Hülya Ayhan yazdı;
PEYGAMBER EFENDİMİZİN ZEVCELERİ MÜMİNLERİN ANNELERİDİR
Günümüzde karşılaştığımız birçok dinî ve ahlâkî problemin temelinde, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’i (s.a.s.) hakkıyla tanımamamız yatmaktadır. Onun varlığını bilmek, hayatını ve örnekliğini tanımak anlamına gelmez. Çoğumuz Resûlullah’ı tanıdığımızı zannederiz; ancak hayatını, ailesini ve yaşantısını yeterince öğrenmediğimiz için onu gereği gibi anlayamıyoruz.
Resûlullah (s.a.s.) da bizim gibi bir toplum içinde yaşamış; annesi, babası, sütannesi, sütkardeşleri, dedesi, amcaları, halaları, zevceleri, evlatları, ashabı ve kendisine düşmanlık eden kimselerle birlikte bir hayat sürmüştür. Onu doğru anlayabilmek için, hayatında yer alan bu şahsiyetleri de tanımamız gerekir. Bilhassa Kur’ân-ı Kerîm’in üstün bir konum verdiği “Ezvâc-ı Tâhirât”ın yani “temiz zevceleri”nin hayatını öğrenmek, Peygamber Efendimizi tanımaya açılan en önemli kapılardan biridir.
Peygamber Efendimizin her sözü, her davranışı ve her tercihi Ümmet için bir rehberdir. O, hiçbir zaman nefsinin arzularına göre hareket etmemiş; daima Allah Teâlâ’nın rızasını gözetmiştir. Bu sebeple onun hayatındaki her hâdise, üzerinde düşünülmesi gereken bir hikmet taşır.
Hazreti Âişe Validemiz, Resûlullah’ın ahlâkını tarif ederken bütün ümmete yol gösteren şu veciz ifadeyi kullanmıştır. Tâbiînden bazı kimseler kendisine, “Anneciğim, bize Resûlullah’ı anlatır mısınız?” diye sorduklarında, önce “Kur’ân okumuyor musunuz?” buyurmuş, onlar da “Okuyoruz.” cevabını verince şu sözü söylemiştir:
“Onun ahlâkı Kur’ân’dı.”
Bu sözü söyleyen Hz. Âişe yalnızca Peygamber Efendimizin muhterem zevcesi değildir. Aynı zamanda sahâbenin ve tâbiînin müracaat ettiği büyük bir âlim, güçlü bir muhaddis ve fetva veren seçkin bir ilim ehliydi. Gerektiğinde Hazreti Ebû Bekir’in yani babasının kızı, gerektiğinde Resûlullah’ın hanımı, gerektiğinde ise ümmete ilim öğreten bir müderris olarak konuşurdu. Bu sebeple onun sözleri sadece aile hayatına dair hatıralar değil, aynı zamanda dinî ilimlerin en önemli kaynakları arasında yer alır.
Bir insanın en yakını hiç şüphesiz zevci ve zevcesidir. Bu sebeple Peygamber Efendimizin aile hayatını en iyi bilenler de muhterem zevceleridir. Onların naklettikleri bilgiler sayesinde Resûlullah’ın ev içindeki yaşayışı, ibadeti, ahlâkı ve insanlarla münasebeti bizlere kadar ulaşmıştır.
Yüce Allah, Ahzâb Sûresi’nde şöyle buyurmaktadır:
“Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır. Onun hanımları da müminlerin anneleridir.” (Ahzâb, 33/6)
Bu ilâhî beyan, Peygamber Efendimizin hanımlarına verilen değeri açıkça ortaya koymaktadır. Nasıl ki bir insan annesine karşı saygısızlık edemezse, Müminlerin anneleri olan Ezvâc-ı Tâhirât hakkında da edep ve hürmet sınırları içerisinde konuşması gerekir. Onlar hakkında gelişigüzel söz söylemek veya incitici ifadeler kullanmak, Kur’ân’ın öğrettiği saygı anlayışıyla bağdaşmaz. Yani mümin olmak, Resûlullah Efendimizi (s.a.s.) kendi nefsinden, canından, malından, makamından ve bütün dünyevî menfaatlerinden daha üstün tutmayı gerektirir. Bu mübarek annelerimiz içinde geçerli; onlar için “hıfz-ı lisan” etmeyen, yani “dilini” saygılı kullanmayan, bu ayete muhalefet etmiş olur. Bu ayet, bir amel ayeti değildir. “Namaz kılın” ayetine benzemez. Namaz kılmak bir ameldir, kılmazsak günahkâr oluruz. Fakat ayete muhalif davranan ne olur? Kafir.
