<h3><span><strong>KIRIMLI PORTLERDEN AZİZ NESİN&RIFAT ILGAZ:</strong></span></h3> <div>Babası <strong>Abdülaziz</strong> <strong>Bey</strong>, <strong>Giresun'un</strong> <strong>Şebinkarahisar</strong> ilçesine bağlı <strong>Ocaktaşı</strong> (Gölve) köyünden gelerek <strong>İstanbul'a</strong> yerleşti ve bahçıvanlık yaparak geçimini sağladı.</div> <div><strong>Aziz</strong> <strong>Nesin</strong> <strong>20</strong> <strong>Aralık</strong> <strong>1915</strong> tarihinde <strong>İstanbul’da</strong> doğmuştur. <strong>Darüşşafaka</strong> <strong>Lisesi’nde</strong> iki yıl eğitim gördükten sonra <strong>Kuleli</strong> <strong>Askeri</strong> <strong>Lisesi’ne</strong> devam etmiştir. Buradan mezun olmuştur. <strong>Kara</strong> <strong>Harp</strong> <strong>Okulu</strong> ve <strong>Askeri</strong> <strong>Fen</strong> <strong>Okulundan</strong> mezun olmuştur. Göreve geldikten sonra görev ve yetkisini kötüye kullanma suçuyla yargılanmıştır. Daha sonra ise ordudan uzaklaştırılmıştır.</div> <div>Bir süre bakkallık yapmıştır. <strong>Aziz</strong> <strong>Nesin</strong> bir müddet sonra gazeteciliğe başlamıştır. Birçok dergi çıkarmıştır. Mizahi yazıları pek çok dergi ve gazetede yayımlanmıştır.</div> <div><strong>1972</strong> yılında <strong>Çatalca’da</strong> <strong>Nesin</strong> <strong>Vakfı’nı</strong> kurmuştur. Bu vakfı kurmadaki amacı kimsesiz çocukların eğitimini gerçekleştirmektir. <strong>Aziz</strong> <strong>Nesin</strong> kitaplarının tüm gelirini bu vakfa bağışlamıştır.</div> <div><strong>1979</strong> yılında <strong>Türkiye</strong> <strong>Yazarlar</strong> <strong>Sendikası</strong> <strong>Başkanlığı’na</strong> getirilmiştir. Yıllarca bu görevini sürdürmüştür. <strong>Aziz</strong> <strong>Nesin</strong> yazdığı bazı yazılar nedeniyle tutuklanmış ve sürgüne gönderilmiştir.</div> <div><strong>Aziz</strong> <strong>Nesin</strong> sadece <strong>Türk</strong> edebiyatının değil aynı zamanda dünya edebiyatının da faydalandığı bir yazardır. Bu nedenle dünyada da tanınmış mizah sanatçısı olarak edebiyatımızda özel bir yere sahiptir. <strong>Aziz</strong> <strong>Nesin,</strong> yazdığı eserler sayesinde <strong>Türk</strong> mizahını dünyaya tanıtmıştır. Ayrıca genç mizah yazarlarının da ortaya çıkmasını sağlamıştır.</div> <div><strong>Aziz</strong> <strong>Nesin</strong> yazı hayatına önceleri şiirle başlamıştır. Bir müddet şiir yazdıktan sonra mizah dışı gerçekçi hikayeler yazmıştır. Son olarak ise mizahi hikayelere yönelmiştir. <strong>Aziz</strong> <strong>Nesin,</strong> kitaplar çıkararak çok satanlar listesinden inmemiştir. Yazdığı onlarca hikayeyle adından sıkça söz ettirmiştir.</div> <div><strong>Türk</strong> edebiyatının önemli gülmece yazarlarından olan <strong>Aziz</strong> <strong>Nesin</strong> hikaye, masal, roman, şiir, fıkra, gezi yazısı, anı ve oyun türlerinde eserler vermiştir. Bu yönüyle çok çeşitli türlerde yazan nadir sanatçılardandır. Yazarın yüzün üzerinde eseri bulunmaktadır.[1]</div> <div><strong>Aziz</strong> <strong>Nesin</strong> gerek <strong>Dünya</strong>, gerekse <strong>Türkiye’de</strong> çok tanınan bir isimdir. Bu nedenle, yaşamöyküsüne kısaca değindikten sonra mizah alanındaki çalışmalarına geçmek uygun olacaktır. Şu halde, ilk akla gelen <strong>Marko</strong> <strong>Paşa</strong> <strong>Dergisi’ne</strong> geçebiliriz.