USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

Uc Gazisi Mehmet Bey ve Oğulları ile Sultan İzzeddin Keykâvus ve Oğulları

Uc Gazisi Mehmet Bey ve Oğulları ile Sultan İzzeddin Keykâvus ve Oğulları
23-05-2022

Uc Gazisi Mehmet Bey ve Oğulları ile Sultan İzzeddin Keykâvus ve Oğulları

Hamid, İlyas, Alâeddin Siyâvuş, Gıyaseddin Mes’ûd ve Ebu’l Muzaffer Melik Rükneddin Kılıçaslan Geyûmers

Özet:

Makalenin amacı, bugüne kadar haklarında birçok hatalı yorum yapılan Uc Gâzîsi Mehmet Bey ve oğulları ile Sultan II. İzzeddin Keykâvus ve oğulları hakkında farklı ve yeni görüşler ortaya koymaktır. Mehmet Bey, diğer adı Şeh Menteş (Menteş-şah) olan ve Hamid, Menteşe ve Aydın oğulları beyliklerinin kurucuları sayılan Hamid, Mesut ve Aydın beylerin atası, Saruhan oğullarının kurucusu kabul edilen Saruhan Beyin amcasıdır.

Pahimeris tarafından Amorionlu, yani Uluborlulu manasına Amorios denilen zat Hamid Bey, Ales Amorios ise Türklerin Ellez, Ellas ve Alles telâffuz ettiği Hamid Beyin oğlu İlyas Beydir.

İzzeddin, hapis edildiği Barla önündeki Ainos’tan, binden çok efradıyla birlik Karadeniz üzerinden Kırım’a götürülmüştür ve Gagavuzlar bunlardır. Onun oğullarından taht mücadelesine girişenler, Alâeddin Siyâvuş, Sultan II. Mes’ûd ve Ebu’l Muzaffer Melik Rükneddin Kılıçaslan Geyûmers ile İzzeddin’in torunu IV. Alâeddin olup, diğer çocukları, Ferâmurz, Melik Konstantin ve kızı İstanbul’da kalmışlardır. Kılıçaslan ve Geyûmers aynı kişidir.

Anahtar Kelimeler: Uc, Şeh Menteş, Alles Amorios, Ainos, Siyâvuş, II. Mes’ûd, Melik Kılıçaslan Geyûmers

Giriş:

Göller Bölgesi’nin tarihî coğrafyasında vukû bulan coğrafî değişim fark edilememiş ve maalesef Remsi’nin dert yandığı gibi birçok kadim şehir hatalı yerleştirilmiştir (Ramsay, 1960: 106). Tarihteki birçok olay da, akla ters gelmesine rağmen coğrafî değişim bilinmediği için mecburen hatalı yorumlanmıştır. Bunlar özetle şöyledir:

Eğirdir Gölü, yaklaşık 500 sene önce Hoyran ve Eğirdir olmak üzere iki ayrı göl ve ikisi arasında suları Hoyran’dan Eğirdir’e (kuzeyden güneye) doğru akan ağzı kaynağına yakın Menderes, Halis, Sangarios ve el-Battal gibi birçok adı kaydedilen bir ırmak vardı. Denizli, Dinar, Uluborlu üzerinden gelen Anayol (Kıral Yolu: via regia), bu ırmağı Kemer Boğazı’nda (Firigos Boğazı) bir köprüden geçerek, Yenice Derbendi, Kötürnek, Rabaz-ı Konya, Beyşehir, Karaman, Tarsus üzerinden Susa’ya giderdi. Beyşehir Gölü de iki ayrı göldü.

Pahimeris’te söz edilen yer adlarının tamamı Kemer Boğazı, Eski Eğirdir Gölü ve Eski Hoyran Gölü çevresindedir. Mysia denilen yer buradadır. Mysia Olympos’u Uluborlu ve Barla arasındaki dağdır. Trakya denilen yer Trakesia temidir. Asya veya Anadolu denilen yer, söz konusu iki göl ve iki göl arasındaki ırmağın şarkıdır. Batı, Yunanistan ve Avrupa denilen yer ise garbıdır. Deryâ-i Mağrib, Mağrib diyarı denizi, Uz (Oğuz) Gölü, Rum Denizi, Deniz, Ege denizi, Pazgusi Gölü, Skleros’a ait göl, denize benzeyen ve içinden tiksindirici kokular çıkaran göl, hepsi de Eski Eğirdir Gölü idi. Hoyran Gölü’nün de Aulokran, İznik, Askania, Kırk Martyrs, Basilyon gibi isimleri vardı. İki göl arasındaki nehrin adı Pahimeris’te, Boğazdaki Asya ırmağı, Skamandros, Menderes ve Sakarya gibi dört ayrı adla anılır. Roma, Arap, Türk, Peçenek, Kuman ve Tatarlar arasında vukû bulan olaylarda Teofanes, Cedrenus, Skylitzes, Aleksiad, Attaleiates, Bryennios, Zonaras, Kinnamos, Honiyates, Akropolites, Pahimeris, Grigoras, Halkokondiles gibi birçok kaynakta zikredilen birçok yer adı, Kemer Boğazı ve civarındadır.

Edirne, Gelendost Kötürnek köyü, Kyzikos Afşar köyü Kızık öreni, Biga Yenice köyünde bir yer, Bigadiç ise Marsias ırmağının diğer adıdır. Sozopolis ve Bitzina (Becene) Uluborlu, İznik veya Mikra İznik, Senirkent Uluğbey köyü, Tzouroulos Şuhut Çoru köyü (Demirbel), Ainos ise Barla önünde, şimdi göl altında kalan ve Barla halkının Aynalı Çarşı dediği, iki göl arasındaki nehrin ağzındaki şehirdir (Limenopolis, İlime, İlama). Aspra, Alexiad’da Keşan civarı ve Vardar nehri kıyısı olmak üzere iki ayrı yerde gösterilir. Tahrirde Akça-kilise kaydedilen Gaziri adasındaki Bergama’nın diğer adı Aspra’dır. Tekirdağ civarındaki Apros ile Aspra karıştırılmış olmalıdır. Lampsakos Lâpseki değil, Kemer Boğazı’nın batı sahili ve Lampis ovasının ayağındaki bir şehirdir. Bazı adlar birden çoktur ve bilinen yerlerden farklıdır. İzmir (Myria), Barla-Boyalı önünde, Edremit Yalvaç Aşağı Tırtar köyü, Haimos (Haemos) Bozdurmuş dağı, Abidos Kemer Boğazı’nın şarkı, Brousse Uluborlu Bahar mevkii, Donau ve Trakya (Grigoras, 1973: 113-114) Uluborlu Papa çayı ve Thrakesia temidir. Bunları uzatmak pekâlâ mümkündür.

Tarihteki kişi adlarına gelirsek, Menteşe, Uc Gâzîsi Mehmet Beyin adı veya aile adı olup, bu isim daha sonra çocukları arasında aile adı olarak kullanılmıştır. Fuke ülkesi emîri Menteşe, Aydın Beydir ve onun H. 669’da zaptettiği Eski Tral (Tralleis) Barla’dır (Deguignes, 1976: 1155). Mesaliki’l-Ebsar’da Dündar oğlu Hızır, Menteşe evlâdı kaydedilir. 1300’lerden evvel Menteşe zikredilen yer, Şarkîkaraağaç ile Uluborlu arasındaki bölgedir. Hatta Baybars Mansurî, Ermenek’te Menteşe oğlunun bulunduğunu söyler (Turan, 1998: 477).

Fuke, sulak yer anlamına iki göl arasındaki ırmağın çevresi veya bu ırmağın kıyısındaki bir şehrin ikinci, üçüncü adı olabilir. 1270’de Denizli (Eğirdir) Beyliğinin başında Mehmet Beyin damadı Ali Bey bulunduğuna göre Mehmet Bey ve kardeşi İlyas Beyin çocukları Hamid, Aydın, Mesut ve Saruhan, Eski Eğirdir Gölü kuzeyinde ve Şarkîkaraağaç ile Uluborlu arasında hüküm sürdüler. Amorios ismi Emir, Umur ve Ömer değil, Hamid Beyin nisbesi olup, Amorion’lu, yani Uluborlu’lu demektir. Oğlunun adı ise Ali değil, Ellez, Ellas, Alles (Hales) veya İlyas’tır (Günal Öden,1998: 291). Böylece Amorion’un Uluborlu olduğu bir kez daha kanıtlanmış olmaktadır.

