<div>Ben de pek çok insan gibi, bir yandan “<strong>muhalefeti eleştirmeyi bırakalım, yıpratmayalım, öncelikli olan demokratikleşmiş bir parlamenter sisteme geçiş</strong>” diyorum. Sonra, “<strong>peki ama sorun gördüğümüz tarafları eleştirmezsek, muhalefet bu haliyle toplumun çoğunluğunu bu geçişe ikna edebilir mi?</strong>” diye kaygılanıp, sorunlara takılıyorum.</div> <div>Yok, <strong>mevcut</strong> <strong>durumdan</strong> muhalefeti sorumlu tutanlardan değilim, <strong>Altılı</strong> <strong>Masa</strong> tartışmalarına girmeyeceğim, <strong>iktidarın</strong> estirdiği <strong>çatışmacı</strong>, <strong>baskıcı</strong> ortamdan kaynaklanan <strong>zorlukların</strong> da farkındayım. Sadece, <strong>sorun</strong> olarak gördüğüm çok daha <strong>genel</strong> <strong>bir</strong> <strong>konuya</strong> dikkatinizi çekmeye çalışacağım.</div> <div>Ben diyorum ki; muhalefet çevresinin <strong>Türkiye’ye</strong>, <strong>dünyaya</strong>, <strong>hayata</strong> <strong>bakış</strong> konusunda bazı çıkış noktaları hem <strong>isabetsiz</strong> hem de <strong>sevimsiz</strong>.</div> <div>Önce, <strong>en sevimsiz ve isabetsiz </strong>olanından başlayayım.</div> <div>Lütfen, <strong>Türkiye’de</strong> mevcut rejim ile <strong>Taliban’ı</strong> birlikte anmanın ne kadar <strong>saçma</strong> olduğunun farkına varır mısınız? Tüm <strong>muhalefet</strong> veya <strong>CHP</strong> <strong>çevreleri</strong> için geçerli olmadığını biliyorum, ancak sonuçta <strong>tüm</strong> <strong>muhalefet</strong> <strong>aynı</strong> <strong>resim</strong> <strong>içinde</strong> görünüyor.</div> <div><strong>Türkiye’de</strong> laikliğin tehlike altında olduğundan kaygı duymak ne kadar isabetli ise, bu tür bir <strong>aşırı</strong> <strong>iddiayı</strong> dile dolamak o kadar manasız.</div> <div><strong>Taliban’ın</strong> kızların üniversiteye (ve hatta ilkokula) gitmesini yasaklaması ile “<strong>Türkiye’de iktidarın kadın karşıtı siyaseti</strong>”ni benzetmek nasıl bir akılsızlıktır?</div> <div>Bugün bu lafları edenlerin çoğu, <strong>iktidarın</strong> <strong>mensupları</strong>, <strong>başörtülü</strong> <strong>kızların</strong> üniversitede okuması mücadelesi verirken, <strong>yasaklardan</strong> yana idi. </div> <div>En özgürlükçüler, “<strong>hizmet alan - hizmet veren</strong>” tartışması yapıyordu.</div> <div>Bırakın <strong>başörtülüleri</strong>, onları <strong>savunanlar</strong>, dost meclislerinden kovuluyor, <strong>üniversiteye</strong> yaklaştırılmıyordu, <strong>ben</strong> bunlardan biriyim. <strong>Bugün</strong> <strong>söylenenler</strong> beni bile isyan ettiriyor, bir de <strong>onları</strong> düşünün.</div> <div>Gelelim, daha önce de sıklıkla değindiğim, daha anlaşılabilir hususlara.</div> <div>Bunların başında, aslında sadece <strong>muhalefete</strong> <strong>özgü</strong> olmayıp, daha yaygın bir kanaat olarak dillere pelesenk olan “<strong>dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey olmaz</strong>” iddiası. </div> <div>Kuşkusuz, dünyanın başka yerlerinde var veya <strong>daha</strong> <strong>kötüsü</strong> var diye, <strong>olumsuzlukları</strong> <strong>eleştirmekten</strong> uzak durmamalıyız. Ancak, “<strong>var ama bizim ülkemizde olmasın</strong>” yaklaşımının tınısı ile, “<strong>burası dünyanın en berbat ülkesi, en otoriter rejimi, ekonomisi en kötü yeri</strong>” iddialarının tınısı farklı. </div> <div>Tabii ki, <strong>tüm</strong> <strong>seçmenler</strong>, dünyada olan biteni yakından takip ediyor, bu kıyaslamaları yapıyor ve bu iddiaları <strong>isabetsiz</strong> buluyor değil, ama bu tavrı <strong>sevimsiz</strong> bulan pek çok insan olduğundan eminim.