<h3><span><strong>ÖLENE KADAR BAŞKAN / REİS</strong></span></h3> <div>Dün <strong>2016</strong> yılında kurduğumuz ve o günden beri <strong>Genel</strong> <strong>Başkan</strong> yardımcılığını yaptığım, alanında <strong>Türkiye’de</strong> tek olan <strong>TELİF HAKLARI DERNEĞİ 4. Olağan Genel Kurulu</strong> vardı. Değerli dostumuz, arkadaşımız ve derneğin kurucuları arasında bulunan <strong>Recep</strong> <strong>İncecik’in</strong> <strong>Sultanahmet’te</strong> bulunan “<strong>SULTAN</strong> <strong>KÖŞESİ</strong>” isimli restoranında gerçekleştirdiğimiz genel kurula giderken yolda aklıma ilginç bir makale başlığı geldi. Biraz ironi, biraz gerçek, biraz espri içeren bir makale yazmayı genel kurula giderken yolda kararlaştırdım.</div> <div>Sebebini anlatacağım.</div> <div>Ama meselenin daha iyi anlaşılması için önce bir fıkra anlatarak başlamak istiyorum:</div> <div>Adamın biri, <strong>papağan</strong> satılan bir dükkâna girmiş. Bir papağanın altında <strong>100</strong> <strong>dolar</strong> fiyat yazıyormuş.</div> <div>Müşteri, dükkân sahibine sormuş:</div> <div>“Bunun ne özelliği var ki 100 dolar yazmışsın?”</div> <div>Dükkân sahibi “O Arapça biliyor” demiş.</div> <div>Hemen yandaki papağanın üzerinde ise <strong>200</strong> <strong>dolar</strong> fiyat varmış.</div> <div>“Bu niye <strong>200</strong> dolar?” diye sormuş müşteri.</div> <div>Dükkân sahibi; “O Arapça ile birlikte İngilizce de biliyor.”</div> <div>Hemen yanında duran papağanın altında ise <strong>bin</strong> <strong>dolar</strong> fiyatı görünce müşteri gayri ihtiyari sormuş:</div> <div>“Bu niye bin dolar?”</div> <div>Dükkân sahibi, “Bu Arapça da İngilizce de bilmiyor ama bu ikisi ona <strong>Başkan/Reis</strong> diyor!”</div> <div>İroni bu; <strong>başkanlar</strong> ve <strong>reisler</strong> alınmasın!..</div> <div>Ne derece doğru bilmiyorum ama yapıldığı söylenen bir araştırmaya göre ülkemizdeki insanların yarısı “<strong>Reis</strong>” yarısı “<strong>Başkan</strong>” sıfatı taşıyormuş.</div> <div>Aslında bu bazen çok işimize de yarıyor. Bazı karşılaştığımız arkadaşların isimlerini hatırlamayınca “<strong>Başkan nasılsın</strong>?”, “<strong>Reis nasılsın?”</strong> deyip meseleyi geçiştirirken arkadaşımızın ismini hatırlamaya çalışıyoruz. Çok kez tecrübe ettim, işe yarıyor. İsterseniz siz de deneyip görün. :)</div> <div><strong>Başkan</strong> ve <strong>Reis</strong> olmak elbette önemli! Gayret ve emek ister. Öyle, başkanlık ve reislik yatarak elde edilmiyor.</div> <div>Ama özellikle doğu toplumlarında çok dikkat çeken bir durum söz konusu. Ne yazık ki kahir ekseriyetiyle <strong>Başkan</strong> veya <strong>Reis</strong> olan kişiler, ölene kadar o sıfatı ve oturduğu makamı terk etmiyor. Bu sivil toplum kuruluşlarından, siyasi partilere, derneklerden tarikatlara ve cemaatlere kadar ne yazık ki böyle. Saltanatla yönetilen ülkelerdeki gibi koltuğa oturan bir daha kalkmak bilmiyor ve bu durum ölene kadar devam ediyor. Hatta bazıları öldükten sonra bile koltuğunu bırakmıyor olmalı ki bazı karikatüristler tabut içinde giden böylelerinin, bir elinin dışarıda koltuğunu tutar vaziyette çizim bile yapıyorlar.</div> <div>Geçtiğimiz aylarda ülkemizde tanınan bir yardım kuruluşunun başkanını ziyaret ettim. İki saate yakın derin bir sohbet yaptık. Konu cemaat, tarikat ve sivil toplumlara gelince ona şu ilginç örneği verdim:</div> <div>“Abi, geçenlerde bizim derneğin başkanı kahvaltıya çağırdı. Ona ‘Ya başkan ne zaman öleceksin?’ diye sordum. Başkan, ‘Niye böyle dedin?’ diye sordu. Ben de espri mahiyetinde, ‘Ya başkan biliyorsun, kimse ölmeden koltuğu bırakmıyor, ondan sordum. Malum sen de on senedir başkansın.’ Başkanım, ‘Hemen bu ay genel kurul yapalım ve başkanlığı bırakayım’ dedi.” (Bu arada yanlış anlamayın bizim başkan kaç kez koltuğu bırakmak istedi ama biz razı olmadık, hakkını yemeyelim.)