Zerrin Günal, Hales Amorios’un “Amorionlu Ali” olduğunu söylemesine rağmen, Amorios ve Melik Masur ile 1280-1310 yılları arasındaki Selçuklu sultanlarını sorgular ve birçok da farklı bilgi verir. O, Alâeddin Siyavuş’un çocuk ve torunu ile Gıyaseddin Mes’ûd’un (III. Alâeddin Keykubad’ın oğlu), III. Mesud adıyla tahta çıkma ihtimalini söyler ki, bu imkânsızdır. Çünkü bunların çocukları olsa bile hiçbir zaman 2-3 yaşlarından daha büyük olamazlar. Hâlbuki bu melik, Amorionlu İlyas ile atı üzerinde savaşabilmelidir. Biz daha önce İlyas ile atı üzerinde savaşırken öldüğü rivayet edilen zatın II. Mes’ûd olduğunu düşünmüş idik, lâkin II. Mes’ûd’un hastalanarak öldüğü kaydını gördüğümüzde bu düşünceden vazgeçtik ve araştırmaya devam ettik (Aksarayî, 2000: 243-244).

Zeki Velidî, H.690 (M.1291) yılındaki Mudurnu seferinin, Osman Bey ve Melik Rükneddin Kılıçaslan ile ilgili olabileceğini söyler ki, büyük ihtimal doğrudur. Çünkü Osman Bey, Kastamonu harbinin kahramanlarından olan Amorios’a tâbidir ve harbin başlangıcında Kılıçaslan ile Amorios birlik hareket etmişlerdir. Zeki Velidî, Antalya, Alâiye ve Lâdik'i idare eden Tuğrul-şah Beyin, İlhanlılardan çok Sultan Mes’ûd aleyhine ayaklandığını ve bu hareketi şehzade Hülacu ile Keyhatu’nun tenkil ettiğini söyler. O, ayrıcaRükneddin Kılıçaslan Keyümers(1) isim ve lâkaplarını taşıyan bu zata, İbrahim isminde bir bey atalık ve baş müşavirlik yapıyordu, o da Kastamonu beylerinin düşmanı idi” der (Togan, 1981: 325-326). Bu İbrahim, Uc Gâzîsi Mehmet Bey ailesinden biri olmalıdır. Menteşe ailesinde İbrahim adı çoktur (bk. Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, TTK-Ankara, 2011: 66, 83, 111, 120 Tablo).

Togan, burada, Osman Beyin atası Ertuğrul Bey ile Rükneddin Kılıçaslan Geyûmers’e dikkat çekmiştir.

Togan’ın kaynak aldığı Tarihi Güzide’deki metin, onun nakli olan metinden farkı olup aşağıdaki gibidir:

Menteşe oğulları ve (Er)Tugrul-şah Bey, Antakya, Alâ’iye ve Lazkiye sahillerine zorla hâkim oldular. Eşref-oğlu Sis’e bitişik olan Ermenek vilâyetini Moğolların elinden aldı. Onları uzaklaştırmak için şehzadeler Geyhatu ve Hülacu’yu Rûm’a gönderdiler” (Kazvinî, 2018: 383). Geyhatu Rûm’a 1283-84’lerde geldiğine göre Menteşe ve Ertuğrul, 1280 civarı, Antakya (Yalvaç), Alâ’iye ve Lâdik (Eğirdir) kıyılarına hâkimdirler. Tarihi Güzide sayesinde Menteşe ile Ertuğrul Beylerin, 1270’lerde aynı bölgede ve Eğirdir Gölü civarında bulundukları anlaşılmaktadır.

Ermenek bölgesine Menteşe oğlu hâkimdi (Turan, 1998: 603, 477). Bu ve Hülâgu’nun fermanına göre Uc Gâzîsi Mehmet’in (Menteş-şah) 1260’larda Ermenek, Alâ’iye, Beyşehir, Şarkîkaraağaç, Yalvaç, Eğirdir bölgelerine hâkim olduğu anlaşılıyor. Ertuğrul Bey, Gelendost civarında yaşamakta ve Menteşe’ye (Amorios Hamid Bey) tâbidir (Turan, 1998: 613). “Mehmet Bey, Kaya Beye kıyı namında diyârı verdi” (Şikârî, 2005: 129) kaydına göre Mehmet Bey, Uc Gâzîsi Mehmet Bey, “kıyı” Eski Eğirdir Gölü sahili, Kaya Bey ise Ertuğrul Beyin atasıdır. Bu olay, 1260’dan evveldir. “Osman Gâzî müstakil değildi ve Orhan Gâzî müstakildi” (Öztuna, 2005: 99-100).

Osman Turan, Türkiye Selçukluları Hakkında Resmî Vesikalar adlı eserinde Sultan İzzeddin ve oğulları Siyâvuş, Kılıçaslan ve Geyûmers üzerinde önemle durmuş, ama Kılıçaslan ile Geyûmers’in aynı kişi olduğunu fark edememiştir. Melik Kılıçaslan ile Melik Geyûmers’in aynı kişi olduğu kabul edildiğinde, tarihî metinleri ve vesikaları yorumlamak, Sultan İzzeddin ve oğullarının durumunu tespit etmek, çok daha kolay olacaktır.

Sultan II. İzzeddin Keykâvus dönemine kısa bir bakış:

1240 Babaî isyanı vukû bulduğunda İzzeddin henüz beş yaşlarındadır. Bu olayda II. Gıyaseddin Keyhüsrev Eğirdir’deki Can Adaya (Kubadabad’daki bir adaya) kaçmıştı. Bu sultan 1243 Kösedağ harbinde de Eğirdir’e kaçmış, oradan Tripolis’e (Barla) gelmiş, İznik (Bursa) İmparatoru ile bir antlaşma yaparak Konya’ya dönmüş ve 1245 Aralık ayı başında da ölmüştü. Yerine Uluborlu Meliki bulunan büyük oğlu İzzeddin Keykâvus tahta çıktı.

1245’ler, büyük bir Türk ailesine mensup Koterinus (Kötürnekli) Ahmet, 1250’lerde de Afşarlardan İslâm Bey, sahilde (Eğirdir Gölü) Krakka’da (büyük ihtimal bir adı da Khraks olan Kötürnek köyünde) isyan ettiler.

1254 yılında İzzeddin, kardeşi Kılıçaslan’ı yendi ve Uluborlu’da hapis etti. 14 Ekim 1256 (23 N 654) İzzeddin mağlup oldu ve Antalya’ya kaçtı. Kılıçaslan Uluborlu’dan alınarak Konya’ya getirildi. 1256 Mehmet Bey, Manavgat-Alanya arasında İzzeddin’in dayılarını yendi (Turan, 1998: 513, 480, 515, Açık. 17 Aksarayî).

1257 İzzeddin, İznik imparatoruna kaçtı ve yardım alarak Konya’da tahta çıktı. 1261 baharı İzzeddin yine yenildi. Antalya’ya, oradan da İstanbul’a kaçtı ve 1262 sonu Ainos’da hapsedildi (Turan, 1998: 514, 499).

1262 Uc Gâzîsi Mehmed Bey (Şeh Menteş) Beyşehir-Derebucak-Dalayman civarında yenildi, aman diledi, aman verildi ve buna rağmen Kılıçaslan tarafından Şarkîkaraağaç’ta (Uluborlu) öldürüldü; bu yüzden Menteşe ve Selçuklu aileleri arasında uzun bir kan davası başladı (Böcüzade, 2012: 318).

