USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

Pion Tepesi: Cybrilcymani: Sivri’l-Semmânî: Yağcı Sivrisi

Pion Tepesi: Cybrilcymani: Sivri’l-Semmânî: Yağcı Sivrisi
16-05-2022

PİON TEPESİ: CYBRİLCYMANİ: SİVRİ’L-SEMMÂNÎ: YAĞCI SİVRİSİ

Remsi (Ramsay), “Bizans Asya'sının Şehir ve Piskoposlukları” başlığı altında, 18 sayfada 46 madde inceler ve 1. Md. Tam Bizans manasiyle Asya bence o kadar müphem ve az bilinen bir eyalettir ki, buna ait şehirlerin yerlerini inceden inceye münakaşa edemeyeceğim” der (Remsi, 1960: 117). Buna rağmen tarihçi,

Remsi’yi kaynak alır ve Md. 19’da zikredilen Efes ve Ayasluk için Selçuk der; bu ilim olur. Biz, Remsi burada yanılıyor; Timur tarihine göre Afyon-Sincanlı Başkimse (Baş-kilise), Selçuk-Efes ve Gelendost-Kiremitli Burun önü olmak üzere üç Ayasluk; Selçuk ve Kiremitli Burun önü olmak üzere iki Efes var deriz, ama ilim olmaz.

Senirkent-Garip köyünün adı için 1-Kimsesiz, 2-Yakın anlamlarını verirler; ilim olur. Biz, “garip” adı, Garb, (Batı) ile ilgilidir deriz, ama ilim olmaz. İbn Hordazbih (820-912) ve İbn Bîbî’den (öl. 1286) deliller getiririz:

İbn Hordazbih, Garip köyü civarındaki köyleri “Harab” köyleri olarak verir. Çoğu kişi bunu Harap, yani harap olmuş köyler olarak anlar. Ben bununla yetinmem, Mısırlı Velid’e sorarım: Hı ile olursa “harap”, ama Ha ile olursa “muhalif, karşıt” demektir der. Ben, Kemer Boğazı’nın şarkının Asya (Doğu), garbının Avrupa (Batı) olduğunu bildiğim için, Garip köyünün anlamını “Garb” ile ilişkilendirir ve bunu Hocamla paylaşmak isterim; O bana kızar ve “Ramazan Bey, öyle ilim olmaz” der. Bu defa İbn Bîbî’nin, “Isparta, Mağrib diyarı denizi sahillerindedir”; ifadesini vatsapla gönderirim; Hoca beni arar ve Ramazan Bey, “Garip konusunda haklı olabilirsin” der; bu defa ilim olur.

25 yıl Emirdağ-Hisarlıkaya’da yanlış Amorion kazısı yapılır, milletin parasını toprağa gömülür, ilim olur; ben, Amorion’un Uluborlu olduğunu ispat ederim; ama ilim olmaz. Sanki tarihçi kör, sağır ve dilsizdir.

Bütün tarih camiası, Kelene ve Apameya için Dinar der, yanlış kazı yapar, ilim olur; ben, onların yanılgılarını gösterir ve Kelene ve Apameya’nın Kemer Boğazı bölgesinde bulunduğunu ispat ederim, ama ilim olmaz.

Merhum Kurat, Peçenekler diye bir kitap yazar. Lebuniyon (Lebounion) savaşını, bütün dünya gibi Edirne Enez’de gösterir; ilim olur; ama ben bütün dünya ve Kurat’ın yanıldığını, Lebuniyon savaşının Eski Eğirdir Gölü kuzey sahilinde yapıldığını ispat ederim. Hatta tarihçinin Tuna, Azak Denizi ve Hazar Denizi civarında arayıp da bulamadığı “kokar gölün” (Ozolimne: Uz Gölü), Eski Eğirdir Gölü, “Yüz Tepeler”in Senirkent ovası olduğunu ispat ederim; ilim olmaz. Kimse sorgulamaz, ilim olur; hâlbuki ben sorgular ve ispat ederim; ilim olmaz.

Çaka Bey ki, gerçek adı belli değildir; onun unvanı, yönettiği bölgeden (Tzouka Nisterin ovası) gelir; doğru unvanı Suka olmalıdır. Tarihçi Suka’yı, Adalar denizine götürür, Sakız’ı saymıyorum; Midilli ve Kanûnî’nin 23 bin şehit vererek beş ayda fethettiği Rodos’u fethettirir, Osman Beye kuşattırır; ilim olur (!) Ben, adı geçen Rodos’un Eğirdir Gölü’ndeki Gülistan Adası, Mitylene’nin o civarda ve İzmir’in ise iki göl arasındaki ırmağın kıyısındaki İzmir (Mirya: Myria: Myrina) olduğunu ispat ederim; ilim olmaz (bk. Dikgazete: Kelainai ve Apameia Kibotos’un Tarihi).

