<div><span><span>Bizde <strong>Batı</strong>’dan alınmış terimler birçok <strong>inançlı</strong> kişiye itici gelir ve <strong>güvensizlik</strong> doğurur. </span></span></div> <div><span><span>Bu sebeple; <strong>Hukuk Devleti</strong> düzenini istemeyenler de bu güvensizliği körükler.</span></span></div> <div><span><span>Buna karşılık <strong>İslâmi</strong> <strong>terimler</strong> de başkalarında <strong>güvensizlik</strong> doğurur. <strong>Şeriat</strong> terimi belki bu konuda verilebilecek birinci örnektir. </span></span></div> <div><span><span>İster <strong>Batı</strong>’dan ister <strong>İslâm</strong>’dan gelen terimler kötüye de kullanıldığı için bu karşılıklı güvensizliğin kısmen açıklanabilir bir yönü vardır.</span></span></div> <div><span><span>Karşılıklı güvensizliği ortadan kaldırmak için iyi niyetli görüşmelere ihtiyaç vardır. </span></span></div> <div><span><span>Ancak <strong>“iyi niyetli görüşme</strong>” diye adlandırılan görüşmeler de her zaman <strong>iyi niyetli</strong> olmaz. </span></span></div> <div><span><span>Bu da görüşmelere karşı <strong>güvensizlik</strong> doğurur ve <strong>uzlaşma</strong> <strong>istemeyenler</strong> de tepkileri körüklerler. </span></span></div> <div><span><span>Ancak <strong>akl-ı selim</strong> ve <strong>kalb-i selim</strong> sahibi olanlar, kelimelere değil söylenenin amacına bakarlar. </span></span></div> <div><span><span>Bir <strong>DAİŞ</strong> mensubu “<strong>Şeriat isteriz</strong>” derse <strong>güvensizlik ve korku </strong>haklıdır. </span></span></div> <div><span><span>Buna karşılık <strong>“kalb-i akul”</strong> sahibi bir müslüman <strong>“Şeriat”</strong> dediğinde <strong>Hukuk ve Ahlak</strong>’ın ortak evrensel ilkelerini anlar. </span></span></div> <div><span><span><strong>Şeriat</strong>; “<strong>örf</strong>” adı verilen ve bu evrensel temel ilkelere aykırı olan törelerden ve güçlünün dayattığı kurallardan etkilenen, bozulan ve sözde “<strong>İslâmi hükümler</strong>” denen kuralları kapsamaz.</span></span></div> <div><span><span><strong>“Demokratik ve sosyal bir Hukuk Devleti”</strong>ne de bu tepki gösterilir. </span></span></div> <div><span><span>Yirmi yıl kadar önce ben bu terimi, <strong>“Medine-i fâzıla”</strong> karşılığı olarak kullandığımda bir yazarımız <strong>“insanın böyle dostu olunca, düşmana ne ihtiyacı olur?”</strong> demişti. </span></span></div> <div><span><span><strong>“Medine-i fâzıla”</strong> terimi <strong>İslâm düşünce aleminde</strong> kullanılmadığı için de bu terim kullanılınca “<strong>erdemli Ankara! diyecek yerde Medine’den ne söz ediyorsun?</strong>” veya “<strong>felsefik </strong>(!) <strong>terimleri ne demeye kullanıyorsun?</strong>” haykırışıyla insanı söylediğine pişman ederler.</span></span></div> <div><span><span><strong>Kötü niyetliler</strong> de bu karşılıklı düşüncesizlikten çok hoşlanıp, <strong>iki tarafı daha fazla birbirine düşman</strong> kılmaya çalışırlar. </span></span></div> <div><span><span>İyi niyetle, “<strong>gafil</strong>”leri uyarmaya çalışanları da bu kavga ortamında usulünce “<strong>etkisiz hale getirirler</strong>”.</span></span></div> <div><span><span><strong>Emîr-ul-mü’minîn</strong>’nin çok önemli bir uyarısı vardır: </span></span></div> <div><span><span>“İ<strong>nsanlarla Hakk’</strong>ı tanıyamazsın<strong>, önce Hakk’</strong>ı tanı<strong>, sonra kimin hakk ehli olduğuna karar ver!”</strong></span></span></div> <div><span><span>Yine buyurmuştu ki </span></span></div> <div><span><span>“İ<strong>ki karşıt dava sahipleri birbirleriyle savaşır hale gelmişlerse ikisi de Hakk’da olamaz, Hakk; Hakk ile savaşmaz, şu halde ya bunların birisi veya her ikisi batıl’dadır.”</strong></span></span></div> <div></div> <div><span><span>İnsanları <strong>gaflette</strong> bırakarak, <strong>kendi bencil çıkarlarını</strong> sağlamak isteyenler, <strong>gafilleri birbirine düşürmenin</strong> çeşitli yollarını çok iyi bilirler. </span></span></div> <div><span><span><strong>Deli</strong> görünür, <strong>veli</strong> görünür ve <strong>kuyuya</strong> öyle taşlar atarlar ki, taşları çıkarmaya çalışanları bu çalışmaları sırasında bertaraf edebilsinler.</span></span></div> <div><span><span><strong>“Medine-i fâzıla”</strong> yıkıldı ve bir daha kurulamadı. </span></span></div> <div><span><span>Kurulabilmesi için, hiç değilse <strong>toplumun üçte birinin gafil veya düzenbaz değil, kalb-i akul sahibi olması</strong> gerekir. </span></span></div> <div><span><span>Belki toplumun <strong>onda biri</strong> ile de olur.</span></span></div> <div><span><span><strong>Demokratik</strong> Devlet, “<strong>yönetimi şûrâ ile olan devlet</strong>”tir. </span></span></div> <div><span><span>Gerçek <strong>sosyal devlet</strong>, <strong>Emîr-ul-mü’min</strong>in buyurduğu gibi, ülkenin uzak bir bucağında tek bir kişi dahi aç ve çaresiz kalmış olması ihtimalinden titreyip, <strong>yiyeceğini</strong> <strong>en yoksulun yiyebileceğine göre </strong>belirleyen <strong>Yönetici</strong>’nin <strong>Devleti</strong>’dir.</span></span></div> <div><span><span><strong>Laik Devlet,</strong> kasten bu perde ardında <strong>İslâm düşmanlığı</strong> yapan bir yönetim olmamalıdır. </span></span></div> <div><span><span><strong>Lâ ikrahe fîd-dîn</strong> ilkesine uymak ve vicdan hürriyetini tanımak <strong>Hukuk Devleti</strong>’nin gereğidir.</span></span></div> <div><span><span>Sevgiyle!</span></span></div> <div><span><span>.</span></span></div> <div><span><span><strong>Hüseyin Hatemi, Karar</strong></span></span></div> <div></div>