<h3><span><strong>Zarfı Sararan Mektubun…</strong></span></h3> <div>Son görüşmemizin üzerinden kaç yıl geçti hesap etmedim… Ama ‘<strong>Güllü</strong> <strong>Yasin’lerin</strong> olduğu; ‘<strong>Gül</strong> <strong>Kokulu</strong> <strong>Kur’an’</strong> satışlarının ise henüz başlamadığı yıllarda; <strong>gül</strong> <strong>kokan</strong> ilk <strong>mektubunu</strong> aldığımdan bir hafta sonra, <strong>Fatih</strong> <strong>Camisi’nin</strong> orada; “<strong>Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın, ‘Gömelim gel seni tarihe’ desem sığmazsın</strong>” şeklinde büyük bir bezde yazı asılıydı… Rahmetli <strong>Turgut</strong> <strong>Özal’ın</strong> cenaze töreni için asılmıştı…</div> <div>Nedense bir yerlerde bir şeyler hep asıldı…</div> <div><strong>30’lu</strong> yıllarda <strong>Seyit</strong> <strong>Rıza</strong>, <strong>Şeyh</strong> <strong>Said</strong>, <strong>Delibaş</strong> <strong>Mehmet</strong>; <strong>60’larda</strong> <strong>Adnan</strong> <strong>Menderes</strong>, <strong>Fatin</strong> <strong>Rüştü</strong> <strong>Zorlu</strong>, <strong>Hasan</strong> <strong>Polatkan</strong>, <strong>70’lerde</strong> <strong>Deniz</strong>, <strong>Hüseyin</strong> ve <strong>Yusuf</strong>!..</div> <div><strong>Benim yüreğim de sana asılıydı!..</strong></div> <div><strong>80’leri</strong> sorma… O, <strong>sorumlularına</strong> göre, bizim <strong>toplu</strong> <strong>terbiyeye</strong> tabi tutuluşumuz!..</div> <div>Son dönemlerimizde, ‘<strong>kaderimizi</strong> <strong>değiştireceğim’</strong> diye <strong>Karadeniz</strong> gibi hırçınlaşırdın, bir müddet sonra <strong>Marmara</strong> gibi durgundun… Oysa ben sana, <strong>Yusuf</strong> <strong>Hayaloğlu’nun</strong> <strong>Nalan’ından</strong> daha derin vurgundum… Sen <strong>güneştin</strong>, ben <strong>ay</strong> gibi tutulmuştum…</div> <div>Yıllar önceki o mektubun, noktasına virgülüne dokunmadan şöyleydi:</div> <div>“Sensiz, nefessiz gibiyim… Ko, duyan duysun, diyen desin. Kalbim sana vuruk… Ömrüm hep seninle geçsin olmaz mı?..</div> <div>Geceleri rüyalarıma giriyorsun, sevindiriyorsun. Ya gündüzleri?..</div> <div>Hasret ve merak fırtınası yakıp kavurup, küllerimi yele savurmakta… En güzel, en özel sevgim sadece sana…</div> <div>Korku ile sevinç, ateşle su gibi; içimde bir harlanmakta, bir sönmekte… Sana sarsılmaz güvenim var. Sözlerin, yüreğime sereserpe yayıldı ta ilk günden… Ve beni o sözler ayakta tutmakta… Hasreti defedeceğim günlerin özlemini çekmekteyim. ‘<strong>Değirmen iki taş, muhabbet iki baş’</strong> demiştin. Sensiz, tek başınayım; yalnızım… Senin sevgin, benim sığınağım…</div> <div>Özleyenim… Bekleyenim… Sevenim…</div> <div><strong>Sevgiliyim ben, senin sevgilin…”</strong></div> <div>Bunun <strong>aşk</strong> olduğu, gün gibi aşikârdı sevdiceğim!..