<h3><span><strong>2026 MİLADİ YILI VE MÜBAREK CUMAMIZ KUTLU OLSUN.BİR ÜLKE SESSİZCE NE HALE GELİYOR GİBİ...</strong></span></h3> <div>Bir <strong>ülke</strong> düşünün… <strong>Çığlık</strong> atmıyor, isyan etmiyor, sokakları yakıp yıkmıyor. Sadece sessizce ölüyor. <strong>Ölüm</strong> bazen bir kurşunla gelmez.</div> <div>Bazen bir çocuğun cebine sıkıştırılan uyuşturucuyla, bazen boş tencerelerin yankısıyla, bazen <strong>adalet</strong> saraylarının önünde bekleyen umutla gelir. <strong>Madde</strong> bağımlılığı artık bir “<strong>istisna</strong>” değil, bir sokak gerçeği.</div> <div>Henüz sakalı terlememiş çocuklar, hayatla değil, sentetikle tanışıyor; madde bağımlılığı…</div> <div>Devletin şefkati ulaşmadan, piyasanın <strong>zehri</strong> ulaşıyor. <strong>Fakirlik</strong> artık utanılacak bir durum değil, çünkü normalleştirildi.</div> <div>İnsanlar <strong>aç</strong> ama alışmış, <strong>borçlu</strong> ama sessiz, <strong>yoksul</strong> ama suçlu gibi gösteriliyor. Oysa <strong>suç,</strong> bu düzeni kuranlarda. <strong>Terör</strong> sadece dağlarda değil; <strong>umutların</strong> katledildiği her yerde var.</div> <div>Bir gencin <strong>hayal</strong> kurmaktan vazgeçtiği an, bir annenin <strong>çocuğunu</strong> geleceğe emanet edemediği her saniye bu ülkeye yeni bir <strong>terör</strong> saldırısıdır.</div> <div><strong>Demokrasi,</strong> sandıktan ibaret sanılıyor. Oysa demokrasi; konuşabilmek, itiraz edebilmek, korkmadan yaşamak demektir.</div> <div>Susturulan her ses, ertelenen her <strong>hak,</strong> demokrasinin mezarına atılan bir kürektir.</div> <div><strong>Akrabalık</strong> bağı çözülüyor. Eskiden aynı <strong>sofrada</strong> oturanlar, şimdi aynı <strong>apartmanda</strong> bile selam vermiyor. Yaşlılar evlat hasretiyle huzurevlerine, gençler umut hasretiyle cezaevlerine dolduruluyor. Cezaevleri tıklım tıklım… Fuhuş alabildigince... Ama suç mu azalıyor? Hayır.</div> <div>Çünkü içeridekiler suçun nedeni değil, sonucudur. Asıl suç; adaletsiz gelir dağılımı, eğitimsizlik, insanı tüketen bu sömürü düzenidir.</div> <div>Huzurevleri doluyor… Çünkü bu sistem, yaşlanmayı yük, insanı maliyet olarak görüyor. Oysa bir ülke, yaşlısına sahip çıkmıyorsa geleceğini de kaybetmiştir.</div> <div>İnsani sömürü düzeni son bulmalı.</div> <div>İnsan; ucuz iş gücü, oy deposu, istatistik kalemi değildir. İnsan; onuruyla yaşamak ister.</div> <div>Ve şimdi takvimler <strong>2026’yı</strong> gösterirken sormamız gereken soru şudur:</div> <div><strong>- Yeni bir yıl mı geliyor, yoksa eski acılar mı devam ediyor?</strong></div> <div><strong>2026</strong>; sadece havai fişeklerle değil, adaletle, vicdanla, eşitlikle kutlanmalıdır.</div> <div><strong>2026</strong>; uyuşturucuya değil eğitime, yoksulluğa değil üretime, korkuya değil özgürlüğe yatırım yapılan yıl olsun.</div> <div><strong>2026</strong>; cezaevlerinin boşaldığı, huzurevlerinin yalnızlıktan değil tercihten var olduğu, gençlerin ülkeden kaçmak değil ülkeyi ayağa kaldırmak istediği yıl olsun.</div> <div>Bir ülke sessizce ölüyorsa, onu <strong>kurtaracak</strong> olan yüksek sesle konuşan vicdanlardır.</div> <div><strong>2026</strong> yılı kutlu olsun… Ama gerçekten kutlu olsun…</div> <div>İnsanca, adilce, umutla.</div> <div>Saygılarımla.</div> <div>.</div> <div><strong>Abdurrahman Berkcan, dikGAZETE.com</strong></div> <div> </div>