<h3><span><strong>Vaynah halkının varoluş mücadelesi: 23 Şubat 1944 Sürgünü</strong></span></h3> <div>Modern siyasi tarih ve uluslararası hukuk literatürü bağlamında devlet destekli demografik mühendislik, kolektif cezalandırma ve etnik temizlik uygulamalarının en trajik örneklerinden biri, <strong>23 Şubat 1944</strong> tarihinde <strong>SSCB</strong> tarafından gerçekleştirilen <strong>Çeçen</strong> ve <strong>İnguş</strong> halklarının toplu sürgünüdür. Tarihe “<strong>Operation</strong> <strong>Lentil”</strong> kod adıyla giren bu devasa harekât, <strong>Kuzey</strong> <strong>Kafkasya’nın</strong> yerli halkları olan <strong>Vaynah</strong> nüfusunun anavatanlarından bütünüyle sökülerek karanlık bir bilinmeze gönderilmelerine sebep oldu.</div> <div>Karar bir gecede alınmamış; <strong>NKVD</strong> operasyonu, aylar öncesinden planlamış, yaklaşık <strong>100 bin</strong> asker bölgeye sevk edilmiştir. Ancak <strong>23</strong> <strong>Şubat</strong> sabahı yaşananlar bir askerî plandan ziyade, bir halkın varlığına yönelmiş topyekûn bir kırımdı. “<strong>Kızıl Ordu Günü</strong>” için meydanlara çağrılan insanlar, birkaç saat içinde hayvan vagonlarına doldurulacaklarını bilmiyordu. O sabah, birçok evde ocaklar yanıyor, çocuklar karın üzerinde oynuyor, yaşlılar her zamanki sabah duasını ediyordu. Birkaç saat sonra ise kapılar <strong>dipçiklerle</strong> kırılacak, ailelere hazırlanmak için dakikalar verilecek ve bir halk, kökleri dehşet içerisinde sökülerek topraksız bırakılacaktı.</div> <div>Operasyonun en karanlık tezahürlerinden biri <strong>Khaibakh</strong> köyünde yaşandı: yaklaşık <strong>700</strong> sivilin bir ahıra kapatılarak yakıldığına dair anlatılanlar, bu sürgünün insanlık suçları literatürüne girmesi için son derece yeterlidir.</div> <div>Olayın sorumlularına madalya verilmiş olması, devlet şiddetinin ne denli kurumsallaştığını da şüpheye yer bırakmayacak biçimde gözler önüne serer.</div> <div><strong>Nakil</strong> sürecinde kullanılan yalıtımsız yük vagonları, haftalar süren yolculuk boyunca adeta hareket eden mezarlara dönüştü. Açlık, tifüs ve dondurucu soğuk, binlerce can aldı. Çocuklarını vagonda kaybeden anneler, onları gömecek bir toprak parçası dahi bulamadan, cansız bedenlerini steplere bırakmak zorunda kaldı. Halk, bu trajediye kendi dilinde “<strong>Aardakh</strong>” adını verdi; ancak bu keyfi bir göç değildi.</div> <div><strong>Orta</strong> <strong>Asya’ya</strong> varışta sürgünler “<strong>özel</strong> <strong>iskân</strong>” rejimine tabi tutuldu; yurttaşlık hakları askıya alındı, <strong>komendatura</strong> sistemi altında ağır işlerde çalıştırıldılar. <strong>1948</strong> tarihli kararnameyle sürgünün “<strong>ebedi</strong>” olduğu ilan edildi. İnsanlara sadece <strong>toprakları</strong> değil, <strong>gelecekleri</strong> de yasaklanmıştı.</div> <div>Bu süreçte yaşanan demografik kayıp dehşet vericidir: <strong>Çeçen</strong> nüfusunun yaklaşık <strong>yüzde 30-40’ı</strong>, <strong>İnguş</strong> nüfusunun ise <strong>yüzde 25-35’i</strong> hayatını kaybetmiştir. Bu, yalnız bir <strong>nüfus</strong> azalmasından ziyade; hafızanın, kültürün ve kuşaklar arası sürekliliğin yok edilmesidir.</div> <div><strong>1957’de</strong> dönüş izni çıktığında, sürgünler yurtlarına döndüklerinde evlerinin başkalarına verilmiş olduğunu gördüler. <strong>Mezarlıklar</strong> tahrip edilmiş, köy isimleri değiştirilmişti. Ama bütün bu yıkıma rağmen <strong>Vaynah</strong> halkının varoluş iradesi kırılmadı. <strong>Sürgün</strong>, onların tarihini kesintiye uğrattı; fakat kimliğini silemedi.</div> <div><strong>23 Şubat 1944</strong>, bu tarihi unutmayın.</div> <div><strong>Var olmaya devam edeceğiz.</strong></div> <div><strong>ДӀохьур дац, духьур дац, дийр дац!</strong></div> <div>.</div> <div><strong>Abdullah Ali Güzel, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>