</div> <div>‘<strong>Şimdilik hoşça kal yaban çiçeğim, yasal mermisiyle bir komiser yaklaşmakta’</strong> mevzusu olmadı bizimkisi…</div> <div>Bir <strong>arabam</strong> da olmadı; teybine <strong>Ferdi</strong> <strong>Tayfur’dan</strong> ‘<strong>Derbeder’i</strong> koyup; camları da açarak, evinizin oradan geçecek…</div> <div>‘<strong>Kaderin üstünde bir kader vardı’</strong> ve olmadı!..</div> <div>Ne çok <strong>özlerdim</strong> seni bir bilsen…</div> <div>Ne kadar <strong>çaresiz</strong> ve <strong>güçsüz</strong> olduğumuzu yıllar sonra öğrendim… <strong>Maveraünnehir’de</strong> at koşturur gibiydik sanki… Oysa <strong>hayat</strong>, tecrübeymiş sevgilim…</div> <div>Bir tarafta, ‘<strong>bir Türk dünyaya bedel</strong>’ diğer tarafta ‘<strong>bir baltaya sap olamadın</strong>’ çelişkisi… Ve ‘<strong>keser döner sap döner gün gelir hesap döner’</strong> sözü… <strong>Sap</strong> olmak varmış canım benim… Çünkü <strong>hayat</strong> tecrübe olduğu kadar, bir törpüdür… Törpüledikçe eksiltir, eksilttikçe düzeltir!</div> <div>Hastaymışsın… Ben de sana hastaydım…</div> <div>Hastayım diye sanma geldim sona… <strong>Osman</strong> <strong>Yüksel’in</strong> dediği gibi; <strong>‘</strong>Ölüm <strong>değil mi, </strong>ha yorganda ha urganda<strong>!</strong><strong>’</strong></div> <div>Ama <strong>inan</strong> sevgilim, artık <strong>yorgan</strong> daha yakın…</div> <div>En azından; "<strong>Bu ne beter çizgidir bu</strong><strong>Bu ne çıldırtan denge</strong><strong>Yaprak döker bir yanımız</strong><strong>Bir yanımız bahar bahçe"</strong>yi, bahar içinde ya da <strong>bahar</strong> <strong>içimizde</strong> söyleyeceğiz…</div> <div>Evlenseydik ‘<strong>Andımız’ı</strong> okuyacak çocuklarımız olurdu… Bundan sonra olanlar, her sabah <strong>yemin</strong> etmeyecekler ve hiçbir şeyi <strong>özünden</strong> <strong>çok</strong> sevmeyecekler… Biz <strong>yeminler</strong> etmiştik; “<strong>yurdumu milletimi özümden çok seveceğim</strong>” diye…</div> <div>Oysa benim <strong>özümde</strong>, <strong>iki</strong> <strong>gözümde</strong> sendin ve en çok seni sevmiştim…</div> <div><strong>Başörtüsü artık serbest sevgilim…</strong> Çalışanlar işinden olmayacak ve <strong>kapılardan</strong> döndürme, <strong>ikna</strong> <strong>odaları</strong> da olmayacağı gibi, <strong>okullarda</strong> <strong>peruk</strong> takılmayacak… <strong>2. 3. sınıftan</strong> öğrenim hayatı da yakılmayacak!..</div> <div><strong>Müzik</strong> ödülleri verilmeye devam edecek fakat <strong>Ahmet</strong> <strong>Kaya</strong> olmayacak… Ne <strong>Serdar</strong> <strong>Ortaç</strong> ‘<strong>Onuncu Yıl Marşı</strong>’ söyleyip, çatal bıçak attıracak ne bugün demokrasi havarisi kesilen <strong>Reha</strong> <strong>Muhtar</strong>, ‘<strong>Memleketim’</strong> şarkısını koro eşliğinde söyleyip, söyletecek ne de <strong>Ertuğrul</strong> ‘<strong>Vay</strong> <strong>şerefsiz</strong>!’ manşeti atabilecek!..