<div><strong>Âdettendir</strong>; yıl sonunda geçen yılın bir muhasebesi yapılır. Adeti bozmayalım, üstelik <strong>2022</strong> fazladan olaylı geçti. </div> <div>Malum, yılın başlarında <strong>Ukrayna</strong> savaşı başladı ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Tabii, her şey birdenbire altüst olmadı, birikenler taştı.<strong> Rusya</strong>’nın <strong>Ukrayna</strong>’yı işgaline gerekçe aramıyoruz, ama durduk yerde böyle bir gelişme olmadığını hatırlamakta fayda var.</div> <div><strong>İki binli </strong>yılların başlarından itibaren <strong>Rusya,</strong> <strong>Putin</strong> yönetimi altında, uluslararası gücü açısından kendini toparlamaya başlamıştı. </div> <div><strong>Soğuk Savaş </strong>döneminin iki kutuplu dünyasındaki sıkletine ulaşmadı ama önce <strong>Suriye’ye</strong> müdahil olarak bölgesel siyasette yeniden hesaba katılması gereken noktaya ulaştı.</div> <div>O zaman, <strong>Rusya</strong> açısından <strong>Suriye’nin</strong> “<strong>Ortadoğu’nun Ukraynası</strong>” olduğunu söylemiştim.</div> <div>Şöyle ki; <strong>Ukrayna</strong> ve <strong>Gürcistan</strong>’ın <strong>Batı</strong> <strong>ittifakına</strong> meyli, <strong>Batı’dan</strong> çevreleme sürecinin nasıl son durağı olmuş idiyse, <strong>ABD’nin</strong> <strong>Suriye’de</strong> rejim değişikliği politikası da <strong>Ortadoğu’da</strong> <strong>Rusya’nın</strong> tümüyle denklem dışında kalması olacaktı. </div> <div>Sonuçta, <strong>Suriye</strong> rejimi büyük ölçüde <strong>Rusya’nın</strong> desteği ile ayakta kaldı, dahası <strong>Rusya’nın</strong> bölgede <strong>askeri</strong> <strong>varlığının</strong> da önünü açmış oldu.</div> <div><strong>Ukrayna’nın</strong> <strong>Batı</strong> ittifakına meyli <strong>2004</strong> <strong>Turuncu</strong> <strong>Devrim</strong> sonrası, bu ülkeyi iki taraf arasında siyasi çatışmanın alanı haline getirmişti.</div> <div><strong>Ukrayna</strong>’nın <strong>NATO</strong> ve <strong>AB</strong> üyeliğinin gündeme gelmesi ile tırmanan süreç, <strong>2014</strong> yılında <strong>Rusya</strong>’nın <strong>Kırım’ı</strong> ilhakıyla daha da büyük bir gerilim hattı oluşturmuş oldu.</div> <div>Diğer taraftan, zaten <strong>2008</strong>’de <strong>Kosova’nın</strong> bağımsızlığı, <strong>Doğu</strong> <strong>Avrupa’da</strong> gittikçe yayılan <strong>ABD</strong> <strong>üsleri</strong>, <strong>Ukrayna’da</strong> <strong>Batı</strong> <strong>yanlısı</strong> <strong>hükümet</strong> derken, <strong>Rusya</strong> <strong>Ukrayna’yı</strong> işgale girişti ama <strong>Batı’nın</strong> <strong>Ukrayna’ya</strong> desteği ile savaş kızıştı. </div> <div>Bu çerçevede düşünürsek, başından itibaren <strong>Ukrayna’nın</strong> bölgesel bir savaşın değil, küresel bir savaşın alanı olduğu açıktı.</div> <div>Sonuçta, <strong>Üçüncü</strong> <strong>Dünya</strong> <strong>Savaşı</strong> çıkmadı ama, küresel bir çatışmanın diğer tüm alametleri oluştu.</div> <div><strong>ABD</strong> resmen olmasa da <strong>Ukrayna’ya</strong> verdiği desteğin ölçeği düşünülürse, aslında savaşın taraflarından biri. Dahası, <strong>Avrupa</strong> <strong>Birliği</strong>’nin başlangıçta, denge arayışlarının önünü keserek, <strong>Avrupa’yı</strong> da bu savaşta ciddi bir taraf haline getirdi. Yeni küresel çatışma hattı da “<strong>demokrasilerin otoriter rejimlerle savaşı</strong>” olarak formüle edilmiş oldu.</div> <div>Tabii bu sadece bir etiket, yoksa <strong>Polonya</strong> başta olmak üzere ‘<strong>demokrasi</strong> <strong>cephesi</strong>’ içinde sayılan bir sürü ülkenin <strong>demokrasi</strong> ile <strong>alakası</strong> yok, orası ayrı. </div> <div>İşin ilginci, bu ülkelerin bir kısmı, <strong>ABD</strong> onları demokrasi cephesine dahil etmek konusunda titizlenmezken, doğrudan <strong>Rusya</strong> <strong>karşısında</strong> yer almak gereğini hissetmiyor, <strong>ABD’nin</strong> bastırdığı <strong>Rusya’ya</strong> ekonomik yaptırımlara uymuyor. <strong>Hindistan</strong> hâlâ <strong>Rusya’dan</strong> enerji alıyor, <strong>Biden</strong> <strong>katil</strong> dediği <strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan</strong> veliahtı <strong>Bin Salman</strong>’ın ayağına gittiği halde, <strong>OPEC’ten</strong> istediği karar çıkmıyor. Dahası, <strong>Suud’lar</strong>, <strong>ABD’nin</strong> <strong>Obama</strong> döneminden itibaren asıl tehdit saydığı ve <strong>Rusya</strong> ile ittifak içinde olan <strong>Çin</strong> ile yakınlaşıyor.