1262 İzzeddin, yanına ailesi ve hazinesini alarak Side’den (Eski Antalya) gemiyle İstanbul’a gitti. İmparator tarafından iyi karşılandı, ama bilâhare Moğollarla arasını iyi tutmak isteyen İmparatoru düşündürmeye başladı. Pahimeris, “İmparator üzerine düşeni yapmış, Sultanın maiyetindekileri, özellikle kadın ve çocukları korunmaları için İznik’e yollamıştı. Bu görünürde onların güvenliğini sağlamak için yapıldı. Asıl neden Bizans hareminde hizmet verenlerin İmparatorla beraber sefere çıkacak olması ve bu boşluğun tehlike oluşturabileceği idi. İmparator, Sultanı kendisiyle beraber sefere götürdü. Sultana himayesindekilerin güvenliği için onları gönderdiğini söyledi. Gerçek sebep ise Sultanı zincire vurmadan kontrol altında tutabilmekti” der (2009: 36). Bu konuda,

Anonim, “İzzeddin Laskaris vilâyetine, oradan da bir gemiye binerek Kıfçak ülkesine gitti” (1952: 35), Grigoras ise, “ölünceye kadar (1278/9) orada kaldı” der (1973: 133). Olayın çağdaşı Aksarayî ise “Berke Han'ın nikâhlı eşi olan Sultan'ın halası, asker çekip Sultan'ı, Frenklerin elinden kurtarması için teşvik etti. Berke Han, daha önce karargâhından elçi olarak Anadolu'ya gelmiş olan yakınlarından Kutlug Melik'i tam teçhizatlı birkaç bin süvariyle Sultan'ı kurtarmaya gönderdi. (…) Kutlug, deniz yolunu gemilerle geçip, kimsenin haberi olmadan İstanbul önlerine varır varmaz Sultan'ın bulunduğu kaleyi buldu. Onu kale halkından istedi. İsteğini yerine getirmekte ihmal ve isteksiz davrandıkları için elini öldürme ve yağmalama işine attı. Malları yakmaya, meyve ağaçlarını kesmeye başladı. Kale halkı, zarardan kurtulmak için ister istemez Sultan'ı oğulları, maiyeti ve yakınlarıyla ona teslim ettiler. Kutlug, oradan diğer tutukluların bulunduğu yere gitti. Hepsini kurtardı. İyi bir tedbirle Sultan'ı bütün adamlarıyla birlikte geldiği yoldan götürdü” diye çok açık ve farklı bilgiler verir (2000: 57).

Kutlug Melik’in, Anadolu’ya gelmesi, Ainos’un Anadolu’da bulunduğuna işarettir. Frenkler, Anadolu’da Türklerle mücadele eden Bizans’ın paralı askerleridir. Yine iddia ederiz ki, Aksarayî’de zikredilen Anadolu, Küçük Asya değil, Bizans’ın Anadolu veya Asya Eyâletidir. Bu Ainos, Enez’den farklıdır. Adı geçen İznik, Bursa-İznik değil, İmparatorun çok sık gittiği Bizans-Türk hududu yakınında bulunan Senirkent-İlegüp olmalıdır.

Buranın İznik, Mikra İznik, Nimfe (Nimphaion), Lampe, Plyristra, Dristra, Pentapolis ve daha başka adları da vardır. Gözden kaçırılmaması gereken bir husus da, biri Moğollar, diğeri Altınordu devletinden gelenler olmak üzere Anadolu’da iki ayrı Tatar vardır. Altınordu’dan gelenler Uc’da bulunmaktadırlar ve bu “Tatarları, İmparator çağırmıştı”. “Tatarlara güvendiği kadar kendi ordusuna güvenmiyordu”. “İmparator, adamları için endişelense de gerçek amacı Trakya’yı kazanmaktı.” “Amaç onları Bizans topraklarının dışına, yani Trakya’ya doğru sürmekti” (Pahimeris, 2009: 60-61 ve 66). Tarihçi, bu Trakya’nın İstanbul’un batısındaki Trakya olduğunu iddia edebilir mi? Burada zikredilen Trakya, Eğirdir Gölü çevresinde Thrakesia temidir ki, büyük bir kısmı Uc Türklerinin elindedir. 1097 Haçlı seferinden itibaren Bizans ile Türkler arasındaki mücadele hudutta ve bilhassa Eski Eğirdir ve Hoyran gölleri ile iki göl arasındaki ırmak sahillerinde yapılmaktadır. Ainos da bu ırmağın sağı, batısı ve Eski Eğirdir Gölü’ne döküldüğü yerdedir. Göl altında kalan bu şehir için Barla halkı Aynalı (Ainalı) Çarşı der (Pahimeris, 2009: 82). Pahimeris’te, yanlış yorumlanan benzer daha birçok husus vardır.

Bugüne dek İzzeddin’in Enez’de hapsedildiği, Bulgaristan, Romanya üzerinden Kırım’a götürüldüğü rivayet edildi. İstanbul’a giden Sultan; niçin çok uzaktaki Enez’de hapis edilsin? Bizans’ta başka kale mi yok? Birçok yer ve şehir ismi birden çoktur. İmparatorun bütün mücadelesi hudutta ve Eğirdir Gölü civarında bulunan Türklerledir. Biz, 29 Nisan 1091 tarihinde Edirne-Enez’de yapıldığı iddia edilen Kuman-Peçenek savaşının Barla önü ve Eski Eğirdir Gölü kuzey kıyısında yapıldığını iddia ve ispat eden bir makale yazdık (bk. “Uz / Oğuz Gölü ve Levunis Meydan Savaşı: 29 Nisan 1091”, Hamideli Tarih 05, Ankara, Mart 2018, s.72). Aynı bunun gibi Sultan da,

Barla önündeki Ainos kalesinde hapis edilmiş olmalıdır. Çünkü İmparator, onu yanında götürmüş, yanına çağırmıştır. O sırada İmparator, Thrakesia’daki olaylarla meşguldür ve Batı denilen yer, Türk-Bizans hududunun batısıdır. Keykâvus’u, Uc’daki Bulgar ve Tatarların yardımıyla kurtaran Kutlug Melik, oradan da diğer tutukluların bulunduğu yere giderek hepsini kurtarmış, Karadeniz sahiline kadar kara yolu, oradan da gemiyle Kırım’a götürmüştür (Aksarayî, 2000: 57; Pahimeris, 2009: 46, 49; bk. Ek. Har.). Diğer tutuklular, Ainos yakınındaki İznik’te (İlegüp) bulunabilir. Uc’tan İzzeddin’le beraber binden çok Türkmen götürülmüş olmalı ki, Gagavuzlar bunlardır. Pahimeris’in dediği İmparatora suikast hikâyesi, Sultan’ın hazinesine el koymak için yapılan bir hiledir.  

Pahimeris’te Türklerle ilgili zikredilen yer adları, akıl gereği, Türklerin bulundukları yerlerde aranmalıdır.

Tatar, Bulgar, Almugavar, Katalan, Alan ve Cenevizler, Aleksios Filantropenos, Terter, Svetoslav, Goke ve Koutzimpaxis, hepsi de Kemer Boğazı çevresindedir. Gelendost Köke köyünün adı, Goke ile ilgili olmalıdır. Philadelhie (Alaşehir) Yalvaç, Derebol (Tripolis) ise Barla’dır (Pahimeris, 2009: 86, 88 ve diğer sayfalar).

Sultan II. İzzeddin Keykâvus’un Oğulları ve Anadolu’ya Geçişleri ve Mücadeleleri

Sultan İzzeddin, 1278 Eylül ayında öldü (Grigoras, 1973: 133). Ebu’l-Muzaffer Melik Rükneddin Geyûmers ile Ebu’l-Muzaffer Rükneddin Kılıçaslan (Turan, 1988: 7, 32) aynı kişidir (Togan, 1981: 326). Ebu’l-Muzaffer Melik Rükneddin” sıfatlarının müşterek olması, Kılıçaslan ile Geyûmers’in aynı kişi olduğuna işarettir. İzzeddin’in, sırayla Alâeddin Siyâvuş (Cimri), Kılıçaslan Geyûmers ve II. Mes’ûd olmak üzere üç oğlu Anadolu’ya geçerek taht kavgası verdiler (İbn Bibi, 2014: 631-632, 636 vd. 673). İstanbul’dan gelerek tahta çıkan ise torunu III. Alâeddin Keykubad b. Ferâmurz idi. Biraz karışık olmakla beraber Anonim, alttaki gibi çok mühim bilgiler verir.

