Ülkü Menşure Solak yazdı;
Çerkesler devletsiz bir halk mı?
Çerkes soykırımının 162. Yılında, diaspora ve anavatana dair çok şey söylendi. 162 yıl sonra diasporanın tamamının “soykırım” kelimesini afişlerinde kullanmış olması bile bizim için önemli bir adımdır. Ne acıdır ki biz önemli adımları bugüne kadar hep ağır aksak attık. Atalarımız için söylemiyorum çünkü onlar, 2000’li yılların başına kadar her tarihsel değişimi bir özgürlük fırsatı olarak değerlendirdi ve gerektiğinde kendilerini de feda etmeyi bildiler. Bunun en büyük örneği 1918 Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin kuruluşudur. On yıllarca kara dilli bir görünmez kuvvetin “hayal” diye tanımladığı üzeri örtülemez gerçek, soykırımla yüzde 90’ı anavatanından gerek ölüm gerek sürgünle, ama bir şekilde zorla ayrılmış halkımızın bütün zor şartlara rağmen yine özgürlüğü ve kendi olmayı seçmiş olmasıdır.
“Devletsizlik geleneği” gibi bir damgayı taşımaya zorlanan Çerkeslerin bir kez daha devlet kurduğu gerçeğidir. Bu büyük gerçekliği, kendini milliyetçi adlandıran kimilerinin ısrarla düşman bellemesinde bir art niyet aramayı artık akıl etmeliyiz diye düşünüyorum.
Çerkesleri, kesilmiş kafalar, yakılmış köyler, vatanından zorla koparılmanın travmasıyla inşa etmeyi tercih edenlerin “sürekli savaşan, hep yenilen, türlü zulümlerin altında yok olmak üzere” bir halk düşüncesini zihinlerimize dayatması, bir yerde bizi intikam dolu bir travmaya doğru sürüklemektedir. Evet biz öldürüldük, sürgün edildik ve bize büyük bir haksızlık yapıldı. Fakat bu bizim değişmez kaderimiz değildir. Biz, bu kaderi defalarca değiştirebildik. Bir simurg gibi defalarca küllerimizden doğabildik. Ve asıl kaderimiz işte bu direnme, var olma azmidir. Bu 21 Mayıs, ölüm anlatılarının değil, yeniden doğma, dirilme, direnme anlatılarının 21 Mayıs’ı olmalı. “Biz, 400 yıldır ölüyoruz” değil, “400 yıldır direniyoruz” demeliyiz. Hem de her birimiz.
Dünya görüşümüz, dinimiz ve ideolojimiz ne olursa olsun, hatta Rusya’ya bağlı kalmayı uygun bulanların bile istiyor olması, mücadele etmesi şart bazı şeyler var: Çifte vatandaşlık hakkı, geri dönüş hakkı gibi. Bu halkın artık kendi gelenekleriyle, kendi diliyle, direnmek zorunda kalmadan yaşama hakkını talep etmeliyiz. Hiçbir şey olmamış gibi davranmak, gelecek nesillerimize bir katliamın acısından başka bir şey bırakmayacak olmak, vicdan azabı olarak bize yetmeli. Bu 21 Mayıs’ta hepimiz bir ağızdan seslenmeliyiz: “Yok olmaya hiç niyetimiz yok”.
.
Ülkü Menşure Solak, dikGAZETE.com