Binés
Tamı tamına yirmi asır, Likavittόs tepesinin doruklarından –destansı «Paradise Lost» şiirinin yazarı İngiliz şâir John Milton'ın tasvîriyle– “Yunanistan'ın gözü, sanatın ve belâgâtın anası,” olan Atina şehrine bakıp, imparatorluk sarayındaki yazı odasına ilelebed mahkûm edilmiş bir vakâʿnüvis edâsıyla geçen zamânın kaydını tutarken, bu engebeli tepenin eteklerini çevreleyen graffitili dar sokaklardan birinde sembolleşmiş eski bir sahaf dükkânında, eserlerine –vurgulu bir “a” ve gırtlaktan gelen “hı” (χ) sesi ile– E. Záhos “Ε. Ζάχος” imzâsı atan meşhûr leksikograf Evāngelos Papazaharīou'nun Leksikό tis ellinikís argo (Λεξικό της ελληνικής αργκό) başlıklı argo lügatini keşfettim.
Papazaharīou üzerine iki kelâm edersek, müellifin, Pontos'lu, yâni Doğu Karadeniz'li muhâcir bir ailenin erkek evlâdı olarak Atina'da dünyâya geldiğini not ederek başlayabiliriz.
Yunan entelektüel yaşamında, bilhâssa Doğu Roma müzik geleneği üzerine ihtisâs yapar, Bizans notalarının paleografisi husûsunda titizlikle çalışmalar yürütür. Yunan halk şarkılarını ve eski müzikal el yazmalarını derleyerek husûsî bir koleksiyon yaratmak ve o kıymetli eserleri muhâfaza etmekle uğraşır. Bir müzikolog olarak “üstâd” nâmıyla anılan Símon Karás'ın talebesi olur. Paris'le kesişir hayâtı... Sorbonne'da filoloji okur. Etnoloji, etnomüzikoloji ve antropoloji tahsîli görür. Balkan târihi üzerine uzmanlaşarak, en nihâyetinde, «Balkanolog» titrine nâil olur. Seneler sonra Atina'ya döner. Tıpkı hocası Karás gibi hürmetle karşılanır.
Hulki Aktunç'un Büyük Argo Sözlüğü tadındaki eserinin her nüshasında –arka kapak yazısında da belirtildiği üzre– “dünün ve bugünün gençliğinin kullandığı, samimîyyetin yazılı olmayan diline dâir otuz senelik araştırma, bilgi ve tecrübenin ürünü olduğu hissedilir.” İlk kısım, 1960'lı, 1970'li senelerin sözcüklerini ihtivâ ederken; ikinci kısım, 1980'lere, 90'lara işâret eder. Eski Yunan filosofiyasının münevverlerinden Platon, Epiktetos ve Aristoteles'in târiflerine göre, mümkün olan en yalın, basit ve süssüz dilsel araçlarla kurulan doğrudan iletişimin ve karmaşık metaforik kavramların aktarımının evrimine ışık tutan Záhos, 1999 baskı târihli lügatinde, sürekli yenilenen konuşma dilinin muazzam zenginliğini gün yüzüne çıkarır.
Çalışmanın sayfaları arasında gönüllü olarak yolumu kaybetmişken, bir sözcük ben buradayım dermiş gibi parıldadı gözüme. Bu sözcük, binés (μπινές)'di. Fonetik olarak çağrışım yarattı bir ân için.
Lügatte iki mânâ ile verilmiş binés...
İlki, (erkekler için) kötü, âdî, yalancı, ikiyüzlü, şeref ve haysiyet yoksunu (kimse).
İkincisi, (yine erkekler için) eşcinsel, bilhâssa pasif eşcinsel (kimse)...
Binés, sizce mâzîsi, 17.asıra uzanan hangi eski sözcüğe işâret ediyor dersiniz?
Hep berâber kelimenin kökenlerini îtinâ ile tedkîk edip, nereden geldiğinin, hangi lisânlardan beslendiğinin ve Yunan argosuna nasıl dâhil olduğunun serüvenini ortaya koyalım, ne dersiniz?