Birisi çıkıp da, akıl var, yakîn var, Suka kim, Rodos kim, sorgulamaz. Nihayet doktor, doçent, profesör, hatta İlber Ortaylı olur. Samimi olarak memleketini seven birisi çıkıp, Suka Beyin kardeşi Yalavaç Bey, Yalvaç ovasının beyidir; Yalavaç, onun unvanıdır. Yalvaç adı da, Yalav-aç, yalav’dan (alev’den) hâsıl olan, yani Kekaumenos ve Muhterika adlarında olduğu gibi “yanık” demektir; dese, onunkisi ilim olmaz. Tarihçi, tarihî coğrafyayı, yani yolları ve şehirlerin yerlerini bilmeden makale yazar, tez yazar, ilim olur. Ben, 10-15 yıldır tarihimizdeki tevil götürmez onlarca yanlışı açıklarım; ama ilim olmaz. Yeni bilgilere kapalı bir tarihçinin ülke sevgisi samimî olabilir mi?

Okuru yormayalım; kısa keselim; “aydın havası” olsun derim; ama Aydın deyince aklıma Tıralles geliverdi:

Eski Tıralles veya Yeni Turuva (Neutroja), Isparta-Barla’dır. Eski Turuva neresidir, hiç düşündünüz mü?

Şiliman (Schliemann) amcamız, Çanakkale demiş ya, yetmez mi? Kafamızı yormaya yazık değil mi?

Remsi, Eski Tıralles’i bilmez, ama Asya eyaleti bahsinde, Asya’yla ilgili, başkalarından çok bilgi nakleder:

Md.27. Tralleis: Bu şehrin birtakım isimleri daha olduğu söylenmişse de bunlar Antheia, Erymna vs gibi bir kısmı sadece lâkaplar idi. Meselâ Larissa gibi. Larasios kelimesi, Tralleis'te Zevs'e verilen bir sıfattı. Lâkin hakiki şekli kitabe ve sikkelerdedir. Strabon, Larissaios yazdığı bu sıfatın Tralleis'in üstündeki dağların arasında küçük bir köy olan Larissa'dan geldiğini söyler. Ksenofon, Tralleis’i, iki kez zikreder (Ksenofon, 2009: 57’de bir). Tralleis, bir de Lydia-Firikya sınırında vardı. Tralleis adı birtakım “mersenerlere” verilirdi. Τοις Βασιλεισιν, Trakya lisaniyle “muharipler”, Fich ise aslen Sclavon'ca der. Tralleis, Menderes vadisinin en kuvvetli istihkâmı idi (s.119-120).

Andronik Paleolog zamanında “Menderes civarında, Karia ve Antiocheia dâhilinde her yer harap olmuştu. Kaystros ve Priene civarında bütün yerler zaptedilmiş, Melitos'un etrafı Magedon şehri ve civarı tamamen mahvedilmişti.” Andronikos, Tralleis’i yeniden inşa ettirdi; Andronikopolis yahut Palaeologopolis ismini verdi. Lâkin şehre su isalesi için hiçbir tertibat yapılmamıştı. Bunun için ahalisi -bir iki sene sonra Menteş'in maiyetindeki Türkler gelip şehri zaptedinceye kadar- pek büyük sıkıntılar çektiler (Pahimeris I, s. 486, 72) (s.120).

Açıklama: MÖ 401’de Oğul Kiros’un kumandanlarının karıları ve çocukları Barla’da kalıyorlardı. Kayıstıros veya Menderes, Büyük Menderes değil, iki göl arasındaki ırmak, Antakya Yalvaç, Menteş ise Şarkîkaraağaç’ta yatan Şeh Menteş’in oğlu, Hamid ve Mesut Beylerin kardeşi Aydın Beydi. Aydın Bey, yanında Ertuğrul olduğu hâlde 669 (1270-1271) yılında Barla’yı almıştı, ama Halkokondiles bunu Ertuğrul’a mâl etmişti.

Pion Tepesi: 27-30 Eylül 2010’da Kayseri’deki Milletlerarası Selçuklu Bilgitoyu’nda “Semmâni Sivrisi Zaferi” adlı bir tebliğ sundum ve Miryokefalon Savaşı’nın Semmâni Sivrisi önünde yapıldığını iddia ettim. İmp. Manuel’in Cybrilcymani, Kinnamos’un Tzibrelitzemani, Osman Turan’ın Sybrize dediği ismi Sivri’l-Semani yorumladım. Semâni, A. 8 (Λ), Semmâni ise “yağcı” idi. Çünkü Selçuklular devrinde Sivas ve Tokat’ta Semmâni hanları vardı. Yenice Sivrisi denilen yerde bir mağara olabilirdi ve mağarada da yağ-peynir saklanmış olabilirdi diye düşündüm. Isparta’da Nazmi Gülal adında, yağ-peynir satan bir abimiz vardı; ona kimse peynirci demez, herkes yağcı derdi.