</div> <div>Kısacası, hâli hazırda, <strong>Rusya’yı</strong> <strong>zayıflatmak</strong>, <strong>Çin’i</strong> <strong>durdurmak</strong> derken, olan <strong>Batı Avrupa’ya</strong> ve özellikle <strong>Almanya’ya</strong> oldu.</div> <div><strong>Rusya’ya</strong> ekonomik yaptırım adına, adamların sanayisi büyük darbe aldı, <strong>AB</strong> genel olarak politik ağırlığını kaybedip, tamamen <strong>ABD</strong> dış politikasının tahakkümü altına girdi. </div> <div>Diğer taraftan, <strong>2008</strong> ekonomik krizin devam eden etkileri, pandeminin yarattığı ekonomik durgunluk derken, <strong>Ukrayna</strong> <strong>savaşı</strong> ve <strong>Rusya’ya</strong> yaptırımların attırdığı enerji fiyatları, <strong>dev bir ekonomik krize</strong> dönüştü. Sonuçta <strong>berbat</strong> <strong>bir</strong> <strong>yıl</strong> geçirdik ve daha da <strong>çekeceğimiz</strong> var gibi görünüyor.</div> <div></div> <div>Asıl önemlisi, tüm bu gelişmeler çerçevesinde, nihayet <strong>neo-liberalizmin iflası </strong>gözler önüne serilmiş oldu.</div> <div><strong>Neo-liberalizmin iflası </strong>derken, sadece ekonomik krizi ve korumacı, devlet müdahaleci, sübvansiyoncu ekonomik önlemlere dönüşü kastetmiyorum, genel olarak<strong> neo-liberal siyasi söylemden</strong> söz ediyorum.</div> <div><strong>Doksanlı</strong> yılların başında dolaşıma giren, dünyanın dört bir yanında “<strong>piyasa ekonomisine geçişin demokrasi getireceği</strong>” iddiası zaten çoktan boşa düşmüştü. </div> <div>Son on yılda, aşırı sağ siyasetlerin, otoriter popülist rejimlerin yükselişi ile ‘<strong>liberal demokrasi</strong>’lerin krize girmesi çok tartışma konusu olmuştu. Ancak, otoriter, popülist dalga, aşırı gruplar veya <strong>Trump</strong> gibi siyasi şahıslar etrafında değerlendiriliyordu.</div> <div><strong>Ukrayna savaşı</strong> ile siyasi tasnifler değişim geçirdi, <strong>İtalya’da</strong> <strong>başbakan</strong> olan <strong>Mussolini</strong> <strong>Partisi</strong> kökenli <strong>Meloni</strong>, <strong>Rusya’ya</strong> karşı net tavır takındığı için, basbayağı idare ediliyor.</div> <div>Buna karşın, <strong>Almanya</strong> tereddütlü davranır gibi olduğu anda <strong>Nazi</strong> <strong>geçmişi</strong> hatırlatılıyor, <strong>Sosyal</strong> <strong>Demokrat</strong> <strong>Şansölye</strong> <strong>Sholtz</strong>, neredeyse ‘<strong>kötü</strong> <strong>adam</strong>’ ilan edilecekti.</div> <div>Gerçi, <strong>Soğuk</strong> <strong>Savaş</strong> döneminde de bu işler böyle idi, ama o günler çoktan unutulmuştu. </div> <div>Diğer sihirli kelime ‘<strong>küreselleşme</strong>’, tam tersine döndü; <strong>Çin’e</strong> karşı ekonomik savaş adına zaten <strong>küreselleşmeme</strong> <strong>siyasetleri</strong> öne çıkmıştı, <strong>Ukrayna</strong> savaşı sonrası, “<strong>otoriter</strong> <strong>rejimleri</strong> <strong>cezalandırmak</strong>” bahanesi de bu geri dönüşün iyi bir <strong>bahanesi</strong> olmuş oldu.</div> <div>Bu arada, yine <strong>doksanlı</strong> <strong>yıllardan</strong> bu yana, <strong>demokratikleşme</strong> <strong>dinamiği</strong> sayılan <strong>iletişim</strong> <strong>teknolojisi</strong> <strong>devrimi</strong> de tam bir darboğaza girmiş vaziyette. </div> <div><strong>ABD’de</strong> epeydir, büyük teknoloji şirketleri ve sahiplerinin <strong>güçlerinin</strong> <strong>denetlenmesi</strong> gerektiği yönünde bir kanaat hâkim. </div> <div>En son <strong>Elon Musk</strong>’ın <strong>Twitter’ı</strong> satın alması sonrasında yaşananlar, bu sorunun boyutlarını gözler önüne serdi.</div> <div><strong>Finans</strong> <strong>kapitalizminin</strong> vardığı son nokta <strong>sanal para piyasaları</strong> da bir büyük şirketin batması ile gölgelendi, <strong>finans</strong> dünyasının <strong>siyasal</strong> <strong>kurumlardan</strong> ve tabii <strong>denetimden</strong> <strong>bağımsızlığı</strong> <strong>miti</strong> de yıkılmış oldu.</div> <div>Tabii, başta da söylediğimiz gibi tüm bunlar <strong>geçtiğimiz bir yılın olayları </strong>değil, ancak son bir yıl içinde pek çok <strong>balon</strong> patlamış oldu.</div> <div>Umarım, bu kriz, hiç olmazsa <strong>yeni bir dünya düşünmek</strong> için iyi bir fırsatın kapılarını açar.</div> <div>Hepinize iyi yıllar!</div> <div>.</div> <div><strong>Nuray Mert, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div>