<h3><span><strong>HAKKI İNKÂR AHMAKLIĞIN TA KENDİSİDİR</strong> </span></h3> <div><strong>Kâfir</strong> nedir, <strong>kâfir</strong> kimdir?</div> <div><strong>Kâfir</strong> hakikati örtendir, <strong>hakkı</strong>/<strong>hakikati</strong> gizleyendir.</div> <div><strong>İnkârcı</strong> kimdir?</div> <div><strong>Münkir,</strong> hakikati kabul etmeyendir, reddedendir.</div> <div><strong>Kâfir,</strong> hakikati bile bile gizler. <strong>Münkir,</strong> aklen yetersiz olduğu için hakikatin varlığını göremez.</div> <div><strong>Münkir,</strong> esasen bilgi ve zekâ bakımından yetersizdir. Bu yetersizlik dolayısıyla eğriyi doğrudan ayırt edemez, aynı zamanda, <strong>varlıklar</strong> ve <strong>nesneler</strong> hakkında <strong>doğru</strong> <strong>hükümler</strong> veremez. Bunlar arasındaki bağlantıyı kavrayamaz.</div> <div><strong>Kâfir,</strong> hepsini bilir ama <strong>yanlışta</strong> <strong>bilerek</strong> <strong>ısrar</strong> eder.</div> <div>Biz şunu savunuyoruz: <strong>Yüce Allah'ın varlığı</strong> gün gibi aşikârdır, hiçbir şekilde reddedilmesine dair bir <strong>delil</strong> bulunamaz. Aksine bir düşünce savunulamaz.</div> <div><strong>Maddenin</strong> hareketi, <strong>cisimlerin</strong> birbirleriyle olan bağlantısı, <strong>birbirlerine</strong> <strong>tesiri,</strong> varlıkların, şaşmaz bir şekilde hareketi insan tarafından <strong>tasavvur</strong> edilemeyecek bir gücün açık belirtisidir.</div> <div>Dolayısıyla gerçek <strong>akıl</strong> <strong>sahipleri</strong> bu bağlantıyı ayırt eder, bunun arkasındaki <strong>esas</strong> <strong>gücün</strong> kim olduğunu <strong>hakkıyla</strong> <strong>takdir</strong> eder.</div> <div>Bugün <strong>fizik</strong> ve <strong>kuantum</strong> <strong>fiziğindeki</strong> gelişmeler, elementlerin yapısı, bunları meydana getiren <strong>atomlar</strong>, <strong>atom</strong> ve <strong>parçacık</strong> <strong>fiziğinde</strong> yapılan araştırmalar sonucunda <strong>insan</strong> <strong>bilgisi,</strong> yepyeni bir noktaya gelmiştir.</div> <div><strong>Kâinatı</strong> <strong>anlama</strong> ve <strong>sırlarına</strong> <strong>vakıf</strong> <strong>olmada</strong> yeni bir aşamaya geçmiştir.</div> <div>Eski <strong>Yunan</strong> âlimlerinin söylediği şu idi; <strong>madde</strong> parçalanamaz bölünemez zannedilen en küçük parçacıklardan meydana gelmiştir. Bu parçacıklara da <strong>atom</strong> adı verilmektedir.</div> <div><strong>İlk</strong> <strong>çağlardaki</strong> bir âlimin eline bir avuç <strong>toprak</strong> alıp bunu bir <strong>çekiç</strong> vasıtasıyla <strong>parçalaması</strong> ya da <strong>havanda</strong> <strong>dövmesi</strong> sonucunda <strong>toz</strong> dediğimiz küçük parçacıklara bölünmektedir.</div> <div>O zamanın âlimleri bu <strong>parçacıkların</strong> daha da ufalanmayacağı sonucuna varmışlardı.</div> <div>Buna da <strong>atom</strong> adını vermişlerdi.</div> <div><strong>2000</strong> <strong>sene</strong> boyunca <strong>insanlık,</strong> <strong>atomların</strong> <strong>bölünemeyeceğini</strong> zannetmişti.</div> <div><strong>Taneciklerden</strong> meydana gelmiş <strong>toprak</strong> <strong>yığını</strong> sanmıştı.</div> <div>Daha <strong>20. yüzyıl</strong> başlarına kadar bu <strong>yanlış</strong> <strong>bilgi</strong> devam etmiş hatta <strong>Dalton'un</strong> <strong>atom</strong> <strong>teorisi,</strong> maddenin atomlardan oluştuğunu ve bunların nihai olarak bölünmeyecek en küçük parçacıklardan meydana geldiğini savunuyordu.