<h3><span><strong>Yeni Kürt açılımı mı?</strong></span></h3> <div><strong>MHP lideri Bahçeli’nin</strong> <strong>DEM</strong> <strong>Partili</strong> milletvekilleri ile <strong>Meclis’te</strong> el sıkışması ardından, <strong>iktidarın</strong> yeni bir ‘<strong>çözüm</strong> <strong>siyaseti’</strong> düşündüğü epeydir konuşuluyor. <strong>Bahçeli</strong> son olarak, “<strong>Öcalan Meclis’e gelsin, örgütünü dağıttığını açıklasın</strong>” diyerek, konuyu daha da alevlendirdi.</div> <div>Özellikle, “<strong>yeni bir çözüm siyaseti tartışılıyor</strong>” değil, ‘<strong>konuşuluyor’</strong> dedim. Çünkü ortada bir ‘<strong>tartışma’</strong> yok, zaten herhangi bir konuda ve özellikle <strong>Kürt</strong> <strong>meselesi</strong> konusunda <strong>tartışma</strong> olabilmesi için, öncelikle <strong>demokratik</strong> <strong>bir</strong> <strong>tartışma</strong> <strong>alanının</strong> var olması gerekir. Bilmem, herhangi bir konuda, <strong>demokratik</strong> <strong>tartışma</strong> <strong>alanın</strong> <strong>olmadığını</strong> tekrar etmeye gerek var mı?</div> <div>Her şeyden önce, <strong>Bahçeli’nin</strong> konuya ilişkin açıklamaları, <strong>demokratik</strong> <strong>bir</strong> <strong>dil</strong> ile değil, <strong>tehditkâr</strong> <strong>bir</strong> <strong>üslupla</strong> ifade buluyor. Kime hitaben olduğunu tam çıkaramadım ama “<strong>ayranımızı kabartmasınlar, asabımızı bozmasınlar</strong>” diye bağırırken; doğrusu korktum, ürktüm. Ne de olsa, bu ülkede yaşayan herkes, bu camianın “<strong>ayranının kabarmasının ve asabını bozma</strong>”nın bedelinin neler olabileceği hakkında fikir sahibi.</div> <div>İşin bu yanı bir tarafa, sonuçta, belli ki, <strong>iktidarın</strong> <strong>küçük</strong> <strong>ortağı</strong> tarafından dolaşıma soktuğu bir <strong>Kürt</strong> <strong>siyaseti</strong> <strong>gündemi</strong> var. Yine belli ki, bu <strong>siyaset</strong>, iktidar partisinin <strong>son</strong> <strong>Kürt</strong> <strong>açılımında</strong> izlediği çerçevede şekilleniyor. Yani, <strong>Öcalan</strong> <strong>vasıtası</strong> <strong>ile</strong> <strong>örgütün</strong> <strong>lağvedilmesi</strong> düşünülüyor. Ancak, konu sadece <strong>örgütün</strong> <strong>lağvedilmesi</strong> <strong>müzakeresi</strong> değil. <strong>Kürt</strong> <strong>siyasetini</strong> temsil eden partinin oylarının paylaşımı meselesi. Sonuçta, ‘<strong>Kürtlerin</strong> <strong>partisi’ne</strong> verilen oylar, gelecek bir seçimde <strong>kilit</strong> niteliğinde olacak.</div> <div>Bu konuda, ana muhalefet partisi <strong>CHP’nin</strong> <strong>yapabileceği</strong> bir şey yok diye düşünüyorum. Zira, <strong>Öcalan</strong> ve <strong>örgüt</strong> konusundaki tasarruflar, <strong>MHP</strong> <strong>destekli</strong> <strong>iktidar</strong> <strong>partisinin</strong> hakimiyet alanında.</div> <div>Son ismi <strong>DEM</strong> <strong>Parti</strong> olan ‘<strong>Kürtlerin partisi’nin</strong> <strong>oyları</strong> meselesine gelince, artık “<strong>Türkiye demokratikleşmeden Kürt meselesine çözüm bulunamaz</strong>” ezberi çoktan bozulmuş vaziyette.