Anonim Selçuknâme’nin, ansızın bir şahıs ortaya çıktı, ben İzzeddin Keykâvus’un oğlu şehzade Mes’ûd’um dedi. Türkler başkaldırdı. Konya üstüne yürüdüler. Karaman, Eşref, Menteşe Türklerinden 10 bine yakın bir ordu Konya’ya geldi 8 Z 677 (13.5.1277 Per). O şahıs tahta oturdu (s.39). Siyâvuş’u tutup, diri diri derisini yüzdüler, 17 M 678 (30. 5. 1279, s.40-41). 679 yılında Sultan Mes’ûd’un biraderi, Sultan Alâeddin’in denizi geçerek Karaman vilâyeti üstüne yürüdüğü haberi ansızın duyuldu. Türkler kendisini alarak Lârende’ye götürdü, adına hutbe okuttular (s.41) denilen kişi, Sultan Alâeddin Siyâvuş olup, Anonim, olay ve tarihleri karıştırmıştır (Turan, 1998: 571 ve açık. 29). Aksarayî ve İbn Bibi, bu kişiyi “cimri” kaydederler. Alâeddin Siyâvuş, 40 gün kadar tahtta kaldıktan sonra iki yıla yakın Uc’ta ve muhtemelen Ertuğrul Beyin yanında kalmıştır. Mezarı, Afyon-Çay-Geneli (Çayıryazı) köyü, Köreke dağı eteğindedir (bk. R. Topraklı, “Siyâvuş b. Keykâvüs’ün mezarı nerededir”, Hamideli Tarih 02, Sistem Ofset, Ankara, 2015, s. 48).

Kıfçak’tan İzzeddin’in oğullarından Anadolu’ya gelen ilk kimse Melik Siyâvuş idi. Bu, Sinop’a geldi. Sultan (3.) Gıyaseddin onu yakalayıp Burgulu kalesine hapis etti 678 (1279-1280, Anonim s.41). Sultan, kardeşi Şehzade Siyâvuş’u Sinop’tan getirerek Eşrefoğlu kızını ona istedi (Anonim s.50). Anadolu’ya geçen ikinci kişi, Melik Geyûmers’tir (İbn Bibi, 2014: 673). Anonim, bu kişi için Siyâvuş, Şehzade ve Melik, Aksarayî Kılıçaslan (s.137), İbn Bibi Geyûmers (s.673), Sultan III. Alâeddin Keykubad Reşideddin’e yazdığı mektupta Geyûmers (Togan, 1952: 47), Pahimeris ise Melik ve Melik Masur der (s.73-74). Kırım’dan Anadolu’ya geçen üçüncü kişi ise,

“İki ay sonra Sultan Mes’ûd, Sinop’a geldi. Moğol’a gitti. Kendine Emir-i Ahur’unu vererek Anadolu’ya gönderdi. Kamerüddin vilâyeti (Ermenek) kıyılarını Sultan Mes’ûd’a verdi, 679” (1280-81, Anonim s.41) diye söz edilen ve Anadolu’ya en son çıkan Melik Sultan II. Mes’ûd olmalıdır (İbn Bibi, 2014: 673).

Kırım’dan gemiyle Sinop’a geçen iki kardeş, Melik ve Kara-merd (Mansurî, 1998: 168); Melik Mes’ûd; Kara merd ise Geyûmers; ve Gey-û-mers ile Kara-merd aynı olmalıdır (bk. dn.1; Turan, 1998: 582 Ferâmurz?).

Türkler ve bu şehzadeler, Moğollardan çok büyük acılar çektiler. Siyâvuş hariç, Anadolu’ya ilk çıkan Melik Geyûmers idi (İbn Bibi, 2014: 673), ama tahta en son çıkan ve en son ölen odur. Diğer iki şehzade; Siyâvuş ve II. Mes’ûd’un hayat hikâyeleri büyük nispette bilinmekle beraber, Melik Kılıçaslan’ın hayat hikâyesi, Kılıçaslan ve Geyûmers isimlerinden dolayı tam bilinememiştir. Geyûmers bundan sonra Kılıçaslan yazılacaktır.

Özetle Kılıçaslan (Melik Siyâvuş) Sinop’a çıktı, Sultan Gıyaseddin tarafından tutuklandı, Uluborlu’ya gönderildi (yıl 1279-1280). Kılıçaslan (Geyûmers), Amasya’da bulundu, Kastamonu’da tutuklandı. Ondan iki ay sonra Sinop’a çıkan Mes’ûd’un, Yavlak Aslan tarafından İlhan’a götürüldüğü (İbn Bibi, 2014: 673; Anonim s.41; Turan, 1988: 583), İlhan’dan görev aldıktan sonra Kılıçaslan’a sahip çıktığı, onu Sinop’tan getirttiği, Eşrefoğlu’nun kızını ona istediği ve Kayseri’de görev verdiği görülmektedir. Kılıçaslan’ın 1290-91 yıllarında Sultan Mes’ûd ile arasının açıldığı ve Uluborlu’da isyan ettiği ve Kastamonu Türklerinin yanına gittiği anlaşılmaktadır (Anonim s.64).

Geyhatu 20 Mart 1291’de Konya’dan yolcu edildi ve 1291 Temmuz sonu tahta çıktı. Türkmen ayaklanmaları üzerine de güz aylarında tekrar Anadolu’ya geliyor. Karaman, Eşrefoğlu ve Menteşe üzerine yürüyerek onları tenkil ediyor. Diğer yandan Türkmenler, Kastamonu’da Yavlak Arslan’a karşı ayaklanıyor (yıl 1291-92).

Kılıçaslan ile Amorios’un aralarının önceleri iyi olduğu ve birlikte Moğol takviyeli Sultan Mes’ûd’un Selçuklu ordusunu Kastamonu’da yendikleri ve Mes’ûd safında yer alan Yavlak Aslan’ı öldürdükleri, ama sonunda yenildikleri görülmektedir (Aksarayî, 2000: 137-143). Kılıçaslan, ailesiyle birlikte Ereğli ve İstanbul’a kaçtığına göre savaş sırasında Hamid Beyle arası açılmış olmalıdır. O, ailesini İstanbul’da bıraktı; Nimfe’de (Senirkent-Uluğbey) İmparatorla buluşmak için yola çıktı, ama oraya yaklaştığında karar değiştirdi ve Şuhut-Arızlı ile Yalvaç-A. Kaşıkara arasındaki Yoğurtçubeli yoluyla A. Tırtar (Edremit) tarafına gitti (yıl 1292). “Sultan ve Taştemur, Burgulu kalesine gittiler. Melik’i (Kılıçaslan) dışarı çıkardılar. Sultanla kucaklaştılar, hep birlikte Kayseri’ye gittiler” (Anonim s.64) bilgisine göre Kılıçaslan, Ereğli, İstanbul ve Edremit yoluyla Uluborlu kalesine dönmüş olmalıdır.

Bundan sonra Kılıçaslan’ın Kayseri’de kaldığı, Geyhatu’nun son zamanlarında Sultan Mes’ûd’la arasının tekrar açıldığı ve Demirli Hisar’a (Sungurlu ilçesi Kalehisar, eski adı Karahisar-ı Demirli) sığındığı görülüyor (yıl 1295 Nisan). Sultan’ın Çaşnigir’i Seyfettin Sungur’un “Sultan (Mes’ûd) tahtta oldukça sana korku yoktur” sözleri üzerine Kılıçaslan kaleden çıkmıştır. Kılıçaslan’ı yakışıklı bulan Moğol vâlisi Baltu, kendi kızını ona verdi (Anonim s.66). Bu olaydan az sonra Sultan Mes’ûd, İlhan’a gitmiş ve Selçuklu tahtı iki yıl kadar boş kalmıştır.

2 M 698 Cuma (10.10.1298) Alâeddin b. Ferâmurz Konya’ya gelmiş ve 5 M 698 Pzt günü Konya tahtına çıkmıştır (Anonim s.67). Sultan III. Alâeddin Keykubad’ın Reşideddin’e yazdığı bir mektupta, Sinop’ta bulunan Kılıçaslan’dan (Geyûmers) şikâyet ettiği görülmektedir (Togan, 1952: 47). 1302 yılında tekrar Konya tahtına çıkan Sultan Mes’ûd’un kardeşine acıyarak Reşideddin’e yazdığı bir mektupta, Sinop vâlisi Kılıçaslan’ın (Geyûmers) Konya’ya gelmesine izin aldığını ve kardeşi Kılıçaslan’a Akşehir-Absarı (Alpsaru) köyünü temlik ettiğini görüyoruz (yıl 1302-1303) (Turan, 1998: 608-609, açık. 1: Mükâtebât s.216-220).

