<h3><span><strong>Bahar ölür</strong></span></h3> <div><strong>Datça</strong>’da badem çağlaları toplanır; <strong>Yozgat</strong>’ta henüz çiçek değildir ve <strong>‘mavi gökyüzü’ </strong>kurşun rengindedir…</div> <div><strong>“Dudağında yarım bir sevdanın hüznü”, Bahtiyar ölür!..</strong></div> <div>“Zeytin ağaçları söğüt gölgesi, Bende çıkar güneş aydınlığına” diyen <strong>Sezai</strong> doğar <strong>Diyarbakır’da</strong> <strong>1933</strong> ve <strong>Geyve’de</strong> <strong>Mona Roza, İstanbul’da 'Muhacir Kızı' Muazzez, banka reklamında ölür 2013!..</strong></div> <div><strong>Şehzadebaşı’nda</strong> bir mahalle ve <strong>‘Huzur’</strong>da <strong>Mümtaz</strong> yaşar; <strong>Ahmet Hamdi beş parasız ölür!..</strong></div> <div>Şehzade Mehmet <strong>Manisa</strong>’da çiçekten…</div> <div><strong>Mustafa,</strong> Ereğli’de padişah otağında boğdurulur!..</div> <div>Annesi <strong>Mahidevran,</strong> ondan sonra yaşasa da<strong> her gün ölür!..</strong></div> <div>Ve <strong>Sinan</strong> mabet yapar… Süleymaniye’de; <strong>Süleyman ölür!..</strong></div> <div>Süleymaniye kalır; <strong>“Giçdi bu demde cihandan pir-i mimaran Sinan”</strong> ölür!..</div> <div>Elazığ Buğday Pazarı’nda Dersimli Seyit Rıza… Diyarbakır’da Şeyh Said; <strong>Ali Saib</strong>’e; <strong>“Seninle mahşer günü mahkeme olacağız!.. Boynuzsuz keçinin ahını, boynuzludan alırlar…”</strong> diyerek, <strong>koyar postasını, pervasız gider darağacına…</strong> Arkadaşları da ölür!..</div> <div>Hart’ta Şeyh Eşref topa tutulur ve kale düşer… <strong>Gelini ölür!..</strong></div> <div><strong>‘Frenk Mukallitliği ve Şapka’</strong> zamanı geçmiş bir bahanedir… Atıf Hoca’nın celladı ipi çeker!.. <strong>Kızı Melahat ölür!..</strong></div> <div>Zamanında yaşayanlarca; “<strong>Raşid halifeler ve Ömer Bin Abdülaziz </strong>hariç, Nureddin’den daha temiz hayat yaşayan, ondan daha ahlâklı hayat süren adaletli bir sultana rastlamadım” denilen; <strong>Kudüs ve Kostantiniyye</strong>’nin fethi için yanıp tutuşan <strong>“Melik-ül-adil” Nureddin Mahmud Zengi ölür!..</strong></div> <div><strong>Söğüt</strong>’te imparatorluk doğar; <strong>Doğu Roma</strong>’nın başkenti Kostantiniyye <strong>İstanbul </strong>olur…</div> <div>Çağ açıp çağ kapayan <strong>Fatih</strong>, <strong>Gebze Hünkâr Çayırı</strong>’nda ölür ve çocuklarının taht kavgasından sarayda cesedi kokar; defnedilene kadar <strong>18</strong> defa daha ölür!..</div> <div><strong>Balıklı Göl</strong>’e bakar mancınıklar… <strong>İbrahim atılır ateşe,</strong> <strong>Ayn Zeliha</strong>’nın yaşı, göl olur… <strong>Sivrisinekten Nemrut ölür!..</strong></div> <div>Bir çocuk düşer ana rahmine; <strong>Çeçenya</strong>’da Cevher Dudayev ölür!..</div> <div><strong>Karl Marks,</strong> ‘Sterlin’sizdir… Çocukları yoksulluktan ölür; ikisi intihardan!.. <strong>Das Kapital</strong>’ın telifi, yazarken içtiği tütüne yetmez… <strong>Jenny von Westphalen ölür!..