<h3><span><strong>BRICS ve ‘Yeni Dünya Düzeni’</strong></span></h3> <div>Bir hafta önce yayınlanan kitabımda (Yeni Karanlık Yüzyıl Bitmeyen Savaş, Doğan Yayınları) <strong>2022’de</strong>, <strong>Rusya’nın</strong> <strong>Ukrayna’yı</strong> işgali ile başlayan <strong>Rusya-Ukrayna Savaşı’nın</strong> yeni bir tarihsel dönemin önünü açtığını iddia ediyorum. Aslında hiçbir yeni dönem, tek bir olay ile başlamaz, bir <strong>zincir</strong> <strong>gelişmenin</strong> <strong>patlama</strong> <strong>anlarını</strong> başlangıç olarak kabul ederiz.</div> <div><strong>Rusya-Ukrayna Savaşı</strong> böyle bir patlama anı oldu. <strong>Sovyetler</strong> <strong>Birliği’nin</strong> yıkılışı ile ‘<strong>Soğuk Savaşın Sonu</strong>’nun ilan edildiği <strong>90’lı</strong> yılların başında, <strong>tek</strong> <strong>kutuplu</strong> bir dünya düzeninin önü açılmıştı. Ancak, o dönem öne sürülen, <strong>savaşların</strong> <strong>yerini</strong> <strong>diplomasi</strong>, <strong>silahsızlanma</strong>, <strong>küresel ekonomik entegrasyonun</strong> alacağı yönündeki iddianın bir karşılığı olmadığı da kısa zaman içinde görülmüştü. Aslında söz konusu olan, <strong>savaş</strong> ve <strong>çatışmaların</strong> son bulması değil <strong>Sovyetler’in</strong> yıkılışı ile büyük düşmanını tasfiye etmiş olan <strong>ABD</strong> önderliğindeki <strong>Batı</strong> <strong>ittifakının</strong> küresel hegemonyasının pekişmesi idi.</div> <div>Tam da bu nedenle, <strong>Soğuk</strong> <strong>Savaş’ın</strong> askeri ittifaklarından <strong>Varşova Paktı</strong> ortadan kalktığı halde <strong>NATO,</strong> varlığını devam ettirdi. Dahası, <strong>Doğu Avrupa</strong> ve eski <strong>Sovyet</strong> cumhuriyetlerine doğru genişleme siyaseti izlemeye başladı. <strong>2000’li</strong> yılların başlarında, bu genişlemenin, yani <strong>Rusya’yı</strong> <strong>çevreleme</strong> stratejisinin ucu <strong>Gürcistan</strong> ve <strong>Ukrayna’ya</strong> dayandı.</div> <div>Bu esnada, <strong>Putin</strong> yönetimi altında <strong>Rusya</strong>, toparlanmış ve çevreleme hareketi ters tepmeye başlamıştı. Sonuçta, <strong>Balkanlar’da</strong> siyasi istikrarsızlık tırmandı, <strong>Ukrayna</strong> ve <strong>Gürcistan’da</strong> iç siyaset, <strong>Batı</strong> cephesi ile <strong>Rusya</strong> arasındaki güç mücadelesinin satranç tahtasına döndü, bu durum halen devam ediyor. Sonunda, <strong>2022</strong> yılında gerilim hattı, <strong>Ukrayna’da</strong> patlamış oldu.</div> <div>Savaş, <strong>Rusya’nın</strong> <strong>işgali</strong> ile patladı ve <strong>Ukrayna’nın</strong> <strong>ABD’nin</strong> <strong>Rusya’ya</strong> karşı savaş alanı haline gelmesi ile derinleşti. <strong>ABD</strong>, <strong>Avrupa’nın</strong> iki güçlü ülkesi <strong>Fransa</strong> ve <strong>Almanya’nın</strong> <strong>Rusya</strong>-<strong>Ukrayna</strong> çatışmasına diplomatik çözüm arayışının önünü kesti, dahası müttefiklerini <strong>Ukrayna’ya</strong> askeri ve mali yardım yapmaya zorladı.</div> <div><strong>NATO,</strong> bu çerçevede güçlendirildi, dahası <strong>İsveç</strong> ve <strong>Finlandiya’yı</strong> içine alacak şekilde genişledi. En önemlisi, <strong>ABD</strong> <strong>Biden</strong> yönetimi, <strong>Ukrayna’nın</strong> bağımsızlığını desteklemek adına başlayan süreci ‘<strong>küresel</strong> <strong>savaş</strong> <strong>hali’</strong> ilanına dönüştürmeyi başardı. Aslında <strong>jeopolitik</strong> bir <strong>rekabet</strong> ve <strong>çekişmenin</strong> <strong>tezahürü</strong> olan savaş, “<strong>liberal demokrasiler ve otoriter rejimlerin küresel mücadelesi</strong>” hüviyetine büründürüldü.