Ülkü Menşure Solak yazdı;
Kafkaslaşsın Rusya
Bir duygu durum anlatmaya geldim bu kez, beni anlayacaksınız bundan eminim. Muhakkak benim gibi kalbinden geçirenler oldu bu yazacaklarımı.
6 gün önce, İnguşetya’da Sunja Nehri’ne bir çocuk düştü. Onu gören 8 yaşındaki Hızır Derbichev, yanındaki arkadaşına “biz erkek değil miyiz, onu kurtarmamız lazım” dedi ve suya atladı.
Hikâyenin bu kadarı bile insanın kalbini titretmeye yetecekken, arkadaşını kurtaran ama kendisi kaybolan Hızır’ın iyiliğinin gökteki yankısı yere Rabb’in, Kafkas halkına verdiği o büyük ve sarsılmaz nimetiyle yağıverdi; adat, xabze, aleyfua, adına her ne dersek diyelim, Kuzey Kafkasya halklarının yaşamını, kararlarını belirleyen bu güzel hayat felsefesi, bir çocuk için kırk bin erkek olup nehir nehir aktı.
Onların özgürlük tutkusu ve cesaretlerinden korkan gerçek suçluların barbarlık iftiralarına maruz kalmış bu güzel halkların, aksini defalarca kanıtladığı çok olmuştur.
Ülkesini işgale gelen Rus çocuk askerleri, tekrar döneceklerini bile bile, çocuk diye annelerine teslim eden Cahar gibi, soykırım generali Zass’ın kızını rehin alıp, kendi kızlarından daha iyi bakan ve sağ salim teslim eden Çerkes abrekler gibi onlarca, yüzlerce örnek sayılabilir. Bu, Cahar’ın, Tgujıko’nun, Kafkasya’nın ahlakıdır. Binlerce yıldır Kafkasya’nın toprağı gibi nefes alır.
18 Haziran’da, Hızır, suya kapıldıktan üç gün sonra Moskova’ya ‘drone’lar yağıyordu ve videoda bir Rus, sivillere aldırış etmeden füze atıyordu. Füze; yani ne bir tabanca ne otomatik silah, koskoca bir savaş aleti. Çarpacak, düşecek, parçaları dağılacak. Mutlaka yaralanan olacak. Arabalar geçiyor, insanlar yürüyor. Bir Rus asker füze atıyor, bir Rus çocuğun ölüm ihtimalini umursamadan.
Bütün bunları ardarda düşündüm; aramızda yalnızca toprak, özgürlük meselesi yok bizim. Bizim aramızda bir adat, xabze meselesi var. Dillerimizi seçmeli ders yapıp, her yerde Rusçayı zorunlu kılanlar, Rus bayramlarını resmi tatil yapanlar, Rus giyimini, örfünü bize dayatanlar, bizden Allah’ın bir nimeti olan adatımızı, xabzemizi de almak istiyor. “Bu topraklarda yaşayın ama diliniz, örfünüz olmadan, sadece bedeninizle” diyorlar. Ruhsuz bir hayalet gibi...
Bugün bize “zaten işgal altında bir vatanın sınırı, devlet başkanı olmuş olmamış, dil resmiyetten kaldırılmış ne olacak” diyenler, acaba işgal alanının ruhumuz olduğunu fark ediyorlar mı? Bu dünyadaki son kalemiz, bütün insanlığı bir Hızır aşkına kendine hayran bırakan asaletimiz, bizi biz yapan insan olmak tanımı. Yazılı hiçbir kurala ihtiyaç duymayacak kadar içimize işlemiş o büyük yaşamak sanatı, aslında bütün filozofların hayal ettiği o ideal dünyanın anahtarıdır. 300 yıl verilen savaş, işte bu iki ahlakın savaşıydı. Belki yenildi, ama teslim olmadı, yok olmadı. Bugünden sonra da sımsıkı sarılıp yaşatmaya devam edeceğimiz, Hızır’da tezahür eden atalarımızın örfüdür. İnsana, doğaya değer veren ve yaşamın kutsiyetine inanan örfü. Nereye gidersek gidelim böylece vatanımızı yanımızda taşırız.
Drone saldırılarını karşılamak için ateşlenen Rus hava savunma sistemleri 16 kişiyi yaraladı. Aralarında çocuklar da var. Saldırılar karşılıklı olarak devam ediyor. Ve halkın güvenli sığınaklarda olduğunu da hiç sanmıyorum. İnşallah biri 3 yaşında olan o yavrucaklar da bir an önce iyileşir. Ve dilerim Hızır’ımız da sağ salim bulunur. Dilerim Moskova da Hızır’ın ahlakıyla dolar, kalpten kalbe yayılır. Çünkü gerçek kurtuluş aslında Rusya’nın Kafkaslaşmasındadır.