Sultan Mes’ûd, Olcaytu Hanın tahta çıktığı 1304 yılında ağır hasta ve felçlidir (Aksarayî, 2000: 243-244). Bu sıralarda Kılıçaslan’ın, Sultan Mes’ûd’un yanında bulunduğu ve onun ağır hastalığı sırasında veya ölümü üzerine de sultanlığını ilân ettiğini düşünüyorum. Pahimeris’in anlatımı ancak böyle yerine oturur. Amorios Hamid Bey, yedi oğluyla Konya sarayına gelmiş ve Kılıçaslan tarafından altı oğluyla birlikte katledilmiştir. Katliamdan sağ çıkan İlyas, Sultan Hanı’na sığınmış, oradan da kurtulmuş ve Kılıçaslan’a meydan okumuştur. Teke tek yapılan kavgada Kılıçaslan’ı öldürmüştür (yıl 708: 1308-1309) (Pahimeris, 2009: 74 ve Kadı Ahmed, 2015: 449).

Amourios ve Ales (Hales) Amourios Kimdir?

Bizans tarihçilerinin, ekseriya kişilerin ismini değil, görev yaptığı yer ve bölgenin adını kullandıklarına şahit oldum. Monolykos denilen zatın adı Alp Kara (Anna, 1996: 459, vd.; Honiyates, 1995: 8), Koterin veya Koterinus denilen zatın ise Ahmet’tir (Turan, 1998: 464, açık. 14). Monolykos, Eğirdir Gölü’nün ayağı olup, Alp Kara, Eğirdir çevresinin, Koterinus ise Uc’taki Kötürnek köyü çevresinin kumandanıdır. Borilos, Germanos, Çaka (Tzaxas, Tzouxa), Kundan Bey (Kontagmen, Gondani), Yanık manasına gelen Yalavaç ve Kekaumenos gibi isimler de, kişilerin adı değil sıfatlarıdır. Aynı şekilde Amorios da Amorion’un (Uluborlu) hâkimi demek olup, Hamid Beyin sıfatıdır. Zaten 25 yıl önceki bir makalede İlyas Bey için “Amorionlu Ali” denilmiştir (Günal Öden, 1998: 291).

Amourios’un bir isim ve Arapça Umur adının Grekçe’ye çevrilmiş şekli olduğu tarihçiler tarafından kesinlikle kabul edilmiştir” (Zacharaidou, 2001: 225) denilir ki, çok büyük bir hatadır. Makaleyi çeviren Günal, bu iddiaya itiraz etmemekle kendisiyle çelişkiye düşmüştür. Anadolu’nun ve bilhassa Göller Bölgesi’nin Tarihî Coğrafyasını bilmeyen yabancı tarihçilerin, masa başında böyle iddialı sözler söylemeye hakları olmamalıdır.

“İzzeddin” adının Grekçe “Azatin” yazıldığına dikkat edilebilseydi, Ales (Hales) adının da Alles olabileceği ve Türklerin İlyas için Alles, Ellas, Ellez dedikleri görülebilirdi. Bunu bir yabancı tarihçi bilemeyebilir, ama maalesef Türk tarihçisi de yabancıyı körü körüne taklit etmektedir. Keçiborlu Kılıç kasabalı birisi ile Burdur-İlyas köylü birisine, “İlyas köyünü nasıl söylediklerini sorun lütfen”. “Halep ordaysa arşın burada” misâli, Kılıçlıların Alles, İlyaslıların Ellas dediklerini görürsünüz. Hıdırellez’in aslını bilmek için herhalde tarihçi olmak gerekmez.

Hamid Bey 1303 Şubat-Mart (702 B) ayı, Amorios ise 1304 sonu sağ olup, bu ikisi aynı kişidir (Kofoğlu, 2006: 119; Pahimeris, 2009: 94-95). Amorios’un 1280’ler ve 1304’ler olmak üzere İmparatorla iki kez antlaşma yaptığı, Sakarya ırmağı taraflarından toprak satın aldığı, bu toprakların (Halizones) idaresini oğlu İlyas’a (Hales) verdiği ve Eğirdir Gölü civarındaki Türkleri yerleştirdiği görülüyor (Pahimeris, 2009: 74, 95). “Türkler Menderes civarındaki bütün yerlere yayılmışlardı Andronik eski Tral kentini [Tralleis, Neutroja: Yeni Truva (Grigoras, 1973: 137)] tamir ettirerek buna Andronikopolis adını verdi. Fuke ülkesi emîri Menteşe burasını derhal ele geçirdi. Bu Türkler sonra Sakarya nehrine doğru geldiler” (sene Hicrî 669) (Deguignes, 1976: 1155). Merakeşî’nin bu kaydı ile Pahimeris ve Kazvinî’nin yukarıdaki kayıtları ve Halkokondiles, Ertuğrul ve Osman Beylerin Menteşe ailesine tâbi olarak Eğirdir Gölü civarından Söğüt civarına gittiklerini göstermektedir. Menderes, Büyük Menderes değil, iki göl arasındaki ırmak, eski Tral Barla kenti, Menteşe ise Hamid, Aydın ve Mesut beylerin atalarının adıdır.

Türk emirlerinden İlyas adındaki biri büyük Alayî hanına gelmişti. Oraya sığınarak ayaklandı. Huzura gelmedi. (İrencin) Türk ve Tacik ordusunu onu kuşatmakla görevlendirdi, ama 2 ay müddetle 20 bin kadar süvariyle İlyas’ı yakalayamadılar (yıl 1306) (Aksarayî, 2000: 242, 246; Turan, 1998: 635). Adı geçen Türk beyi, Amorios Hamid Bey’in katliamdan sağ çıkan oğlu Hales Amorios, yani İlyas’tan başkası değildir.

Aydın, Mesut ve Hamid Beylerin ataları, Şarkîkaraağaç Şeh Menteş kabristanında yatan Şeh Menteş, nâmı diğer Uc Gâzîsi Mehmet Bey’dir. Saruhan ise Mehmet Beyin kardeşi İlyas’ın (Alp-ağa) oğlu olmalıdır. Kanaatimce Menteş’in aslı Biñtaş olup, (b) (m) değişimiyle Menteş, Menteş-şah ise Menteşeh ve Menteşe olmuştur.

Melik veya Melik Masour Kimdir?

1291 sonları veya 1292 başlarında Kastamonu’da vukû bulan savaştan sonra Amorios’un (Hamid Bey) karşı koymasıyla İstanbul’a giden ve Amorios’un oğlu İlyas Bey tarafından öldürülen Melik veya Melik Masur kimdir?

Siyâvuş 30.5.1279 (Anonim s.41), II. Mes’ûd 1304-05 yılında hastalıktan (Aksarayî, 2000: 243), Ferâmurz ise oğlu Alâeddin’in tahta çıktığı sıra (13.10.1298) öldüklerine göre (Anonim s.67; Kadı Ahmet, 2015: 447), bu üç Melik’in, adı geçen Melik Masur olma ihtimalleri yoktur. Ayrıca Mes’ûd galip gelmiş ve Kastamonu’dan Konya’ya galip olarak dönmüştür. Geriye Kılıçaslan ile Geyûmers kalır ki, bu ikisi aynı kişidir (Togan, 1981: 326). Biz de Anonim, Aksarayî ve İbn Bibi’ye göre bu iki Melik’in aynı kişi olduğunu ve Kılıçaslan ile Geyûmers’in çakıştıklarını gördük. Doktora öğrencisi M. Emin Özçelik de tarihî metinlere göre Kılıçaslan ile Geyûmers’in aynı kişi olduğunu söyler. Buna göre söz konusu Melik veya Melik Masur, Kılıçaslan Geyûmers’ten başkası olamaz.

