?>

Ümmü’l-Mü’minin Hazreti Hatice: İmanın, vefanın ve fedakârlığın sembolü

Hülya Ayhan

3 saat önce

Hülya Ayhan yazdı;

Ümmü’l-Mü’minîn Hazreti Hatice: İmanın, Vefanın ve Fedakârlığın Sembolü

-Peygamber Efendimizin zevceleri Müminlerin anneleridir-
Ümmü’l-Mü’minîn Hazreti Hatice validemiz, İslâm tarihinin en müstesna şahsiyetlerinden biridir. Onun büyüklüğünü anlatmaya kelimeler, faziletlerini ifade etmeye cümleler yetmez. O, yalnızca Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sevgili zevcesi değil; aynı zamanda İslâm’ın ilk günlerinde bütün varlığıyla Resûlullah’ın yanında duran, onu tasdik eden, ona güç veren ve en zor zamanlarında sarsılmaz bir destek olan büyük bir annemizdir.
Hazreti Hatice’nin asıl adı Hatice’dir. Daha sonraki dönemlerde kendisine “el-Kübrâ”, yani “Büyük Hatice” denilerek Hatîcetü’l-Kübrâ şeklinde anılmıştır. İffeti ve temizliği sebebiyle İslâmiyet’ten önce Mekke toplumunda “Tâhire”, yani “temiz ve iffetli” lakabıyla tanınmıştır.
Hatice validemizin büyüklüğünü anlatmaya gerçekten kelimeler yetmez. Zira o, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatındaki müstesna yeri kadar, İslâm’ın ilk yıllarındaki fedakârlığı ve imanı ile de eşsiz bir şahsiyettir. Kur’ân-ı Kerîm’de Peygamber Efendimiz’in zevceleri, “Müminlerin anneleri” olarak anılmıştır. Ahzâb Sûresi’nin 6. âyetinde, Peygamber Efendimiz’in hanımlarının müminlerin anneleri olduğu bildirilir. Bu sebeple Hz. Hatice validemiz de bütün müminlerin annesidir.
Hz. Hatice validemizin Allah katındaki şerefini gösteren en müstesna hadiselerden biri de Allah Teâlâ’nın kendisine selâm göndermesidir.
Cebrâil Aleyhisselâm, Peygamber Efendimiz’e vahiy getirdiğinde zaman zaman Allah’ın selâmını getirirdi. Ancak bir defasında Resûlullah’a şöyle bildirdi:

“Allah sana ve Hatice’ye selâm ediyor, yâ Resûlallah!”

Bu, Hz. Hatice validemizin şerefini anlatmak için başlı başına yeterli bir müjdedir. Zira o, Allah Teâlâ’nın selâmına mazhar olmuş mübarek bir hanımdır. Resûlullah’ın (s.a.v.) sevgisine mazhar olduğu gibi, Rabbimizin selâmıyla da şereflenmiştir.
Peygamber Efendimiz’in Cebrâil Aleyhisselâm’akardeşim” diye hitap ettiği de rivayet edilmiştir. Cebrâil Aleyhisselâm’ın Hazreti Hatice’ye Allah’ın selâmını getirmesi ise onun İslâm tarihindeki eşsiz konumunu bir kez daha ortaya koymaktadır.