</div> <div>Tıpkı <strong>Aristo’nun</strong> <strong>bütün</strong> <strong>kâinatın</strong>, <strong>dünyanın</strong> <strong>etrafında</strong> döndüğünü sanması gibi...</div> <div><strong>Parçacık</strong> <strong>fiziğindeki</strong> ilerlemeler, bunun böyle olmadığını ortaya çıkarttı.</div> <div>Bir de bakıldı ki; <strong>atomlar</strong> merkezde bir <strong>çekirdek</strong> etrafında dönen <strong>elektronlar</strong>, çekirdeğin bünyesinde ağırlığı olan ve olmayan <strong>nötron</strong>, <strong>proton</strong> ve <strong>pozitronlardan</strong> meydana geliyor.</div> <div>Ve bunlar arasında o derece <strong>büyük</strong> <strong>boşluklar</strong> var ki <strong>elektronlar,</strong> bu <strong>çekirdeğin</strong> etrafında dönerek bir <strong>kabuk</strong> meydana getiriyor ve bu <strong>kabuk,</strong> <strong>parçalanamaz</strong> <strong>zannettiğimiz</strong> <strong>atomları</strong> oluşturuyor.</div> <div><strong>Çekirdekteki</strong> parçacık sayısı arttıkça <strong>farklı</strong> <strong>farklı</strong> <strong>elementlere</strong> dönüşüyordu. <strong>Fiziki</strong> ve <strong>kimyevi</strong> özellikleri değişiyordu.</div> <div>Uzun yıllar <strong>atomu</strong> meydana getiren bu <strong>parçacıkların</strong> nasıl bir şey olduğunu anlamak üzerine yoğunlaştık.</div> <div>Aaa bir de baktık ki; bu <strong>parçacıklar</strong> da <strong>daha</strong> <strong>alt</strong> <strong>küçük</strong> <strong>parçacıklarından</strong> oluşuyor.</div> <div>Buradaki fizik kanunları, <strong>kuantum</strong> <strong>yasalarına</strong> göre işliyordu.</div> <div>Bu yasalar da <strong>sabit</strong> değildi.</div> <div>Peki, bu <strong>parçacıkların</strong> <strong>kaynağı</strong> neydi, bu <strong>parçacıklar</strong> nasıl meydana geliyordu?</div> <div>İşte <strong>parçacık</strong> <strong>fiziği</strong> üzerindeki yoğunlaşmadan sonra şu anlaşıldı ki; <strong>madde</strong>; dalgaların birbirlerine çarpmasıyla küçük <strong>kum</strong> <strong>tanelerine</strong> benzer, <strong>kuark</strong> adını verdiğimiz parçacıklardan oluşuyordu.</div> <div>Bu <strong>kuarklar</strong> (1) her istikametten gelen sonsuz sayıdaki dalganın birbirine çarpmasıyla <strong>tümsek</strong> <strong>benzeri</strong> bir yapı oluşturuyor.</div> <div>Bu yapıların birbirleriyle <strong>kaynaşması</strong> neticesinde <strong>kuark</strong> dediğimiz parçacıklar oluşuyor.</div> <div><strong>Kuarklar</strong> birbirleri ile birleşerek <strong>nötron</strong>, <strong>proton</strong> <strong>elektronlar</strong> oluşturuyor.</div> <div>Bunlardan da <strong>atom</strong> oluşuyor.</div> <div>Peki, <strong>maddenin</strong> <strong>kaynağı</strong> olan <strong>atom</strong> neden meydana geliyordu?</div> <div>Her yönden esen rüzgâr gibi dalgaların birbirine çarpmasıyla <strong>kuarklar</strong>, <strong>kuarklardan</strong> <strong>atomlara</strong>, <strong>atomlardan</strong> <strong>elementlere</strong> ulaşan bir yapı oluşturuyor yani <strong>varlık</strong> <strong>âlemi</strong> başlıyordu.</div> <div>O halde <strong>varlık</strong> <strong>âlemi</strong> neymiş?</div> <div>Her noktadan her yönden esen <strong>sürekli</strong> <strong>dalga</strong> imiş!</div> <div><strong>Varlık</strong> <strong>âleminin</strong> <strong>başlangıç</strong> <strong>noktası</strong> nedir?</div> <div><strong>Dalga</strong>…</div> <div><strong>Radyo</strong> <strong>dalgası</strong> gibi yayılan bu <strong>dalga,</strong> <strong>verici</strong> <strong>istasyon</strong> olmadan mümkün olabilir mi?