<h3><span><strong>AYNI TAS AYNI HAMAM</strong></span></h3> <div><strong>Aynı</strong> <strong>tas</strong> <strong>aynı</strong> <strong>hamam</strong> ancak <strong>müşteriler</strong> hep aynı. <strong>Kese</strong> atılmaktan deri kalmadı bedenlerinde bu milletin.</div> <div><strong>Zaman</strong> değişiyor, <strong>teknoloji</strong> güncelleşiyor ancak <strong>sonuç</strong> değişmiyor.</div> <div>Olan yurdum insanına oluyor, <strong>bedelini</strong> her zaman <strong>halk</strong> ödüyor.</div> <div><strong>Belediye</strong> otobüsü yenileniyor, kifayetsiz. İçindekiler <strong>insan</strong> onuruna yakışmayan şekilde taşınıyor. Bedelini <strong>halk</strong> ödüyor. <strong>Özel</strong> araçlarla ve <strong>korumalarla</strong> seyahat eden <strong>yönetici,</strong> nereden bilsin <strong>toplu</strong> <strong>taşıma</strong> araçlarının içindeki insanların ağız ağıza <strong>seyahat</strong> ederken birbirlerine <strong>hastalık</strong> bulaştırdıklarını. İnsanlar, <strong>otobüs</strong> ve <strong>metrolara</strong> binerlerken <strong>edep</strong> sınırlarını zorluyorlar, o kadar birbirlerine <strong>yapışık</strong> gidiyorlar. Afiyet olsun güzel ülkemin güzel insanları.</div> <div><strong>Lükse</strong> her zaman en son <strong>yetkililer</strong> sahip olmalıdır.</div> <div>En son <strong>annelerin</strong> karnı doymalı. Çünkü <strong>tok</strong> acın halinden anlamaz.</div> <div><strong>99</strong> <strong>depreminde</strong> yaşadığımız iletişim sorununu <strong>26</strong> yıl sonra yine yaşıyoruz. <strong>İletişim</strong> sorununun sebebi yine benim halkım, herkes niçin <strong>aynı</strong> <strong>anda</strong> birilerine <strong>ulaşmaya</strong> çalışıyorlar. Afiyet olsun güzel ülkemin güzel insanları.</div> <div><strong>Güzel</strong> ülkemin <strong>güzel</strong> yöneticileri <strong>bal</strong> havuzuna düşmüş <strong>karınca</strong> misali <strong>bal</strong> yemeye çalışıyorlar, bilmiyorlar ki o <strong>bal</strong> havuzunda ölecekler. Yönetici makamı, <strong>hizmet</strong> <strong>makamı</strong> olmalıdır. Ancak bu <strong>cennet</strong> ülkemde bu makamlar <strong>gözümüzü</strong> <strong>doyurma</strong> makamı haline gelmiştir. <strong>Vergilerle</strong> toplanan paralarla, <strong>yetimin</strong> <strong>hakkı</strong> olan paralarla alınan <strong>lüks</strong> <strong>araçlar</strong> içinde <strong>egomuzu</strong> tatmin etmeye çalışıyoruz.</div> <div><strong>Vicdan</strong> <strong>mahkemesi</strong> diye bir olgu kalmamış, “<strong>sen benim kim olduğumu biliyor musun?</strong>” kişiliğine bürünmüş.</div> <div><strong>Balık</strong> hafızalı <strong>devlet</strong> aklı ile yarınlara nasıl <strong>ümit</strong> ile bakacağız. Her olumsuzluğun <strong>sorumlusu</strong> ve suçlusu <strong>halk</strong> ve <strong>kader</strong> olmamalı.</div> <div>Bir <strong>profesörün</strong> ağzından dinlemiştim “<strong>kullanılmayan beyin fiziksel olarak da küçülür</strong>” demişti. Niçin <strong>kullanmıyoruz</strong> beynimizi.</div> <div><strong>Dev</strong> şirketler <strong>uydu</strong> resminden <strong>arsa</strong>, aslı yok yaylasından ise <strong>koyunlar</strong> satıyorlar. Bunları da bütün <strong>şehirlerin</strong> billboardlarında görüyoruz. Afiyet olsun güzel ülkemin güzel insanları.</div> <div><strong>Devlet</strong>, bekası için vatandaşının cebindeki <strong>üç</strong> <strong>kuruşa</strong> göz dikmemeli. Hangi babanın, çocuğunun cebindeki <strong>son</strong> <strong>kuruşunda</strong> gözü olur.