<h3><span><strong>Veda ediyorum</strong></span></h3> <div>“<strong>Şüphesiz insan çok cahil ve zalimdir</strong>” (Kur’an, 50/72)</div> <div>Yıllar önce, <strong>Fazilet</strong> <strong>Partisi’nin</strong> kapatılma kararı üzerine “<strong>Utanıyorum</strong>” başlıklı bir yazı (Radikal, 26 Haziran 2001) yazmıştım. Bu ülkede “<strong>ana muhalefet partisi kapatılırken, başörtülü kadınlar ‘suçlu’ muamelesi görürken özgürce dolaşmaktan utanıyorum</strong>” demiştim. O kapatılan partinin devamı olanlar iktidara geldi, ülkeyi <strong>23</strong> <strong>yıldır</strong> yönetiyor. <strong>2010</strong> yılında, bu kez “<strong>Korkuyorum</strong>” başlıklı bir yazı yazmıştım. Şimdi de <strong>korkuyorum</strong>, asıl bu kez <strong>korkuyorum</strong>, hem de çok <strong>korkuyorum</strong>. Hem kendi adıma hem <strong>ülkem</strong> <strong>adına</strong> korkuyorum.</div> <div>“<span><strong>Dertler paylaşınca azalır</strong></span>” (*) başlıklı bir yazımda, şimdiye kadar başıma gelenlerin bir kısmını <strong>ilk</strong> <strong>kez</strong> paylaşma ihtiyacı duyduğumu yazmıştım. Benim <strong>partim</strong>, <strong>cemaatim</strong>, <strong>sosyal</strong> <strong>medya</strong> <strong>hesabım</strong>, <strong>takipçilerim</strong> yok. Üstelik, <strong>düşüncelerim</strong> hiçbir kesimden insanın <strong>hoşlanacağı</strong> türden değil. Tam da bu nedenle, <strong>laik</strong> <strong>kesimin</strong> <strong>hoşlanmadığı</strong> <strong>özgürlükleri</strong> savunduğum dönem, <strong>akademik</strong> <strong>hayattan</strong> dışlandığımda kimse destek olmadı. Sonra <strong>iktidarın</strong> <strong>baskısı</strong> ile <strong>ana</strong> <strong>medyadan</strong> dışlandığımda <strong>beş</strong> <strong>yazar</strong> dışında, kimse ses çıkarmadı. Bazıları <strong>görüşlerime</strong> <strong>katılmadığı</strong> için, sonra <strong>baş</strong> <strong>muhalif</strong> kesilen bazıları ise o zaman <strong>işlerini</strong> <strong>kaybetme</strong> <strong>korkusuyla</strong> ifade özgürlüğü adına tek kelime etmedi.</div> <div><strong>Cumhuriyet</strong> gazetesinden atıldığımda, gazetenin görüşlerine uzak <strong>bazı</strong> <strong>demokrat</strong> arkadaşlar bile, <strong>Darwin</strong> <strong>teorisine</strong> <strong>inanmadığım</strong> <strong>için</strong> <strong>atılmayı</strong> <strong>hak</strong> <strong>ettiğimi</strong> yüzüme söylediler. Bu durum, büyük bir <strong>yalnızlık</strong> demek, hep bu <strong>yalnızlığın</strong>, <strong>ezberler</strong> <strong>dışında</strong> <strong>kalmanın,</strong> katlanılması gereken bir <strong>bedeli</strong> olduğunu düşündüm. Ancak, bu <strong>yalnızlık</strong> artık <strong>tehlikeli</strong> hale gelmeye, <strong>boşunalık</strong> <strong>duygusu</strong> ağır basmaya <strong>başladı</strong>.</div> <div>Şimdi <strong>son</strong> <strong>dönemece</strong> gelmiş durumdayım. <strong>Mart</strong> ayı başında, <strong>Ramazan’ın</strong> ilk günü, “<strong>Akit</strong> <strong>TV”de</strong> bir programa davetliydim. Eşin-dostun <strong>uyarılarına</strong> kulak asmadım, <strong>hangi</strong> <strong>mecra</strong> olursa olsun <strong>ayırt</strong> <strong>etmemek</strong> <strong>gerektiğini</strong> düşündüm, programa katıldım. Program boyunca ısrarla <strong>Kürt</strong> <strong>meselesi</strong> ile ilgili görüşlerim, zamanında başıma iş açan <strong>eski</strong> <strong>görüntüler</strong>, <strong>çarpıtılmış</strong> <strong>konular</strong> gündeme geldi. Bir kez daha tüm samimiyetimle <strong>görüşlerimi</strong> <strong>izah</strong> <strong>etmeye</strong> çalıştım. Bundan hiç <strong>rahatsızlık</strong> duymadım. Ne büyük bir gaflet!