Asalet, zenginlik ve güzel ahlâk…

Hz. Hatice validemiz, Mekke’nin ileri gelen ailelerinden birine mensuptu. Babası Huveylid, Mekke’de itibarlı bir kimseydi. Annesi Fâtıma da seçkin bir aileye mensuptu. Böyle bir aile ortamında yetişen Hz. Hatice, sahip olduğu servet, ticaret kabiliyeti ve dirayetiyle tanınan, Mekke’nin ileri gelen ve varlıklı hanımlarından biri hâline gelmişti.
Fakat onun asıl büyüklüğü malında ve servetinde değil, ahlâkında, iffeti, basireti ve gönül zenginliğindeydi.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise gençliğinden itibaren dürüstlüğü, güvenilirliği ve güzel ahlâkıyla tanınıyordu. Mekkeliler ona “el-Emîn”, yani “güvenilir” diye hitap ediyorlardı.
Hz. Hatice, ticaret işlerinde güvenilir kimselerle çalışırdı. Bir vesileyle Peygamber Efendimiz de onun ticaret kervanına katıldı. Hz. Hatice, kölesi Meysere’den Resûlullah’ın davranışlarını dikkatle takip etmesini istedi. Meysere, dönüşünde Hz. Hatice’ye, Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) güzel ahlâkını ve dürüstlüğünü anlattı.
Bu anlatılanlar, Hz. Hatice’nin dikkatini daha da fazla çekti. Onun gözünde Muhammedü’l-Emîn yalnızca başarılı bir tüccar değil, güzel ahlâkıyla diğer insanlardan ayrılan müstesna bir şahsiyetti.

Hz. Hatice ile Peygamber Efendimiz’in izdivacı…

Hz. Hatice’nin yakınlarından Nefîse bint Ümeyye’nin de aracı olmasıyla evlilik meselesi gündeme geldi. Hz. Hatice’nin Peygamber Efendimiz’e karşı duyduğu güven ve takdir, bu izdivacın temelini oluşturdu.
Peygamber Efendimiz başlangıçta kendi maddî durumunu düşünerek tereddüt etti. Zira Hz. Hatice varlıklı bir hanımdı. Ancak araya giren büyükler ve ailelerin rızasıyla bu güzel izdivaç gerçekleşti.
Mehir de o dönemin örfüne uygun olarak belirlendi. İslâm’da mehir, kadının hakkı olan ve onun maddî güvenliğini gözeten önemli bir müessesedir. Peygamber Efendimiz de mehir konusunda ölçülü olunmasını tavsiye etmiş; ne erkeği zorlayacak kadar ağır ne de kadının hakkını küçümseyecek kadar düşük olmasını istemiştir.
Hazreti Hatice ile Peygamber Efendimiz’in izdivacı, yalnızca bir yuva kurulması değildi. Bu izdivaç, tarihin en büyük iman, sadakat ve vefa örneklerinden birinin başlangıcıydı.

Hira’da başlayan büyük yolculuk…

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), vahiy gelmeden önce özellikle Hira Mağarası’nda tefekkür ve ibadetle meşgul olurdu. Hz. Hatice validemiz, zevcesi olduğu Resûlullah’ın bu hâlini anlayışla karşılıyor ve ona her zaman destek oluyordu.
Peygamber Efendimiz, Hira’da bulunduğu zamanlarda ihtiyaç duyduğu yiyecekleri Hz. Hatice validemiz bizzat götürürdü. Büyük bir servete sahip olmasına rağmen bu hizmeti başkalarına bırakmaz, Resûlullah’a ikram etmeyi kendisi için bir şeref bilirdi.

Nihayet o büyük gece geldi.

Hira’da Cebrâil Aleyhisselâm, Peygamber Efendimiz’e geldi ve ilk vahyi getirdi. “Oku!” emriyle başlayan bu büyük hadise, insanlık tarihinin seyrini değiştirdi.
Resûlullah (s.a.v.) yaşadığı hadisenin heyecanı ve ağırlığıyla evine döndüğünde, Hz. Hatice validemizin yanına sığındı. Ürpermiş bir hâlde ondan üzerini örtmesini istedi.
İşte burada Hz. Hatice’nin büyüklüğü bütün ihtişamıyla ortaya çıkar.
O, korkuya kapılmadı. Resûlullah’ı yalnız bırakmadı. Aksine onu teselli etti ve güzel ahlâkını hatırlatarak şöyle dedi:

“Allah seni asla mahcup etmez. Çünkü sen akrabana yardım eder, doğru konuşur, güçsüzlerin yükünü taşır, fakire yardım eder, misafiri ağırlar ve hak yolunda insanlara destek olursun.”