</div> <div><strong>Milleti</strong> yaşatalım ki <strong>devlet</strong> yaşasın. Geçen günlerdeydi. Ünlü bir <strong>markete</strong> alışveriş için gittim. <strong>Meyve</strong>-<strong>sebze</strong> reyonundan bir şeyler aldım ve orada <strong>tarttırmam</strong> gerekiyor. Tartının kenarında <strong>25-30</strong> aralığında olan bir <strong>genç</strong> <strong>çalışan</strong> duvara yaslanmış ve benim <strong>tartı</strong> için geldiğimi bile fark etmedi. Kendisine <strong>merhaba</strong> dedim ve hemen aldıklarımı tarttı. Kendisine <strong>niçin</strong> <strong>dalgın</strong> olduğunu sordum. Kendisi cevaben; <strong>üniversite mezunu</strong> olduğunu herhangi bir yere <strong>yerleşemediğini</strong>, yıllarca <strong>ailesine</strong> <strong>yük</strong> olduğunu, burada <strong>asgari</strong> <strong>ücretle</strong> çalıştığını ve <strong>duvara</strong> <strong>yaslanırken</strong> de <strong>yurt dışına nasıl çıkarım</strong> diye düşündüğünü söyledi bana. Benim için o çocuğun, <strong>kimin</strong> <strong>çocuğu</strong> olduğu beni hiç ama hiç ilgilendirmiyor ancak beni, o çocuğun <strong>bu</strong> <strong>ülkenin</strong> <strong>geleceği</strong> olduğu ilgilendiriyor.</div> <div>Ülkede <strong>her</strong> <strong>şeyimiz</strong> <strong>kötü</strong> mü? Hayır. <strong>Avrupa</strong> ölçülerinde yollarımız, hava alanlarımız var. Hemen hemen her şehrimizde <strong>üniversitelerimiz</strong> var; “<strong>Üniversitelerimiz</strong> <strong>var</strong>” derken, buralar <strong>tabeladan</strong> ibaret yerler olmamalı. <strong>Akademik</strong> kadrolarıyla, yeteri uygulama alanlarıyla, dünyada <strong>kabul</strong> edilmiş <strong>eğitim</strong> seviyesinde eğitim <strong>müfredatına</strong> sahip yerler olmalıdır. Aksi takdirde -ki şu anda öyle- <strong>A4 kağıt</strong> üzerinde yazılı cümlelerden oluşan ve adı da <strong>diploma</strong> olan bir kağıt parçasına sahip olan <strong>gençler</strong> olur mezunlarımız.</div> <div><strong>Halka</strong> dokunmak lazım, <strong>insana</strong> dokunmak lazım ancak bu <strong>pozitif</strong> olmalıdır. Seçkin bir üniversiteye görev verilmeli; <strong>600</strong> <strong>yıl</strong> dünyaya hoşgörüyü hakim kılmış atalarının <strong>torunları</strong> şimdi niçin <strong>dünyanın</strong> <strong>en</strong> <strong>asabi</strong> toplumları arasında <strong>şampiyonluğa</strong> gidiyor. Bunun sonucu, <strong>yönetici</strong> ve <strong>ilgililerin</strong> yol haritası olmalıdır.</div> <div>Sayın ve saygın <strong>yöneticilerimiz</strong>; elinize <strong>iki</strong> adet <strong>boş</strong> <strong>kağıt</strong> alın. Birinin tepesine <strong>bu millet için ne yapılanlar</strong> diye yazın, diğer sayfanın tepesine ise <strong>halkın yıllardır çözülmemiş sorunlarını</strong> -tarihleriyle beraber-yazınız. <strong>Batılı</strong> gelişmiş ülke nüfusları giderek azalıyor. Oradaki <strong>halk</strong> diyor ki; “bir çocuk kazanacağım, o yirmi yaşına gelene kadar iki yüz bin euro harcayacağım. Bunun yerine evcil bir hayvan alıp, onunla ilgilenirim ve daha ekonomik olur” diyorlar. <strong>Devlet</strong> ise nüfus eksikliğini bizim gibi ülkelerden <strong>beyin</strong> ithal ederek karşılıyorlar. Çok hazin, çoook.</div> <div><strong>Gençlerin</strong> baktıkları <strong>ufukta</strong> ne <strong>şafak</strong> atıyor ne de <strong>şafağı</strong> <strong>müjdeleyecek</strong> bir aydınlık.</div> <div>Kendi adıma söylüyorum; benim <strong>gidebileceğim</strong> başka bir <strong>ülkem</strong> yok, <strong>toprağım</strong> yok. Ben bu <strong>geminin</strong> onurlu sahiplerinden biriyim. Bana bir <strong>görev</strong> verilirse ben o <strong>görevin</strong> dibinde uyurum evime bile gitmem. Başka <strong>Türkiye</strong> <strong>Cumhuriyeti</strong> yok.