- 11-06-2026 08:12
- 1
Mustafa Aygül yazdı;
TARİHİN DOĞRU TARAFI
Ülkemizde politikayı sadece siyasi partiler arasındaki rekabet üzerinden okuyanlar, devletlerin ve medeniyetlerin uzun yürüyüşünü anlamakta güçlük çekerler. Çünkü öyle zamanlar vardır ki tartışma iktidar-muhalefet tartışmasının daha ötesine geçer; mesele dolaylı olarak değil doğrudan devletin belirlediği yön, milletin çizdiği istikamet ve ülkenin jeopolitik konumuyla ilgili hale gelir.
Bugün yaşadığımız süreç tam da bunu yansıtan bir süreçtir.
Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in son basın toplantısında söylediği bazı sözleri sadece FETÖ bağlamında yorumlamak, meselenin görünen bölümüne şartlanıp asıl derinliğini gözden kaçırmaktır. Çünkü Türkiye’mizin yıllardır verdiği haklı mücadele yalnızca bir terör örgütüyle değil, aynı vakitte devletin karar mekanizmalarını etkilemeyi hedefleyen, devlete kendi çıkarları doğrultusunda yön çizmeye çalışan küresel vesayet odaklarıyla olmuştur.
15 Temmuz gecesi yenilen sadece darbeciler değildi. Onlarla beraber Türkiye’nin bağımsız karar alma mekanizmalarını sınırlandırmak isteyen uluslararası güç şebekesi de ağır bir mağlubiyete uğradı.
Bugün bazı siyasi figürlerin zaman zaman devlet otoritesine karşı kullandıkları meydan okuyucu üslubun arkasında da bu psikolojinin izlerine rastlanmaktadır. Gücünü milletten alanlar, millete güvenir. Gücünü başka güçlerden teşkil edenler ise sürekli bir koruma kalkanı arama ihtiyacı güder.
Tarih bize gösterdi ki hiçbir ülke, içeride bölünerek dışarıda güçlü hale gelemez. Hiçbir siyasal hareket, milletin değerleriyle çelişerek kalıcı başarıya ulaşamaz. Bu sebepten dolayı devlet aklı ile gündelik siyasi tartışmalar arasındaki ayrımı doğru yorumlamak elzemdir.
Son günlerde hem Sayın Cumhurbaşkanımızın hem de başka siyasi çevrelerden gelen “Osmanlı mirası”, “devlet geleneği” ve “tarihsel devamlılık” vurguları boş yere değildir, bilinçlidir. Çünkü küreselleşen dünya, yeni bir güç savaşına hazırlanırken ülkeler tekrar köklerine, hafızalarına ve stratejik kimliklerine dönmeyi amaçlamaktadır. Türkiye’nin rotası da tam olarak budur.
Bugün mesele sadece sıradan bir belediye başkanı, bir parti veya birkaç günlük polemikler değildir.
Mesele; Türkiye’nin uluslararası mücadelelerde nerede duracağıdır.
Mesele; Türkiye’nin kendi politikalarını Ankara merkezli uygulamak isteyenlerle, küresel güç merkezlerinin beklentilerine göre şekillendirmek isteyenlerin mücadelesidir. Bir diğer mesele de Cumhuriyet’imizin ikinci yüzyılında güçlü, bağımsız ve bölgesinde lider bir Türkiye inşa edilip edilmeyeceği meselesidir.
Bu sebeptendir ki devlet, bazı meselelerde parti ayrımı gütmez. Bayrak söz konusuysa, hudut güvenliği söz konusuysa, terörle mücadele söz konusuysa ve Türkiye’nin aydınlık, güçlü geleceği söz konusuysa siyaset üstü bir refleks meydana çıkar. Zaten Büyük Devlet olmanın gereği de budur.
Dünya büyük bir kırılmanın eşiğindeyken, enerji savaşları, ticaret koridorları, bölgesel çatışmalar ve yeni güvenlik politikaları biçimlenirken Türkiye’nin büyük, güçlü ve istikrarlı olması bir tercih değil zorunluluktur.
Bu yüzden bugün Türkiye’de gelişen vakaları günlük siyasi çekişmelerden ziyade, tarihin uzun perspektifinden okumak gereklidir.
Bazı mücadeleler siyasi başarı için değil devletin geleceği için verilir.
Ve tarih, günü kurtaranları değil; devletini, milletini ve medeniyet iddiasını gerçekleştirenleri yazar. Milletin aydınlık geleceği için ülkesine hayırlı bir yön çizenleri anar. Tarihin doğru tarafında durup durmadığınızı öğrenmek istiyorsanız düşman oklarını takip edin, düşman oklarının hedefindeki taraftan yana duruyorsanız doğru tarafı seçmişsiniz demektir.
.
Mustafa Aygül, dikGAZETE.com