</div> <div><strong>Marko</strong> <strong>Paşa</strong> bugün insanlar tarafından çok bilinen bir gazete olmasa da yayınlandığı kısa dönemde en çok basılan ve en çok satılan gazete olduğu gibi halk kitlelerini kendi yanına çekebilecek kadar da güçlü bir gazeteydi. <strong>Marko</strong> <strong>Paşa</strong>, <strong>Sabahattin</strong> <strong>Ali</strong> başta olmak üzere <strong>Aziz</strong> <strong>Nesin</strong> ve <strong>Rıfat</strong> <strong>Ilgaz</strong> tarafından ortaya konulan bir siyasi mizah gazetesidir. (…) O zamana kadar yayınlanan gazeteler arasında ortalama satış rakamları <strong>30</strong>.<strong>000’i</strong> geçmezken[2] <strong>Marko</strong> <strong>Paşa</strong> 5. sayısından itibaren <strong>60</strong>.<strong>000</strong> satış rakamına ulaşmıştır. Gazete <strong>1946</strong> ile <strong>1950</strong> yılları arasında yayınlanmıştır. <strong>Marko</strong> <strong>Paşa’nın</strong> tek parti rejimine yönelik eleştirileri birçok defa toplatılmasına ve kapatılmasına yol açmış bu nedenle adı geçen gazete yayın hayatına <strong>Marko</strong> <strong>Paşa</strong>, <strong>Merhum</strong> <strong>Paşa</strong>, <strong>Malûm</strong> <strong>Paşa</strong>, <strong>Alibaba</strong>, <strong>Hür</strong> <strong>Marko</strong> <strong>Paşa</strong>, <strong>Yedi-Sekiz Paşa</strong>, <strong>Hür Marko Paşa</strong> (yeni seri) ve <strong>Medet</strong> gibi isimlerle devam ederek <strong>Türk</strong> basın hayatındaki mümtaz yerini almıştır.[3]</div> <div><strong>Sabahattin</strong> <strong>Ali’nin</strong> imtiyaz sahipliğinde yayınlanmaya başlayan gazeteye adı verilen kişi ise <strong>Osmanlı</strong> tarihinde ünlü ve başarılı işlere imza atmış olan <strong>Apostolos</strong> oğlu <strong>Marko</strong> <strong>Pitsipios</strong>, nam-ı diğer <strong>Marko</strong> <strong>Paşa</strong>[4] idi. <strong>1851</strong> yılında <strong>Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’den</strong> mezun olan <strong>Marko</strong> <strong>Paşa</strong>, <strong>1861</strong> yılında hekimbaşı olarak saraya girmiş, <strong>1870</strong> yılında ise mezun olduğu <strong>Tıbbiye’nin</strong> başına getirilmişti. Yine kendisi <strong>Hilal-i Ahmer Cemiyeti</strong>’nin (Kızılay) kurucusu ve ilk başkanıdır. <strong>Meclis-i Ayan</strong> üyeliğine atanmasıyla da <strong>Osmanlı</strong> siyasi tarihine ismini yazdırmıştır. Kendisine gelen insanların dertlerini dinleme konusundaki hassasiyeti ve sabrı ile bilinen <strong>Marko</strong> <strong>Paşa</strong> bu özelliği nedeniyle halk arasında yaygın bir şekilde söylenmeye başlayan “<strong>git derdini Marko Paşa’ya anlat</strong>” cümlesi zaman içerisinde tüm <strong>Anadolu’ya</strong> yayılmıştı. Ayrıca yaygınlaşan bu söz nedeniyle de gazetede “<strong>Marko Paşa Dert Dinliyor</strong>” köşesi yer almıştır. Böylesi bir köşenin varlığıyla <strong>Marko</strong> <strong>Paşa’nın</strong> halkın dertlerini dinleyen tutumuna gönderme yapılarak gazetenin de halkın dertlerinin dinleyen ve onlardan yana taraf olan yanına vurgu yapılmak istenmiş olsa gerektir. Ki gazetenin <strong>7.</strong> sayısından itibaren okuyucu mektupları, güncel siyasi sorunlar ve halktan gelen gündelik şikâyetlere kadar birçok konunun yer aldığı bir köşe de yayınlanmaya başlamıştı.