</strong></div> <div><strong>Gorbaçov</strong> gelir, komünizm çöker!.. <strong>Mihail</strong> gider, Gorbaçov kalır ve komünizm ölür!..</div> <div><strong>“Muhallebicinin Oğlu”</strong>nda Suat, yaşarken ölür!..</div> <div><strong>“Son Ders”</strong>te, Ferhan; Saffet Ercan olur ve <strong>Hakan Aymaz</strong> ölür!..</div> <div>Hasan El Benna ölür… İhvanü’l-Müslimin zindana gider ve Seyyid Kutub asılır!..</div> <div><strong>Kavalalı</strong> ülkesinin diktatörü düşer…</div> <div>‘Arap Baharı’ olur… Binler ölür!..</div> <div>“Amerika’nın 44. başkanı siyah olacak… Onun gelmesinden kısa süre sonra ülke büyük ekonomik krize girecek” diyen kâhin <strong>Baba Vanga;</strong> <strong>Obama</strong>’yı görmeden ölür!..</div> <div><strong>‘Dersim’in Kayıp Kızları’</strong> bulunur…</div> <div>Sürgün ince bir hastalıktır; Ahmet Kaya ölür!.. <strong>Muhiddin Arabi, Malatya</strong>’yı terk eder…</div> <div><strong>Şam</strong>’da Sultan Selim Camii’inde mezar kazılır…</div> <div>Sultan Vahdettin, <strong>San Remo sürgününde icralık ölür!..</strong></div> <div>Yıldırım Beyazıt, <strong>Ulu Cami</strong>’nin temellerini attırır; <strong>Çubuk</strong>’tan sonra kim bilir, belki yüzüğündeki zehirden belki de kahrından ölür!..</div> <div><strong>“İsrafil surudur hücum borusu</strong></div> <div>Şehit olanların yoktur sorusu</div> <div>Diri bekliyorduk işin doğrusu</div> <div><strong>Kopmuş güller gibi soldun mu yahu”</strong> der Haşim baba ve <strong>Çanakkale</strong>’de oğlu Muhammed Ali ölür!..</div> <div>Kan emiciler ve işbirlikçileri kalır!.. <strong>Gazze</strong>’de kız ve oğlan çocukları ölür!..</div> <div>Bir tarafta <strong>Menderes</strong>, öte tarafta Deniz ve ardından sonbahar olur…</div> <div>Polatkan, Zorlu, Yusuf ve Hüseyin yaprak gibi düşer!..</div> <div><strong>12 Eylül</strong> olur; ilk giden <strong>Necdet</strong>’tir darağacına… Öbür yandan <strong>Mustafa!..</strong></div> <div>Biri<strong> mektuplarda nişan olur; </strong>diğeri <strong>‘Şafak Türküsü…’!</strong></div> <div>Saçlarındaki yıldız kopar, <strong>Berfo Ana</strong> ölür!..</div> <div>“Sen benim neler çektiğimi bilsen, bunu bilmekten ölürdün” der <strong>Nalan</strong>’a ve <strong>‘Ah ulan Rıza’</strong>nın peşinden baharda <strong>Yusuf</strong> ölür!..</div> <div><strong>‘Bir cuğara yakayım’</strong> der <strong>Neşet Ertaş</strong> ve ‘yalan dünya’da <strong>Kırşehir</strong> ölür!..</div> <div>‘Ramazan’da açlıktan memesine süt gelmeyen anne, raylara atar kendini; üzerinden banliyö treni geçer ve bir zengin Müslümanın iftarı gazetelere ‘<strong>paralı haber</strong>’ olur aynı gün!..</div> <div><strong>‘Ramazan’da oruç, memede bebek ve raylarda anne ölür!..</strong></div> <div>“Sükût kıvrım kıvrım uzaklık uzar”, yeryüzü boşalır; zaman ölür!..</div> <div><strong>“Görünmez bir mezarlıktır zaman</strong>şairler dolaşır saf saftenhalarında şiir söyleyerekkim duysa/korkudan ölür<strong>-</strong>tahrip gücü yüksek<strong>-</strong>saatli bir bombadır patlaran gelir<strong>Attilâ İlhan</strong> ölür.”