</div> <div>Sürekli <strong>esebilir</strong> mi?</div> <div>Bu <strong>dalgayı</strong> meydana getiren <strong>yokluk</strong> <strong>âlemi</strong> midir?</div> <div><strong>Yokluk</strong> <strong>âlemi,</strong> kendiliğinden <strong>sürekli</strong> <strong>esen</strong> <strong>bir</strong> <strong>dalga</strong> meydana getirebilir mi?</div> <div>Gelen bu <strong>dalgalar</strong>, aşama aşama bir <strong>düzen</strong> meydana getirebilir mi?</div> <div>Çünkü <strong>varlığı</strong> meydana getiren şey, her noktadan her yönden esen <strong>sonsuz</strong> sayıdaki <strong>dalga</strong> hareketidir.</div> <div><strong>Dalga</strong> <strong>hareketi</strong> bir <strong>üfleyen</strong> olmazsa ve <strong>üfürenin</strong> <strong>devamlı</strong> <strong>üfürmesi</strong> olmazsa olmaz.</div> <div><strong>Üfüren</strong> <strong>dalga</strong> olmazsa bu dalgalanma olmayacak ve madde meydana gelmeyecektir.</div> <div>Şimdi bu <strong>üfürülme</strong> meselesini ele aldığımız zaman şunu görüyoruz.</div> <div>Yani <strong>maddeyi</strong> meydana getiren <strong>dalga,</strong> her istikametten ve her noktadan birbirine çarparak <strong>kabarcıkları</strong> meydana getiriyor, onlar da <strong>maddeleri</strong> meydana getiriyor ve <strong>birbirini</strong> <strong>iterek</strong> sürekli genişliyor.</div> <div>Yani <strong>maddenin</strong> <strong>var</strong> <strong>olma</strong> <strong>sürecini</strong> meydana getiren <strong>genişleme,</strong> mekân oluşturarak <strong>uzayı</strong> da meydana getiriyor, yani <strong>madde,</strong> <strong>kendi</strong> <strong>boşluğunu</strong> da meydana getirerek genişliyor.</div> <div><strong>Varlık,</strong> <strong>sürekli</strong> <strong>yaratılarak</strong> mekânını ve yerini genişletiyor, değiştiriyor.</div> <div>Bu <strong>var</strong> <strong>olma</strong> fiili süreklidir.</div> <div><strong>Mekân,</strong> sürekli var edilerek genişletiliyorsa onu <strong>var</strong> <strong>eden</strong> zat mekânın dışındadır.</div> <div>Dolayısıyla <strong>mekânı</strong> ve <strong>yeri</strong> olmayan bir <strong>zat</strong> tarafından bu <strong>var</strong> <strong>etme</strong> <strong>süreci,</strong> <strong>sonsuz</strong> sayıda tekrarlanmaktadır.</div> <div>Buradan anlıyoruz ki; <strong>o yaratıcının</strong> kendisinin bir <strong>mekânı</strong> yoktur ve <strong>O</strong>, mekândan münezzehtir.</div> <div><strong>O</strong>, bütün mekânların dışındadır.</div> <div><strong>Mekânları</strong> sürekli var ederek yaratmaktadır.</div> <div><strong>O’nun</strong> yaratması durduğu an, yani <strong>kâinatı</strong> meydana getiren <strong>dalga</strong> kesildiği andan itibaren <strong>kâinat,</strong> kendi içerisinde <strong>çökerek</strong> dökülür. Çünkü <strong>O, sürekli</strong> var edendir. Çünkü <strong>O, </strong>yarattıklarına benzemeyendir.</div> <div>Dolayısıyla maddenin <strong>kadim</strong> olmadığını, <strong>sürekli</strong> <strong>yaratıldığını,</strong> <strong>yaratılanların,</strong> <strong>dalga</strong> adını verdiğimiz <strong>hiçlikten</strong> oluştuğunu, <strong>o yüce</strong> <strong>zatın,</strong> hiçbir zaman <strong>yarattıklarına</strong> benzemeyeceğini anlamış bulunuyoruz.