Remsi, (1960: 117)’de, alttaki gibi Efes, Ayasluk, Tzouka ovası, Luka ve Pion Tepesi’nden bahseder:

Md.19. Efes, yeni istasyonu olan Ayasoluğ'un yanındaki tepede kâin büyük St. John Theologos kilisesi ile meşhurdu. Bu kilise ve tepedeki kale (1) yavaş yavaş yeni bir şehrin merkezi olurken Efes harap ve tamamiyle metruk bir hale geldi. Rumca Agio Theologo ismi Ayo-Thologo ve Ayasoluk (Ayasluk) şeklini almıştır. St. Luke'un (Luka) Efes’le hiçbir münasebeti yok. Çünkü “St. Luke'un mezarı” denilen yer (2), bir Yunan mezarlığıdır. Efes'in yanındaki ovaya Tzoukanisterin derlerdi. Şimalindeki (Batı) dağın Galesion (Gelincik?) olduğu genellikle kabul edilir; dağda bir manastır vardı. Efes'in içinde, şimaldeki küçük müstakil tepeye Roma devrinde Pion deniyordu. Ashabı Kehf’in uyuduğu mağara Chaos, Celeos, Caelius, Ochlon veya Χειλαιον dağında idi (s.117).

(1). Teofanes s.469 “Efes ve Ayasluk'a indiler”. Paul tarikine mensup olanlar Thrakesia vilâyetine girdikleri zaman Ayasluk'a kadar nüfuz etmişler ve kiliseyi atlarına ahır yapmışlardır. Genesius, s.121. Efes yanındaki kale hakkında Pahimeris ll, s. 220.

(2). Son senelerde St. Luka'nın mezarı diye tanılan yer de, ziyaretgâh olmuş ve panayıra dâhil edilmiştir.

Açıklama: Burada zikredilen Efes ve Ayasluk, Selçuk-Efes değil, Gelendost-Kiremitli Burun önündeki Efes, Suka-nisterin (Tzoukanisterin) ovası ise, iki göl arasındaki Menderes’in solunda (şarkında) kalan ve Efes şehrinin bulunduğu ovadır. Aziz Jan (John) kilisesi de Selçuk’ta değil, Kiremitli Burun önündedir. Aziz Teofanes’in kaydına göre Pavlusçular, bu kiliseyi atlarına ahır yapmışlardı. İbn Hordazbih, (1889: 106)’e göre, Terkasis (Thrakesion), el-Avasi (Kurtlar) sancağında kalesi olan müstahkem Efes kentini ve ayrıca dört kaleyi daha kapsar. Efes, Yedi Uyurlar İninin bulunduğu kenttir. Bu kentin kiliseden çevrilmiş camisinde Mesleme'nin, Romalıların ülkesine muzaffer girişinin anısına yapılmış Arapça bir kitabe vardır. Yedi Uyurların ini, Gelendost-Yakaköy-Karain’dir.

Bu Efes, Aziz Jan/John kilisesi ve Yedi Uyurlar, Selçuk’a götürülmüştü. Hâlbuki Pavlusçular ve Mesleme’nin Selçuk ile hiçbir ilgisi yoktu ve olamazdı. İşte böyle her şeyi yanlış yaptın mı ilim oluyordu.

Pion Tepesi, Remsi’nin izahına göre, iki tepeli kale (Yenice Sivrisi) idi. Müstakildi ve MÖ 333’de İskender, her yanı dik bayır olan Kelene Hisarına (Yenice Sivrisi) saldırmamıştı (Arrianos, 1945: 66). Miryokefalon Savaşını veren Ebû’l-Ferec, iki tepeden ötürü buraya Bet-Toman (Beth Thomas) demişti ki, Yunanca karşılığı Didyma’ydı. Pion’un bir anlamı var mı diye, Prof. Ü. Fafo Telater’e sordum: Pion, kadîm Yunancada yağ saklanan yer veya yağ” diye cevap verdi ve ister istemez aklıma tekrar Yağcı Sivrisi (Semmâni Sivrisi) veya Yenice Sivrisi geldi.

Bunu Hocamla paylaşmak istedim: Pion, satranç oyununda asker denilen taştır, gerçekte yaya askeridir, bir yer adı ve anlamıyla tarih olmaz” diye bana epeyi bir nasihat etti. Dövse yeridir. Küçüklüğümüzde bize, “Hoca’nın vurduğu yerde gül biter” derlerdi. Ne yapalım, bizim de inatçı bir yapımız var.