*
Ben (אוֹנִי)
Fransız yazar Louis-Ferdinand Celine (1894-1961)'in Gecenin Sonuna Yolculuk romanında Clichy meydanı ile âlâkalı yaptığı o hayranlık uyandıran ne Rus kalmıştı ortada, ne savaş, ne de Kazaklar, asker de yoktu, koca meydanda ele geçirilebilecek bir tek tacın altındaki kaide kenarı kalmıştı. Bir de küçük bir mangalın ateşi ve çevresine büzüşmüş, leş kokulu dumanların arasında yan gözle bakan üç titrek gariban, tasvîri her ne kadar 2003 senesinin 9 Nisan'ında Bağdat'ın Firdevs Meydanı'nda yaşanan hâdiseleri ve ardından gelen yıkımı anımsatsa da, şehr-i Bağdat bir vakitler, tüm görkemiyle, 8.asrın ikinci yarısında el-Mansûr tarafından inşâ edildiğinde, izleri, 15.asıra dek sürecek Arap-İslâm Altın Çağı'nın fitilini ateşler.
Devrin çok mühim ilim ve irfan sâhiplerinin, mânevî ve derûnî hayât tarzını benimseyenlerin yâhût tasavvuf ehlinin yolu, mutlak sûrette, Bağdat'tan geçer. Arap matematikçi Heysem, optiği, şehrin medreselerinde gördüğü tahsîl ve terbîyyenin ışığında keşfeder. El-Kındî, «Arapların Filozofu» nâmını, kentin entelektüel hayâtından nâsibini aldıktan sonra, Eski Yunan'ın felsefî metinlerini Arapça'ya terceme ederek kazanır. Bağdat'a yolu düşenlerden biri de şehrin ismini dahi soy isminde taşıyan Yahudi bilgin Natan ha-Bavlî (Bağdat'lı Natan)'dir. Yüksek öğrenimini Bağdat'ın kültür yaşamında tamamlar ve şehrin entelektüel üretiminden beslenir.
Bağdat'lı Natan, Yaratılış (Genesis; Bereşit) kitabında ortaya konmuş olan kronolojiden ilhâm alarak, Talmudik bir üslûbla, dünyânın kısa târihini kaleme alırken Seder 'Olam Zuta (סדר עולם זוטא) eserinde, Adam (Âdem)'dan başlayıp milâdî 520'ye değin Yahudi târihini hülâsa eder yâhût klasik dönem Yahudi târih yazımına uygun olarak özünü aksettirecek şekilde kısaltır ve sonraki kısımda, Abbâsî hükümranlığı altında faâliyet gösteren yeşivaların, yâni Talmud eğitimi veren Yahudi mekteplerinin idârî biçimlerinden, cemâat üzerindeki têsirlerine kadar oldukça teferruâtlı mâlûmâtlar verir.
İlk kısımda, âşık olduğu Rahel ile hayâtını birleştirmek için senelerce amcasının yanında ırgat olmaya râzı olan Ya'kov'un (Yakûb) evlâdı Benyamin'in 111 yıl yaşadığından bahseder. Burada ismi geçen Benyamin, Yaratılış kitabında da bahsedildiği gibi, doğum esnâsında ölen Rahel'in acılar içerisinde can verdiği esnâda adını Ben-Oni “Ben אוֹנִי (oğul); Oni אוֹנִ֑י (Kederim, hüznüm, acım)” koymasına rağmen, ismi, babası tarafından Benyamin olarak değiştirilen kişi... Kısaca, batı dünyâsında “Benjamin”, doğuda “Bünyamin” olarak kullanılan ismin, bu anlatıya göre, fikir babası olan Ya'kov, Rahel'in ardında bıraktığı acı hâtırâsından âdetâ bir şans gibi doğarcasına gelen Benyamin'in adında, “Ben (oğul); yamîn יָמִין (sağ; gözde veyâ kutlu)”, yâni kutlu oğul mânâsını yaşatır. Burada bahsi geçen ben (אוֹנִי), İbrânî lisânında “oğul” mânâsını taşır.
Meşhûr ekspresyonist ressam Ben Zion, “Siyon'un oğlu”; futbolcu Hatem Ben Arfa “Arfa'nın oğlu Hatem” veyâ asırlar evvel Şam civârında hüküm sürdüğü düşünülen ve Krallar kitabında adı anılan Arâmî Krallığı'nın hükümdârı Ben Hadad, “Hadad oğlu” demek olur.
*
İbn (ابن)
Arapça söz varlığına “ban” (بن) olarak giren terimden ibn (ابن) sözcüğü türer.