</div> <div>Diğer taraftan, her vesile ile “<strong>dünyanın hiçbir yerinde bunlar yok</strong>” denilirken, kıstasın <strong>gelişmiş Batı ülkeleri</strong> olduğunu biliyoruz. Tabii ki, <strong>daha</strong> <strong>iyiyi</strong> talep etmek için <strong>daha</strong> <strong>iyi</strong> <strong>ile</strong> kıyas yapmak gerekir ama bu hususun altını çizmek başka, <strong>Batı</strong> dünyasına “<strong>yeryüzü</strong> <strong>cenneti</strong>” muamelesi yapmak başka. </div> <div>Kuşkusuz, “<strong>onlar da Kızılderilileri öldürdüler, kolonyal dönemde dünyayı sömürdüler</strong>” söylemi <strong>milliyetçi</strong> <strong>otoriter</strong> iktidarların her zaman eleştirileri savuşturmak için başvurdukları savunmalar.</div> <div>Ama onlar da <strong>gerçekten</strong> <strong>dünyayı</strong> <strong>sömürdüler</strong>, <strong>Kızılderilileri</strong> ve pek çok <strong>diğerlerini</strong> <strong>öldürdüler</strong>, dahası <strong>halihazırda</strong> da bu işlerden vazgeçmiş görünmüyorlar. </div> <div>Dünyanın dört bir yanında yaşayan insanların bunları görmesi için <strong>post-kolonyalizm</strong> <strong>akademisyeni</strong> olmasına gerek yok. </div> <div>Hâl böyle iken, doğrudan veya dolaylı <strong>Batı’nın</strong> insanlığın örnek alması gerektiğine dair göndermeler, <strong>ters</strong> tepiyor. Bırakın, <strong>Batı</strong> <strong>dışı</strong> ülkeleri, <strong>Batı</strong> <strong>Avrupa</strong> ülkelerinin popülistleri bile <strong>AB, Amerikan karşıtı</strong> temalar ve ‘<strong>liberal</strong> <strong>seçkin</strong>’ düşmanlığı üzerinden yükseliyor.</div> <div>Tepki çekme konusu bir yana, en az onun kadar önemlisi, söz konusu ettiğim yaklaşımın<strong> dünyada olan biteni kavramak</strong> açısından oluşturduğu zaaf, <strong>alternatif iktidar iddiası </strong>açısından <strong>yetkinlik kuşkusu</strong> oluşturur.</div> <div>“<strong>İşin burası seçmeni ilgilendirmez</strong>” demeyin, göz doldurucu bir <strong>muhalefet</strong> <strong>söylemi</strong> konusundaki zaaf, <strong>iktidar</strong> <strong>partisi</strong> tarafından ustaca kullanılıyor.</div> <div>Muhalefetin, iktidarın ekonomi alanında “<strong>günü kurtarma ve para gelsin de nereden gelirse gelsin</strong>” siyasetini eleştirmesi sonuna kadar isabetli. Ancak, hâlâ <strong>ekonomiyi</strong> bir ‘<strong>bilim</strong>’ sanmaları, <strong>liberal</strong> ekonominin baş savunucularından <strong>Paul Krugman</strong>’ın bile, “<strong>enflasyonu yenmek için faiz yükseltmenin de başka (durgunluk) sorunlar yarattığını</strong>” hatırlattığı bir devirde, meseleyi <strong>faiz</strong> <strong>politikasına</strong> indirgemekten vazgeçmemeleri, <strong>siyasi</strong> <strong>alternatif</strong> iddialarını sorgulatıyor.</div> <div>Aynı şey, ‘<strong>yeşil</strong> <strong>enerji</strong>’den söz ederken, <strong>Batı Avrupa</strong>’nın “<strong>ileri demokrasileri</strong>”nde çevrecilerin <strong>nükleer enerji bayraktarı</strong> haline geldiğini, ‘<strong>temiz</strong> <strong>sermaye</strong>’ derken, <strong>Londra</strong>’yı “<strong>kara para çamaşır makinesi</strong>” diye tanımlayanlardan habersiz gibi görünmeleri için de geçerli.</div> <div>.</div> <div><strong>Nuray Mert, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div>