</div> <div><strong>Yardım</strong> teşkilatının başkanı abimiz sözüm bitince, “<strong>Selim Hoca çaktırmadan bize sol bir kroşe vurdu</strong>” dedi. Ben de esprili bir şekilde, “<strong>Hayır abi, çaktırmadan ve sol kroşe değil, açıkça direk gözünüze bir yumruk attım</strong>” dedim.</div> <div>Abimiz çok hakkaniyetli biridir. Verdiğim çarpıcı örneklere itiraz bile etmedi ve “<strong>Çok haklısın</strong>” diyerek durumu kabul etti.</div> <div>O abimize bunu anlatırken o an zihnimden özellikle bizim kesimde (İslami, Milliyetçi, Muhafazakâr, sağcı vs.) <strong>başkan</strong> / <strong>reis</strong> / <strong>şeyh</strong> / <strong>lider</strong> seçilip de on yıllarca başkanlığı devam ettiren birçok abimiz, arkadaşımız resmigeçit yaptı.</div> <div>Geçen sene bir vakfın başında olan abimiz vefat etti. Yaşı da <strong>yetmişi</strong> çoktan geçmişti ve <strong>otuz</strong> senedir vakfın başkanlığını yapıyordu. Bir gün esprili bir şekilde ona dedim ki: “Ya abi, galiba ölene kadar başkanlığı bırakmaya niyetin yok. Ya ölmeden önce görevi bir arkadaşa devretseniz de siz öldükten sonra işler karışmasa.”</div> <div>“Olur” dedi ama ne yazık ki bırakamadan vefat edip gitti.</div> <div>Akıldan çok hissiyatıyla yaşamayı seven doğu toplumlarında oluşumların kahir ekseriyeti <strong>“Lider / Şeyh / Başkan / Reis”</strong> merkezli oluşuyor ve kişilerin karizmaları ölene kadar oturdukları makamdan uzaklaşmalarına engel oluyor.</div> <div>Sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler, derneklerde vs. <strong>koltuk</strong> çok önemli. Cemaat ve tarikatlarda ise lider, şeyh veya gavs gibi sıfatlara sahip olanlar neredeyse iman esası gibi algılanıyor. <strong>Gavslar</strong>, <strong>Kutuplar</strong>, <strong>Şeyhler</strong>, <strong>Hoca</strong> <strong>Efendiler</strong> vs. kutsallaştırılarak artık erişilmez, insanüstü varlıklar olarak kabul ediliyor. “<strong>Onların gitmesi mevcut yapının yıkılmasına sebep olur</strong>.” algısı sebebiyle de peşlerinden giden kimse onlara dokunamıyor, bırak dokunmayı ne yazık ki dokunmayı aklından bile geçiremiyor. Haliyle “O kutsal, erişilmez, yekta ve üstün putların” yerine birinin gelmesini düşünmek bile büyük günah sayılıyor. Arada bir “Ya bunların yerine daha genç ve dinamik insanları seçsek, bunlar da yüksek istişare şura üyesi olarak bulunsa” gibi fikirleri ileri sürme gafletinde bulunanlar ise hemen <strong>AFOROZ</strong> edilerek yapının dışına itiliyor.</div> <div><strong>Karizmatik</strong> kişilerin etrafında oluşturulan ve <strong>kadrolara</strong>, <strong>şuraya</strong> önem verilmeyen yapılarda <strong>karizmatik</strong> kişinin gitmesiyle birlikte ya <strong>bölünmeler</strong> başlıyor ya da <strong>yapı,</strong> büyük <strong>sarsıntılar</strong> geçiriyor. <strong>Karizmatik</strong> kişiler, yerlerine kimseyi yetiştirmediği için ölmelerinin ardından büyük bir boşluk meydana geliyor. Bunu şu örnekle açıklamak istiyorum:</div> <div>Bu yapılarda karizmatik kişiler/liderler <strong>1 değer</strong> ifade ediyor. Sağındakiler ise sayıları adedince <strong>sıfır</strong>. Baştaki, bir ölümle gidince, <strong>sıfırlar</strong> ortada kalıyor. Yaşanan hadiselere göre bazen bir <strong>sıfır,</strong> baş kaldırarak kendini <strong>lider</strong>/<strong>önder</strong> ilan ediyor ve sağına aldığı <strong>sıfırlarla</strong> yeni bir <strong>karizmatik</strong> <strong>yapı</strong> oluşturuyor. Başkaldıran <strong>sıfırlar,</strong> birden çok olunca da ister istemez yapı birkaç yeni yapıya bölünüyor. Buna örnek olarak; adına <strong>Süleymancılar</strong>, <strong>Nurcular</strong>, <strong>Nakşibendi</strong> veya <strong>Kadiri</strong> tarikatlarını gösterebiliriz. Bu yapıların başlarındaki karizmatik kişilerin ölümünden sonra mevcut yapıların, onlarca <strong>gruba</strong> bölündükleri kimsenin inkâr edemeyeceği bir gerçek olarak yaşıyor. Son olarak <strong>Menzil</strong> şeyhinin ölmesinin ardından yerine geçen <strong>üç</strong> oğlunun birbirlerini yok edecek derecede bir <strong>savaş</strong> başlatmaları da en son yaşanan çok çarpıcı bir örnektir.