Böylece Selçuklu tarihindeki bir muammanın çözülmüş olduğu kanaatini taşıyorum. Amorios Hamid Bey, Melik Kılıçaslan ile arayı düzeltmek için Melik’in sözlerine kanmış ve yedi oğluyla birlikte 1306 başı, Konya’ya gitmiş ve Melik Kılıçaslan’ın huzuruna çıkmış ve Pahimeris’in zikrettiği katliam olayı meydana gelmiştir.

Sonuç:

Sultan Mes’ûd’un ağır hastalığı veya ölümüyle Kılıçaslan sultanlığını ilân etmiş olmalıdır (yıl 1304 sonu-1305 başı). Olay, ancak böyle anlaşılabilir. Amorionlu İlyas, Sultan Mes’ûd’u öldürmediğine göre geriye Kılıçaslan kalmıştır. Amorios (Hamid Bey) ve altı oğlu, 1306 başında Kılıçaslan Geyûmers (Melik Masur) tarafından katledilmiştir. Çünkü İrencin 1305 Temmuz ayında Anadolu kumandanlığına tayin edilmiş olup (Turan, 1998: 635), üç dört aydan daha önce Konya’ya gelemez. Katliamdan sağ çıkan İlyas, önce Sultanhanı’na sığınmış (1306 başı), oradan kurtulduktan sonra Pahimeris’e göre Selçuklu topraklarını yakıp yıkmıştır. Son olarak Melik’e meydan okumuş ve teke tek yapılan kavgada Kılıçaslan, Amorionlu İlyas tarafından öldürülmüştür: Kanaatimce Niğdeli Kadı Ahmed tarafından Sultan II. Mes’ûd için verilen ölüm yılı H. 708 (1308-1309) (2015: 449), Kılıçaslan Geyûmers’e ait olmalıdır. Pahimeris’in ve olayların başka türlü izahı mümkün görünmüyor.

Neticeten,

1.Yaklaşık 500 yıl önce Göller Bölgesi’nde meydana gelen coğrafî değişim kabul edilmek mecburiyetindedir.

2.Menteşe Ahmet Gâzî’nin mezar kitabesine göre Şeh (Şah) Menteş veya Uc Gâzîsi Mehmet Beyin atası Eblistan (Abilstan: Çoban yeri: Firikya Salutaris) Beyi, onun atası da Kara Beydir. Uc Türkleri, Moğol önünden kaçan Türkmenler değildir. Bunlar, 1074-1075 yılı, Kutalmış oğlu Süleyman-şah ile birlikte Suriye üzerinden Uc’a gelen ve 1097 yılı Haçlı seferi, 1108 yılı Türkmen kıyımı, 1109 yılı Hasan Gâzî olayı, 1148 yılı Haçlı seferi, 1176 yılı Miryokefalon Savaşı ve 1190 yılı Haçlı seferi ile Uc’taki onlarca savaşta zikredilen Uc Türkleri olmalıdır.

3.“Amourios”, Amorion’un (Uluborlu) hâkimi Hamid Bey, “Amorionlu Ali” ise onun oğlu İlyas’tır.

4.(Er)tuğrul-şah Beyin atası Kaya ve oğlu Osman, önce Eğirdir Gölü civarı ve Asya Eyâletinde iken, Hamid Beyin İmparatorla yaptığı antlaşmayla diğer Türklerle birlik Sakarya ve Söğüt bölgesine götürülmüşlerdir.

5.Sultan İzzeddin, Barla önündeki Ainos kalesinden kurtarıldıktan sonra, yanında oğulları Alâeddin Siyâvuş, Gıyaseddin Mes’ûd ve Rükneddin Kılıçaslan Geyûmers olduğu hâlde, Karadeniz üzeri, gemiyle Kırım’a gitmiştir. Ferâmurz, Melik Konstantin, kızı ve karısı ise İznik veya İstanbul’da kalmışlardır. Benzer şekilde birçok Türk de İzzeddin Keykâvus’un yanına, yani Kırım’a gitmiştir ki, kanaatimce Gagavuzların ataları bu Türklerdir. (Ek. Har.)

6.Sultan II. Mes’ûd, 1305 yılı başlarında ölmüş ve yerine Melik Kılıçaslan sultanlığını ilân etmiş olmalıdır.

7.Uluborlu hâkimi Hamid Bey ve altı oğlunu, 1306’da Melik Kılıçaslan Geyûmers katletmiştir. Katliamdan sağ çıkan İlyas Bey, Sultanhanı’na sığınmış, iki ay süren Moğol kuşatmasından kurtulmuş ve Kılıçaslan Geyûmers’e meydan okumuş, teke tek yapılan kavgada onu öldürmüş ve Anadolu Selçuklu Devleti son bulmuştur.

8.Bunun üzerine Uc Türkmenleri, Batı Anadolu’yu aralarında bölüşmüş, Hamid oğullarına tâbi olarak Aydın, Menteşe, Saruhan ve Osmanlı beyliklerini kurmuşlardır. Hamid-oğlu Dündar Beyin 1324 yılında, İlhanlı vâlisi Timurtaş tarafından katledilmesiyle Hamidoğulları fetret dönemine girmiş ve bu beylikler bağımsız kalmışlardır. Böylece karışık ve içinden çıkılmaz gibi görünen olaylar, açıklığa kavuşmuştur. Bu bilgiler ışığında olayların tekrar gözden geçirilmesi hâlinde, tarihçinin, tarihimizde yeni kapılar aralayabileceğini düşünüyorum.

.

Ramazan Topraklı, dikGAZETE.com 

(1) Gegûmers veya Keyûmers kelimesinin aslı Geyûmerd olup, ölümlü canlı demektir. Zerdüşt rivayetlerine göre ilk insan, yani Ebû’l-Beşer, Firdevsi’nin Şahnâmesine göre ise ilk padişah. Key, ulu, büyük, iyi vs. (An. Lügat: Ferheng-i Muin, Farsça Uz. H. İbrahim Sarıoğlu).

Kaynaklar

Aksarayî, Kerîmüddin Mahmudi (2000): Müsâmeretü’l-Ahbâr, Ter. Mürsel Öztürk, Türk Tarih Kurumu, Ankara

Anna Komnena (1996): Alexiad, Malazgirt’in Sonrası, Çev. Umar Bilge, İnkılâp Kitabevi-İstanbul

Anonim Selçuk-nâme (1952): Anadolu Selçukluları Devleti Tarihi, Yay. Feridun Nafiz Uzluk, Kemal Bey Matbaası, Ankara

Baybars el-Mansûrî (1998): Zubdetü’l-Fikre fî-Tarihi’l-Hicre, Thk. Donald S. Richards, Beyrut

Böcüzâde, Süleyman Sami (2012): Isparta Tarihi, Yay. Haz. Hasan Babacan, Isparta Valiliği-Isparta

Deguignes, Josef (1976): Büyük Türk Tarihi Cilt 4, Çev. Alpay, S.-Komisyon, Türk Kültür Yay.-İstanbul

Grigoras, Nikeforos (1973): Rhomäische Geschichte (Roma Tarihi), Ter-açık. J. Louis V. Dieten, 1. Ks. (Bl. I-VII), Stuttgart

Günal Öden, Zerrin (1998): “… II. Gıyaseddin Mes’ûd Hakkında Bazı Görüşler” Belleten, C.61, S.230-32, s.288-99 Ankara).

İbn Bibi (2014): el-Evamirü’l-Ala’iye fi’l-Umuri’l-Ala’iye, Selçuknâme II, Ter. Mürsel Öztürk, Türk Tarih Kurumu, Ankara

Kadı Ahmet, Niğdeli (2015): el-Veledü’ş-Şefîk ve’l-Hâfidü’l-Halîk’ı, Cilt I, Ter. Ali Ertuğrul, Türk Tarih Kurumu, Ankara

Kazvinî, Hamdullah Müstevfî (2018): Târihi Güzide, Ter. Mürsel Öztürk, Türk Tarih Kurumu, Ankara

Khalkokondiles (Hakokondiles), Laonikos (2014): The Histories, 1. Bölüm, Çev. Kaldellis, Anthony, Londra

Khoniates (Honiyates), Niketas (1995): Historia, Çeviren: Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu, Ankara

Kofoğlu, Sait (2006): Hamidoğulları Beyliği, Türk Tarih Kurumu-Ankara

Öztuna, Yılmaz (2005). Devletler ve Hânedanlar, Türkiye (1074-1990), C. 2, 3. Baskı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara.

