?>

Boğaziçi’nde aşkın hatırası

Hülya Ayhan

3 hafta önce

BOĞAZİÇİ’NDE AŞKIN HATIRASI

Boğaziçi, İstanbul’un kalbi olduğu kadar aşkın da en görkemli sahnesidir. İki kıtayı birbirine bağlayan bu eşsiz su yolu, yüzyıllar boyunca sevgililerin buluşma noktası, ayrılıkların sessiz şahidi ve kavuşmaların görkemli mekânı oldu. Sahil konaklarının gölgelerinde fısıldanan sözler, kıyılarda yürüyen çiftlerin ayak sesleriyle birleşir; Boğaz’ın suları, aşkın hem coşkusunu hem hüznünü taşır.
Osmanlı döneminde şairler, Boğaz kıyılarında açan gülleri sevgiliyle özdeşleştirirken, bülbülün feryadını, âşığın kalbindeki sızıya benzetti. Fuzûlî’ninMecnûn gibi ben de bülbülüm, gülşende feryâd ederim” mısrası, sanki Boğaziçi’nin bahçelerinde yankılanan bir aşk çığlığıdır. Bu dizeler, bireysel duyguların ötesinde, Boğaz’ın kıyılarında yaşanan hayatın da bir yansımasıdır.
Ortaköy’den Üsküdar’a, Bebek’ten Kandilli’ye kadar her sahil, kendi aşk hikâyesini taşır. Kimi zaman bir ayrılık mektubu, kimi zaman bir kavuşma duası, dalgaların ritmiyle şehre yayılır. Pencerelerden süzülen bakışlar, gece yarısı kayıklarla yapılan gizli buluşmalar, Boğaz’ın tarihine yazılmış aşk sahneleridir.
Bu güzellikleri en iyi dile getirenlerden biri de Nedim’dir. Onun “Bu şehr-i İstanbul ki bî-misl ü bahâdır” dizeleri, yalnızca şehrin ihtişamını değil, bu ihtişamın içinde filizlenen aşkı da ölümsüzleştirir. Boğaziçi’nin dalgaları, kimi zaman kavuşmanın coşkusunu, kimi zaman ayrılığın hüznünü taşır; şairlerin su metaforuyla anlattıkları bu ikilik, her kıyıda hissedilir.
Osmanlı'da aşk yalnızca şiirle değil, mektuplarla da dile gelirdi. Sevgiliye yazılan bir mektupta, şöyle denirdi:
“Ey gönlümün sultanı, Boğaz’ın sularında her dalga senin nefesini taşır. Kandilli’nin ışıkları senin gözlerinin parıltısını hatırlatır. Gece yarısı kayıkların sessizliğinde yalnızca senin adını fısıldarım.”
Bir başka mektupta ise ayrılığın hüznü dile getirilirdi:
“Üsküdar kıyısında dalgalar vurdukça kalbim parçalanır. Senin yokluğun, Boğaz’ın karanlık geceleri gibi içimi sarar. Lakin bil ki her sabah yükselen güneş, kavuşma ümidiyle gönlümde yeniden doğar.”
Ve bazen aşk, en sıradan görünen ayrıntılarda bile kendini gösterirdi. İki sevgilinin bir kayıkta oturup, zerde tatlısını paylaşması, Boğaziçi’nin hafızasında unutulmaz bir sahneye dönüşürdü. Safranın altın rengi, aşkın parlaklığını; tatlının şekerli tadı ise kavuşmanın sevinçli anlarını hatırlatırdı. O tatlıdan bir kaşık almak, sevgililerin kalplerinde bir yaz akşamının hatırasını bırakır; Boğaz’ın sularına düşen her ışık, bu tatlı anı sonsuzluğa taşırdı.  
Bugün köprülerin ışıkları, modern zamanın sevgilileri için yeni bir romantizm yaratıyor. Boğaziçi Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, yalnızca mühendislik harikaları değil; ayrılığın ve kavuşmanın sembolleridir. Gece ışıklarıyla süslenmiş bu köprüler, iki kıtayı birbirine bağladığı gibi iki kalbi de birbirine yaklaştırmakta.
Günümüzde Boğaziçi, İstanbul’un en romantik sahnesi olmaya devam ediyor. Divan şairlerinin metaforlarıyla Osmanlı’nın yalılarında yaşanan aşk hikâyeleri, mektupları ve tatlı ayrıntıları birleşerek, şehrin hafızasında silinmez bir iz bırakıyor. Sevgililer için Boğaziçi, yalnızca bir buluşma mekânı değil; aşkın kendisini taşıyan bir hatıradır.
.
Hülya Ayhan, dikGAZETE.com
Kaynak:
Fuzûlî, Divan, “Mecnûn gibi ben de bülbülüm…” beyiti.  
Nedim, Divan, “Bu şehr-i İstanbul ki bî-misl ü bahâdır…” beyiti.  
Osmanlı dönemi aşk mektuplarından esinlenerek yeniden yazılmış özgün pasaj.  
YAZARIN DİĞER YAZILARI