Hazreti Hatice, Resûlullah’ın peygamberliğini araştırıp, delil aramadan önce onun ahlâkına baktı. Çünkü güzel ahlâkın, güzel bir davanın en büyük şahidi olduğunu biliyordu.
Ardından Varaka b. Nevfel’e gidildi. Varaka, yaşanan hadisenin vahiy meleği Cebrâil olduğunu ifade etti ve Peygamber Efendimiz’in daha önceki peygamberlerin karşılaştığı büyük vazifeyle karşı karşıya olduğunu söyledi.
Hz. Hatice ise bütün kalbiyle Resûlullah’ı tasdik etti.
Böylece Hazreti Hatice, Peygamber Efendimiz’e ilk iman eden kişi ve İslâm’ın ilk günlerinde onun en büyük destekçilerinden biri oldu.

Servetini İslâm yolunda harcayan air Anne…

İman etmek kolay değildi.
Mekke’nin ileri gelenleri, İslâm’a karşı çıktılar. Müslümanlara türlü baskılar uygulandı. Hakaret, tehdit, işkence ve ambargo dönemi başladı.
Hazreti Hatice validemiz bu zor günlerde servetini, imkânlarını ve bütün gücünü İslâm davasının yanında kullandı.
Yaklaşık üç yıl süren ağır ambargo döneminde Müslümanlar, büyük sıkıntılar yaşadı. Yiyecek ve ihtiyaç maddelerine ulaşmak zorlaştı. İnsanlar büyük bir yoklukla karşı karşıya kaldı.
Hz. Hatice ise sahip olduğu nimetleri geride bırakıp Resûlullah’ın ve Müslümanların yanında durdu.
Onun için servet, biriktirilecek bir amaç değil, gerektiğinde Allah yolunda harcanabilecek bir emanetti.
Bu yüzden Hz. Hatice’nin büyüklüğünü yalnızca “zengin bir hanım” olarak ifade etmek büyük bir eksiklik olur. O, servetini imanın hizmetine sunan, sevgisini fedakârlığa dönüştüren, zorluklar karşısında sarsılmayan büyük bir hanım ve İslâm’ın ilk yıllarında Resûlullah’ın en büyük destekçilerinden biridir.

Bir Zevce, bir Anne, bir 'sığınak'…

Hz. Hatice ile Peygamber Efendimiz’in izdivacından Kasım, Zeynep, Rukiyye, Ümmü Külsûm, Fâtıma ve Abdullah dünyaya geldi.
Erkek çocukları küçük yaşlarda vefat etti. Bu acılar Hz. Hatice’nin annelik hayatının da bir parçası oldu. Buna rağmen o, bütün zorlukları sabırla karşıladı.
Peygamber Efendimiz’in Hz. Hatice validemize olan sevgisi, onun vefatından sonra dahi devam etti. Onu hiçbir zaman unutmadı. Hz. Hatice’nin arkadaşlarına dahi ikramda bulunur, onun dostlarını gördüğünde Hatice’yi hatırlar ve vefasını gösterirdi.
Bu durum, Resûlullah’ın (s.a.v.) vefasının ne kadar derin olduğunu gösteren en güzel örneklerden biridir.

Hüzün yılı ve Hazreti Hatice’nin vefatı…

İslâm’ın en zor yıllarından birinde, Peygamber Efendimiz, iki büyük kayıp yaşadı. Önce kendisini koruyup kollayan amcası Ebû Tâlib’i, ardından en büyük destekçilerinden biri olan sevgili zevcesi Hz. Hatice’yi kaybetti.
Peygamber Efendimiz, hayatının en zor günlerinde yanında bulunan bu müstesna hanımı hiçbir zaman unutmadı. Onun vefatı, Resûlullah’ın hayatındaki “Hüzün Yılı” olarak anılan dönemin en büyük acılarından biri oldu.
Hazreti Hatice, Mekke’de Hacûn bölgesindeki kabristana defnedildi. Bu kabristan, bugün Cennetü’l-Muallâ adıyla bilinmektedir.