Pahimeris (Pachymeres), Georges (1999): Relations Historiques, Edition, par A. Failler, Paris

Pahimeris (Pachymeres), Georges (2009): Bizanslı Gözüyle Türkler, Çev. İ. Bihter Barlas, İlgi Kültür Sanat, İstanbul

Remsi (Ramsay, W. M.) (1960): Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası, Çeviren: Pektaş, Mihri, MEB-İstanbul

Reşideddin (1948): Letters of Rashîd al-din (Mükâtebât), Nşr. M. Shafi’, Lahor (T.C. İnönü Üniversitesi, Tarih İhtisas Ktp.)

Şikârî (2005): Karamannâme, Yay. Haz.: Metin Sözen-Necdet Sakaoğlu, Karaman Valiliği-Karaman Bel.-İstanbul

Togan, Z. Velidî (Ek. 1953-Tem. 1954): “Reşideddin’in Mektuplarında Anadolu’nun İktisadî ve Medenî Hayatına ait Kayıtlar”, İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi Mecmuası, Cilt 15, Sayı (1-4)’den, s. 33-50

Togan, Zeki Velidî (1981). Umumî Türk Tarihine Giriş, 3. Baskı, Enderun Kitabevi, İstanbul

Turan, Osman (1988): Türkiye Selçukluları Hakkında Resmî Vesikalar, 2. Baskı, Türk Tarih Kurumu, Ankara

Turan, Osman (1998): Selçuklular Zamanında Türkiye, 6. Baskı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul

Zachariadou; E. (2001): “Pachymeres’e Göre Kastamonu’da Amouroi Ailesi”, Ter. Z. G. Öden, EÜ. TİD XVI, s.225-237, İzmir

Ek: Araştırdığımız dönemle ilgili İlhanlı hanlarının görev yaptıkları tarihler:

Hülagu (1256-08.02.1265), Abaka (1265-01.04.1282), A. Teküder (1282-1284), Argun (1284-10 03.1291), Geyhatu [20 Mart Konya’dan ayrıldı. 22.07.1291 hanlığını ilan etti. 23.12.1291’de Denizli’yi (Eğirdir) ele geçirdi, Şubat 1292’de Konya’ya geldi. 29.05.1292’de tahta çıktı ve 24.03.1295’de öldürüldü]. Baydu (Mart ve Kasım ayları arası yedi ay). Gazan (03.10.1295–17.05.1304), Olcaytu (19.07.1304-13.12.1316). Olayları tahkik için hanların görev tarihlerini bilmede yarar var. 

Bilgi. Lazık ilindeki Günler denilen köyde bu ordular savaşa tutuştu. Germiyan bozuldu. Alişir oğlunun kızının oğlu Bedrettin Murat öldürüldü, 14 CA 688 Pazar (5.6.1289) (Anonim, F.N. Uzluk 1952 s.50). Eserin Farsça aslındaki kelime Lazık değil, Lazik (Lâdik), Günler değil, Ginler olup, burası Afyon’a bağlı Dinar ilçe merkezidir. Buraya eskiden Giñler denirdi. RT