</div> <div><strong>İşaret</strong> <strong>fişeği</strong> miydi, uğursuz bir <strong>alamet</strong> mi bilmiyorum ama ertesi gün de “<strong>Oda</strong> <strong>TV”</strong> denilen mecra, bu programın <strong>tepki</strong> <strong>toplayacak</strong> bölümlerini kapsayan bir haberini yapmış. Biri <strong>İslamcı</strong>, biri <strong>ulusalcı</strong>, birbirinden <strong>uzak</strong> <strong>gibi</strong> <strong>bilinen</strong> iki mecra, bilerek veya bilmeyerek <strong>beni</strong> <strong>hedef</strong> <strong>haline</strong> getirebilecek noktada buluşmuş. Nitekim, iki buçuk hafta sonra hakkımda <strong>2014</strong> <strong>yılında</strong>, bir <strong>kadın</strong> <strong>gazeteciler</strong> <strong>ziyareti</strong> çerçevesinde, <strong>Suriye’nin</strong> <strong>Kürt</strong> bölgesinde çekilmiş bir fotoğrafa dayanarak “<strong>silahlı örgüt üyeliği</strong>” ithamı ile <strong>ağır</strong> <strong>ceza</strong> <strong>davası</strong> açıldığı tebliğini aldım. Nasıl bir iştir, anlamak zor. Kim benim değil silahlı, <strong>herhangi</strong> <strong>bir</strong> <strong>örgüt</strong> <strong>üyesi</strong> olabileceğime ciddi ciddi inanır akıl yürütmek mümkün <strong>değil</strong>.</div> <div>Bu zaman zarfında, <strong>eşim</strong>-<strong>dostum</strong>, yine beni <strong>kabahatli</strong> buldu, neden <strong>Akit TV’nin</strong> programına çıktım, zamanında başıma onca iş açan bu konulara, <strong>sorulara</strong> <strong>muhatap</strong> <strong>olmanın</strong> yolunu açtım. Bu tür yayınlar, <strong>olayları</strong> <strong>köpürtme</strong> <strong>aracı</strong> değil miydi?</div> <div>Ne diyeyim, onlar da haklı. <strong>Nasıl</strong> <strong>bir</strong> <strong>ülkede</strong> yaşadığımın farkında değil miyim, değilsem olmam gerekmez mi? Gerekir gerekmesine de ben <strong>hep</strong> <strong>bu</strong> <strong>düşünceyle</strong> hareket etmeyi <strong>reddetmiş</strong> biriyim. <strong>Saklanacak</strong>, <strong>gizlenecek</strong> bir şeyim yok, ne söylüyorsam <strong>bu</strong> <strong>ülkenin</strong> <strong>iyiliği</strong> <strong>adına</strong> yazdım, çizdim, söyledim diye düşündüm. Bir başka <strong>gaflet</strong>!</div> <div>Sadece <strong>benim</strong> değil, bu ülkeye dair fikir yürüten kimsenin zarar vermek amacı taşımadığı düşünürüm. Peki, <strong>bir ülkeye zarar veren düşünceler</strong> yok mudur? Bence vardır, <strong>bir</strong> <strong>fikrin</strong> <strong>fanatiği</strong> <strong>olmak</strong> bunlardan biridir, çünkü <strong>fanatik</strong> görüşler, aynı ülkede yaşayan insanları <strong>birbirine</strong> <strong>düşman</strong> eder. Aynı <strong>ülkede</strong> yaşayan insanlar arasında <strong>düşmanlıktan</strong> daha tehlikeli bir şey olabilir mi?</div> <div>Hiç <strong>milliyetçi</strong> değilim ama insanın <strong>ülkesini</strong> <strong>sevmesi</strong>, <strong>sakınması</strong> için <strong>milliyetçi</strong> olması gerekmiyor. Doğrusu, ben tam tersine <strong>milliyetçiliğin</strong>, ülkesini sevmenin ötesinde, <strong>toplumda</strong> <strong>düşmanlık</strong> <strong>yaratan</strong> <strong>bir</strong> <strong>ideoloji</strong> olduğunu düşünürüm. Nitekim, şimdilerde <strong>milliyetçilik</strong> adına, kendini bu ülkenin “<strong>gerçek</strong> <strong>sahibi</strong>” ilan edenler, mevcut <strong>iktidara</strong> <strong>muhalefet</strong> eden herkesi “<strong>düşman</strong>” bellemiş vaziyette.</div> <div><strong>Aklı</strong> başında, <strong>sorumluluk</strong> sahibi herkesin <strong>itidal</strong> <strong>çağrısı</strong> yapması gerekirken, <strong>iktidar</strong> <strong>çevresinde</strong> pek çokları kalemini sivriltip, <strong>ateşe</strong> <strong>körükle</strong> gidiyor. “<strong>İç</strong> <strong>düşman</strong>” tanımı yapıyor, “<strong>İsrail</strong> <strong>ajanlığı</strong>”, “<strong>beşinci</strong> <strong>kol</strong>” <strong>ithamları</strong> havada dolaşıyor. <strong>Başörtüsünü</strong> <strong>düşman</strong> belleyerek yapılan <strong>haksızlıklar</strong> bir yana, <strong>demokrat</strong> <strong>geçinenlerin</strong> dahi “<strong>kamu</strong> <strong>hayatında</strong> <strong>dini</strong> <strong>sembol</strong> <strong>olmaz</strong>” şeklindeki düşüncelerine <strong>karşı</strong> <strong>çıkmış</strong> biriyim.