</div> <div><strong>O’nun</strong>, <strong>sürekli</strong> <strong>dalga</strong> göndererek <strong>yarattığı</strong> <strong>kâinatın,</strong> madde ve mekânını mütemadiyen ayakta tuttuğunu, <strong>O ezeli</strong> ve <strong>ebedi</strong> olmazsa <strong>kâinatın</strong> mümkün olamayacağını, bütün bu <strong>kâinatın</strong> <strong>dışında</strong> kalarak <strong>yarattığını</strong> <strong>ilmen</strong> görmüş bulunuyoruz.</div> <div>Dolayısıyla <strong>O’nun</strong> cevheri; yoklukla, yoktan var edilenle asla mukayese edilemeyecek bir cevherdir.</div> <div><strong>Yüce</strong> <strong>Allah'ın,</strong> yarattıklarına <strong>benzememe</strong> <strong>sıfatı,</strong> yoklukla mukayese edilememezlik niteliğinden gelmektedir.</div> <div><strong>Maddenin</strong> <strong>özünü</strong> oluşturan <strong>sonsuz</strong> ve <strong>sınırsız</strong> sayıdaki <strong>dalga,</strong> kesintiye uğradığı andan itibaren <strong>varlık</strong> <strong>âlemi</strong> yok olur. <strong>Zahiri</strong> <strong>âlem</strong> ortadan kalkar.</div> <div><strong>Varlık</strong> <strong>âleminin</strong> <strong>varoluşu</strong>, onu yaratanın başlangıcının ve sonunun olmamasından kaynaklanmaktadır.</div> <div><strong>Varlık</strong> âleminin <strong>yaratılma</strong> <strong>fiziği</strong> gösteriyor ki; şayet <strong>başka</strong> <strong>tanrılar</strong> olsa, başka <strong>müdahale</strong> <strong>eden</strong> <strong>varlıklar</strong> olsa, <strong>kâinatı</strong> meydana getiren <strong>dalga</strong> <strong>yapımına</strong> çeşitli yönlerden müdahale olur ve <strong>varlık</strong> <strong>âlemi</strong> mümkün olmaz.</div> <div><strong>O</strong> olmazsa varlık olmaz.</div> <div><strong>Varlığın</strong> <strong>varlığı</strong> tamamen <strong>O’nun</strong> <strong>iradesine</strong> ve <strong>O’nun</strong> <strong>kudretine</strong> bağlıdır.</div> <div><strong>O</strong>, sonsuz <strong>kuvvet</strong> ve <strong>kudret</strong> sahibidir.</div> <div>Zamandan ve mekândan münezzehtir, <strong>yarattıklarına</strong> benzemeyendir.</div> <div>İlk yaratıldığı andan itibaren <strong>kâinatın</strong> kaç milyar ışık yılı mesafesine kadar genişlediğini anlamakta büyük bir acizlik içerisinde bulunuyoruz.</div> <div><strong>O’nun</strong>, “<strong>kâinat</strong>, yani <strong>yer</strong> ve <strong>gök</strong> hepsi bir aradaydı onu birbirinden ayırdık, sürekli genişletiyoruz” demesinden sonra <strong>anladık</strong> ki gerçekten <strong>kâinat</strong> genişliyor.</div> <div><strong>Göğe</strong> başımızı kaldırıp, baktığımız zaman <strong>bulut</strong> şeklinde görünen <strong>yıldızların</strong> <strong>yıldız</strong> olmadığını onların <strong>Samanyolu</strong> gibi <strong>başka</strong> <strong>samanyolları</strong> olduklarını anladık.</div> <div>Bugünkü ölçümlere göre <strong>kâinatın</strong> <strong>yarıçapının</strong> <strong>46 milyar ışık yılı</strong> olduğunu ve <strong>O’nun</strong> bize bildirdiği “<strong>Rabbinin yarattıklarını sayamazsınız</strong>” ayetinin tecellisi olarak <strong>8 trilyon tane Samanyolu</strong> olduğunu tahmin ediyoruz.</div> <div>Her <strong>samanyolunda</strong> <strong>100</strong> <strong>milyar</strong> ile <strong>1 trilyon arası yıldız</strong> olduğunu, her <strong>yıldızın</strong> yörüngesinde <strong>yüzlerce</strong> <strong>gezegen</strong> <strong>döndüğünü</strong> öğrenmiş bulunuyoruz.</div> <div>Dolayısıyla bu <strong>yaratılanları</strong> <strong>saymamızın</strong> mümkün olmadığını anlamış bulunuyoruz.