Yâ isebne meryeme عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ يَا , diye başlar Mâide Sûresinin 116'ıncı âyeti...
Sözün özü, mânâsı, Ey Meryem oğlu Îsâ'dır... İfâdede geçen ve bize “oğlu” mânâsını veren bne (بْنَ), anlayacağınız üzre maskülen bir terim. “Oğul, veled, püser veyâ erkek evlâd” demek. Faslı bilgin ve kâşif İbn Battûta, Battûta oğludur aslında. Sâmânî idâresi altında kâtiplik görevi yapmış biri olan Abdullah bin Sînâ'nın erkek evlâdı da –Sînâ oğlu mânâsıyla– İbni Sînâ olarak anılır. Bizzâtihî kendisi de Sînâ oğlu Abdullah'dır.
Bin'den türetilerek kadınlara da bint بنت denir. Çoğulsa bintey...
Mekke'li ozanlar arasında evvelden beri yerleşmiş olan taşlama sanatını kullanmasıyla mâlûm Esma bint Mervân, “Mervân kızı Esma”'dır ya da bir ailede iki kız evlâd var ise, Hadice, Ayşe bintey Ahmed (Ahmed kızı Hadice ve Ayşe) denir.
Kız demişken, ibnât (ابنة) “kız çocuk, kız evlâd” demek Arap lisânında; lâkin bu kelimenin farklı bir mânâsı daha var: doğal olmayan ya da gayritabiî eğilim, yönelim, meyl, arzû veyâ eski dilde “temâyül”...
Bu noktada kilit sözcüklerimiz gayritabiî olarak görülen eğilim, yönelim ya da meyl...
*
İbnet (ابنت)
İbnât kelimesinin, Osmanlıca'ya gulâmperestlik (غُلَامْ پرستلك), yâni “oğlan düşkünlüğü” anlamı ile yerleştiği gerçeği, Eski Türkçe'nin gizli ve örtük anlamlarına, âhengine ve mânâ zenginliğine merak salarak 17.asırda eşsiz bir lûgat neşretmiş olan Meninski'nin de gözünden kaçmaz.
Ebnet ve ibnet (ابنت) terimleri de buradan doğar. Meninski, bu sözcüklere, Latince vĭtĭum (suç, günâh, kusur) ve dēdĕcus (utanç verici eylem) terimleriyle îzâhât getirir. Bahsettiği eylem, livata fiili, yâni erkekler arası cinsel münâsebet olur.
Yahudi ve Hıristiyan metinlerinde nakledildiğine göre Siddim Vâdisi'nde yer alan ve halkının işlediği günâhlar hasebiyle Rabb tarafından cezâlandırılıp gökten ateş yağdırıldığına inanılan Sodom ve Gomora isimli iki kentin öyküsünün Katolik Avrupa'nın kilise hayâtındaki têsiriyle, bilhâssa Britanya Kralı VIII. Henry'nin, 1530'larda yürürlüğe koyduğu sodomi yasalarına göre cinsel kabahât sayılan bu fiilin, günâhın yanı sıra Meninski'nin gözünden affedilmez bir “suç, cürüm” olarak addedilmesi anlaşılırdır. Buna ek olarak orta devir Müslüman âleminde de erkek eşcinselliği, ubna (oğlancılık) kavramı doğrultusunda, “tedâvî edilemez bir illet, hastalık” olarak kabul edilirdi.
Klasik Osmanlıca'da elif, be, nun ve he (ابنه) ile yazılan ibne sözcüğüne, 18.asırda Sürûrî'nin Hezliyyât'ında tahkîr edici bir ifâde olarak yer verilir: Yalan degil ki götü boklu ibne kâfir iken, Habîse raġbet ederler köpekde kurt götü var...
Yıllar içerisinde Türkiye Türkçe'sinin avâm dilinde yaygınlık kazanan terim, ibne, ibnece, ibne çıkmak, ibne olmak, ibne yapmak, ibnelik, ibnelik etmek, ibnelik yapmak, ibneleşmek, ibnetor vb. gibi müteaddit sayıda isim, sıfat, fiil ve deyimi de yaratır ağızdan ağıza geçerek...
Böylece, sonsuz dil puzzle'ının parçası olur.