</div> <div>“<strong>Bir zamanlar mazlum olanlar nasıl zalim olabilir?</strong>” diye de sormuyorum. Pekâlâ <strong>olabilir</strong>, işin ucunda <strong>para</strong>, <strong>mevki</strong> gibi <strong>çıkarlar</strong> varsa <strong>olabilir</strong>, oluyor. <strong>İntikam</strong> <strong>duygusu</strong> varsa olabilir, oluyor.</div> <div>Diğer taraftan, başka kafada olanların, “<strong>Aldandınız, sizi kandırdılar, siz onları savundunuz sonuç böyle oldu</strong>” laflarına da hiç mi hiç kulak asmam. “<strong>Herkes kendi ahlakına uygun olanı yapar</strong>” diye düşünürüm, ben de kendi <strong>ahlak</strong> anlayışıma, <strong>inandığım</strong> <strong>değerlere</strong> uygun olanı yaptım, değil <strong>pişman</strong> olmak bir yana, bir saniye bile <strong>tersini</strong> düşünmedim, düşünmem.</div> <div><strong>Yurtdışında</strong> <strong>yaşama</strong> <strong>özlemi</strong> duyanlara şaşarım. İmkân olduğu halde, hiç <strong>yurtdışında</strong> <strong>yaşamayı</strong> düşünmedim. Ona da <strong>pişman</strong> değilim. Sadece, <strong>kendi</strong> <strong>adıma</strong> da <strong>ülkem</strong> <strong>adına</strong> da artık <strong>korkuyorum</strong>. Kendi adıma, soluğu <strong>cezaevinde</strong> alırsam <strong>kedilerime</strong> <strong>kim</strong> <strong>bakar</strong> diye korkuyorum. “<strong>Torun</strong>” saydığım, <strong>yeğenimin</strong> küçük kızından <strong>ayrı</strong> <strong>kalırım</strong> diye korkuyorum. Geçirdiğim <strong>ölümcül</strong> <strong>hastalığın</strong> izleri, <strong>sağlık</strong> durumum, <strong>yaşım</strong> itibarıyla <strong>tahammülüm</strong>, <strong>mecalim</strong> bitmek üzere diye korkuyorum. <strong>Ülkem</strong> <strong>adına</strong>, bir <strong>karanlık</strong> <strong>tünelde</strong> nereye gittiğimiz <strong>meçhul</strong> hale geldiği için korkuyorum. O küçük kız için korkuyorum. <strong>Gocunulacak</strong> yanı yok, insan, <strong>korkan</strong> bir varlıktır.</div> <div>Sonuçta bu nedenle ve <strong>başıma açılan son davada</strong> sonuç ne olursa olsun, hep bir <strong>vatandaşlık</strong> <strong>görevi</strong> olarak gördüğüm <strong>ülkeme</strong> <strong>ilişkin</strong> <strong>siyasi</strong> <strong>yorum</strong> <strong>yazısı</strong> <strong>yazmaya</strong>, <strong>görüş</strong> <strong>bildirmeye</strong> <strong>son</strong> <strong>verme</strong> <strong>kararı</strong> aldım.<span>Formun Altı</span></div> <div><strong>Ülkemizin</strong> içinde bulunduğu <strong>düşmanlık</strong> ve <strong>gerilim</strong> <strong>ortamının</strong> oluşmasında <strong>payı</strong> olanlara gelince; ister <strong>kişisel</strong> <strong>çıkarlar</strong>, <strong>hırslar</strong> uğruna, ister <strong>intikam</strong> <strong>duygusu</strong> ile ve hatta isterse bir zamanlar <strong>iyi</strong> <strong>niyetle</strong> yola çıkmış olsunlar, bu günlerde aklıma hep <strong>Azhab</strong> <strong>suresinin</strong> <strong>72</strong>. <strong>ayeti</strong> geliyor.</div> <div>“<strong>Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif etmiştik, onlar yüklenmekten çekindiler insan yüklendi. Şüphesiz insan çok zalim ve cahildir.”</strong></div> <div>.</div> <div><strong>Nuray Mert, dikGAZETE.com</strong></div> <h4>(*) <span><strong>Dertler paylaşınca azalır</strong></span></h4> <div>https://www.dikgazete.com/yazi/dertler-paylasinca-azalir-7772.html</div> <div></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>