[5]</div> <div><strong>Marko Paşa</strong>, yayınlandığı <strong>1946</strong>-<strong>1950</strong> tarihleri arasında halkın konuşmaktan dahi çekindiği konuları, kendi anlatımıyla ele alış şeklinden dolayı büyük bir beğeni kazanmıştır. Gazete yayınlandığı dönemde sürekli baskılara uğramış ve kapatılma cezası almıştır fakat her seferinde yeni bir isim kullanarak yeniden basın hayatında yer bulmuştur. <strong>Marko</strong> <strong>Paşa</strong> yalnızca 4 yıl yayınlanmasına rağmen yine de kayda değer bir başarı göstermiş ancak bu durum gazetenin sonraki yıllarda tanınırlık popülaritesi adına herhangi bir destek sağlamamıştır. Bu durum birçok eleştirmenin de kabul ettiği gibi yalnızca dönem yayını olduğunu, halkın o zaman diliminde böyle bir yeniliğe aç bulunduğunu, sonraki yıllarda yayınlanması durumunda beklenen ilgiye mazhar olamayacağından söz edilir. Bu gazetede çalışan <strong>Sabahattin</strong> <strong>Ali</strong>, <strong>Rıfat</strong> <strong>Ilgaz</strong> ve <strong>Aziz</strong> <strong>Nesin</strong> gibi yazarlar ise zaten <strong>Türk</strong> basın hayatında derin izler bırakan şahsiyetler olarak tarihte önemli bir yer tutmuştur.[6]</div> <div>Bu isimlerden olan ve daha sonra <strong>Hababam</strong> <strong>Sınıfı</strong> ile meşhur olacak <strong>Rıfat</strong> <strong>Ilgaz</strong> da <strong>Kırım</strong> kökenlidir. Yine <strong>Kırım</strong> kökenli yazar <strong>Afet</strong> <strong>Ilgaz’dan</strong> olan kızı <strong>Defne</strong> <strong>Ilgaz</strong>, “<strong>Annemle babamın birçok ortak noktasından biri de ikisinin de Kırım kökenli olması</strong>” diye anlatır bu durumu. “Babamın dedesinden yukarısı da kayıtlarımızda gözükmüyor. Babamın anneme anlattıklarına ve <strong>Faruk</strong> <strong>Amca’mla</strong> yaptığım bir telefon konuşmasına dayanarak, oradan ötesinin <strong>Kırım</strong> olduğunu söyleyebilirim. Babam da <strong>Sivastopol</strong> demişti bana, kendi dedesinin geldiği yeri. Annemin babası da <strong>Bahçesaray’ından</strong> göç etmiş <strong>Kırım’ın</strong>…diye ekler ve Annemle babamın tanıştığı yer ise <strong>Rus</strong> <strong>Konsolosluğu’dur</strong>. <strong>Ekim</strong> <strong>Devrimi</strong> dolayısıyla verilen bir kokteylde tanışmışlar, ikisi de birbirini <strong>Rus</strong> zannetmiş. İkisi de birbirini, ay ne yakışıklı adam, vay ne güzel kadın, diyerek kesmiş.” diyerek de hikayeleştirir.[7]</div> <div><strong>Cide</strong> doğumlu olan <strong>Rıfat</strong> <strong>Ilgaz</strong>, sadece <strong>Sarı</strong> <strong>Yazma’da</strong> değil daha pek çok yapıtında, doğduğu toprakları ve insanları anlatır. <strong>Karadeniz’in</strong> <strong>Kıyıcığında</strong>, <strong>Halime</strong> <strong>Kaptan</strong>, <strong>Yıldız</strong> <strong>Karayel</strong>, <strong>Kumdan</strong> <strong>Betona</strong>, <strong>Bacaksız</strong> <strong>Tatil</strong> <strong>Köyünde</strong>, <strong>Öksüz</strong> <strong>Civciv</strong>, <strong>Cankurtaran</strong> <strong>Yılmaz</strong> gibi… Ünü kendisini bile geçen <strong>Hababam</strong> <strong>Sınıfı</strong> da <strong>Kastamonu</strong> <strong>Muallim</strong> <strong>Mektebi</strong> ve <strong>Kastamonu</strong> <strong>Abdurrahmanpaşa</strong> <strong>Lisesi</strong> anılarından yola çıkarak yazdığı kitaptır.