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Ramazan Topraklı
Ramazan Topraklı 2 hafta önce
M. Emin Beye bu kıymetli bilgiler için çok teşekkür ediyorum. Yorumu okuduktan sonra İzzettin Keykavus ile birlik hareket eden Türkmenlerin Dobruca’ya gitmediklerime dair kanaatim daha da güçlendi. Sultanın imparatordan yer istediğini, fakat onun yer vermediğini ve Aksarayî’ye göre, İzzettin’i Barla önündeki Ainos’da hapis ettiği gibi Türkmenleri de o civardaki bir yerde gözetim altında tuttuğunu düşünüyorum. Olayların çağdaşı Aksarayî, Kutluğ Melik’in, İzzettin’i kurtardıktan sonra bu Türkmenleri de kurtardığını ve hep birlikte Kırım’a götürdüğünü söyler. Açıklamanızdan Melik Konstantin yanında da bir miktar Türkmen olduğu anlaşılmaktadır, ama bunların Gagavuzlar ile bir ilgisi olmamalıdır.
M. Emin Özçelik
M. Emin Özçelik 2 hafta önce
Hocam cevabınız için öncelikle teşekkür ederim. Burada uzun akademik yazım kriterlerini gözetemeyeceğim. Referans ve kaynaklar için söz konusu çalışmama müracaat edilebilir. Türkmenlerin ve Sarı Saltık’ın Dobruca’ya yerleşmesi hususunda Yazıcızâde Ali muteber bir kaynaktır. Bu hususta Hammer, Deny, Babinger, Taeschner, Smirnov, Wittek, Balasçev, Decei gibi batılı; Köprülü, Gölpınarlı ve İnalcık gibi yerli tarihçiler bu göçü ve Sarı Saltık’ı tarihsel bir vaka olarak görürler. Mutafçiev ve Duda ise tamamen hayal ürünü olarak değerlendirirler. Cahen ise İbn Bîbî’ye bakarak böyle bir göçün olmamış olabileceği ihtimalinin daha kuvvetli olduğunu söyler. Pachymeres ve Gregoras, Keykâvus’un maiyeti ile birlikte İstanbul’a gelişi, buradaki hayatı, tutuklanması ve Kırım’a kaçmasından teferruatı ile bahseder. Bu iki kaynak, Yazıcızâde Ali’de Sarı Saltık’ın ölümünden sonra Dobruca’daki Türkmenlerin bir kısmını Karasi İli’ne geçirdiği söylenen Ece Halil’i Türkopollerin reisi olarak gösterip, Türkopollerin Ece Halil’le Karasi İli’ne geçmesini anlatarak bu hususta Yazıcızâde’yi doğrular. Hatta Gregoras, bizzat Keykâvus’un İmparator VIII. Mihail Paleolog’tan yer istediğini bildirir. Keykâvus, Mihail’den kendisine tâbi olanlar ile birlikte kalıcı olarak yaşayabileceği bir mülk istemiştir. Mihail ise emrinde güçlü beyler bulunan eski bir hükümdarın kendisi için tehlike oluşturabileceği gerekçesiyle, onu ümitlerine nail olacakmış gibi bekletmiştir. Ama Gregoras, Mihail’in cevabının ne olduğu, Türkmenleri Bizans topraklarına yerleştirip yerleştirmediği konusunda ise bilgi vermez. XIV. yüzyılda yaşamış olan Arap seyyah İbn Battûta’nın Bizans seyahati sırasında, Bizans sınırında ifadelerinden Dobruca olduğu tahmin edilen yerde, Türklerin yaşadıkları toprakların sonu olarak bilinen Baba Saltuk adındaki bir kasabadan söz etmesi Sarı Saltık ve Türkmenlerin, Dobruca’da bulunduklarının başka bir delilidir. Yazıcızâde Ali ve Seyyid Lokman gibi, Osmanlı tarihçileri olan ve XV-XVI. yüzyıllarda yaşamış bulunan Ruhî, Kemal Paşazâde ve Ebu’l-Hayr-ı Rumî’ye ait eserlerde de Dobruca’daki Türkmenlerin varlığını doğrulayan bilgiler vardır. Ruhî, Tevârih-i Âl-i Osman’da Osman Gazi’nin Han ilan edilirken Türk taifelerinin gelip etrafında toplandığını ve bu sırada da Rumeli’de Dobruca’da duran Müslümanların dahi kâfirden kaçıp Karesi İli’ne geçtiklerinden söz eder. Kemal Paşazâde, Tevârih-i Âl-i Osman’da Anadolu’nun Moğollar tarafından istila edilmesinden sonra Rum ve Şam’a fitne dolduğundan, gaza faaliyetlerinin sekteye uğradığından bahsederek cihadın sevap ve ganimetine talip olanların Sinop ve Samsun’dan Rumeli canibine geçerek Dobruca’da bulunan Sarı Saltık’a müctemi olduklarından söz eder. Ebu’l-Hayr-ı Rumî ise Saltık-nâme adlı eserinde baştan sona, Sarı Saltık’ı ve faaliyetlerini anlatırken, Sarı Saltık’ın ve Türkmenlerin Dobruca’da ve Kırım’da bulunmasına dair birçok bilgi verir. Yazıcızâde’de Dobruca’daki Türkmenlerin bir kısmının Keykâvus’un Karaferye Subaşılığına verilen, benim Melik Konstantin olduğunu düşündüğüm, oğlunun yanına gittiklerinden söz eder. Bu hususta Elizabeth Zachariadou’nun beş adet Vetopedi Manastırı kaydı ile tespit ettiği Karafeye’deki Keykâvus’un torunları olan “Soultanos” ailesi, V. Gordlevski’nin XV. yüzyılda Makedonya’da Keykâvus’un soyundan geldiğine inanılan Hıristiyan bir aileden söz etmesi ve Y. İvanov’un Makedonya’da Osmanlı’dan önce gelerek yerleşmiş olan Hıristiyan Zihneli birkaç bin Gagauz’dan bahsetmesi ile doğrulanır. Bu bilgiler ışığında Yazıcızâde’nin aktarmış olduğu Keykâvus’u takiben gelen Türkmenlerin ve Sarı Saltık’ın Dobruca’ya yerleştirilmesi ve devamında söz ettiği hadiselerin doğruluğu kanıtlanmış olur. Yazıcızâde, İbn Bîbî’de olmayan bu bilgileri iki şekilde temin etmiş olabilir: 1- A. Yaşar Ocak’ın ifade ettiği gibi Yazıcızâde’nin zamanında Dobruca veya Dobruca’dan Ece Halil ile birlikte göçerek Karasi’de yaşayan ve kökenleri ile ilgili yaklaşık bir buçuk asırlık tarihi olayları hafızalarında yaşatan Dobruca Türkmenlerinin torunlarından öğrenmiş olabilir. 2- Yazıcızâde’nin bahsettiği Yıldırım Bâyezid döneminde Osmanlı hizmetine girerek müsellemlik alan ve II. Murad zamanında bu hükmü yeniletmek için onun huzuruna gelen II. Keykâvus’un torunlarından almış olabilir. P. Wittek, II. Keykâvus’un torunları olan Miho ve Dimitri Sultanın muafiyet menşurlarını II. Murat devrinde inşa divanı sahibi olan Yazıcızâde’den bizzat almış olabileceklerini ve İbn Bîbî’nin tercümanı olan Yazıcızâde’nin Selçukluların torunlarıyla sohbet etme fırsatını kaçırmayarak, kuvvetle muhtemel, bir araya geldiklerini belirtir. İslami kavramların Peçeneklere geçmesine dair: Aşağıdaki cevabımda bahsettiğim üzere Gagauzlar; Peçenek, Uz, Kuman ve Keykâvus’u takiben Dobruca’ya gelen Türkmenlerden oluşmaktadır. Ve Gagauzların milli kimliklerini korumalarında bu son halka etkilidir. Ve de Gagauzların dini terminolojisinde Allah, cennet, cehennem ve kurban gibi İslami unsurlar bulunmaktadır. Bu unsurlar Dobruca’da Hıristiyanlığı kabul etmek zorunda kalan Keykâvus’un Türkmenleri tarafından Gagauzlara kazandırılmıştır. Dolayısıyla, bu konuda, müstakil olarak Peçenekler de İslâmî kavramlar aramaya gerek yoktur. Teşekkür eder, hayırlı çalışmalar dilerim.
Ramazan Topraklı
Ramazan Topraklı 2 hafta önce
Her şeyden önce M. Emin Beye bu değerli katkıları için çok teşekkür ediyorum. Eskiler, “Barika-i hakikat müsademe-i efkârdan doğar” derler. M. Emin Bey, Grigoras’ın “Sultan'ın İmparator'dan yerleşmek üzere kendilerine bir yer gösterilmesi isteğinde bulunduğunu” söylüyor ve ardından da, Yazıcızâde Ali’nin sözlerini naklediyor. M. Emin Bey, Grigoras’ın, tam ne dediğini yazarsa çok memnun olacağım. Çünkü Yazıcızâde Ali’ye pek güvenemiyorum. Cimri olayını verirken Ertuğrul Gâzî hakkında dediklerini gerçekle pek bağdaştıramadım. Ayrıca İzzettin ile beraber Anadolu’dan, daha doğrusu Konya bölgesi veya Eğirdir Gölü civarından giden Müslüman Türkmenler, Peçeneklerle kaynaştıklarında, bazı İslâmî kavramlar, Peçeneklere neden geçmiyor? İzzeddin, imparatordan yer istemiş olsa bile, onun yer verdiği kesin mi? Grigoras, bundan söz ediyor mu?
M. EMİN
M. EMİN 1 ay önce
Bilindiği üzere İzzeddin Keykâvus, Anadolu'da Moğollara karşı direnişin sembol bir ismi olmuş. O Konya'dan İstanbul ve Kırım'a kadar uzanan mücadelelerle dolu bir yaşam sürmüş ve ülkesine döneceği günü beklerken Kırım'da vefat etmiştir. Kaynaklarımız Keykâvus'un İstanbul yıllarına dair ilginç anekdotlar aktarmaktadır. Bunlardan birisi Keykâvus'un bir darbe ile İstanbul tahtını ele geçirme teşebbüsü bir diğeri ise Anadolu'daki Keykâvus yanlısı Türkmenlerin Dobruca'ya yerleştirilmesi hadisesidir. Gregoras Nikephoros, Sultan'ın İmparator'dan yerleşmek üzere kendilerine bir yer gösterilmesi isteğinde bulunduğunu aktarırken, Yazıcızade Ali bu hadiseyi tüm detayları ile anlatmaktadır. Buna göre Türkmenler aralarında Sarı Saltık da olmak üzere Keykâvus'u takiben 1264 yılında Dobrucaya yerleşmiş, Keykâvus'la birlikte Kırım'a geçmişler ve onun ölümüyle Sarı Saltık önderliğinde tekrar Dobruca'ya gelmişler, Sarı Saltık ölünce bir kısmı Anadolu'ya giderken bir kısmı burada kalarak din değiştirmek zorunda kalmışdır. İşte burada kalan Türkmenler, daha önce muhtelif zamanlarda Karadeniz'in Kuzeyinden gelerek bu bölgeye yerleşen soydaşları Peçenek, Uz ve Kumanlarla kaynaşmış, taze bir kan olarak onların milli kimliklerini muhafaza etmesini sağlamak suretiyle Gagauz olarak bilinen Türk topluluğunun oluşmasını sağlamışlardır. Gagauz isminin menşei üzerine de çeşitli görüşler öne sürülmüştür. Bu görüşler içerisinde son zamanlarda Keykâvus görüşü daha ağır basmaya başlamıştır. Buna göre Türkmenlerin "k" sesini "g" olarak telaffuz etmesi üzerine Keykâvus isminin de zamanla Geygavus/z-Gegavuz-Gagavuz-Gagauz'a dönüşmüş olabileceği şeklindedir. Nitekim Keykâvus ismi Türkmenlere yabancı, Farsça bir isim olduğu için farklı şekillerde telaffuzu pek tabiidir. Zira Farsiler de bizim gibi açık şekilde, bastırarak "Keykâvus" olarak telaffuz etmemektedir. Bu ismin geldiği eski İran hanedanlarından olan Keyânîler ismi bile Kiyâniyân gibi farklı şekillerde telaffuz edilebilmektedir. Tarihi hadiseler ve kaynaklar Türkmenlerin, Gagauzların eski yurdu olan Dobruca'ya göç ettiğini doğrulamaktadır. Bu yüzden bunlara Sultan İzzeddin Keykâvus'a izafeten bu isim verilmiş olabilir. Ayrıca Gagauzların dini terminolojisindeki Allah, cennet, cehennem, kurban gibi İslamî unsurlar da Yazıcızade Ali'nin de ifade ettiği gibi onların bir dönem Müslüman olduklarını gösterdiği şeklinde yorumlanabilir. (Bk. M. Emin Özçelik, Gagauzların Menşei Meselesi, GÜ SBE YL Tezi, Ankara 2018.)