</div> <div>Diğer taraftan, <strong>kapitalizme</strong> geçiş süreci ile <strong>Batı</strong> <strong>ittifakına</strong> ve özellikle <strong>ABD’ye</strong> tehdit olmaktan çıkmış olan <strong>Çin</strong>, çoktan, önce <strong>ekonomik</strong> bir rakip, daha sonra ise <strong>askeri</strong>-<strong>siyasi</strong> bir güç ve <strong>tehdit</strong> haline gelmişti. <strong>Rusya</strong> ve <strong>Çin’in</strong> <strong>Ukrayna</strong> konusundaki ittifakı, <strong>ABD’nin</strong> <strong>Çin</strong> ile ekonomik savaşını, otoriter rejimlere karşı mücadelesinin bir parçası olarak yüceltilmesine vesile oldu.</div> <h3><strong>“Batı’nın hakim olmadığı bir dünya düzeni”</strong></h3> <div>Aslında, <strong>Batı</strong> <strong>dışı</strong> dünyada <strong>ABD’nin</strong> rakipsiz küresel hakimiyetine karşı duyulan rahatsızlık ve itiraz arayışları yeni değil. Ancak <strong>Rusya</strong>-<strong>Ukrayna</strong> <strong>Savaşı</strong> ile bu tablo da daha fazla netleşmiş oldu. Öncelikle, <strong>ABD,</strong> <strong>Rusya’ya</strong> karşı <strong>Ukrayna’ya</strong> destek konusunda hedeflediği küresel desteği bulamadı. Tam tersine, kendini <strong>ABD</strong> <strong>hegemonyasına</strong> <strong>karşı</strong> bir güç olarak tanımlayan <strong>Rusya</strong> ve ekonomik bir dev haline gelen <strong>Çin’in</strong> açtığı alan, <strong>Batı</strong> dışı dünyada bir alternatif olarak görülmeye başladı.</div> <div><strong>2009</strong> yılında, <strong>Rusya</strong>, <strong>Çin</strong>, <strong>Hindistan</strong>, <strong>Brezilya’nın</strong> başlattığı ve <strong>2011’de</strong> <strong>Güney</strong> <strong>Afrika’nın</strong> katıldığı uluslararası bir platform olan <strong>BRICS</strong>, bu çerçevede yeni bir anlam ve güç kazanmış oldu. Bu çerçevede, bu yıl <strong>İran</strong>, <strong>Mısır</strong>, <strong>Etiyopya</strong> ve <strong>Birleşik</strong> <strong>Arap</strong> <strong>Emirlikleri</strong> bu platforma katıldı.</div> <div><strong>New</strong> <strong>York</strong> <strong>Times’ın</strong> haberine göre; son hali ile <strong>BRICS,</strong> dünya nüfusunun yarısına yakınını ve ekonomik üretimin <strong>yüzde</strong> <strong>35’ini</strong> temsil ediyor ve “<strong>Batı’nın hakim olmadığı bir dünya düzenini</strong>” hedefliyor (22 Ekim 2022). <strong>Times</strong>, son zirvesi <strong>Kazan’da</strong> yapılan <strong>BRICS’in</strong> özellikle de <strong>Rusya’nın</strong> emellerine alet olduğunu vurguluyor.</div> <div><strong>Gelişmiş</strong> <strong>Batı</strong> ülkeleri dışında, dünyanın geri kalanında demokratik yönetim zaafları olduğu aşikar. Ancak tıpkı <strong>Soğuk</strong> <strong>Savaş</strong> döneminde olduğu gibi, <strong>Batı</strong> dışı dünyada ‘<strong>demokrasi’</strong> ünvanı, yeni <strong>Soğuk</strong> <strong>Savaş’ta</strong> da sadece <strong>ABD</strong> <strong>müttefiki</strong> olmayan ülkeler için kullanılıyor. Bu tasnife göre, mesela <strong>demokrasi</strong> <strong>zaafı</strong> tescilli olan <strong>Hindistan’ı</strong> kazanmak adına, bu ülke hala ‘<strong>demokrasi’</strong> tasnifi içinde yer alıyor. <strong>Hindistan</strong>, <strong>ABD</strong> açısından ayrıca rakibi olduğu <strong>Çin’e</strong> karşı bir denge unsuru olmak açısından da önemli bir ülke. Ancak, işin tuhafı <strong>Hindistan</strong> da <strong>BRICS’in</strong> kurucu üyesi.</div> <div>Bu koşullar altında <strong>ABD</strong> halen, <strong>Hindistan</strong>-<strong>Çin</strong> rekabetinin <strong>BRICS</strong> içinde gerilim yaratması ihtimalini değerlendiriyor. Diğer taraftan, <strong>BRICS’e</strong> katılma ihtimali olan <strong>Türkiye’yi</strong>, <strong>Pakistan</strong> ile müttefik olması dolayısı ile kabul etmeme ihtimali konuşuluyor (The Economist, 19 Ekim 2024).