum. Nitekim Hep birlikte daha güzel işler başaracağı Her şey çok güzel olacak.</strong>” sözleriyle teşekkür ettiği isim. </span></span></div> <div></div> <div><span><span>İleri derecede <strong>Rusça</strong>, <strong>Kazakça</strong> ve <strong>İngilizce</strong> biliyor. <strong>2016</strong>’dan günümüze <strong>BASF</strong> <strong>Türk Kimya CEO</strong>’su. İYİ Parti Genel İdare Kurulu üyesi ve İstanbul İl Başkanı.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span><strong>Buğra Kavuncu</strong>'nun babası <strong>Prof. Dr. Orhan Kavuncu</strong>, dayısı ise Alman istihbaratı <strong>BND</strong> ve <strong>ABD</strong> gizli servisi <strong>CIA</strong> ilişkilerini bizzat kendisi anlatan, halen içeride tutuklu bulunan <strong>Enver Altaylı</strong>. </span></span></div> <div><span><span><strong>Amerikalılar, Milliyetçilik üzerinden Türkiye’ye yaklaşacak!</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Svante E. Cornell’</strong>le bıraktığımız yerden devam edelim. Adı geçen şahıs, <strong>Avrasya</strong>'da, özellikle <strong>Güney Kafkasya</strong>'da, <strong>Türkiye</strong> ve <strong>Orta Asya</strong>'da politika ve güvenlik konularında uzmanlaşmış bir <strong>İsveçli</strong> araştırmacı.</span></span></div> <div><span><span><strong>Amerikan Dış Politika Konseyi </strong> (AFPC) ile işbirliği içinde yürüttüğü Ortak Merkez olan Orta Asya-Kafkasya Enstitüsü ve İpek Yolu Çalışmaları Programının Araştırma Direktörü. </span></span></div> <div></div> <div><span><span><strong>Svante E. Cornell</strong>’e göre; <strong>Erdoğan</strong> ile milliyetçiler arasındaki gerilimler artarsa (-ki Öcalan’ın mektubu buna göreceli katkı verdi), <strong>Amerikan</strong> politikaları, teraziyi bir tarafın lehine çevirebilir. <strong>Erdoğan</strong>'ın <strong>İslamcı</strong> içgüdüleri, <strong>temel olarak Amerikan karşıtı olan bir dünya görüşü</strong>dür.</span></span></div> <div><span><span>Ancak zayıflamış bir <strong>Erdoğan</strong>, <strong>Suriye</strong> ve <strong>Kürt</strong> meselesi de dahil olmak üzere, kısa vadede <strong>Amerikan</strong> ulusal güvenliği için önemli olan konularda uzlaşmaya daha istekli olabilir. </span></span></div> <div><span><span><strong>Türkiye</strong>'nin milliyetçileri de <strong>Amerikan</strong> <strong>karşıtı</strong> <strong>görünebilir</strong>, ancak şikâyetleri <strong>ABD</strong>'nin <strong>Suriye</strong>'deki <strong>PKK</strong> ile uyumlu gruplara destek vermesi ve <strong>Amerika'nın Gülen'i barındırması</strong> gibi somut ve önemli konularla ilgili. </span></span></div> <div><span><span>Ne anladınız?</span></span></div> <div><span><span>.</span></span></div> <div><span><span><strong>Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com</strong></span></span></div> <div></div> <div><span><span>Twitter'da bizi takip edin:<strong> </strong><strong>@oc32oc39</strong><strong> , </strong><strong>@dikgazete</strong></span></span></div> <div></div>