</div> <div><strong>Uzayın</strong> en derin yerlerinde ne olduğunu, <strong>ışık</strong> ve <strong>sinyallerinin</strong> zayıflayarak bize kadar gelmediğini <strong>nereye</strong> <strong>kadar</strong> <strong>uzandığını</strong> bilmediğimizi görüyoruz.</div> <div><strong>Yıldız</strong> ve <strong>gezegenlerin</strong> sayısını <strong>matematik</strong> bilgimize göre sayamayacağımız kadar bir <strong>acizlik</strong> <strong>içerisinde</strong> bulunuyoruz.</div> <div>Hatta kendi <strong>güneş</strong> <strong>sistemimizin</strong> çekim alanı içinde bulunan <strong>gezegen</strong> sayısını, kimin <strong>hangi</strong> <strong>yörüngede</strong> döndüğünü bile bilmiyoruz.</div> <div>Onları <strong>yaratan</strong> zatın, bütün bunları <strong>saniye</strong> <strong>sekmeden</strong> bir <strong>düzen</strong> <strong>içinde</strong> döndürdüğünü/gezdirdiğini gözlerimizle görüyoruz.</div> <div><strong>Kendimizi</strong> ve aczimizi görmeden şımarıp duruyoruz.</div> <div><strong>Kâinatta,</strong> <strong>Dünyamızın</strong> bir <strong>nokta</strong> büyüklüğünde bile olmadığını açıkça görüyoruz.</div> <div>Biz de bu <strong>varlık</strong> <strong>âleminde,</strong> <strong>karınca</strong> <strong>kadar</strong> bile bir yer işgal etmiyoruz.</div> <div>Bugün ben, gençlerimizin <strong>kâinatın</strong> <strong>yüce</strong> <strong>yaratıcısını</strong> <strong>idrak</strong> <strong>edememesinden</strong> derin bir üzüntü duyuyorum. </div> <div>Neden <strong>ateist</strong>, <strong>deist</strong> oluyorlar?</div> <div><strong>Neden</strong> gençlerimize <strong>Yüce</strong> <strong>Allah'ın</strong> <strong>sonsuz</strong> <strong>kudretini,</strong> <strong>atom</strong> <strong>fiziğinden</strong> başlayarak izah etmiyoruz.</div> <div><strong>Neden</strong> onların <strong>yüce</strong> <strong>Allah'ı</strong> görür gibi <strong>inanmasına</strong> hizmet etmiyoruz?</div> <div><strong>Neden</strong> gençlerimize <strong>hakikat</strong> <strong>ilmini</strong> öğretmiyoruz?</div> <div><strong>Neden</strong> öğrendiğimiz <strong>fizik</strong> ve <strong>kimya</strong> bilgisini <strong>hakikat</strong> <strong>ilminin</strong> <strong>ifadesinde</strong> kullanmıyoruz?</div> <div>Eğer gençlerimize <strong>hakikati</strong> <strong>öğretmezsek</strong> ağır bir sorumluluk içerisinde kalacağımız ve <strong>ahirette</strong> de bunun <strong>hesabını</strong> veremeyeceğimizi neden düşünmüyoruz?</div> <div><strong>Allah'ın</strong> <strong>zatı</strong> ve <strong>varlığı,</strong> derinlemesine düşündüğünüz zaman <strong>güneş</strong> <strong>gibi</strong> açıktır ve kesindir.</div> <div><strong>O’nu</strong> görmek, <strong>gören</strong> <strong>gözlerin</strong> işidir, <strong>aklen</strong> görenlerin kabiliyetidir.</div> <div><strong>O’nu</strong> görmek, <strong>yüksek</strong> <strong>aklın</strong> marifetidir.</div> <div><strong>Ahmaklar</strong> asla <strong>gözlerinin</strong> <strong>haricindeki</strong> organlarla göremezler, yokluktan (yani sürekli yaratılan) meydana gelen organlarla <strong>O’nu</strong> <strong>görmenin</strong> imkânsız olduğunu anlayamazlar.</div> <div>Esas görgünün, <strong>akılla</strong> <strong>görmek</strong> olduğunu, <strong>asıl</strong> <strong>görmenin</strong> ve <strong>hüküm</strong> <strong>yürütmenin,</strong> <strong>aklen</strong> <strong>mümkün</strong> alacağını düşünemezler.</div> <div><strong>Varlığı</strong> aklen görmek <strong>hakikat</strong> ilmidir.