</div> <div><strong>Parti</strong>, uzunca bir zamandır, “<strong>Öcalan’ın tecritinin kalması</strong>” odaklı bir siyaset izliyor. ‘Başka türlüsü mümkün mü?’ sorusunun cevabı biraz çetrefilli. Zira, iktidarın <strong>son</strong> <strong>çözüm</strong> <strong>siyaseti</strong> sürecinde, açıkça ifade bulmadı ama <strong>Öcalan’ın,</strong> <strong>iktidar</strong> <strong>partisi</strong> ile <strong>müzakeresi</strong> ile örgüt ve partinin <strong>çözüm</strong> <strong>anlayışı</strong> ayrışmıştı. <strong>Demirtaş’ın</strong>, <strong>Erdoğan’a</strong> yönelik olarak “<strong>seni başkan yaptırmayacağız</strong>” çıkışı ve sonuçlarını hepimiz biliyoruz. Biliyoruz, ama <strong>hakkıyla</strong> <strong>tartışamadık</strong>, zira <strong>Kürt</strong> <strong>siyaseti</strong> de başka bir <strong>kapalı</strong> <strong>kutu</strong>.</div> <div>Sonuçta <strong>Erdoğan,</strong> <strong>başkanlık</strong> <strong>sistemini</strong> kabul ettirdi, o konu kapandı.</div> <div><strong>Başkanlık</strong> sistemi, <strong>Erdoğan’ın</strong> başkan olmasından ibaret olmadığı, <strong>yeni</strong> <strong>bir</strong> <strong>rejim</strong> kurguladığı için, <strong>Türkiye’nin</strong> <strong>demokratikleşmesi</strong> ile <strong>Kürt</strong> <strong>siyaseti</strong> <strong>arasındaki</strong> <strong>ilişki</strong> de değişti. Mevcut rejim koşullarında, <strong>Kürt</strong> siyasetinin, <strong>iktidarı</strong> karşılarına alması ve “<strong>Türkiye’nin</strong> <strong>demokratikleşmesi</strong>”<strong>ni</strong> beklemesi iyice zorlaştı.</div> <div>Diğer taraftan, <strong>parti</strong> içinde öteden beri var olan, “<strong>iktidarla didişmek yerine, uzlaşma yolu aranması</strong>” yönündeki görüşün, şimdilerde ağırlık kazandığını düşünüyorum.</div> <div><strong>CHP</strong> <strong>lideri</strong> <strong>Özgür</strong> <strong>Özel’in,</strong> <strong>Demirtaş</strong> ziyareti sonrasında yapılan açıklamalarda, <strong>muğlak</strong> <strong>ifadelerden</strong> <strong>öteye</strong> geçilememiş olması da bu çerçevede anlaşılabilir. <strong>Cihangir</strong> <strong>solcularını</strong> veya <strong>demokratlarını</strong> küstürmek bahasına da olsa, gelinen noktada <strong>Demirtaş’ın,</strong> iktidar partisine <strong>karşı</strong> <strong>tutum</strong> takınması beklenemez.</div> <div>Dahası, <strong>Demirtaş’ın</strong> herhangi bir <strong>inisiyatif</strong> <strong>almasının</strong> koşulları mevcut değil.</div> <div>Bu işlerin sonu nereye varır, şimdiden kestirilemez. Bir yandan, siyasette <strong>kervan</strong> her zaman biraz da <strong>yolda</strong> dizilir. Söz, ortaya salınır, gelecek <strong>tepkiler</strong> <strong>ölçülür</strong>, vs. Diğer yandan, zaten işin <strong>gizli</strong> <strong>yürüyen</strong> <strong>faslını</strong> bilmemize imkân yok.</div> <div>Bu arada, umarım <strong>Kürt</strong> <strong>siyasetinin,</strong> <strong>Öcalan’ın</strong> <strong>tecritinin</strong> <strong>kalkması</strong> dışında ciddi bir sözü kalmadığını söylerken haklarını yemiş olmam.