Peygamber Efendimizin muhterem hanımlarının her biri, Ümmet için ayrı bir mektep olmuştur. Onların rivayet ettikleri hadisler, anlattıkları hatıralar ve hayatlarından aktardıkları bilgiler sayesinde Resûlullah’ın aile hayatını bütün ayrıntılarıyla öğrenme imkânına sahip olduk.
Bunun en güzel örneklerinden biri Hazreti Meymûne Validemiz ile ilgili rivayettir. Abdullah b. Abbas, Hz. Meymûne’nin yeğeniydi. Bir gün teyzesine, “Resûlullah’ın gece ibadetini görmek istiyorum. Müsait olduğunuz bir gece beni de yanınıza alır mısınız?” diye ricada bulundu. Hazreti Meymûne bunu Resûlullah’a arz etti ve Efendimiz de izin verdi. Böylece Abdullah b. Abbas, Peygamberimizin gece ibadetine şahit oldu ve bu mübarek hâlini ümmete rivayet etti. Eğer bu hadise yaşanmamış olsaydı, Resûlullah’ın teheccüd namazına dair birçok ayrıntı bize ulaşmayabilirdi.
Bu örnek göstermektedir ki; Peygamber Efendimizin muhterem hanımları yalnızca aile fertleri değil, aynı zamanda dinin sonraki nesillere aktarılmasında büyük vazife üstlenmiş özel şahsiyetlerdir.
Bugün özellikle gençlerimizin ve genç kızlarımızın Ezvâc-ı Tâhirât’ın hayatını daha yakından tanımaya her zamankinden daha fazla ihtiyaçları vardır. Çünkü onlar sabrın, iffetin, ilmin, fedakârlığın, sadakatin ve güzel ahlâkın en güzel saliha ve güzide örneklerini sergilemişlerdir. Onları tanımak, yalnızca tarihî bilgiler edinmek değil; aynı zamanda İslâm ahlâkını yaşayarak öğrenmektir.
Peygamber Efendimizin aile hayatını anlatırken son derece dikkatli bir üslup benimsemeli, temiz bir dile özen göstermeli ve bilgi sahibi olmadan hüküm vermekten sakınmalıyız. Cehaletten kaynaklanan yanlış yorumların, iftiraların ve saygısız ifadelerin önüne geçmek her Müslümanın sorumluluğudur.
Unutmamak gerekir ki, Resûlullah Efendimizin bütün hayatı, vahyin rehberliğinde şekillenmiştir. O, hiçbir işinde nefsinin arzusunu esas almamış; Allah Teâlâ’nın emrine teslim olmuştur. Bu sebeple onun aile hayatını ve evliliklerini değerlendirirken kendi ölçülerimizle değil, nübüvvet makamının hikmeti ve Kur’ân’ın rehberliğiyle bakmalıyız.
Bu yazıda, Müminlerin Anneleri olan Ezvâc-ı Tâhirât'ın İslâm'daki müstesna konumuna kısaca temas etmeye çalıştım. İnşallah bundan sonraki yazılarda her bir validemizin hayatını, İslâm'a hizmetlerini, Peygamber Efendimizle (s.a.s.) olan beraberliklerini, Ümmete bıraktıkları ilmî ve ahlâkî mirası ayrı ayrı ele alacağız. Böylece hem Resûlullah Efendimizi aile hayatı içerisinde daha yakından tanıyacak hem de müminlerin annelerinin örnek şahsiyetlerinden istifade etmeye gayret edeceğiz. Cenâb-ı Hak, onların sevgisini gönüllerimize nakşetsin ve bizleri onların güzel ahlâkını örnek alan kullarından eylesin. Âmin.
.
Hülya Ayhan, dikGAZETE.com
Kaynak: İnançer, Ömer Tuğrul. Mübarek Annelerimiz: Ezvâc-ı Tâhirât. İstanbul: Sufi Kitap, 2026, (2. Baskı).