</div> <div>“Karanfil sokağında bir camlı bahçe Camlı bahçe içre bir çini saksı <strong>Bir dal süzülür mavide.”</strong></div> <div><strong>Jack London</strong> ölür… <strong>Baudelaire</strong> ölür, <strong>Federico Garcia Lorca</strong> ölür, <strong>Ahmed Arif</strong> ölür!..</div> <div>“Ah ne fayda, ah ne fayda, kefen beyaz ah ne fayda”; “<strong>Güvercin Gerdanlığı”</strong> tüy tüy dağılır; beyaz bir güvercin uçar ve <strong>Bensalem </strong>açığa çıkar; İstanbul’da Peyami, <strong>Simaranya</strong>’da <strong>Samim</strong> ölür!..</div> <div>Asma bahçeleri kalır ve Babil’de, Kral II. <strong>Nabukadnezar</strong> ölür!</div> <div><strong>Mümtaz Mahal</strong> ölür, Şah Cihan kalır ve <strong>Tac Mahal</strong> olur; Şah Cihan ölür!..</div> <div>Patrona Halil ayağa kalkar, laleler solar ve <strong>At Meydanı</strong>’nda, atların ardında, <strong>‘Muşkara’lı Damat İbrahim,</strong> parça parça ölür!..</div> <div>Hak eden değil, itaat eden makam bulur her dönem… Ve bir dönem, dedesinden sonra en adil kabul edilen <strong>Ömer Bin Abdülaziz</strong> ölür!..</div> <div><strong>1071’de Malazgirt’i alır ve Malazgirt</strong> kalır; 1072’de <strong>Alparslan </strong>ölür!..</div> <div>Bir sayha kopar, ardından; <strong>‘Karye’</strong>de <strong>Habib-i Neccar</strong> ölür!..</div> <div> “Ah Hüseyin vah Hüseyin!..” <strong>Kıyarlar Hüseyin’e;</strong> <strong>Kerbela ölür!..</strong></div> <div>“Allah, Ebu Zer’e merhamet etsin. O yalnız yaşayacak, yalnız ölecek ve yalnız diriltilecektir.”</div> <div><strong>Gölde balık,</strong> çölde <strong>Ebu Zer</strong> ölür!..</div> <div><strong>Ya sen bana gel ya ben sana gideyim</strong> der gönlü yanık fakat ne gelebilir ne gidebilir. “Sen üzülme gül yüzlüm, sen üzülme selvi boylum, sen üzülme özüm” der ve üzüntüden aşık ölür!..</div> <div><strong>Leyla</strong>’nın mezarı aşka boyanır, <strong>Mecnun</strong> ölür!..</div> <div>“Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş” diyen baba <strong>Müslüm Gürses, bir ‘Veda’ bırakarak ölür!.. </strong></div> <div>Gece gündüze döner; ay, seneye… ‘<strong>Uzun ince yol’</strong> biter ve <strong>Veysel</strong> ölür; sazı kalır!..</div> <div>İstediğin kadar konuş; ‘<strong>söz uçar, yazı kalır…’</strong></div> <div>Kaybolur rakam ve sene, kronolojik sıra çöker…</div> <div><strong>16 yılda, 1000 yıl sürecek 28 Şubat ölür!..</strong></div> <div>Anneler ölürse, çocuklar yaşar; çocuklar ölürse, anneler ölür…</div> <div>Ben ölürsem, annem de ölür!..</div> <div>Ve ilkbahar… <strong>Bademler çiçek açar…</strong> Çağla döker… Datça’da badem vakti olsa da şimdi…</div> <div>İlk önce kelebekler ve ardından her sene 1 Haziran; bahar ölür!..</div> <div>.</div> <div><strong>Ali Mevlüt Kaya, dikGAZETE.com</strong></div> <div>(Bu yazı, Mart 2013’te ‘İzdiham’ da yayımlanmıştır.)</div> <div></div> <div></div>