</div> <div>Kurulduğundan beri başkanlığını değerli dostum <strong>Cafer Vayni’nin</strong> yaptığı <strong>Telif Hakları Derneğinin</strong> dün yapmış olduğumuz <strong>4. Olağan Kongresinde</strong> yukarıdan beri biraz ironi biraz gerçek yönleriyle anlattığım vartaya düşmemek için yönetimde ciddi gençleşmeye gittik. <strong>11</strong> asıl üyenin yanında seçtiğimiz <strong>11</strong> yedek üyeyi tamamıyla gençlerden oluşturduk ve gelecekte yönetimi bu gençlere devredeceğimizi de genel kurulumuzda deklare ettik. <strong>İnşallah</strong> bunu gelecek kongremizde gerçekleştirebilirsek artık “<strong>Ölene kadar başkan, ölene kadar reis, ölene kadar şeyh, ölene kadar lider vs</strong>.” algısının yıkılmasına sebep oluruz. Bu husustaki niyetimiz halistir. <strong>İnşallah</strong> bazı <strong>cinni</strong> ve <strong>insi</strong> şeytanlar araya girip bizi bu halis niyetimizden vazgeçirmez.</div> <div>Bu vesile ile yeni seçilen yönetim kurulumuzu tebrik ediyor, telif hakları alanında ülkemizin ufkunu açacak faaliyetlere imza atmalarını bekliyoruz.</div> <div><strong>Not:</strong> Geçmişte “<strong>Molla</strong> <strong>Hasım</strong>” müstear ismiyle uzun yıllar hiciv yazarlığı yapmıştım. O dönemlerde rahmetli <strong>Mustafa</strong> <strong>Yazgan</strong> abimizden ilham alarak kaleme aldığım “<strong>BRE KOLTUK SEN NEYMİŞSİN</strong>” isimli <strong>36</strong> beyitlik bir hiciv yazmıştım. <strong>1999</strong> yılında yazdığım bu hicvin <strong>13</strong> <strong>beytini</strong> yeri geldiği için sizlerle yeniden paylaşmak istiyorum:</div> <h4><span><strong>BRE KOLTUK SEN NEYMİŞSİN?</strong></span></h4> <div>Dinsizi dindar eyledin.</div> <div>Donsuzlara don peyledin.</div> <div>Ya şu başkanı / reisi neyledin?</div> <div>Bre koltuk sen neymişsin!</div> <div>Şeytan kimyasından mısın?</div> <div>Hırslar dünyasından mısın?</div> <div>Nefsin hülyasından mısın?</div> <div>Bre koltuk sen neymişsin!</div> <div>Liderler hep sana kuldu.</div> <div>Üstüne oturan yamuldu.</div> <div>Yüzünden haya soyuldu.</div> <div>Bre koltuk sen neymişsin!</div> <div>Koltuk tutkala bulanmış.</div> <div>Oturanlar ona kanmış.</div> <div>Altından çekilmez sanmış.</div> <div>Bre koltuk sen neymişsin!</div> <div>Prensipler düştü küme.</div> <div>Dava diyen gitti güme.</div> <div>Hakikatler bitti mi ne?</div> <div>Bre koltuk sen neymişsin!</div> <div>Kabuk değiştirdi dindar.</div> <div>Koltuk için oldu kindar.</div> <div>Her şeyini etti mundar.</div> <div>Bre koltuk sen neymişsin!</div> <div>Koltuk için haram yemek</div> <div>Söz vermek de ne demek</div> <div>Yüzler kızarmamak gerek</div> <div>Bre koltuk sen neymişsin!</div> <div>Yanına yaklaşan kişi.</div> <div>Kazık atmak oldu işi.</div> <div>Yok etti kardeş kardeşi.</div> <div>Bre koltuk sen neymişsin!</div> <div>Koltuk esnafı türedi.</div> <div>Ve üredikçe üredi.</div> <div>Devşirdi sahte kredi.</div> <div>Bre koltuk sen neymişsin!</div> <div>Makamı baki sandılar.</div> <div>Küçük şeylere kandılar.</div> <div>Dünya deyip aldandılar.</div> <div>Bre koltuk sen neymişsin!</div> <div>Hileyle başa geldiler</div> <div>Hakkımız deyip yediler.</div> <div>Şimdi moda bu dediler.</div> <div>Bre koltuk sen neymişsin!</div> <div>Korunamaz oldu haklar.</div> <div>Karıştı siyahla aklar.</div> <div>Herkes birbirini haklar.</div> <div>Bre koltuk sen neymişsin!</div> <div>Görmez oldu gönül gözü.</div> <div>Soldu hak olanın yüzü.</div> <div>Dertli Selim’in son sözü.</div> <div>Bre koltuk sen neymişsin!</div> <div>.</div> <div><strong>Selim Çoraklı, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>