<div>Ünlü bir fıkra vardır; <strong>Osmanlı</strong> devrinde yanlışlıkla <strong>Hoca</strong> zannedilip <strong>Cenaze</strong> namazında <strong>imam</strong> yapılan ünlü ayyaş <strong>Bekri</strong> <strong>Mustafa</strong>, cenazenin kulağına eğilip, “orada sana dünya ahvali sorulursa, Bekri Mustafa Ayasofya’ya imam oldu dersin, gerisini anlarlar” demiş. Bizimki de o hesap; “<strong>ülkenizde</strong> <strong>neler</strong> <strong>oluyor</strong>” diye sorulunca; son olarak <strong>İçişleri</strong> <strong>Bakanı</strong> seçime ‘<strong>darbe’</strong> demiş derseniz, gerisini anlarlar.</div> <div>Daha neler, neler var, ama gerçekten gerisini anlatmaya gerek yok. “<strong>AK Parti, bu seçimi kazanırsa bir daha seçim yapmaz</strong>” diyenlere, “<strong>yok artık, unutmayın bu parti kendisine karşı onca baskıya rağmen seçim kazanarak iktidara geldi ve bunca yıl iktidarda kaldı</strong>” diye itiraz eden biriyim. Ama, mevcut iktidarın <strong>seçim</strong> <strong>söylemleri</strong> bu tür iddiaları ciddiye almayı gerektiren bir hal aldı, durum vahim.</div> <div>Tam da bu nedenle, doğrusu üzümün çöpü, armudun sapı var ama, hala Millet İttifakına oy vermek konusunda ‘üzümün çöpü, armudun sapı’ diye olmazlanma lüksümüz yok diye yazıp duruyorum. Hal böyle iken İttifakın sağ kanadından, “<strong>Kılıçdaroğlu’na oy vermek için tabanımızı tam olarak ikna edemedik</strong>” türünden laflar neyin nesi?</div> <div>Her şeyden önce, daha önce seçime girip, <strong>tabanı</strong> <strong>olup</strong> <strong>olmadığı</strong> <strong>sınanmamış</strong> bir siyasi liderin listesinden, seçime girdiği ittifaka ikna edemediği seçmeni zaten <strong>kendi</strong> <strong>tabanı</strong>, <strong>seçmeni</strong> saymaması gerek.</div> <div>Veya “<strong>tabanımız var ama bize oy vereceklerin bir kısmı Kılıçdaroğlu’nun adaylığı yüzünden oy vermeyecek</strong>” demeye getiriliyorsa, o zaman <strong>İttifak</strong> dışında kalarak <strong>muhalafet</strong> yapın, hiç olmazsa <strong>iktidar</strong> <strong>ittifakına</strong> karşı başka bir alternatifi devreye sokun demek lazım.</div> <div>Nerden baksanız tutarsızlık, ama tam da <strong>seçim</strong> <strong>arefesinde</strong> kötü haber!</div> <div>Diğer taraftan, sonunda <strong>Millet</strong> <strong>İttifakının</strong> “<strong>Kürtlerle yakın durmayalım, iktidara koz vermeyelim</strong>” ihtiyatını aşması, seçime <strong>Yeşil ve Sol Parti</strong> adı altında girecek olan <strong>HDP</strong>’nin de kararsız bir resim vermek yerine <strong>Kılıçdaroğlu’nu</strong> desteklemesi iyi haber. Ancak, <strong>sol</strong> <strong>cenahta</strong> da tam da böylesi bir dönemeçte <strong>HDP</strong> ve <strong>TİP</strong> <strong>ayrışması</strong> izah edilir gibi değil.</div> <div><strong>HDP’den</strong> ayrı çatı altında örgütlenen bir partinin, kendine özgü bir siyasi anlayışı olması son derece doğal, ama <strong>milletvekilliği</strong> <strong>seçimine</strong> ayrı liste ile girmeye karar vermesi, en azından benim ve benim gibi düşünenler açısından gerçekten anlaşılır gibi değil.