</div> <div><strong>Aklen</strong> <strong>görmek,</strong> matematik analizinde <strong>ihtisaslaşmak</strong> gibidir, çarpım tablosunu ezberlemeyen, çıkarma-toplama bilmeyen bir matematikçinin <strong>binom</strong> <strong>formülünü</strong> kavraması mümkün değildir.</div> <div><strong>İnkâr</strong>, bilgi ve akıl yetersizliğinin en açık delilidir.</div> <div><strong>İnkâr,</strong> bilgi yetersizliğinden kaynaklanırsa düzeltilebilir, <strong>akıl</strong> <strong>eksikliğinden</strong> kaynaklanırsa asla düzeltilemez.</div> <div><strong>Bilgi</strong> <strong>eksikliğinden</strong> kaynaklanan <strong>inkârı</strong> <strong>düzeltmeye</strong> mecburuz.</div> <div><strong>Akıl</strong> <strong>eksikliğinden</strong> ve <strong>kibirden</strong> kaynaklanan <strong>inkârı</strong> düzeltemeyiz.</div> <div>Bu nedenle <strong>ahmaklığın</strong> en açık belirtisi <strong>hakkı</strong> inkârdır. <strong>İnkâr</strong> da cezasız değildir!</div> <h3><strong>YARATICININ VARLIĞI’NIN FİZİK KURALLARINA GÖRE AŞİKÂRLIĞI</strong></h3> <div></div> <div>Parçacık fiziği <strong>kuarkların</strong> deniz kumu gibi sınırsız sayıda çok ve hiçbiri birbirine benzemeyen parçacıktan meydana geldiğini gösterdi. Yukarıdaki tablo, Wikipedi’adan alınmıştır. Dalgaların çarpışması sonucu olan sınırsız çeşitlilikte atom altı parçacıkları göstermektedir.</div> <div><strong>Patlama,</strong> aşağıdaki resimlerdeki gibidir.</div> <div></div> <div></div> <div>Bu <strong>patlamaların,</strong> art arda ve <strong>sınırsız</strong> sayıda tekrar ederek <strong>devam</strong> <strong>ettiğini</strong> düşünelim; Bu <strong>patlamalar</strong>, aşağıda ve yukarıda gösterilen patlama misali gibi <strong>dalgalar</strong> tarafından gerçekleştirildiğini görüyoruz.</div> <div><strong></strong></div> <div><strong>Karşılıklı</strong> <strong>patlamaların,</strong> birbirini söndürme ve tesirini azaltma etkisi vardır. <strong>Patlayan</strong> <strong>cisim</strong>, etrafa dağılır, yayılır.</div> <div><strong>Kâinat,</strong> bir patlama sonucunda genişlemekte ve etrafa doğru yayılmakta dağılmaktadır.</div> <div>Günümüzde <strong>astronomi,</strong> büyük patlamayı kesinlikle ispatlamıştır. Hatta <strong>büyük</strong> <strong>patlamanın</strong> fon radyasyonun yayılımı TV’lerimizde her zaman izlenebilmektedir.</div> <div><strong>Sinyal</strong> ve <strong>dalga,</strong> sınırsız noktadan değişik şiddetlerde çıkarak birbirine yapışmakta, <strong>maddenin</strong> <strong>aslı</strong> olan <strong>atom</strong> <strong>altı</strong> <strong>parçacıkları</strong> meydana getirmektedir.</div> <div></div> <div>Dalganın temsili yayılma şeması…<strong></strong></div> <div></div> <div><strong>Radyo</strong> <strong>dalgalarının,</strong> merkezden çevreye doğru çıkışı ve genişlemesi, aşağıdaki resimde sonsuz noktadan fırlayan dalgaların birbirine çarpması ve yapışması sonucu madde zerrelerinin oluşması (yani atom altı parçacıkların doğuşu)…</div> <div></div> <div>Şimdi şu <strong>soruyu</strong> <strong>sormak</strong> hakkımızdır: Bir <strong>istasyon</strong> olmadan, bir <strong>elektrik</strong> akımı olmadan <strong>dalga</strong> <strong>yayımı</strong> mümkün mü?</div> <div><strong>Dalganın</strong> olması için onun <strong>sürekli</strong> <strong>sıkılması</strong> lazımdır. Denizin <strong>devamlı</strong> <strong>çalkalanması</strong> lazımdır. Bu da <strong>yaratan</strong> olmadan mümkün değildir.</div> <div>.</div> <div><strong>Suat Gün, dikGAZETE.com</strong></div> <div>(1) https://tr.wikipedia.org/wiki/Atomalt%C4%B1_par%C3%A7ac%C4%B1k</div> <div></div> <div> </div> <div> </div>