Yusuf Karagözoğlu yazdı;
Çevremizdeki kirlenmeye bulaşmadan namuslu ve dürüstçe bir hayat yaşamak-1
Yozlaşmış toplumlarda aklını kullanmayan cahil, anlayışı kıt ve gafil tipte olanlar ile vicdanı olmayan ahlakı düşük, suça bulaşmış ve hain tipte olanların sayısı hayli fazladır; ne zaman ki akıllı, dürüst, ahlaklı ve arif olanların sayısı artmaya başlarsa, bu iyiye işaret olup durumun değişeceğine ve toplumun düzeleceğine dair umutları yeşertir. Çöplüklerde çok fazla çöpten dolayı nasıl metan gazı birikirse, öyle de çürümüş düzen veya toplumlarda da suç oranları, ahlaki çöküşler, yolsuzluk, rüşvet ve adam kayırma, adaletsizlik, liyakatsizlik gibi birçok kötülük artarak devam eder. Böylesi bir ortamda bir yanda iyilerin tarafına geçmek cesaret isterken, kötülerin suçuna ses çıkarmamak korkaklık ve gaflete düşmektir.
Fani olan dünyada daha fazla mal kazanmak uğruna suç ve günahlar işleyen, haksızlıklar yapıp başkalarının ahını alanlar, baki olan ahireti unutup, cepleri ve cüzdanları dolu olup, kalpleri ve elleri kirli olanlardır. Hâlbuki doğarken ezan ile başladığımız yaşama selâ ile veda edeceğimiz kesin olmasına rağmen temiz kalamazsak vay halimize. “Bize her yol mubahtır” diyenlerin kötü amelleriyle etrafını çöplüğe dönüştürüp bu çöplerin üzerinde yükselmeleri şaşırtıcıdır. Bazı kişilere de ne mutlu ki cepleri ve cüzdanları boş olsa da kimsenin hakkını yemedikleri için elleri ve kalpleri temiz kalabilmiştir.
Ne yazık ki, yalan-yanlış demeden her şeye alkış tutan cahiller; haklıyı haksızdan ayırt edemeyen aptallar; kötülüklere, haksızlıklara sahip çıkan ahlaksızlarla beraber yaşıyoruz! Kimisi samimi niyetine göre yaşar, kimisi çıkar hesabına göre yaşar. Bir şeyleri değiştirme niyeti olmayıp vitrine oynayan çıkarcılar, cefa çekmeyip sefa sürenler, sorumlu olduğu halde kılını kıpırdatmayanlar, empati yapmadığından dolayı vefasız ve duyarsızdırlar. Öyle ki üç kuruş dünya menfaati için kılıktan kılığa giren, her türlü kötülüğüne bir bahane bulan, yapılan haksızlıklara sus-pus olan, ahlaki bir ilkesi olmayan, kişiliğiyle değil de et ve kemikten oluşan kas ve iskelet sistemiyle ayakta duran omurgasız insanlarla birlikte yaşıyoruz.
İlk bakışta gözümüze çarpan ve şikâyet ettiğimiz husus düşük karakterdeki kimselerin fazlalığıdır. Böyle güvenilir olmayan düşük karakter ve ahlaktakilerin, kalitesi düşük kimselerin gücün, makamın ve mevkiinin arkasına sığınabilmesi ya da ünvan ve üniformaların içinde gizlenmesi veyahut da herhangi bir kuruluş, topluluk, vakıf, dernek, sendika gibi STK’larda görev alarak izini kaybedebilmesi de üzerinde durulması gereken noktadır. Makamların sicili kabarık insanları aklamak gibi bir görevleri yok, aksine hizmetleriyle anılırlar. Böyle insanlar hangi topluluk ya da kuruluşta olursa orayı çabuk bozarlar. Bunların içinde olduğu vakıf, dernek ve sendikaların da saygınlığı yok olur, sonuçta itibar da gelip geçici bir şeydir.