<h3><span><strong>Tarfet'ül Ayn</strong></span></h3> <div><strong>Dil verdiğimiz yâre nigâh-ı gazabından</strong></div> <div><strong>Tasrîhe mecâl olmadı îmâ ile geçdik</strong> -Nâ'ilî- </div> <div><strong>Zaman</strong> akışı ve <strong>hız</strong> ne kadar görece olabilir?</div> <div>Bir şeylerin <strong>değişimi</strong> ve <strong>dönüşümü</strong> ne kadar sarsıcı olabilir?</div> <div><strong>Mührü</strong> <strong>Süleyman’ın</strong> <strong>Sebe</strong> <strong>Kraliçesi</strong> <strong>Belkıs’ın</strong> tahtını göz açıp kapayıncaya getirmesi, bir şeylerin oluş hızına şüphesiz işaret eder. Öyleyse bir dünyalı, <strong>bu</strong> <strong>hızı</strong> kendi hayatında deneyimleyebilir mi?</div> <div><strong>Uzaydan</strong> <strong>dünyaya</strong>, dünyadan <strong>kendine,</strong> <strong>içine</strong> <strong>bakma</strong> yolculuğunun bir noktasında, <strong>biz</strong> o gün olanlara <strong>Sirenler</strong> gibi çığlık attık...</div> <div><strong>Venüs</strong> retrosunun <strong>sondan 4. günü</strong> Cupid’e yakalanmıştım.</div> <div>“<strong>Ama bu sayılmaz ki! Dün bir bugün iki!”</strong> dediğimi iyi hatırlıyorum.</div> <div>Biz o gün <strong>üç</strong> <strong>Siren</strong> bastık çığlığı; çünkü her şey “<strong>bas çığlığı baas</strong>” diyordu.</div> <div>Bu çığlığın <strong>mahiyetini</strong> başkaları bilemez.</div> <div>Zamana akan <strong>Dünya</strong> keyifle döndü.</div> <div><strong>Venüs</strong> de beraberinde döndü.</div> <div><strong>Dünyaya</strong> bahar hakimdi; Ta ki <strong>Merkür</strong>, <strong>Venüs</strong> ve <strong>Dünyaya</strong> “<strong>ben sizinle gelmiyorum</strong>” deyip <strong>akışı</strong> bozana kadar...</div> <div>Akıntıya karşı yüzen <strong>Merkür</strong>, <strong>O</strong>’na <strong>Gül</strong> sandıktan nasıl bir mantık kanaviçesi çıkardıysa, hangi korku nakışlı gömleği giydirdiyse artık; <strong>Cupid’in</strong> büyüsü bozuldu. <strong>Afrodith’in</strong> oğlunun sırtıma sapladığı <strong>ok</strong>, ilk kez o gün canımı yaktı.</div> <div>Bir an durup derin bir nefes aldım…</div> <div>Solumda beliren <strong>Yaşlı</strong> <strong>Bilge</strong> <strong>Çınar’a</strong> sarıldım.</div> <div><strong>Yaşlı</strong> <strong>Bilge</strong> <strong>Çınar’a</strong> içimi döktüm; sonra onu dudaklarından öptüm.</div> <div><strong>Yaşlı</strong> <strong>Bilge</strong> <strong>Çınar</strong> bana bir <strong>sır</strong> söyledi.</div> <div><strong>Sır,</strong> ‘<strong>Ab-ı hayat</strong>’tı.</div> <div><strong>Ab-ı hayat</strong> dedikleri esasında akarsuymuş.</div> <div><strong>Kerameti</strong> <strong>göremeyen</strong> akışta kalamazmış.</div> <div><strong>Sudaki</strong> yansımadan <strong>Ay’ın</strong> <strong>karanlık</strong> <strong>tarafına</strong> giden kapıyı açtım.</div> <div>Kendimden kendime bir <strong>seyri</strong> <strong>sülûk</strong> başlattım.</div> <div><strong>Gökte</strong> ne varsa <strong>yerde</strong> de o vardır demişti <strong>Hermes</strong>.</div> <div><strong>Gökteki</strong> yolculuk, <strong>yeryüzünde</strong> pek çok şeyi değiştirdi o gün. <strong>Kadim</strong> dostum, <strong>elimi</strong> tuttu.</div> <div>Bana gösterileni <strong>işaret</strong> etti aynamdan.</div> <div><strong>Yeryüzünden</strong> <strong>gökyüzüne</strong> aktı su.</div> <div>Ve gökten yeryüzüne <strong>rahmet</strong> olarak indi.</div> <div><strong>Rahmet</strong>, rahim enerjisini doğurdu.</div> <div>Kadın olmanın, <strong>dişi</strong> enerjinin <strong>ışığıyla</strong> yıkandım. Gözyaşlarım avuçlarımı doldurdu.</div> <div>Kimin kim olduğunu, senin ben olduğunu, benim <strong>O</strong> olduğumu anladım.</div> <div><strong>Afrodith</strong> de <strong>Afrodith’in</strong> oğlu da bendim; <strong>Cupid’e</strong> “<strong>o oku at</strong>”emrini veren de.</div> <div>Kendi kendini <strong>yaralayan</strong>, kendi <strong>yarasından</strong> kendi <strong>gerçeğini</strong> çıkaran da bendim.</div> <div>Bir an için hatırladım: “<strong>Akarsu</strong>” da ‘<strong>kaya’</strong> değil ‘<strong>balık</strong>’tım. <strong>Denizlere</strong>, <strong>okyanuslara</strong> akan ve denizlerden okyanuslardan <strong>dar</strong> ve <strong>sığ</strong> bir <strong>akarsuya</strong> sığan bir balık.</div> <div>Ya da <strong>seyir</strong> halindeki bir <strong>salik</strong>...</div> <div>Başta <strong>teveccüh</strong> etmişim.</div> <div><strong>Teveccüh</strong> etmek hataymış!</div> <div><strong>İnsan</strong>, en üst <strong>erimine</strong> “<strong>kendine denk bir enerji©️”</strong>yle varırmış.</div> <div>Bir gecede <strong>onbinlerce</strong> <strong>gece</strong> aştık.</div> <div>Bir anlık <strong>karanlık</strong>; binlerce <strong>yıldız</strong> oldu…</div> <div>Bir <strong>göz</strong> <strong>kırpma</strong> <strong>süresi</strong> içinde olup bitti bunlar…</div> <div>Bu yüzden hikâyenin adı: <strong>Tarfet'ül ayn</strong>…</div> <div>.</div> <div><strong>Nickola Berrygele, dikGAZETE.com</strong></div> <div> </div>