- 21-08-2026 08:58
- 199
Arzu Leyal yazdı;
Cebinde kalan para
İnsanın başına gelenlerle hak ettiği şeyler arasında bir bağ kurmak tehlikeli bir iştir. Çünkü hayat, hesabını bizim tuttuğumuz bir yer değildir. İyi insanların başına kötü şeyler gelir. Kötü insanların bahçesinde güller açar. Bir çocuk hasta olur, bir adam bütün ömrünü çalışıp yine de yoksul ölür, bir başkası pek az emekle ön sıralara geçer. Bunların karşısında elimize kalemi alıp, kimin neyi hak ettiğini yazmaya kalkarsak daha ilk sayfada haddimizi aşarız.
Ama insanın bir de kendi eliyle yaptıkları var.
Galiba beni asıl düşündüren orası.
Bir iyilik yaparsınız mesela. Kimsenin bilmesine gerek yoktur. Birinin yükünü hafifletmişsinizdir, bir kapıyı tutmuş, bir borcu bağışlamış, tam söyleyecekken kötü bir sözü yutmuşsunuzdur. Küçücük bir şeydir belki. Fakat insan bazen yaptığı küçücük bir şeyin ardından içinde belli belirsiz bir genişlik hisseder. Sanki hayat görünmeyen bir yere sizin adınıza küçük bir şey bırakmıştır.
Sonra gidip anlatırsınız.
“Ben yaptım” dersiniz. “Ben olmasaydım olmazdı!..”, “Kimse yardım etmedi, bir ben vardım!..”. Belki gerçekten de öyledir. Söylediklerinizin tek kelimesi bile yalan değildir. Yine de anlatırken bir şeyin eksildiğini hissedersiniz bazen.
Acaba bazı karşılıklar, onları aldığımız anda mı tükenmeye başlıyor?
Bunu bilmiyorum.
Fakat uzun zamandır insanın yaptıklarının karşılığını yalnızca başına gelenlerle ölçmenin çok kaba bir hesap olduğunu düşünüyorum. Çünkü “karşılık” dediğimiz şey illa para, makam, başarı, alkış yahut istediğimiz bir kapının açılması olmak zorunda mı? İnsanın içindeki huzur da bir karşılık olabilir. Bir işi yapabilecek yetkinliğe erişmesi, kendisine duyulan güven, kimsenin görmediği bir vakitte içine çöken ferahlık, elindekinin bereketi… Bunların hangisinin hangi hesaba yazıldığını nereden bilebiliriz?
İki insan düşünün; biri diğerinden daha az çalışmış olsun ama daha hızlı yükselsin. Dışarıdan bakınca hesabı yapmak kolaydır: Hayat ona verdi, bana vermedi.
Belki.
Ama hayatın verdiği şey yalnızca bizim görebildiğimiz şeyse.
İşte bundan pek emin değilim.
Çünkü insan bazen bir şeyi kazanırken başka bir yerden harcıyor olabilir. Kazandığı makamdır ama ödediği huzurdur. Kazandığı görünürlüktür ama harcadığı mahremiyetidir. Kazandığı insanların hayranlığıdır ama yavaş yavaş kendi gözündeki yerini tüketiyordur. Bunun tersine, bir başkası beklerken dışarıdan kaybediyor görünebilir; fakat beklemek onda öyle bir şey büyütüyordur ki yıllar sonra önüne açılan kapıdan ancak o hâliyle geçebilecektir.
Bunları bilemeyiz.
Belki bilmememiz de gerekir.
Çünkü başkasının hesabını görmeye başladığımız anda bu düşüncenin en çirkin yerine varırız: Başına kötü bir şey gelenin bunu hak ettiğini sanmaya.
Hayır.
İnsanın seçmediği şeylerin hesabı başka bir yere aittir. Doğduğu ev, kaybettiği insan, bedenine gelen hastalık, başkasının ona yaptığı kötülük, bir sabah kapısını çalan felaket… Bunların karşısında insanın elinde hak ediş cetveli değil; sabır, direnme, tevekkül, bazen de yalnızca vakarla durabilme vardır.
Fakat seçtiklerimiz başka.
Söylediğimiz söz. Tutmadığımız söz. Kimse görmezken yaptığımız şey. Yapabilecekken yapmadığımız. Birinin hakkını teslim etmek. Teslim edebilecekken kıskançlığımızdan susmak. Bir iyiliği yaptıktan sonra onu sahibinin başına kakmamak.
Belki insanın gerçek serveti biraz burada birikiyor.
Üstelik biriktirmek yetmiyor olabilir. Bazı şeylerin elde tutulması gerekiyor.
Bunu düşündüğümde aklıma hep para geliyor. Cebinize yüz lira koyulduğunu düşünün. Onun artık sizin olması, cebinizde kalacağı anlamına gelmez. Harcayabilirsiniz. Saçabilirsiniz. Daha ne aldığınızı anlamadan bitirebilirsiniz. Belki insanın görünmeyen kazançları da böyledir. Bir iyilikle kazandığımızı kibirle harcıyoruzdur. Yıllarca çalışarak elde ettiğimiz itibarı bir öfke anında tüketiyoruzdur. Bilgimizi üstünlük duygusuna, güzelliğimizi kibre, gücümüzü tahakküme çevirirken cebimizden ne çıktığını fark etmiyoruzdur.
O zaman mesele yalnızca bir şeyi hak etmek değildir.
Onu taşıyabilecek insan olarak kalmak da gerekir.
Ve bunun da bir bedeli vardır.
Bazen susmak. Bazen görünmemek. Bazen sizden daha az emek verdiğini düşündüğünüz birinin önünüzden geçmesine tahammül etmek. Bazen yaptığınız iyiliğin bilinmemesine razı olmak. Bazen de bütün hesabı doğru yaptığınıza emin olduğunuz hâlde karşılığın sizin istediğiniz yerden gelmemesini kabul etmek.
Belki tevekkül biraz da burada başlıyordur.
İnsan, elinden geleni yapar ama hayatın kasasına geçip fiş kesmeye kalkmaz.
Çünkü neyin bize hangi biçimde döndüğünü bilmiyoruz. Belki bazı kazançlarımızı kazandığımızı bile bilmeden yaşayacağız. Bazılarını ise bize verildiği gün harcadık.
Şimdilerde bu yüzden bir şey başardığımda ne kazandığımdan önce başka bir şeyi merak ediyorum:
Acaba onu taşıyabilecek kadarını cebimde bırakabilecek miyim?
.
Arzu Leyal, dikGAZETE.com
MERAL DORUK 39 dk. önce
Arzu 20 dk. önce
Dokunan yüreğinize teşekkürlerimle...