Afyon Lisesi 6-Fende Nuri Özer Hocamız tahtaya, “Cos -A = - Cos A” yazınca itiraz ettim. “Bak, hiçbir şey bilmediğine kanaat getireceğim” dedi. Ben ise direttim. Hoca tahtaya baktı, baktı ve nihayet, “arkadaşınız galiba haklı çocuklar” demişti. Allah rahmet eylesin. Aynı inadı tarih konusunda da sürdürüyorum, çünkü:

Lebuniyon kelimesinin Sevan Nişanyan’ın yardımıyla Aslancık, Küçük Aslan, onun da Lebounes adlı Bizans kumandanının Küçük Firikya’daki bölgesi (Barla önü, ova) olduğunu ilk kez ben iddia ettim. Zompos kelimesinin “kambur, kemer” anlamına geldiğini Gemi Müh. Ö. Faruk Suiçmez’in yardımıyla Sofokles’in lügatinden biz bulduk. Benzer şekilde Kibotos kelimesinin de “kambur, kemer, sandık” anlamları bulunduğunu iddia ettim.

Bugüne kadar tarihçi, Menteş ve Menteşe isimlerine bir mânâ verme zahmetine girmedi. Menteş adının Türkçe Biñtaş; Menteşe’nin de Menteş-şah, Menteş-şa ve Menteşe gibi değiştiğini ilk ben iddia ettim. Tarihçi, Monolikos adlı beyimiz için Monoluk, yok efendim Bunlug gibi yanlış yorumlar getirdi.

Biz, Monolikos, beyin adı değil, unvanı, o da Eğirdir Gölü’nün ayağının adıdır dedik; filhakika Çaka (Suka), Yalavaç, Kontagmen (Kundan Bey), hepsi de beylerin adları değil, unvanlarıydı.

Tarihçi yıllardır, Amourios, Ales Amorios ve Koterinus’u çözemedi. Amorios için Omur, Umur, Emir; Ales için ise Ali dedi. Koterinus için kafa bile yormadı. Biz, bir bakışta Amourios için Amorion’lu veya Amorion’un sahibi anlamına Hamid Beyin unvanı dedik. Birileri doktor olmak için çabalarken biz, Amorion’un Emirdağ değil, Uluborlu olduğunu ispat ediyorduk. Ales, Ali değil; 1305 yılında Kılıçaslan Geyûmers’in, Konya’da altı oğluyla beraber şehit ettiği Hamid Beyin, katliamdan mucize eseri sağ kurtulan oğlu İlyas idi. Koterinus, Kötürnekli veya Kötürnek bölgesinin beyi anlamına, büyük bir Türk ailesine mensup Ahmet Beyin bir sıfatıydı (bk. İbn Bîbî, 2014: 545-46).

Tarihçi, Anadolu’daki ilk yedi kiliseyi, sadece Efes, İzmir, Bergama, Filâdelfiya (Alaşehir), Laodikya (Denizli) ve Sart gibi isimlere bakarak yerleştirdi. Hâlbuki Pavlos ve Barnabas buralara hiç gitmediler. Onlar, Asya ilinde bulunan Mukaddes Firikya’daki Efes, Eğirdir (Laodikya), Barla (Sart), Apameya (İzmir), Thyateira (Arkadiopolis), Bergama (Gaziri Adası) ve Yalvaç’a (Filâdelfiya: Alaşehir) geldiler. Öyleyse; Pion Tepesi’yle de ilim olabilirmiş.

Buradan, Sivri’l-Semmânî (Cybri’l-Cymani: Sivri’s-Semmâni: Semmânî Sivrisi: Yağcı Sivrisi: Tzibrelitzemani) ve Pion Tepesi’nin Yenice Sivrisi olduğu anlaşılmaktadır. Sivri’de bir in vardı ve yağ-peynir saklanıyor olmalıydı.

.

Ramazan Topraklı, dikGAZETE.com

Açıklamalar:

1. Resim, Akkeçili (Akça-keçili) köyü Karababa’dan Yenice Sivrisi’ne bakış (batıdan doğuya) (R. Veysel Yoylu).

2. Resim, Bağlı köyünden batıya veya Yenice Sivrisi’ne bakış (R. İsmail Esen).

3. Resim, Gelendost-Kiremitli Burun önündeki Eski Efes ve Ayasluk’un bulunduğu yerden Pion Tepesi veya Yenice Sivrisi’ne bakış (R. İsmail Esen).

Resimler yakınlaştırılarak çekilmiştir.

Soldaki tepeye Keçi Sivrisi, yani Küçük Sivri denilmektedir. Resim çekilen yerin rakımı 915.80, Küçük Sivri 1186, Büyük Sivri 1304 rakımındadır. Sivri’de bir in olduğu ve ağzının kapandığı söyleniyor.

Arkadaki Çirişli Dağı 1884 rakımındadır.

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?