</div> <div>Fakat sevgilim; “<strong>Çifte standart olmaz…</strong> Tek sloganımız vardır: <strong>İnanca</strong> saygı, <strong>düşünceye</strong> özgürlük…</div> <div>“Arkadaşlarımız <strong>kot</strong> pantolonlarıyla, blûcinleriyle, mini etekleriyle üniversiteye gidiyorlarsa, <strong>türbanlı</strong> kardeşlerimiz de girmek zorundadır… Bugün <strong>türbanlılara</strong> <strong>zulüm</strong> yapılıyorsa, onların tepesine biniliyorsa, biz de bu zulmü yapanların tepesine bineceğiz” diyen <strong>Ahmet</strong> <strong>Kaya</strong>; “<strong>Gençliğimi kimse bilmez</strong></div> <div><strong>Sakallarımdan çocuk kokusu</strong></div> <div><strong>Ağzımdan ay ışığı fışkırır benim</strong></div> <div><strong>Ceketimi yağmurlara astığımdan beri</strong></div> <div><strong>Tehlikeli şiir okur</strong></div> <div><strong>Dünyaya sataşırım ben</strong>" diyemeyecek!</div> <div>Mide ağrısı ve ülserle başlayan tipik <strong>sürgün</strong> <strong>hastalıkları</strong> olmayacak…</div> <div>“Nedir bu başımdaki felaketKırk yıldır sefalette bu AhmetKefenimi alın dikin bir zahmetGömün beni, gömün beni bir başıma” diye <strong>ağıt</strong> şeklinde <strong>vedalar</strong> da olmayacak…</div> <div>Ve <strong>anneler</strong>, <strong>saçlarındaki</strong> <strong>yıldızı</strong> koparmayacaklar…</div> <div><strong>Ama aşk hep olacak…</strong></div> <div><strong>Aşk</strong> aslında <strong>ölümün</strong> görünmeyen yüzüdür!..</div> <div><strong>Yaşayarak öğrenirsin…</strong></div> <div>Hani ‘<strong>Artemis’e</strong> benzetirdin bazı hemcinslerini… Evden sıkılır, <strong>çarşı</strong>-<strong>pazar</strong> gezerdin… Bütün caddeler, <strong>Cadde-i Kebir</strong>’di sana… Ve “<strong>hayat</strong> <strong>ne kadar güzel</strong>” derdin… Oysa sevgilim <strong>hayat</strong> güzeldi güzel olmasına da, <strong>namazsız</strong> <strong>ezan</strong> ile <strong>ezansız</strong> <strong>namaz</strong> <strong>arası</strong> kadardı tamamı ve <strong>dönüş sonunda O’naydı</strong>… “<strong>Biz, sonunda ayda kurumuş hurma dallarına dönecek konaklar tayin etmişizdir</strong>” şeklindeki <strong>Kur’an</strong> ayetinin gerçek mealini bilen biri var mıdır?!.</div> <div><strong>Pierre</strong> <strong>Loti</strong>, <strong>Rabia</strong> <strong>Hatun</strong> <strong>Kıraathanesi’nde</strong> çay içerken, <strong>Aziyade’yi</strong> düşünerek <strong>Haliç’i</strong> seyretmiş midir bilmiyorum ama son fotoğrafımı <strong>çay</strong> <strong>içmek</strong> için gittiğim <strong>Pierre</strong> <strong>Loti</strong> dönüşü <strong>Eyüp</strong> <strong>Sultan</strong> <strong>Mezarlığı’nda</strong> çektirmiş olsam da; sen, “<strong>hastayım</strong>” diye <strong>ölümden</strong> bahis açma kuzum… Ben, <strong>yaşarken</strong> bir <strong>mezar</strong> <strong>kazmak</strong> isterdim gökyüzüne… Ve bir <strong>buse</strong> kondurmak <strong>gül</strong> yüzüne!..</div> <div>.</div> <div><strong>Ali Mevlüt Kaya, dikGAZETE.com</strong></div> <div>(Bu yazı 12 Ekim 2013 tarihinde ‘İzdiham’da yayımlanmıştır.)</div> <div></div> <div></div>