<h3><span><strong>Golyat’a direnen Davut: Arkeoloji</strong></span></h3> <div>Bugün, kişisel bir <strong>nefretin</strong> ve toplumsal <strong>zararın</strong> müsebbibi olan <strong>yağmacılar</strong> üzerine birkaç söz etmek istiyorum. Yaklaşık yüz yıllık tarihi olan sistematik arkeoloji disiplininin gayesi olan “<strong>anlamak</strong>”, popüler yayınların söylediğinin aksine bir <strong>hazine</strong> <strong>avı</strong> <strong>oyunu</strong> yahut <strong>zenginliğin</strong> <strong>kısa</strong> <strong>yolu</strong> olmaktan çok daha fazlasını ifade eder.</div> <div><strong>Yardımcı</strong> disiplinlerin mühim ve olmazsa olmaz rollerini de inkâr etmeden, <strong>arkeoloji</strong>, bir <strong>kültür</strong> <strong>inşa</strong> <strong>etmekten</strong> tutun <strong>mahir</strong> <strong>ellerde</strong> <strong>kökleşmiş</strong> <strong>inançları</strong> <strong>tepetaklak</strong> <strong>etmeye</strong> ve <strong>zifiri</strong> <strong>karanlığa</strong> <strong>boğulmuş</strong> <strong>bir insanlık tarihini yeniden gün yüzüne çıkarmaya</strong> kadar <strong>çeşitli</strong> <strong>gayelerin</strong> tümü için bir <strong>dört</strong> <strong>yol</strong> ağzıdır.</div> <div>Tam manasıyla “<strong>bilim</strong>” halini almadan, ve esas getirileri anlaşılmadan önce, her ne kadar <strong>serüvenperest</strong> ve <strong>varlıklı</strong> kimselerin, <strong>koleksiyonerlerin</strong>, <strong>avcıların</strong> gözde arayışlarından olsa da bu alan; esas nüvesi itibarıyla <strong>varlık</strong> <strong>gayemizin</strong> temel unsurlarından biri olan “<strong>hakikati</strong> <strong>bilme</strong> <strong>arzusu</strong>” ve bu arzuyu <strong>araştırma</strong>, <strong>gözlem</strong> ve <strong>ispat</strong> ile “<strong>gerçek</strong>” haline getirmek olarak açıklanabilir.</div> <div>Fakat ne yazık ki bu saf ve yüksek <strong>ideal</strong>, uzun zaman boyunca <strong>açgözlülüğün</strong> <strong>gölgesinde</strong> kalmıştır. Modern <strong>definecilik</strong>, bilimsel merakın değil, <strong>maddi</strong> <strong>çıkarın</strong> <strong>ürünü</strong> olarak doğmuş; bir <strong>kültürü</strong> <strong>anlamaya</strong> değil, onu <strong>parçalamaya</strong> hizmet etmiştir. Bugün <strong>Anadolu’nun</strong> hemen her bölgesinde, bir <strong>dedektör</strong>, bir <strong>kazma</strong> ve <strong>birkaç</strong> <strong>söylentiyle</strong> yola çıkan insanlar; yalnızca <strong>toprağı</strong> değil, o <strong>toprağın</strong> <strong>hafızasını</strong> ve <strong>esas</strong> <strong>hazinesini</strong> de yaralamaktadır. Her şeyin en iyisini bildiğini iddia eden bu <strong>zırcahil</strong>, aşağılık <strong>hırsızlar</strong> farkında olmadan (ve bazen bilerek) <strong>insanlığın</strong> <strong>ortak</strong> <strong>geçmişine</strong> geri dönülmez zararlar vermektedir.</div> <div>Anlamamız gereken şu ki; bir <strong>arkeolojik</strong> <strong>eser</strong>, yalnızca kendisiyle değil, <strong>bulunduğu</strong> <strong>yerle</strong>, <strong>katmanla</strong>, <strong>çevresindeki</strong> <strong>izlerle</strong> anlam kazanır. O bağlam ortadan kalktığında, <strong>bilgi</strong> de kaybolur. Bu nedenle, <strong>bilimsel</strong> <strong>kazılarda</strong> <strong>her</strong> <strong>tabaka</strong>, dikkatle <strong>belgelenerek</strong> açığa çıkarılır. <strong>Define kazısı</strong> ise <strong>kontrolsüz</strong> bir yıkımdır. Kimi zaman birkaç <strong>sikke</strong> ya da <strong>parça</strong> <strong>seramik</strong> için binlerce yıllık <strong>stratigrafi</strong> geri dönülmez biçimde bozulur.</div> <div>Şunu da parantez açarak söylemek istiyorum; yalnız <strong>definecilik</strong> değil, <strong>Arkeolog</strong> kimliği taşısa dahi <strong>bilinçsiz</strong> <strong>davranan</strong> kimseler de bir bu kadar <strong>suçludur</strong>.