Bir söz vardır:

“Şerefü’l-mekân bi’l-mekîn.”

Yani bir mekânın şerefi, orada bulunan kimsenin şerefiyle artar.
Hazreti Hatice’nin defnedildiği bu mübarek toprakların hatırası da onunla birlikte kıyamete kadar yaşayacaktır.

Hz. Hatice’den bugüne kalan miras…

Hazreti Hatice validemizin hayatı, yalnızca geçmişte yaşanmış bir hayat hikâyesi değildir. Onun hayatı bugün Müslüman kadınlar için de büyük derslerle doludur.
O bize gösterdi ki gerçek zenginlik malın çokluğunda değil, Allah yolunda harcanabilmesindedir.
Gerçek bir zevcelik, yalnızca güzel günleri paylaşmak değil, en zor zamanlarda da sevdiğinin yanında durabilmektir.
Gerçek sevgi, yalnızca sözlerle ifade edilmez; fedakârlıkla, sadakatle ve vefayla ortaya konur.
Gerçek asalet ise insanın soyunda veya servetinde değil, ahlâkında ve Allah katındaki değerindedir.
Hz. Hatice, Peygamber Efendimiz’e ilk iman edenlerden olmanın ötesinde, onun en zor günlerinde “Ben yanındayım” diyebilen bir gönüldü.

Gönüllerde yaşayan bir vefa…

Hz. Hatice validemizin hayatına baktığımızda karşımıza yalnızca büyük bir hanım değil; imanın, sadakatin, iffetin, fedakârlığın ve vefanın timsali çıkar.
O, İslâm’ın ilk günlerinde Resûlullah’ın yanında durdu. İnsanların inkâr ettiği yerde tasdik etti. İnsanların yalnız bıraktığı yerde destek oldu. İnsanların korktuğu yerde güven verdi. Sahip olduğu serveti, Allah yolunda harcadı ve bütün hayatını sevdiği Peygamber’in davasına adadı.
Belki de Hz. Hatice’nin büyüklüğünü anlatmanın en güzel yolu, onun Resûlullah’ın hayatındaki yerini düşünmektir.
Vahyin ilk heyecanında sığınılan ev, onun eviydi.

İlk teselli, onun sözleriydi.

İlk tasdik eden gönüllerden biri, onun gönlüydü.
En zor günlerdeki en büyük desteklerden biri, onun omuzlarıydı.
Ve yıllar sonra Hz. Hatice artık dünya hayatında değilken bile Resûlullah onu unutmadı.
Çünkü bazı insanlar hayattan ayrılır; fakat gönülden hiç ayrılmazlar.
Hz. Hatice validemiz de Resûlullah’ın gönlünde böyle bir yer edinmişti.
Allah Teâlâ’nın selâmına mazhar olmuş, Resûlullah’ın sevgisini kazanmış, İslâm’ın ilk günlerinin en büyük fedakârlarından biri olan bu mübarek annemizi rahmetle anıyoruz.

Rabbimiz bizlere de Hazreti Hatice validemizin imanından, iffetine, sadakatinden, sabrından ve fedakârlığından nasip eylesin. Onun güzel ahlâkını örnek almayı, onun gibi zor zamanda hakikatin yanında durabilmeyi bizlere nasip etsin...

Allah’ım, Ümmü’l-Mü’minîn Hazreti Hatice validemizden razı ol; bizleri de onun sevgisine, güzel ahlâkına ve sadakatine layık kullarından eyle.

Âmin.

.

Hülya Ayhan, dikGAZETE.com

Peygamber Efendimizin zevceleri Müminlerin anneleridir (1)

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI