USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

Her Yönüyle Malûm Zafer: Miryokefalon

Her Yönüyle Malûm Zafer: Miryokefalon
24-06-2024

-Prof. Dr. Aydın Usta, Prof. Dr. Haşim Şahin

Her Yönüyle Malûm Zafer: Miryokefalon

YENİCE SİVRİSİ ZAFERİ

Semmâni Sivrisi Zaferi

Yağcı Sivrisi Zaferi

Öz

Bu yazının amacı değerli iki tarihçi Aydın Usta ile Haşim Şahin’in, 18 Haz. 2024 akşamı Tarih TV’de yaptıkları “Galipler ve Mağluplar” adlı program hakkındadır. Her yönüyle malûm bir zafer için “Kayıp Zafer: 1176 Miryokefalon” demekle kendilerini ele verdiler. Bilmedikleri bir olayla ilgili tam 50 dakika konuştular. Bu zafer, Gelendost-Yenice Sivrisi [Tzybritzi] denilen yerde kazanılmış, hatta bunun için bir hatıra madalyon bile darp ettirilmiştir.

Açar Kelimeler: Miryokefalon, Göller Bölgesi, Coğrafî Değişim, Hoyran Gölü, Eğirdir Gölü, Yenice Sivrisi

Giriş

15 dakika da olsa Sakarya’daki Bilgitoyunda bir sunumu Haşim Beyle birlikte izledik. Belki hatırlarlar; sunucu Antalya deyince -hangi Antalya demiştim. Haşim Bey de, hangi Antalya diye sormuştu. Zira Barla, Side ve malûm Antalya gibi üç ayrı Antalya var. Aydın Beyi ise Türk Devletleri Tarih ve Kültür Atlası [2022] adlı yayındaki Menteşe, Saruhan ve Aydınoğlu Beylikleri adlı makalelerinden tanırım. Bu üç makaleyi DikGazete’de eleştirmiştim.

Ben bir tarihçi değilsem de Göller Bölgesi ve Anadolu’nun tarihî coğrafyası hakkında mühim keşifler yaptım. 61 yıllık birikimimi saymazsak, tam 19 yıldır geceli gündüzlü tarihî coğrafya çalışıyorum. Alttaki şu altı [6] konu;

1-Göller Bölgesi’ndeki coğrafî değişim [bk. Har.1 ve Har.2],

2-Herodotos’un zikrettiği Kıral Yolu’nun [Anayol] güzergâhı,

3-Bizans Askerî Yolu,

4-Hıristiyan Hacılaryolu,

5-Miryokefalon Harbi’nin yeri,

6-Uc Beyliği Menteşe ve dalları yanlış bilinmekte ve bilinmemektedir. Peutinger Tablosu, Antonine ve Jerusalem itinenerleri, İbn Hordazbih ve el-İdrîsî’nin verdikleri yollar hâlâ araziye yerleştirilebilmiş değildir. İdrîsî henüz tercüme bile edilmedi. İmparator Manuel’in Mektubu, Kinnamos, Khoniates, III. Haçlı Seferi kaynağı Ansbert [Historia de expeditione, Epistola de Morte Friderici, Historia Peregrinorum], Süryani Mihail, Ermeni Simbad, Ebû’l-Ferec gibi yedi kaynak Miryokefalon harbinin yerine, yâni Kemer Boğazı ile Yenice Sivrisi’ne işaret ederler. Olayın çağdaşı Vilyım of Tyre yer bildirmez; bu kaynaktaki Konya adı, Almanca tercümesinde sonradan eklenmiştir. Denizli Beyliği, Hamid, Aydın, Menteşe, Saruhan ve Osman oğulları, hepsi de, Uc Beyliği Menteşe’nin dallarıdır. Hâl böyleyken, bu konuları iyi bilenler TV’ye çıkarılmayıp havanda su dövülmüştür. Anlaşılan o ki, emeğin, bilginin ve gerçeği aramanın hiçbir kıymeti yoktur.

-Prof. Dr. Aydın Usta, Prof. Dr. Haşim Şahin (Galipler Mağluplar adlı TV programı)

Bugünkü Eğirdir Gölü ve yağış havzası.

Har.1: Piri Reis Haritası. Eğirdir Gölü.

Eğirdir Gölü’ndeki coğrafî değişim.

Har.2: Kâtip Çelebi Haritası: Eğirdir, Beyşehir ve Kıreli gölleri

***

Kayıp zafer mi, yoksa kayıp tarihçi mi?

Kendilerine gönderdiğim yazıdan bir gün sonra Haşim Bey, “Çok teşekkür ederim değerlendirmeleriniz ve görüşleriniz için. Kolaylıklar dilerim” ifadesiyle bana döndü. Bu nezaketinden dolayı ben de kendilerine teşekkür ettim. Her yönüyle bilinen bir zafer için KAYIP ZAFER başlığı atılması çok ayıp, yanlış ve isabetsiz olmuştur.

Miryokefalon harbinin vuku bulduğu yer, o kadar belli ki, bu sayede Khoniates’in dediklerinin nesi doğru, nesi yanlış, onu görebiliyorsun. İbn Bibi’nin Müslümanlar Mezarlığı dediği Miryokefalon şehitliği, Yenice Sivrisi yanındaki Koru Tepe’dir. Bu zaferle ilgili Miryokefalon’un Yeri: Isparta-2021 adlı bir kitap yayınladık. Birileri bilmiyor diye, zafer, kayıp mı olacak? Hâlbuki ülkede kayıp olan [bulunmayan] zafer değil, işini ciddiye alan tarihçidir.

Miryokefalon zaferi için 2018’de zaferin 842. Yılı münasebetiyle bir hatıra para bile darp edildi [bk. Başlık].

Madalyonun Tura Yüzü [Grafik: Mustafa Çakırcalı], savaşın vukû bulduğu tarihte, savaşın vukû bulduğu yeri tasvir etmektedir. Üstte Hoyran, altta Eğirdir Gölü ve iki göl arasında suları Hoyran’dan Eğirdir’e doğru akan, ağzı kaynağına yakın Menderes; Menderes’e karışan Marsyas ve Orgas ırmakları; Kemer Boğazı’nda Kıral Yolu’nun [via regia] geçmiş olduğu Menderes’in üstündeki Yenice Köyü Köprüsü [Zompos, Pontogefira]; Gelendost-Yenice köyündeki büyük-küçük Yenice Sivrisi ile İskender’in MÖ 333 yılında zaptettiği Kelene Hisarı; gül ile Isparta’nın da remzi olan 3. Midas’ın [MÖ 738-696] Kelene’de [Kelainai] yetiştirdiği 60 yapraklı l temsil edilmektedir.

Atlı Selçuklu askeri Sultan İkinci Kılıçaslan’ı, yelkenli kayık Çaka [Seha?], Ertuğrul Gazi ve Osman Beyin kullandığı Eğirdir’in “Deniz” dediği Eğirdir Gölü’ndeki Kara Gemi’yi, iki ada ise Deniz’deki Can [Jan/John) ve Yeşil Ada’yı temsil etmektedir. Bugün için 916-919 arasında değişen Eğirdir Gölü’nün rakımı 572 [1176] yılında 909, Hoyran’ın 910 olduğu tahmin edilmiştir. Eğirdir Gölü, tarihî metinlerde Pusguse, Ozolimne [Kokargöl, aslında Uz, Oğuz Gölü], Skleros’a ait göl, Deniz ve Rum Denizi, Hoyran Gölü ise Aulokran, Rhotren, Basilyon, Kırk Martyrs, Lopadion, İznik gibi adlarla anılmaktadır. Göl seviyesinin 8-9 m yükselmesiyle Eğirdir Gölü’ndeki bazı adalar yok olurken, Hoyran ovasındaki 927 rakımlı bir tepe, Gaziri Adası hâline gelmiştir. İki göl arasındaki Menderes, Obrimas, Halis, Melis, Bathys Rhyax [derin ırmak], Skamandros, Euros, Sangarios, İstanbul Hududu, el-Battal, Kaystros ve Tearos ile, bu nehre eşdeğer büyüklükteki Katarraktes, Marsyas, Aisepos, Angelokomites ve Bigadiç; Orgas Nehri ise Antios, Barinos, Akharaka’nın ırmağı, Granikos, Sineos [Simoeis], Mauropotamos gibi adlarla anılmıştır.

Ünlü Firik şehri Kelene, Yenice Sivrisi ile Kemer Boğazı’nın batı yakası arasında uzanır. Kemer Boğazı, 1501 tarihli bir belgede Firigos Boğazı zikredilir. Kemer Boğazı için akarsu [Menderes] kaynaklarının bulunduğu yer anlamına Miryokefalon denilmiş olmalıdır. Taurokomos ve Kleisoura, Yenice Derbendi’dir.

Madalyonun [Hatıra Para] “Yazı Yüzü”, bilgisayar ortamında paranın aslının resminden elde edilmiştir.

“Para [dinar], II. Kılıçaslan'ın Konya'da 573 yılında darp ettirdiği ve İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan bilinen tek sikkedir. Sultanın adının bulunduğu arka yüzdeki metin şu şekildedir: [Ortada] Muhammedün Rasûlullah, Sallallahu aleyh, es-Sultânü'l-Muazzam, Kılıçaslan b. Mes'ûd. [Solda] ve hamsemie [beşyüz], [üstte] ve seb'în [yetmiş], [sağda] senetun selâse [sene üç]. Sikkenin ön yüzü ise, ortada kelime-i tevhidin baş kısmı, halifenin adı ve unvanı, sağ ve solda darp yerinin adı bulunmaktadır”. 4.8.2016. Okuyan: Prof. Dr. Sadi S. KUCUR [Nümismat].

Miryokefalon harbinin tarihimizdeki yeri

17 Eylül 1176 [11-12 RE 572] tarihinde Gelendost ilçesi hudutlarında [Kemer Boğazı, Yenice, Akdağ ve Köke köylerine ait topraklarda] vuku bulan Miryokefalon harbi, Anadolu’nun Türk vatanı olmasında bir köprübaşıdır. Bu harbin önemini anlatmak için Prof. Refik Turan, Nihal Atsız ve Yılmaz Öztuna’ya ait alttaki yazıları vermek yeterlidir.

“1071 Büyük Malazgirt Savaşı’ndan 105 yıl sonra, zamanımızdan 938 yıl önce tarihin büyük savaşlarından biri daha yaşandı. Genel sonuçları devletlerin ve milletlerin kaderini derinden etkileyen bu savaşın siyasi sonuçları, yüzyıllarca sürdü ve yaşadığımız zamana kadar ulaştı. Malazgirt Savaşıyla Anadolu topraklarının hâkimiyetini Selçuklu Türklerine karşı kaybeden Bizans, I. Haçlı Seferinin gelişiyle nefes almış, yıkılışını durdurmuştu. Kahir Haçlı ordusunun saldırıları sayesinde Bizans, kaybettiği topraklarına yeniden kavuşmuş, XII. Yüzyıl ortasında hükümdar olan Manuel Komnen’in zamanında da yeniden yükselişe geçmiş eski büyük Roma’yı canlandırmanın hayalini yaşamaya başlamıştı.

Devletinin bütün imkânlarını kullanıp büyük bir ordu kuran Manuel, Anadolu’yu Türklerden temizlemek, eski güçlü Bizans’ı yeniden kurmak istiyordu. Ordusuyla birkaç aylık yürüyüşün sonucu Dinar ve Uluborlu istikametinden geçerek Miryokefalon müstahkemlerine kadar ulaşmıştı. Yâni Yüksek Mühendis Ramazan Topraklı’nın keşfettiği üzere savaşın olduğu toprakların yakınına gelmişti. Bizans ordusu tarihi yolun sağ tarafında kalan Yenice veya Semmâni Sivrisi’nin biraz ötesindeydi. İmparator Manuel, kendisine son derece güveniyordu. Ordusu kalabalık ve güçlüydü. Henüz ortada görünmeyen Türk ordusunu yeneceğinden gayet emindi. Onun için savaş yürüyüşünü devam ettirdi. Tarih 17 Eylül 1176 idi. İşte ne olduysa bu günün ortasından itibaren oldu. Bizans ordusu ve Manuel için adeta kıyamet koptu. O zamana kadar görünmeyen Selçuklu Sultanı Kılıçaslan ve askerleri aniden ortaya çıktı. Gökyüzünün güçlü yıldırımları gibi Bizans ordusunun üzerine yağdı. Kısa bir zaman içinde parçalanan Bizans ordusu üç-dört saatin sonunda da yenilerek pes etti. Savaşı kaybeden imparator Manuel, Kılıçaslan’ın yazdırttığı anlaşmayı kabul ederek İstanbul’a geri döndü ve bir daha başkentinden çıkmadı.

Bu savaş sadece bir yenilgi ve zafer değildir. Bizans gibi bir devin çöküşüdür. Öte yandan Anadolu’nun Türk vatanı olarak sabitlenmesidir. İslâm medeniyetinin Selçuklular öncülüğünde yeniden inkişafıdır. Bize bu zaferi ve bu vatanı armağan eden Kılıçaslan ve askerlerinin ruhları şad olsun!” Prof. Dr. Refik Turan, 19.09.2014.

Türk Yurdu Dergisi’nin 1959 Ağustos sayısında Nihal Atsız, Malazgirt Meydan Savaşı’nın Türk kahramanlığı, Türk askerliği ve Türk Millî şuurunun en yüksek örneklerinden birisi olmakla beraber; “Malazgirt zaferi Anadolu’yu bize tamamiyle açtı ve Anadolu’da yeni bir Türk devleti başladı” şeklinde aydınlarımız ve tarihçilerimiz arasındaki görüşlerin doğru olmadığını söyler. “Eğer öyle olsaydı; İmparator Manuel 1161’de toprak alamaz, 1176’da Selçuklu devletini tamamen ortadan kaldırmak amacı ile meşhur Miryokefalon savaşını veremezdi. Yardımcı Macar, Sırp ve İngiliz askerlerinin de katıldığı Miryokefalon savaşı, Bizans’ın, artık Anadolu’yu Türklerden geri alması için bütün ümitlerini kıran son teşebbüs olmuş, tabir caizse Bizans bu savaşla manen de yenilmiştir” diyerek Miryokefalon Zaferi’nin ehemmiyetini açıklar.

Yılmaz Öztuna, zaferin 834. Yıldönümü münasebetiyle: “Miryokefalon, Eğirdir Gölü’nün az kuzeyindedir. Tam yeri hakkında bu yörenin insanı, Yüksek Mühendis Ramazan Topraklı bir kitap yayınladı: M. Savaşı, Ankara 2010. Biz tarihçilerin 2. Malazgirt dediğimiz Miryokefalon Savaşı’nı bugün aydınlarımız, gençlerimiz, çocuklarımız bilmiyor. Miryokefalon’suz, bugün yaşadığımız coğrafyayı edinmemiz mümkün değildi. Sultan Kılıçaslan, torunu Alâeddin’e, Anadolu’yu, dünyanın o asırdaki en müreffeh ülkesi hâline getirebileceği zemini, Miryokefalon ile hazırladı” der [18. 9. 2010: Türkiye Gazetesi].

Sonuç

Değerli hocalar, Tarih TV’de tam 50 dakika konuştular, ama harbin yeriyle ilgili birkaç kelam ettiler ve onu da şüpheli bıraktılar. Tarihin zaman ve mekân gibi iki temeli vardır. Tarihi bir ilim dalı yapan, en, boy ve derinlik [x, y, z] gibi üç boyutu olan mekândır. Olayın vukû bulduğu mekân bilinmezse, o olay masal olur. Bir bakıma masal iyidir, zira insanı uyutur. Uyku, büyük bir ihtiyaçtır; uyumayan insan uyanamaz. Bundan sonraki programlara konuyu bilenler ve bildiğini iddia edenler çıkarılır; olay tartışılır ve mesele biter. Ülkenin çobanı her kimse bunları duysun! Gelendost Zaferi kazanılalı 840, gündeme geleli 134, TTK kurulalı 90 küsur yıl oldu, hâlâ millete ninni söyleniyor. Tarih alanındaki kitapların çoğu masal. Tarihçiler bana kızacaklarına, ülkenin tarihî coğrafyasını öğrensinler. Ülkede 206 üniversite, on binlerce tarihçi akademisyen var. Artık derin tarih uykusundan uyanalım ve işimize bakalım.

Harp yeri kesin olarak bilindiği ve Yenice Sivrisi olduğu için, mesnetsiz yanlış bilgiler şöyle düzeltilmelidir:

  1. Bu zaferin gerçek galibi, Uc’ta yaşayan ve 30 binden çok asker çıkarabilecek güçteki Uc Türkmenleridir.
  2. Harp sahasına bakılarak Rum ordusunun azami 40 bin kadar olduğu görülür.
  3. Türkmenler, Bizans’ın 1108 yılı Senirkent ovası vahşeti, 1146 Senirkent ovasının Bizans’a terki ve 1155-1158 Gelendost ovasındaki Türkmen kıyımının öcünü almak için savaşmışlar ve zafer kazanmışlardır.
  4. Buna rağmen antlaşmada Senirkent ovasının alınmadığını gören Türkmenler, Sultan’a hakaret etmişlerdir.
  5. Sultan, at binemediği [kötürüm olduğu] için harbi, Sybrize’nin [Yenice Sivrisi] 20 km uzağında bulunan Gelendost-Kötürnek [Madenli] köyündeki ordugâhından idare etmiştir.
  6. Selçuklu askeri, Köke köyü önündeki tepeciklerde bir ordugâh kuran 7-8 bin kadar Bizans askerini kuşatırken; Türkmenler, Mavrozomes ve Bodvin’e tâbi 8-10 bin asker ile imparator Manuel’e tâbi 10 bin civarındaki çekirdek kuvvetleri imha etmişlerdir. Artçılar kaçmış, kaçmayanlar da Manuel’e katılmışlardır.

7- Canını zor kurtaran Manuel, Marsyas nehrini [suları coşkun çay] geçmiş ve açık alana [Maziye/ Marsia ovası] çıkmış; orada yanına toplanan az bir kuvvetle, akşam karanlığı çökerken, Yenice Sivrisi’nin güneyi ve Yenice köyünün oturduğu yerden Köke köyü önündeki tepeciklerde kuşatma altındaki Rum birliğine doğru at sürmüştür.

8- Öncülere kavuşan Manuel, geceden istifadeyle kaçmak istemiş, ama askerlerinin hakareti üzerine fikrinden vazgeçmiş ve Sultan’a elçi göndermiştir. Sultan, antlaşma şartlarını [100 bin altın, 100 bin gümüş harp tazminatı ile harbin sebebi sayılan Kemer Boğazı garbındaki Subleon/ Khoma ve Eskişehir kalelerinin yıkılması] hâvî antlaşma metnini Manuel’e göndermiş, Manuel antlaşma metnini okumadan imzalamıştır.

9- Neticede Köke köyü önünde, kuşatma altında bulunan Bizans askerine hiçbir zayiat verdirilememiştir.

10- Sabah olunca Manuel, Bizans ordusunun imha edildiği yoldan dönmek ve yakınlarının akıbetini görmek istemiş; ancak o yol, ceset dolu olduğu için Türk rehberler, imparator Manuel ve kalan ordusunu, geldiği yoldan, yâni harp alanı dışındaki Yenice köyünün oturduğu yerden götürmüşlerdir. Bu durumu bilmeyen Khoniates, “harp alanını görmemek için başka bir yoldan dönmek istedi” diye Manuel’e iftira atmıştır.

11- Su kaynakları ve kuyuların pisletilmesi de Khoniates’in bir iftirasıdır. Çünkü harp alanında bulunan dokuz kuyu, Türk topraklarında olup, bu kuyulara Türkmenlerin kendilerinin ihtiyacı vardır. Suları coşkun çay ve Menderes ise kirletilmesi mümkün olmayacak kadar büyük sulardır. Tarihî coğrafyadan bîhaber bir grup tarihçi, “Türkler, su kuyularını arsenikle zehirlediler” der [bk. Savaşın Efsaneleri Belgeseli]. Bağnaz bir Ortodoks olan Khoniates, Türkler, “kimlikleri bilinmesin diye ölülerin erkeklik organlarını kestiler” der ki, bu da bir iftiradır.

12- Harp, Saat 14 sularında başlamış 18 sularında son bulmuştur. Bu sürede erkeklik uzvu kesecek kadar bir zaman bile yoktur. Tarihçi Niketas Khoniates, Türkleri kendileri gibi sanmaktadır.

13- Manuel, Türk topraklarına girer girmez savaş naraları işitilmeye başladı der ki, hudut, Menderes, büyük ve derin el-Battal, Sangarios vs. gibi daha birçok adı kaydedilen Kemer Boğazı’ndaki ırmaktır.

14- Kinnamos, “Manuel, Laodikya ve Menderes bölgelerine yolculuk yaptı der” ki, zikredilen Laodikya Eğirdir, Menderes ise iki göl arasındaki ırmaktır.

15- Khoniates’in Tzybritze [eserin Latincesi Clisura Zybrize, Fransızcası Sybrize] dediği yer, Yenice Sivrisi’dir.

16- İbn Hordazbih ve el-İdrîsî, “Rabaz-ı Konya 15 mil el-Alemeyn [Hısnu’l-Meclis] 20 mil Ābrū Mesmâne [Endosyâne] 24 mil Ammûriye şeklinde bir yol verirler. Süryani Mihail’in Konya dediği, malûm Konya değil, Köke köyüne 25 mil [37 km, bir gündüzlük] mesafedeki Rabaz-ı Konya, Yalvaç-Manarga/ Dedeçam köyüdür. El-Alemeyn Kötürnek, Ābrū Mesmâne [Kutsal ırmak geçidi] Kemer Boğazı, Ammûriye ise Uluborlu’dur. Masal anlatmayalım ve şöyle bir hesap yapalım: Kötürnek ile Kemer Boğazı arasındaki 20 milden, Manuel’in dediği yürüyüş kolundaki ordu uzunluğu 10 mili düşersek, geriye 10 mil [15 km, üç saat mesafe] kalır ki, Sultan Kötürnek köyünde demektir. Rahmetli babam, “oğlum, bizim köyü kuran kötürüm bir adammış, onun için köyün adı Kötürnek olmuş” derdi.

17- 3. Haçlı seferinde Firederik, göl [Hoyran] yanından [Kayaağzı] görünen ve üç Mayıs günü geçmek istediği, Manuel’in hezimete uğradığı geçide girmemek için, Manuel’in hep kullandığı via regia’dan [kıraliyet yolu] sola saptı; Bozdurmuşbeli’ni aşıp, üç Mayıs akşamı Oynan [Eumeneia] ovasına indi. Bu olay, nokta olarak Yenice Sivrisi’ne işaret eder. Firederik, 01 Mayıs akşamı Uluborlu [Sozopolis] önü, 02 Mayıs akşamı da Kayaağzı’nda gecelemiştir.

18- Ermeni Simbad’ın Meltinis [Malatyalı] kalesi dediği, Kemer Boğazı’ndaki Miryokefalon kalesidir. Kemer Boğazı’ndaki nehre büyük, derin el-Battal [Malatyalı] dendiği gibi, kaleye de Meltinis [Malatyalı] denilmiştir.

19- Ebû’l-Ferec’in Bet Toman [Beth Thoma] dediği yer, iki tepeli Yenice Sivrisi’dir [bk. Madalyon resminin tura yüzü]. Zira havari Thomas, ikiz olup, Pahimeris, Yenice Sivrisi için iki tepe kalesi anlamında Yunanca Didyma der.

Böylece harp yerine dair bilgi veren yedi kaynak, Kemer Boğazı, Yenice Sivrisi, Köke, Kötürnek ve Manarga köyleri, Hoyran ve Eğirdir gölleri, iki göl arasındaki nehir, Marsyas suyu ve Laodikya’ya [Eğirdir] işaret ederler.

20- Birçok tarihçi, Manuel Uluborlu’dan geçtiği hâlde Uluborlu adı niçin zikredilmedi der? Zira Uluborlu yerine onun ovası Lampis zikredilmiştir. Birçok tarihçi de Manuel’i, Honaz, Acıgöl kıyısı, Dinar ve Çivril-Homa [Gümüşsu] şeklinde yanlış yürütür. Hâlbuki Manuel, Honaz, Baklan, Sundurlu, Homa [Gümüşsu], Dinar ve Uluborlu şeklinde yürümüştür. Kelene’yi [Kelainai] Dinar’a yerleştirmek tarihçiyi yanıltmıştır. Her yanı dik bayır Kelene Hisarı [Arrianos, 1945: 66], Yenice Sivrisi’dir. Buna kıyasla Batı Anadolu tarihi külliyen yanlıştır diyebiliriz; diyebilirsiniz.

.