</div> <div><strong>Eşyaya</strong> değil, <strong>insana</strong> <strong>yatırım</strong> ülkeyi kalkındırır. <strong>İnsana</strong> yatırım <strong>insanların</strong> karnını kuru ekmekle doldurmakla olmaz. <strong>İlim</strong> <strong>irfan</strong> peşinde koşan bir <strong>gençlik</strong> olması şart. Ancak gençlik, <strong>nefes</strong> <strong>alma</strong> mücadelesi veriyor, aradıkları nefesin <strong>batılı</strong> <strong>ülkelerde</strong> olduğuna inanıyorlar. Yarınlara <strong>umutla</strong> bakan gözlere sahip olması gerekir bu güzel yurdumun güzel insanları.</div> <div>Her konuda <strong>ihtiyaca</strong> evet <strong>israfa</strong> hayır demediğimiz sürece <strong>başımız</strong> <strong>dik</strong> olmayacaktır.</div> <div><strong>Yıllar</strong> önce mercimek <strong>ihraç</strong> ettiğimiz ülkeden mercimek <strong>ithal</strong> ediyoruz.</div> <div>Önce <strong>üretmeliyiz</strong>, ürettiğimizi satmalıyız. Kime satmalıyız? Başka ülkelere. Ülkeye <strong>döviz</strong> girerse, havuzdaki mevcut <strong>su</strong> yükselir. Yoksa havuzun <strong>suyu</strong> ile bu <strong>çark</strong> dönmüyor.</div> <div>Bir <strong>deprem</strong> oluyor, kimse kimseye ulaşamıyor. Oysa <strong>5G</strong> <strong>reklamı</strong> yapıyoruz. Bize bu anlayışla <strong>20G</strong> gelse yine bir şey değişmez. İşlerin <strong>ehline</strong> verilmemesi <strong>kıyamet</strong> alametlerindendir. <strong>Makam</strong> <strong>kişiyi</strong> değil, <strong>kişi</strong> <strong>makamı</strong> yüceltmelidir. Bu ülkenin <strong>efendisi</strong> millettir. Efendimize saygı duyalım, layık olalım.</div> <div><strong>Bilimi</strong>, <strong>teknolojiyi</strong> insanların günlük yaşantısına aranje etmek önemlidir. <strong>Devlet</strong> ile <strong>Üniversiteler</strong> eş güdüm içinde çalışmalılar. <strong>Devlet</strong> ilgili üniversitelere sorunlar ile ilgili <strong>projeler</strong> vermeli, <strong>akademisyenler</strong> çalışmalı <strong>AR-GE’sini</strong> yapmalı ve uygulamalı. Devletin <strong>eğitim</strong> ve <strong>öğretimi</strong> de <strong>planlaması</strong> lazım. Ne kadar <strong>doktora</strong> ihtiyaç varsa ya da olacaksa yıllara sarih çalışma yapılıp, ona göre <strong>öğrenci</strong> kabulü yapılmalı. Keza ne kadar <strong>öğretmene</strong> ihtiyaç olacaksa buna göre <strong>üniversitelerde</strong> <strong>kontenjan</strong> açılmalı. <strong>Nüfus</strong> <strong>planlaması</strong> <strong>yeni</strong> <strong>doğacakları</strong> değil, mevcut <strong>nüfusun</strong> <strong>düzgün</strong> <strong>planlaması</strong> olarak algılanmalıdır. <strong>Hayal</strong> kırıklıklarıyla baş başa kalan <strong>öğrenciler</strong> ve <strong>aileleri</strong> yaratmaya devam etmek istemiyorsak bunları yapmamız gerekli. Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi, <strong>toprak</strong> <strong>anayı</strong> unutmayalım, <strong>doğal</strong> <strong>kaynak</strong> ve <strong>zenginliklerimizi</strong> unutmayalım, ihmal etmeyelim.</div> <div>Biz bize yeteriz, biz bizi bilelim. Başkaları bizim <strong>kim</strong> <strong>olduğumuzu</strong> biliyor ve bizim <strong>kendimizi</strong> <strong>bilmemizi</strong> istemiyorlar. Fiziki <strong>makam</strong> ve <strong>mevki</strong> yerine <strong>manevi</strong> <strong>makam</strong> ve <strong>mevki</strong> yerine talip olalım. O da “<strong>anca</strong> <strong>beraber</strong> <strong>kanca</strong> <strong>beraber</strong>”den geçer. Yoksa;</div> <div>Aynı tas aynı hamam.</div> <div>Düşünebilmek güzeldir.</div> <div>.</div> <div><strong>Seyfi Turan, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>