*
Atina'ya dâir her konuyu ele almasıyla bir nevî kent rehberi vazîfesi gören kültür, sanat ve sosyal hayat temalı LIFO yayın organında köşe yazarlığı ile mârûf çocuk öyküleri yazarı Áris Dimokídis, Yunanca'da eşcinselliği tanımlayan kelimeler üzerine kaleme aldığı köşe yazısında, günlük dilde telâffuz edilen ve pejoratif (aşağılayıcı) argo ifâde olarak “eşcinsel davranış” ya da, kabaca, “ibne gibi davranmak” mânâlarındaki binelíkia (μπινελίκια) kelimesinin binés (μπινές) ile ilişkisine temâs ederek –Yunan dil bilimci, filolog ve Modern Yunanca'nın lügatini kaleme alan Yórgos Babiniótis'in de altını çizdiği gibi– Türkiye Türkçe'sinin kaba argo söz varlığından “ödünç bir kelime” olduğunu vurgular.
“İbne” kelimesinin ilk iki harfinin yer değiştirmesiyle oluşan ve Koini yâhût Orta Yunanca da denilen yazılı literatürde karşımıza çıkmayan binés, her ne kadar ilk metin içi kullanım misâli henüz belgelenememiş ise de, tahmînen, Türkçe konuşan topluluklar arasındaki günlük temâs yoluyla Yunanca'nın lehçelerine, aşağı yukarı, geç 18.asır sonları ilâ 19.asır başlarında, yâni Geç Osmanlı döneminde girme olasılığı hâyli yüksek.
İlk yayım târihi 1926'nın Aralık ayı olup genişletilmiş baskısı 1957'de yayımlanan Büyük Helen Ansiklopedisi (Megalē Hellēnikē Enkyklopaideia; Μεγάλη Ελληνική Εγκυκλοπαίδεια) başlıklı koleksiyonunun on yedinci cildinde binés'in, “pasif eşcinsel” (ὁ παθητικὸς ὁμοφυλόφιλος) olarak târif edilmiş olması, sözcüğün, Yunanca'ya dâhil olduğu târihlere dâir fikir verebilir.
Doğu Attika vilâyetinde bir cevhermişçesine duran Rafti kasabasının “vakârlığını”, meâlen “ağırbaşlılığını” ve sükûnetini bir müddetliğine geride bırakıp –Yunan halkının tâbiriyle– póli'ye, yâni şehre doğru yola koyulduğum günlerden bir öğle vakti, mütevâzı bir kitapçıda rast geldiğim Záhos'un argo sözlüğü, Türkiye Türkçe'sinin argo edebîyyâtında kendine asırlar evvelinden yer etmiş ve dilbilimsel açıdan bakıldığında onlarca deyimin, yeni argo ifâdenin, kaba argonun veyâ küfürün türemesine vesîle olan çok mânâlılığı ile aslında oldukça zengin ve çok katmanlı bir kelimenin (ibne) serüvenini keşfetmeme vesîle oldu.
Daha böyle kaç kelime vardır, bir düşünsenize!
.
Sami Mert, dikGAZETE.com
Kaynakça
Άρης Δημοκίδης, Τι σημαίνουν πραγματικά οι λέξεις που περιγράφουν την ομοφυλοφιλία, LIFO.gr, 20 Αύγουστος 2015.
haz. Elif Ayan, Sürûrî ve Hezliyyât'ı (İnceleme-Tenkitli Metin-Sözlük), Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı (yüksek lisans tezi), Ankara, 2002, s.269.
Ευάγγελος Α. Ζάχος - Παπαζαχαρίου, “μπινές”, Λεξικό της ελληνικής αργκό, Εκδόσεις Κάκτος, Αθήνα, 1999, σ.353.
Genesis, 35: 18.
Francis Johnson, “ابنة”, Dictionary; Persian, Arabic, and English, W. H. Allen and Co Publishing, London, 1852, p.14.
Mâide, 116: 1.
Μεγάλη Ελληνική Εγκυκλοπαίδεια, “μπινές”, Τόμος πρώτος, Ο Φοίνιξ, Αθήναι, σ.659.
Meninski, “ابنت”, Thesaurus Linguarum Orientalium, Turcicae, Arabicae, Persicae, Wieden, 1680, p.32.
Natan ha-Bavli, Seder 'Olam Zuta (סדר עולם זוטא), “Dünyanın Kısa Tarihi”, çev. Nuh Arslantaş, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2014, s.36.