</div> <div>Sonuçta, sadece <strong>Başkanlık</strong> değil, seçim sonrası <strong>Meclis</strong> aritmetiği de son derece önemli. Hal böyle iken, güçlü bir tabana sahip <strong>HDP’ye</strong> destek olmak yerine, köstek olmak neyin nesi?</div> <div>Kusura bakmasınlar ama, halihazırda milletvekili olan <strong>TİP’lilerin</strong> biri <strong>CHP</strong>, diğer ikisi <strong>HDP</strong> listelerinden seçildiklerini unutmuş görünüyor. Kendi ayakları üzerine durmak denemesi için fazlasıyla riskli bir dönem olduğunun farkında olmayabilirler mi? Değillerse, hatırlatalım, <strong>HDP’ye</strong> kaybettirdikleri her oy, büyük bir vebal olacak.</div> <div>Şu ana kadar <strong>HDP</strong> dışındaki <strong>sol</strong> <strong>partiler</strong> ancak <strong>HDP</strong> listelerinden milletvekili olabildiler, yani <strong>HDP’nin</strong> tabanı üzerinde solculuk yaptılar.</div> <div>Sorunları <strong>toplumsal</strong> <strong>tabanlarının</strong> olmaması, bu zamana kadar bu gerçeği görüp, üzerinde düşünmeleri gerekirdi. Şimdi kendini <strong>solda</strong> görmek isteyen dar bir <strong>şehirli</strong> çevrenin ilgisine kanıp, içinde bulundukları siyasi ittifaka rağmen, <strong>milletvekilliği</strong> alanında rekabete girişmeleri bana büyük bir <strong>sorumsuzluk</strong> gibi görünüyor.</div> <div>Bugüne kadar, <strong>sol</strong> <strong>siyaset</strong> içinde <strong>HDP</strong> ve <strong>Kürt</strong> <strong>siyasetine</strong> bazı konularda <strong>itirazları</strong> olanlar, zamanında açıkça <strong>yapıcı</strong> <strong>eleştiriler</strong> seslendirmekten hep uzak durdular. Şimdi <strong>TİP’e</strong> <strong>yakın</strong> duranlar arasında, zamanında <strong>HDP’nin</strong> <strong>hendek</strong> siyasetine alkış tutuyordu. Kendi çocuklarının gözünü çöpten sakınırken, otobüsler ile <strong>Diyarbakır’a</strong> gidip hendeklerde ölüme mahkum bırakılan <strong>Kürt</strong> gençlerine övgü diziyordu.</div> <div>Doğrusu, <strong>HDP’nin</strong> de en ufak bir <strong>eleştiriye</strong> tahammülü yoktu, ama önemli olan onları <strong>memnun</strong> <strong>etmek</strong> değil, önemli bir <strong>tartışma</strong> <strong>alanı</strong> açmaktı.</div> <div><strong>Kürtlerin</strong> ilgisini kaybetmek göze alınamadı. Zamanında, <strong>Kürt</strong> siyasetinden arkadaşlara, “<strong>Türk söylemez, söylenir</strong>” diye hatırlatır, takılırdım.</div> <div>Şimdilik bu uzun mevzuyu daha fazla uzatmayayım, halihazırda asıl önemli olan, <strong>Millet</strong> <strong>İttifakı</strong> dışındaki muhalefetin tek adresinin <strong>Yeşil</strong> ve <strong>Sol</strong> <strong>Parti</strong> olduğunun altını çizmek.</div> <div><strong>Not:</strong> Bu yazı <strong>Ahmet</strong> <strong>Şık’ın</strong> <strong>Kürt</strong> siyaseti konusundaki sözleri ortaya çıkmadan yazılmıştı, o da tüy dikmiş oldu, fazla söze hacet yok.</div> <div>.</div> <div><strong>Nuray Mert, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div>