[8]</div> <div><strong>Rıfat</strong> <strong>Ilgaz’ın</strong> daha 12 yaşında yazmayı kafaya koyduğu <strong>Rahime</strong> <strong>Kaptan’ın</strong> hikâyesini, komşusu <strong>Ali</strong> <strong>Bey’den</strong> dinledik. <strong>Cide’ye</strong> gelene kadar <strong>Halime</strong> <strong>Kaptan</strong> diye bildiğimiz bu kahraman kadının <strong>Rahime</strong> <strong>Kaptan</strong> olduğunu öğrendik.</div> <div><strong>Şöyle anlattı </strong><strong>Ali</strong><strong> </strong><strong>Bey</strong><strong>:</strong></div> <div>“<strong>Rahime</strong> <strong>Kaptan’ın</strong> doğum yılı nüfusta <strong>1882</strong> olarak gözüküyor. <strong>Rahime</strong> <strong>Kaptan,</strong> <strong>Cide’nin</strong> <strong>Malyas</strong> köyünden <strong>Kedioğullarının</strong> kızıdır. Buraya genç yaşta gelin gelir. <strong>Kocası</strong> <strong>İzzet</strong>, manda besleyerek, büyük çapta olmamak kaydıyla kasaplık yaparak evin geçimini sağlar. <strong>Rahime</strong> <strong>Kaptan’ın</strong> kocası genç yaşta öldükten sonra, köy yerinde hayvancılığı kadın başına yapması pek kolay olmaz.</div> <div><strong>Balkan</strong> <strong>Savaşı</strong> sonlarına doğru, bütün erkekler askere alınmışken ve ardından <strong>Çanakkale</strong> <strong>Savaşı’nın</strong> en kızgın zamanlarında burada piyade dediğimiz bazı yerlerde barka diye söylenen iki başlı büyük kayıklar vardır. Bunlar iki buçuk 3 tonluktur. Daha önceden yaşlı denizciler, ticareti <strong>Cide’den</strong> <strong>Rusya’ya</strong> yapardı. Çünkü <strong>İstanbul,</strong> <strong>Rusya’dan</strong> daha uzaktır. Ve uygun rüzgârla buradan yelkenle gidilir. Doğaldır ki buradan kürekle <strong>90</strong> mili geçmek kolay değildir. Sabaha karşı esen kıyı meltemine yelken basıldığında yedi sekiz saat gidildikten sonra orta suyun öbür tarafına geçilir. <strong>Arap</strong> <strong>yelkeni</strong> denilen aktarmalı yelkenlerle sancak iskele aktarılarak o istikamet bulunur.</div> <div>Yaşlı denizciler <strong>Sivastopol’u</strong>, <strong>Kırım’ı</strong> bilmektedirler. Yukarıdaki <strong>Nazlımehmetoğullarıyla</strong> <strong>Rahime</strong> <strong>Kaptan</strong> yan yana otururlar. <strong>Nazlımehmetoğulları</strong> gemi yapımcısıdır ve <strong>Kırım</strong> kökenlidir. Ve onlar da zaten bu yolu bilmektedirler.</div> <div>Buradaki en büyük sıkıntı tuz sıkıntısıdır. Bu tuz hayati bir metadır. Karşı taraftan ise yün gelir, tuz gelir. Buradan oraya meyve, sebze, kereste gider. Bu ticaret ne kadar insanların karnını doyurur pek bilemeyiz.</div> <div>Gelelim tekrar <strong>Rahime</strong> <strong>Kaptan’a</strong>. Bu gözükara kadın, korkuyu pek yanında taşımayı alışkanlık hale getirmemiş. Buradan 5-6 yaşlı denizciyi yanına alır. Bunlarla birlikte <strong>Sivastopol’a</strong> <strong>Kırım’a</strong> gider ve bu ticaret işine başlar. <strong>1918</strong> yılında <strong>Mondros</strong> imzalandığında büyük bir boşluk vardır ve ticaret inadına kızışır. <strong>Bolşeviklerin</strong> <strong>Ekim</strong> <strong>Devrimi’yle</strong> başa gelmesi <strong>Türkiye’nin</strong> lehinedir. Çünkü <strong>Bolşevikler,</strong> <strong>Kurtuluş</strong> <strong>Savaşı’na</strong> destek vermiştir.