</div> <div><strong>Kürt</strong> dostlarım kusura bakmasın ama, artık <strong>Kürt</strong> <strong>siyasetinin</strong> <strong>siyasi</strong> <strong>taleplerinin</strong> <strong>ne</strong> <strong>olduğunu</strong> ben bile anlamakta zorlanıyorum. Zira, öteden beri ileri sürülen <strong>yerel</strong> <strong>idarelerin</strong> <strong>güçlenmesi</strong> talebinin, mevcut <strong>cumhurbaşkanlığı</strong> <strong>sistemi</strong> çerçevesinde imkanı yok. <strong>Yerel</strong> <strong>idarelerin</strong> <strong>demokratikleşme</strong> çerçevesinde <strong>güçlenmesinden</strong> söz ediliyordu, bırakın <strong>yerel</strong> idareleri, <strong>Türkiye’de</strong> <strong>siyaset,</strong> eskisinden de güçlü biçimde <strong>merkezileşti</strong> ve otoriterleşti.</div> <div>Öte taraftan, “<strong>Kürtler dilini konuşmak istiyor</strong>” talebi karşılandı, bu konuda <strong>yasaklar</strong> tarihe karıştı. Bu koşullar altında, <strong>Kürt</strong> <strong>dilinde</strong> <strong>eğitim</strong> <strong>hakkı</strong> talebinden söz edilebilir, o halde bu ve benzer <strong>taleplerin</strong> de <strong>somut</strong> <strong>öneriler</strong> şeklinde ifade bulması beklenir.</div> <div>Zamanında, “<strong>Kürtlerin iki kurucu unsurdan biri</strong>” olduğunun <strong>resmileşmesi</strong>, <strong>Kürtçenin</strong> iki resmi dilden biri olması talep ediliyordu. Halen bu <strong>talepler</strong> geçerli mi belli değil.</div> <div>Doğrusu, ben ‘<strong>kurucu</strong> <strong>unsur’</strong> kavramını <strong>sorunlu</strong> bulanlardan biriyim. <strong>Türkiye’de</strong> kimliklerin çoğulluğunun kabulü yerine, <strong>Türk</strong> vurgusunun yanına <strong>Kürt</strong> vurgusunu eklemenin, <strong>demokratikleşme</strong> anlayışı ile <strong>bağdaşmadığını</strong> düşünüyorum.</div> <div>Son <strong>açılım</strong> sürecinde, <strong>Öcalan’ın</strong> bu <strong>kuruculuk</strong> konusunu, <strong>Yavuz</strong> <strong>Selim</strong> ile <strong>İdrisi</strong> <strong>Bitlisi</strong> arasındaki anlaşmaya kadar geçmişe dayandırma çabası, haklı olarak <strong>Alevileri</strong> kızdırmıştı. <strong>Milli Mücadele</strong> esnasında <strong>Türk</strong> ve <strong>Kürtler</strong> arasında yaşanan <strong>Milli</strong> <strong>Müdafa</strong> <strong>ittifakı</strong> ise <strong>İslam</strong> ortak paydasında ve <strong>gayrimüslimler</strong> <strong>aleyhine</strong> kurgulanmıştı. Uzatmayayım, konu <strong>demokratikleşme</strong> ise <strong>yol</strong> <strong>uzun</strong> ve çetrefilli.<span>Formun Altı</span></div> <div>Son olarak, sadece <strong>kapsayıcı</strong> <strong>siyasi</strong> <strong>aflar</strong> ile sınırlı kalsa da <strong>yeni</strong> <strong>bir</strong> <strong>Kürt</strong> <strong>açılımının</strong> hayırlı olacağını düşünüyorum. Hiç olmazsa, bunu <strong>açıkça</strong> <strong>ifade</strong> <strong>etmekten</strong> imtina etmeyelim.</div> <div>.</div> <div><strong>Nuray Mert, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>