<h3><span><strong>Özgür Abhazya, Özgür Gürcistan</strong></span></h3> <div><strong>Ömer b. el-Hattâb (r.a.) şöyle demiştir:</strong></div> <div><strong>“Hiç kimse, hidâyet zannederek peşinden gittiği dalâlet hususunda ya da dalâlet zannederek terk ettiği hidayet hususunda mâzeret sahibi değildir. Meseleler beyân edilmiş ve mâzeret ortadan kalkmıştır.”</strong></div> <div><strong>Keskin</strong> dönemeçlerden dönüyor zaman. <strong>Zaman</strong>… Her dönemeçte bir an bırakan ve mutlaka dönen yara almadan. Saçlarımıza ak düşmedikçe hissetmediğimiz bir yitirmek hali ömür. Zaman akıyor, ömür yitiyor, milyonlarca şey oluyor çığlık atmayı gerektiren, milyonlarca yüz gözlerimize düşüyor kan içinde tombiş, tatlı, masum…</div> <div>“<strong>Kan içinde masum yüzler</strong>”. Bu kelimeler aynı cümlede yazılmamalıydı. Fakat zaman, bizden önce delirdi veya biz çoktan delirdik de gerçeklik algımızı yitirdik (inşallah öyledir) çünkü ruhlarımız, ağır sakinleştiriciler almışız gibi donuk, tepkisiz.</div> <div><strong>Meseleler</strong> ortaya kondu ve her şey açıklandı…</div> <div>İyiyle kötü arasında şüphe duymayacak kadar büyük bir aralık var. Daha beter olanı şu ki; <strong>kötünün</strong>, dünyayı ordu ordu, fert fert <strong>işgali</strong> sürüyor. Silahlarla, ilaçlarla, nefse hitab eden sözlerle geliyorlar. <strong>İyilerse</strong> tuhaf bir şekilde zayıf. Ya <strong>az</strong> sayıdalar ya da çaresiz. O büyük yığınsa <strong>hapların</strong> etkisinde tepki yeteneğini yitirmiş gibi, <strong>delirmiş</strong> de <strong>gerçeklik</strong> <strong>algısını</strong> yitirmiş gibi yaşamaya devam ediyor. Doğuyor, çoğalıyor, ölüyor. Soldaki bir sıfırdan farksız.</div> <div>Meselem bunlar değildi…</div> <div>Meselem bunlar. Ben her yazımda mutlaka <strong>Kafkasya’dan</strong> bakıyorum. Burada da <strong>Kafkasya</strong> yazmalıyım. <strong>Gürcistan</strong>’da “<strong>seçime hile karıştı</strong>” diyorlar. Onların da bir türlü <strong>zora</strong> <strong>cesareti</strong> yok. Keşke olsaydı. Keşke <strong>Amerikasız</strong>, <strong>Rusyasız</strong> bir <strong>Gürcistan</strong> olabilmeyi başarsalardı. Hep kendi <strong>küçük</strong> <strong>ve</strong> <strong>zayıf</strong> <strong>ülke</strong> sendromlarında yaşıyorlar, illa <strong>bir</strong> <strong>tarafta</strong> olacaklar. Tarafları asla <strong>Kafkasya</strong> olmuyor. Halbuki olsa, yakın <strong>komşularıyla</strong> <strong>dayanışma</strong> içinde olsalar, iyi geçinseler, <strong>birliğe</strong> yürüseler, huzur bulacaklar çünkü <strong>Kafkasya</strong> kendine yeter. Fakat bunun için <strong>şuurlu</strong> vatanseverler lazım. <strong>Milliyetçiliği</strong> dişini geçirebildiği <strong>zayıfa</strong> <strong>çökmek</strong> olarak algılamayan hakiki vatanseverler.</div> <div>Onları yaşatmıyorlar <strong>Gürcistan</strong>’da.</div> <div><strong>Var</strong> olduklarını biliyorum çünkü hiçbir <strong>halk,</strong> bir bütün olarak delirmiş, yenilmiş değildir. <strong>Var</strong> <strong>olduklarını</strong> adım gibi biliyorum. Onlar da <strong>eziyet</strong> görüyorlar. <strong>Gürcistan’ın</strong> da tek çıkış yolu bu: <strong>Kafkasyalılık</strong>. Cesaret ve azimle sevmek vatanı.</div> <div>Geri kalansa direniyor. Tarihi <strong>Çerkesya</strong> toprakları, <strong>Vaynakh</strong> toprakları, <strong>Abhazya</strong>, <strong>Dağıstan</strong> direniyor. Devlet devlet olmasa da fert fert boyun eğmemeye devam ediyorlar. <strong>Abhazya’da</strong> kamuoyunun “<strong>apartman</strong> <strong>yasası</strong>” olarak bildiği <strong>Abhazya</strong> vatandaşı olmayanlara yerleşim imkanı sağlayan <strong>toplu</strong> <strong>konut</strong> <strong>yasası</strong>, muhalefetin, pırıl pırıl gençlerin kararlı tavrı sayesinde geri çekildi. <strong>Abhazya</strong> bunun bedelini ekonomik yaptırımlarla ödüyor. Fakat <strong>onurunu</strong> teslim etmiyor. Bu noktada <strong>Abhazya’da</strong> ciddi bir vatandaş varlığı olan <strong>Türkiye’nin</strong> ticari bağlar kurarak <strong>Abhazya’da</strong> var olması gerekir.</div> <div><strong>Tarihi</strong> örtülse de dünyanın en büyük ticari limanlarından biri olan <strong>Sohum</strong>, <strong>Arap</strong> dünyasını <strong>Avrupa</strong> ile buluşturan o eski şatafatlı günlerine dönmeli, <strong>ticari</strong> bir <strong>kolaylık</strong> sağlayan bu imkan <strong>Gürcistan</strong> ve <strong>Rusya’nın</strong> çekişmesine feda edilmemelidir.</div> <div>“<strong>Küçük</strong> <strong>halklar</strong>” diyorum sevgili okuyucu, “<strong>küçük halklar, bütün güzellikleriyle var olma hakkına sahiptirler. Emperyalistlerin çıkar savaşlarında ölüme terk edilmemelidirler</strong>”.</div> <div>Meseleler izah edildi, şüpheye yer kalmadı.</div> <div>Eğer dünyada <strong>etkin</strong> bir <strong>güç</strong> olmanın yolları <strong>Türkiye</strong> için de önemliyse, <strong>Karadeniz’in</strong> dört yakasını da başkasına teslim etmemeli, etki havzasını genişletmeli.</div> <div><strong>Kafkasya,</strong> <strong>Asya’nın</strong> kapısıdır. Ticari, ekonomik, kültürel, siyasi her anlamda, <strong>bağlar</strong> kurulmalı ve <strong>dostluk</strong> oluşturulmalıdır.</div> <div><strong>Türkiye</strong> <strong>Çerkeslerinin</strong> <strong>Rusya’dan</strong> talep ettiği siyasi hakları, çifte vatandaşlık, soykırımın tanınması ve geri dönüşün kolaylaştırılması, <strong>Türkiye</strong> için de önemlidir ve önemli olmalıdır. Bunlar stratejik meselelerdir ve yokmuş gibi davranılmamalıdır.</div> <div><strong>Allah,</strong> bütün insanlığa <strong>mutluluk</strong> versin ve biz <strong>Kafkasyalıları</strong> da unutmasın dilerim.</div> <div>.</div> <div><strong>Ülkü Menşure Solak, dikGAZETE.com</strong></div> <div></div> <div>.</div> <div></div> <div><strong>.</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>