</div> <div><strong>Bolşevikler</strong> her buldukları yerden, <strong>Soçi’den</strong>, <strong>Samsun’a</strong>, <strong>Trabzon’a</strong>, <strong>İnebolu’ya</strong> doğru her boş buldukları yere cephane çıkarırlar. Bu arada <strong>İstanbul’dan</strong> insan kaçırma işi vardır. Ufak çaplı silahlar da gelse silahın menşei <strong>İstanbul</strong> değildir. Daha doğrusu silah işi bu 3 tonluk takaların yapacağı iş değildir.</div> <div><strong>Rahime</strong> <strong>Kaptan</strong> gibileri ne yapar? Bunlara düşen görev, örtü görevidir. Zaman zaman adam kaçırırlar. Ama daha çok silah veya insan taşıyormuş gibi yapacaklar ve <strong>İngiliz</strong> devriyeleri onları yokladıklarında boş çıkacak.</div> <div>Bu barkaların diğer bir özelliği ise koyları ve kıyıları çok iyi bilmeleridir. Siz rampa edilmiş kayıkları ağaçlıklı kıyılarda çok iyi saklayabilirsiniz. Elbette her zaman bu iş yapılmaz. Ancak baskın anında ya kıyıya çıkarsınız ya da malları denize atarsınız. Bu bir adanmışlıktır. Burada kayıt tutulmaz.</div> <div><strong>7 buçuk</strong> sene deniz askerliği yapan <strong>Hasan</strong> <strong>Coşkun</strong> da bu durumu teyit eder. <strong>Soçi’den</strong> <strong>Samsun</strong> limanına kadar bütün kayaları bilen birisidir. Onun anlattıklarıyla kendi bilgilerimi düzeltebildim. İnsanların aklına şu geliyor, bir kadın nasıl denizde kaptanlık yapabilir?</div> <div>Fakat işler öyle değildir. <strong>Rahime</strong> <strong>Kaptan</strong>, yolda yürüyen bir otoritedir. İki ayak üzerinde, <strong>sarı</strong> <strong>yazma</strong> takmış, beline <strong>Acem</strong> <strong>şalı</strong> takmış ve arasında toplu tabancasıyla birlikte dümdüz yürüyen bir kadın.</div> <div>Size kendi anlatımından bir örnek vereyim:</div> <div><strong>Bartın</strong> deresinde tayfa karaya çıkmıştır. Kıç üstüne uzandım, başımı yekenin yanına koydum. O sırada iki saat önce alınan bir sığır buduna doğru yılan çıkmaya başlamış. Belimden tabancayı çıkardım, birinci mermiyi attım tutmadı, ikinciyi attım yılan ikiye bölündü. Bunları anlatırken bir korku veya böbürlenme yok. Sıradan bir işi, bir yemek yiyişi anlatır gibi anlatıyordu.</div> <div><strong>Rahime</strong> <strong>Kaptan’ı</strong> korkuyu martının kanatlarına bıraktığı, <strong>Kurtuluş</strong> <strong>Savaşı’nda</strong> kendisine verilen görevleri yerine getirdiği için şan ve şerefle anıyorum.”<strong>[9]</strong></div> <div>Gerçekten de; “<strong>Kastamonulu</strong> tüccarlarında ticaret maksadıyla <strong>İstanbul</strong>, <strong>İzmir</strong>, <strong>Kefe</strong>, <strong>Sofya</strong>, <strong>Razgrat</strong>, <strong>Vidin</strong>, <strong>Özi</strong>, <strong>Belgrad</strong> ve <strong>Bender</strong> gibi şehirlere gidişleriyle ilgili kayıtlara rastlayışımız sebebiyle, onların iç ticaretten daha çok <strong>Avrupa</strong> ve <strong>Kırım’a</strong> yönelik ticareti tercih ettiklerini söyleyebiliriz. (…) <strong>Kastamonu’nun</strong> iskelesi konumundaki <strong>İnebolu’dan</strong> <strong>Kırım’a</strong> büyük miktarlarda pamuk ve pamuklu dokumanın ihraç edildiğinin İnalcık tarafından tesbiti”[10] <strong>İnebolu’nun</strong> <strong>Kırım</strong> bağlantısını ortaya koymaktadır.