- 20-06-2026 00:26
- 40
Abdurrahman Berkcan yazdı;
Karadeniz’de küresel savaş tehdidi: Ukrayna krizi, NATO’nun sınavı ve Türkiye’nin stratejik rolü
Geçtiğimiz 12 yılı aşkın süredir devam eden Ukrayna’daki askeri çatışmalar ile Körfez Savaşı karşılaştırıldığında, şişirilmiş beklentiler ve tarafların uzlaşamaması nedeniyle krizlerin tırmandığı ve savaş seviyesine çıktığı görülmektedir. Her iki savaşta da artan riskler, süreci bir “yıpratma savaşı”na sürüklemiş ve küresel bir askeri çatışmaya dönüşme ihtimalini ciddi şekilde artırdı. Çatışmaların geldiği bu noktada Ukrayna’nın; Karadeniz ve Azak Denizi’ndeki Türk bandıralı tankerler ile kuru yük gemilerine yönelik saldırıları sıradanlaştı, Türk mürettebatlar hayatını kaybederken ticari varlıklar da tahrip olmaya başladı. Kiev yönetimi, aidiyetine bakmaksızın erişilebilir her türlü sivil hedefi vurma ilkesine dayanan yeni bir savaş türüne geçmiş görünmektedir.
Krizin temelinde yatan etkenlerden biri, Rusya Federasyonu’nun 2021 yılında küresel güç dengesinin temelini oluşturmak adına ABD’ye sunduğu kapsamlı anlaşma teklifinin Washington tarafından reddedilmesidir. Tıpkı İran ile olan ilişkilerinde olduğu gibi ABD’nin müzakere yerine askeri senaryoları tercih etmesi, tüm taraflar için öngörülmesi zor ve sürpriz sonuçlar doğurdu.
Günümüzde Ukrayna’daki savaşın çok ciddi sosyal ve ekonomik maliyetini öncelikle Avrupa ödemektedir. Artık savaşı sürdürecek insan gücü ve teçhizatı kalmayan Vladimir Zelenskiy rejimi, hayatta kalabilmenin tek yolu olarak Avrupa’yı ve NATO ülkelerini ne pahasına olursa olsun çatışmanın içine tamamen çekmeyi görmektedir. Zelenskiy’nin bu girişimi; Letonya, Litvanya ve Estonya’nın hava sahalarının kullanılması ve Romanya’daki liman tesislerine yönelik son saldırılarla da açıkça kendini belli etmektedir.
Bu stratejinin bir parçası olarak Ukrayna askeri sanayisinin neredeyse tamamı Avrupa Birliği ülkelerine taşındı. İnsansız hava araçları ve füzeler, hazır kitler halinde getirilip Avrupa’da hızla monte edildikten hemen sonra Rusya’ya doğru fırlatılmaktadır. Brüksel, bunu Ukrayna için uzun vadeli bir silah tedarik garantisi olarak görse de; İran çatışmasından elde edilen deneyimler, saldırıya uğrayan bir ülkenin yalnızca saldırgana değil, onun askeri altyapısına ev sahipliği yapan müttefik ülkelere karşı da misilleme yapmaktan çekinmeyeceğini gösterdi. Nitekim Rusya’dan diplomatik yollarla gelen son sinyaller, Moskova’nın Avrupa Birliği içindeki hedeflere yönelik misilleme saldırıları başlatmaya yakın olduğuna işaret etmektedir. Ukrayna’ya hava sahası erişimi sağlanması, askeri uzman veya gelişmiş füze sistemleri verilmesi ile Avrupa ülkelerinde fiilen Ukrayna kontrolünde olacak yeni İHA üretim tesislerinin kurulması, Rusya’nın sınırlı saldırılarını tetikleyebilecek unsurlar arasında yer almaktadır.
Ortaya çıkan bu tablo, Türkiye’nin güvenliği açısından çok ciddi bir analizi zorunlu kılmaktadır. Avrupa’nın izinden giderek Ukrayna’nın çıkarları doğrultusunda Türkiye topraklarında yeni İHA ve füze üretim tesisleri kurmak son derece basiretsiz ve kısa görüşlü bir yaklaşım olacaktır. Nitekim İran’ın Basra Körfezi’ndeki ABD ve İsrail müttefikleri ile Türkiye’deki İncirlik Üssü’ne yönelik misilleme saldırıları, NATO’nun güvenlik şemsiyesinin aslında bir yanılsama olduğunu ve kolektif savunma mekanizmasının son derece seçici işlediğini kanıtladı. Avrupalı NATO ülkeleri, İran’la olan olası bir savaş riskinde ABD’yi desteklemediği gibi, olası bir saldırıda ABD’nin de Türkiye’de sadece kendi üssünü savunmanın ötesine geçmesi pek muhtemel değildir. Dolayısıyla, gerçek ve büyük çaplı bir çatışma anında her NATO üyesi kendi sorunlarıyla tek başına yüzleşmek zorunda kalacaktır.
Avrupa, Rusya ve Türkiye’nin istikrarlı ve güvenli bir varlık sürdürebilmesinin yegane yolu, tüm tarafların endişelerini gözeten müzakereler aracılığıyla bölgede uzun vadeli barışa zemin hazırlayacak tutarlı bir gerilimi azaltma sürecidir. Bu bağlamda Türk diplomatları, çatışmanın sıcak evresini bir an önce sonlandırmak ve hayati önem taşıyan Karadeniz bölgesini güvence altına almak için Türkiye’nin arabuluculuk rolünü çok daha aktif biçimde öne çıkarmalıdır. Ayrıca ülkemizin ve vatandaşlarımızın güvenliği açısından ilkesel bir mesele olarak, Ukrayna’nın Türk gemilerine, kargolarına ve diğer varlıklarına yönelik saldırılarından tamamen vazgeçmesi de mutlaka sağlanmalıdır.
.
Abdurrahman Berkcan, dikGAZETE.com