</div> <h3><strong>“Mağdurların temsilcisi”</strong></h3> <div><strong>BRICS’in</strong> kuruluşu, <strong>ABD</strong>/<strong>Batı</strong> dünyası dışında güçlenen ve küresel düzende söz sahibi olmayı hedefleyen ülkelerin işbirliği zemininde başlamış olmasına karşın, <strong>ABD</strong> ve <strong>Rusya</strong>/<strong>Çin</strong> çatışmasının yükselmesi ile bu platform, fazladan anlam kazandı. <strong>BRICS</strong> giderek kendini ‘<strong>Küresel</strong> <strong>Güney’</strong> denilen <strong>Batı</strong> <strong>dışı</strong> <strong>dünyanın</strong> veya bir nevi ‘<strong>mağdurların’</strong> temsilcisi olarak tanımlamaya başladı.</div> <div>Aslında çıkış noktası, <strong>ABD</strong> <strong>hegemonyasına</strong> dayalı bir <strong>küresel</strong> <strong>düzen</strong> yerine, <strong>Batı</strong> <strong>dışında</strong> güçlenen ülkelerin de söz sahibi olduğu <strong>çok</strong> <strong>kutuplu</strong> <strong>bir</strong> <strong>dünya</strong> talebi çerçevesinde şekilleniyordu. <strong>2022</strong> <strong>Ukrayna</strong>-<strong>Rusya</strong> <strong>Savaşı,</strong> bu açıdan da tayin edici bir rol oynadı. Zira, <strong>Avrupa</strong> da çok kutuplu bir dünyanın önemli bir parçası olabilirdi ancak başını <strong>Fransa’nın</strong> çektiği <strong>AB</strong> içinde bu yöndeki eğilim, savaş sonrası <strong>ABD</strong> tarafından baskılandı. Zaten <strong>AB’den</strong> ayrılmış olan <strong>Britanya</strong> ve <strong>ABD</strong>, <strong>Almanya</strong> ve <strong>Fransa</strong> merkezli <strong>AB’yi</strong>, <strong>ABD</strong> dış politikasını koşulsuz kabul etmeye zorladı.</div> <div>Kuşkusuz, bu sadece ülkeler değil, <strong>iç</strong> <strong>siyaset</strong> tartışmaları çerçevesinde de değerlendirilmesi gerekli bir konu. Diğer bir deyişle, <strong>Almanya</strong> ve <strong>Fransa</strong> da <strong>AB’nin</strong> <strong>ABD</strong> yanında görece bağımsız bir güç olması gerektiğini düşünenler ile <strong>ABD</strong> ile daha sıkı ittifakının önemini vurgulayanlar söz konusuydu.</div> <div>Nitekim, <strong>Almanya</strong> eski <strong>Savunma</strong> <strong>Bakanı</strong> <strong>Ursula</strong> <strong>von</strong> <strong>der</strong> <strong>Layen</strong>, <strong>Avrupa</strong> <strong>Komisyonu</strong> <strong>Başkanı</strong> olduktan sonra ve özellikle <strong>Ukrayna</strong> savaşının ardından <strong>ABD</strong> ile sıkı ittifaktan yana siyaset izledi. <strong>AB</strong> ve özellikle <strong>Fransa’nın</strong> gücünü arttırma hayali içinde olan <strong>Fransa Devlet Başkanı Macron</strong>, savaş sürecinde, bu iddiasında ısrarcı olamayacağını gördüğü için, siyasi çizgisini gözden geçirdi. <strong>Rusya</strong> ile enerji bağımlılığı olan <strong>Almanya</strong> ise, <strong>Rusya’ya</strong> ekonomik yaptırım dayatmasına karşı çıkamadığı için ekonomik durgunluk içine girerek büyük bir bedel ödemiş oldu.</div> <div>Bu koşullar altında, <strong>BRICS</strong>, <strong>ABD</strong> <strong>hegemonyası</strong> temelli bir dünya düzeni karşısında bir platform olarak önem kazandı. Son <strong>BRICS</strong> zirvesinde, üye değil, ‘<strong>ortak’</strong> olarak kabul edilen <strong>Türkiye’nin</strong> durumu ise, diğer ülkelerden çok farklı. Zira <strong>Türkiye</strong>, aynı zamanda bir <strong>NATO</strong> ülkesi. Çok kutuplu bir dünya düzenini savunan <strong>Türkiye</strong> dış politikasının <strong>BRICS</strong> ile ilişkileri geliştirme arzusu anlaşılır bir sonuç. Ancak <strong>BRICS,</strong> askeri bir ittifak olmasa da bu durum <strong>Türkiye’yi</strong> çok zorlayacağa benziyor. Zira, <strong>ABD</strong> halihazırda müttefiklerine ‘<strong>ya benden yanasın ya kara toprak</strong>’ seçimini dayatmakta ısrarcı görünüyor. </div> <div><strong>ABD’nin</strong> <strong>Türkiye’yi</strong> kaybetmemek adına temkinli davranmasının sınırı ise, başkanlık seçiminin sonucuna bağlı olacak.</div> <div>.</div> <div><strong>Nuray Mert, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>