Ramazan Topraklı, dikGAZETE.com

Kaynaklar

Arrianos (1945): İskender’in Anabasisi, Tercüme: Hayrullah Örs, Maarif Matbaası-İstanbul.

Topraklı, Ramazan (2021): Miryokefalon’un Yeri: Isparta, Gözden geçirilmiş 3. Baskı, Sistem Ofset-Ankara.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Prof.Dr.Kamil Ufuk Bilgin
Prof.Dr.Kamil Ufuk Bilgin 4 hafta önce
Ramazan bey, Eğirdir Gölü'nün 8 Asır önceki (2 göl) halini de ipucu vererek, Savaş yerini netleştirmistir ve bu savaş Haçlı Ordusuna karşı Türklerin ilk büyük zaferidir. Batı Anadolu'daki (Selcuklu) Türklerinin varlığı ve gücünü pekiştirmiştir. Bu konuyu tarihi Coğrafya uzmanı R.Topraklı'nın, Tarih TV'de kamuoyuna açıklaması yerinde bir girişim olur.
Halil Korkmaz
Halil Korkmaz 4 hafta önce
Sağ olsunlar Topraklı Miryokafolon savaşıyla ilgili araştırmalara beni de çağırma inceliği ve nezaketi gösterdi.
Miryokefalon araştırmaları bana ve benim bilgi hazineme çok şey kattı.

Bu araştırmalar sonunda belki de 800 yılda yazılanlar kadar, Topraklı ve çevresindeki değerli insanlar yazı yazdı.
Belki de bir akademisyen olmadığından, Sayın Topraklı aşırıya kaçan tepkiler verebildiği için, toplantıya çağrılmadığı isabetli olmuş diye düşünüyorum

Ortada 19 yıllık bir emek, çaba, gayret var.
Şimdi söz muhalif olanların olmalı. Ve nasıl ki, Topraklı kendinden öncekilerin Miryokafolon Savaşı ile ilgili yazdıklarını yerden yere vurdu veya övdüyse eleştirilme, teraziye çıkma ve tartılma sırası şimdi Topraklı'da.
Topraklı'nın yazdıklarını Topraklı veya onun ekibi savunur veya yererse pek bir anlam taşımaz.
Önemli olan, ona uzak olanların onun yazdıklarını eleştirmesi veya övmesidir.

Gerçekler ancak böyle ortaya çıkar.
Ramazan Topraklı
Ramazan Topraklı 4 hafta önce
Sayın Köymen, bu eleştirinin bir samimiyetin ifadesi ve benim iyiliğimi isteyen birine ait olduğunu düşündüğüm için çok teşekkür ederim. “Belden aşağı vurmak” sözünüze katılmıyorum. Benim fikrime katılmadıkları için değil, 130 yıldır yanlış bir tarihî coğrafya ve tarih dolaşımına izin verdikleri için, üzülüyor ve tarihçiye kızıyorum. Hâlâ bir Kıral Yolu güzergâhı ve Bizans Askerî Yolu güzergâhı tesbit edilemez mi? Bir bilim adamının doğruyu ve gerçeği aramak gibi bir gayesi olmayacak mı? Belki bu hâl dolayısıyla birilerini istemeden kırdıysam özür dilerim. Sizin gösterdiğiniz bu hassasiyeti, bugüne kadar başkaları niçin göstermedi; siz de, oturun bunu düşünün lütfen. Kırıcı sözler ettimse tekrar tekrar özür dilerim. Lütfen onları samimiyetime veriniz ve görmezden geliniz. Aha geldim, aha gidiyorum. Göller yöresinin “Ey serenler, serenler; işte de ben gidiyorum; mamur olsun örenler” duasıyla sizleri selamlıyorum. Sizler ve gelecek şen olsun.
Ender Köymen
Ender Köymen 4 hafta önce
Ramazan bey sizi çağırmamaları isabet olmuş. Hiç düşündünüz mü neden çağırmıyorlar? Çünkü iddanıza muhalif olan herkesi belden aşağı vurmak da dahil, kaba ve nahoş bir üslupla saldırıyorsunuz. Tarihçi değilim diyor sonra tarihçileri sırf sizinle aynı görüşte değil diye yerden yere vuruyorsunuz. Herkes sizinle aynı fikirde olmak zorunda mı? Bir oturun düşünün