</div> <div><strong>Rıfat</strong> <strong>Ilgaz'ın</strong> <strong>1944</strong> yılı başlarında yayımlanan <strong>Sınıf</strong> adlı şiir kitabı kırmızı kaplıdır ve <strong>Devrim</strong> <strong>Kitabevi'nce</strong> basılmıştır. Kitap sadece <strong>25</strong> gün satışta kaldıktan sonra <strong>Sıkıyönetim</strong> tarafından toplatılır, <strong>Rıfat</strong> <strong>Ilgaz</strong> takibata uğrar. Bu başından geçen çok takibattan biridir. Oğlu <strong>Aydın</strong> <strong>Ilgaz’ın</strong> “Babamı 4.5 yaşımdan itibaren hapishane ve hastane kapılarında hatırlıyorum” demesi boşuna değildir. Takibat konusunda, <strong>Marko</strong> <strong>Paşa’da</strong> birlikte oldukları <strong>Aziz</strong> <strong>Nesin</strong> ile kader ortaklıkları devam etmiştir. Dertlerini anlatacak <strong>Marko</strong> <strong>Paşa</strong> bulamazlar. “<strong>Aziz</strong> <strong>Nesin</strong>, <strong>Rıfat</strong> <strong>Bey</strong> <strong>Neden</strong> <strong>Kaşınıyor</strong> hikayesini <strong>Rıfat</strong> <strong>Ilgaz’dan</strong> esinlenip yazmıştı. <strong>Rıfat</strong> <strong>Ilgaz’ın</strong> mayonezli levrek sevgisine ve dördüncü eşine denk gelen rahat yaşantısına dokundura dokundura...”[11]</div> <div><strong>Kırım</strong> kökenli, gülmecenin iki büyük ustasından <strong>Rıfat</strong> <strong>Ilgaz</strong> <strong>07.07.1993</strong>, <strong>Aziz</strong> <strong>Nesin</strong> <strong>06.07.1995</strong> yılında aramızdan ayrılırlar. Unutulmayan eserleri arkalarında bırakarak…</div> <div>.</div> <div><strong>Rıdvan Aras, dikGAZETE.com</strong></div> <div></div> <div>.</div> <div><strong></strong></div> <div>Rıfat Ilgaz- Hababam Sınıfı</div> <div>[1] https://kidega.com/yazar/aziz-nesin-099558/</div> <div>[2] Bilgi İçin: (Marko Paşa’nın torun kızı) Despina Anats (Anaç), Marko Paşa (Pitsipios) 1824-1888, Türk Kızılay, Rumi Matbaa, Eylül 2019.</div> <div>[3] Emre Aydın, Unutulan Gazete: Marko Paşa, Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi (UTAD), Cilt: 5, Sayı: 1, Haziran 2021, s. 24, 25.</div> <div>[4] Bilgi İçin: (Marko Paşa’nın torun kızı) Despina Anats (Anaç), Marko Paşa (Pitsipios) 1824-1888, Türk Kızılay, Rumi Matbaa, Eylül 2019.</div> <div>[5] https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/marko-pasa/</div> <div>[6] Emre Aydın, a.g.m., s. 24.</div> <div>[7] F. Defne Ilgaz, Nereden Geldim Sorunsalı, Bartın Gazetesi, 09.03.2019. https://www.fatmadefneilgaz.com.tr/nereden-geldim-sorunsali/</div> <div>[8] Aydın Ilgaz babası Rıfat Ilgaz'ı anlattı: Babamı 4.5 yaşımdan itibaren hapishane ve hastane kapılarında hatırlıyorum, Gazete Duvar, 08.05.2020. https://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2020/05/08/aydin-ilgaz-babasi-rifat-ilgazi-anlatti-babami-4-5-yasimdan-itibaren-hapishane-ve-hastane-kapilarinda-hatirliyorum</div> <div>[9] Gözen Esmer, Kültür Festivalinde Rıfat Ilgaz dersi: Konuyu yakınımızda arayacağız, Aydınlık Gazetesi Kültür Sanat, 20.07.2021, Güncelleme: 18.02.2022. https://www.aydinlik.com.tr/haber/kultur-festivalinde-rifat-ilgaz-dersi-konuyu-yakinimizda-arayacagiz-251378</div> <div>[10] Ahmet Rıfat Güzey, Xvıı. Yüzyıl Sonu Ve Xvııı. Yüzyıl Başlarında Kastamonu Şehrinde Mahalle Adları Lakaplar, Aile Teşekkülü, Eğlence ve Ekonomik Hayat, 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum, Cilt: 7, Sayı: 21, Kış 2018, s. 863, 864, 867.</div> <div>[11] Defne Ilgaz: Yazı işçisi bir babanın kızı, İhlas Haber Ajansı, Haber Girişi: 07.07.2018, Güncelleme: 07.07.2018. https://www.enpolitik.com/kultur-sanat/defne-ilgaz-yazi-iscisi-bir-babanin-kizi-h196811.html</div> <div></div> <div></div>