</div> <div>Bunun <strong>tarihsel</strong> örnekleri çoktur, birkaç örnek verelim: <strong>Çanakkale’deki</strong> <strong>Truva</strong> kazıları, <strong>19</strong>. <strong>yüzyılda</strong> <strong>Heinrich</strong> <strong>Schliemann</strong> tarafından büyük bir <strong>tahribatla</strong> yürütülmüştür. <strong>Büyük</strong> <strong>altın</strong> <strong>avı</strong> zamanında zengin olan <strong>Schliemann</strong>, dönemin <strong>Osmanlı</strong> yasalarına rağmen, <strong>izinsiz</strong> olarak yaptığı <strong>kazılarda</strong> <strong>katmanları</strong> birbirine karıştırmış, <strong>paha</strong> <strong>biçilmez</strong> <strong>bilgilerin</strong> <strong>kaybolmasına</strong> neden olmuştur. Bugün <strong>Truva’nın</strong> <strong>tarihsel</strong> <strong>kronolojisini</strong> yeniden kurmak, o erken dönemde yapılan bu <strong>hatalar</strong> nedeniyle son derece güçtür.</div> <div>Benzer bir felaket, <strong>Allianoi</strong> antik kentinde de yaşanmıştır. <strong>Bergama</strong> yakınlarındaki bu <strong>Roma</strong> dönemi <strong>kaplıca</strong> kenti, yıllarca <strong>definecilerin</strong> <strong>saldırısına</strong> uğradı; sonunda <strong>baraj</strong> <strong>sularına</strong> gömülerek tarihe karıştı. <strong>Kazılardan</strong> kurtarılan birkaç <strong>heykel</strong>, insanın <strong>kültürel</strong> <strong>hırsı</strong> karşısında bir <strong>savaş</strong> <strong>gazisi</strong> gibi ibretle durmaktadır.</div> <div><strong>Nemrut Dağı</strong>’ndaki dev heykellerin yüzlerinde, <strong>definecilerin</strong> <strong>dinamitle</strong> açtıkları <strong>çatlakların</strong> <strong>izleri</strong> bugün bile görülebilir.</div> <div><strong>Sardes</strong>’teki <strong>Lidya</strong> mezarlarının ise <strong>definecilerce</strong> tahrip edilmesi sonucu çöktüğü, bazı alanların bir daha <strong>bilimsel</strong> <strong>incelemeye</strong> uygun hale gelemediği bilinir. Bunlar ve daha birçok örneğin bize alenen anlattığı şey çok basit; <strong>Şuursuz</strong> <strong>eylem</strong>, yüksek <strong>yıkımlara</strong> ve <strong>geri</strong> <strong>döndürülemez</strong> <strong>kayıplara</strong> yol açıyor.</div> <div>Özetle; bu <strong>manevi</strong> <strong>yozlaşmanın</strong> neticeleri öyle <strong>masum</strong> bir <strong>zenginleşme</strong> <strong>arzusunun</strong> ötesinde değerlendirilmeli, <strong>vatana</strong> <strong>ihanet</strong> olması bir yana tüm <strong>dünya</strong> <strong>tarihi</strong> açısından <strong>kültürel</strong> <strong>soykırım</strong> olarak nitelendirilmelidir. Bir <strong>çanak</strong> parçası, bir <strong>saraydan</strong> daha çok şey anlatabilir; yeter ki onu <strong>doğru</strong> <strong>bağlamda</strong> değerlendirelim. İşte bu sebeple yukarıda yazdığım şeyi tekrar edeceğim; <strong>Arkeolojinin</strong> <strong>ana</strong> <strong>gayesi</strong> <strong>anlam</strong> <strong>arayışıdır</strong>, insana kendini anlatır.</div> <div>Bugün, <strong>defineciliği</strong> <strong>romantize</strong> eden kimseler; toplumu yanlış bir <strong>kahramanlık</strong> algısına sürüklüyor. Oysa <strong>kazılan</strong> her <strong>yasa</strong> <strong>dışı</strong> <strong>çukur</strong>, bilimsel bir <strong>laboratuvarın</strong> yıkımıdır. İnsanlığın binlerce yıllık <strong>mirası</strong>, gözünü <strong>kan</strong> bürümüş açgözlü <strong>Golyat’lar</strong> tarafından alaşağı edilmeye çalışılmakta.</div> <div>Ve biz tüm <strong>dünya</strong> <strong>milletlerinden</strong> insanlar olarak gerçek bir <strong>mücadele</strong> vermediğimiz bu namussuzluğun neticesinde belki nice mihenk taşını yerinden sökerek <strong>susturuyor</strong> ve susturduğumuz o seslerle birlikte, <strong>kendi</strong> <strong>hikâyemizi</strong> de yitiriyoruz. <strong>Hırstan</strong> ve <strong>kötülükten</strong> doğmuş bu <strong>düşmanın</strong> karşısında henüz <strong>genç</strong> lakin <strong>cesur</strong> biçimde duran <strong>Arkeoloji</strong> bilimi, elbette yine o bilindik hikayedeki ‘<strong>Davut’</strong> gibi galip gelecektir.</div> <div>Bir filmden alıntı ile bitirmek istiyorum;</div> <div><strong>“Bu bir müzeye ait!”</strong></div> <div>Selam.</div> <div>.</div> <div><strong>Abdullah Ali Gu</strong><strong>̈</strong><strong>zel, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>