- 09-06-2026 13:03
- 826
Selim Çoraklı yazdı;
"AİLEYİ YIKACAK KANUN YAPMIŞIZ!"
Başlıktaki “Aileyi yıkacak kanunlar yapmışız” İfadesi bir suçlama veya yalan ifade olmadığı gibi bana da ait değil. Bizzat AK Parti’de önemli görevler yapmış birkaç insanın değişik zamanlarda yaptıkları ortak açıklamaların özetidir. Makalenin ilerleyen aşamalarında kimin hangi maksatla söylediğini kaynaklarıyla sizlere takdim edeceğim.
Bilindiği üzere AK Parti, resmi söylemlerinde aileyi “Türk toplumunun temeli” olarak tanımlamış ve ailenin korunmasını temel önceliklerinden biri olarak ilan etmiştir. Bunu iktidarda olduğu 25 yıllık dönemde de sık sık tekrar etmiştir. Ancak uygulamada ve çıkarılan bazı kanunlarda acaba bu söylem yapılan eylemlere uyuyor mu?
Ne yazık ki AK Parti’nin zaman zaman çıkardığı bazı yasal düzenleme ve ekonomik politikalarının aile kurumuna ve bütünlüğüne zarar verdiğini artık kendileri de kabul ediyor. Mesela AK Parti eski milletvekili, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Kamu Baş denetçisi (Ombudsman) Şeref Malkoç, Ocak 2019 tarihinde yaptığı açıklamada kadının beyanıyla erkeğin evden uzaklaştırılmasını öngören 6284 sayılı Kanun ve süresiz nafaka uygulamalarını (Süresiz nafakayı Anayasa mahkemesi iptal etti, 9 ay sonra yürürlüğe girecek ama net bir şey olmadığı için mahkemelerin ne karar vereceği meçhul. Bu hususta yasal düzenleme şart) eleştirirken tam olarak şu ifadeleri kullanmıştır:
“Eşler tartıştığında kadın, karakola telefon açıp şikâyette bulunduğunda koca evden uzaklaştırma alıyor. Bu da öfkeyi ve kadına şiddeti körüklüyor. Biz eşleri barıştırmak yerine ayrılsın diye kanun çıkarmışız.“
Malkoç’un bu çıkışı, o dönem kamuoyunda büyük yankı uyandırmış; kadın hakları savunucuları tarafından 6284 sayılı koruma kanununu hedef aldığı gerekçesiyle eleştirilirken, muhafazakâr tabandaki kanun karşıtları tarafından ise önemli bir “iktidar itirafı” olarak desteklenmiştir.
Yine Ekim 2022 tarihinde Konya’da düzenlenen ve aile hukukuna fıkhi ile modern yaklaşımların ele alındığı bir sempozyumda AK Parti Konya eski Milletvekili ve Genel Başkan eski yardımcısı Ahmet Sorgun “Biz meğer aileyi yıkan kanunlar çıkarmışız.” öz eleştirisini yapan kişi olarak tarihe geçmiş ve özetle şu ifadeleri kullanmıştır:
“Biz meğer aileyi yıkan kanunlar çıkarmışız. Aileyi yıkan kanunlar neyse o halde bu kanunlar üzerine çalışıp değiştirilmesi için çalışma yapılmalı. STK’lara düşen sorumluluklar var. Aile için tehlikeli yasaların kaynağını kurutup yeniden gözden geçirmek lazım.”
Bu söz de tıpkı Şeref Malkoç gibi özellikle muhafazakâr tabanda ve siyasi arenada iktidarın kendi çıkardığı aile/kadın politikalarına yönelik en net ve açık öz eleştirilerden biri olmuştur.
Ahmet Sorgun bu sözleri, AK Parti Konya Milletvekilliği yaptığı dönemde ve özellikle Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin ardından aile mevzuatına yönelik muhafazakâr sivil toplum kuruluşları ve siyaset kanadında yürütülen “aile yapısının korunması” tartışmaları sırasında dile getirmiştir. Söz konusu eleştiri; özellikle süresiz nafaka, erken evlilik mağduriyetleri ve boşanma süreçlerindeki bazı yasal mevzuatların aile kurumuna zarar verdiği yönündeki öz eleştirilerin bir parçası olarak kayıtlara geçmiştir.
Türkiye’nin, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadeleyi hukuki olarak güvence altına aldığını iddia eden ama aslında Müslüman Türk aile yapısını temelden dinamitleyen ‘İstanbul Sözleşmesi’nden 2021 yılında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile çekildik. Ancak yürürlükte olduğu zaman diliminde çıkarılan kanunların hala yerinde duruyor olması, bu çekilmenin hiçbir işe yaramadığını ortaya koymaktadır. Bu çerçevede çıkarılan kanunların aile birliğini korumaktan ziyade şiddet faillerini cesaretlendirdiği, kadınları ve çocukları ev içi şiddete karşı savunmasız bıraktığı ve aile içi cinayetleri artırdığı yapılan araştırmalarda çok açık biçimde görülmektedir.
İktidarın, İstanbul Sözleşmesi isimli projeden çekilmelerinin aile yapısını korumak amacıyla yapıldığını, Türk hukukunun ve 6284 sayılı Kanun’un kadınları ve aileyi korumak için yeterli olduğunu açıklaması, netice itibariyle pratikte hiçbir işe yaramamakta ve sadece göstermelik bir politik atak olarak görülmektedir.
İktidar içerisindeki bazı marjinallerin talepleri doğrultusunda, şiddet mağduru kadınları koruduğu iddia edilen “6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” ve süresiz nafaka hakkı, aileleri korumakla çeliştiği, kadınların şiddet gördükleri evlere geri dönmesine veya ekonomik olarak istismar edilmesine zemin hazırladığı görmezden gelinemez.
Aile mahkemelerinin işleyişi ve nafaka düzenlemeleri hususunda atılan adımların bazen aile kurumunu zayıflattığı görülmüştür. Bizzat yeni Adalet bakanının da ifadesi ile boşanma davalarının çok uzaması, arabuluculuk uygulamalarındaki aksaklıklar, genç evlilerin hapisle cezalandırılması ve kadına/çocuğa yönelik nafaka ödemelerinde yaşanan tahsilat problemleri, boşanan bireylerin ve çocukların mağduriyetine sebep olmaktadır.
AK Parti kabul etmese de çıkardıkları yasalarla adeta kadınları ilahlaştırıp, erkekleri mağdur hale getirmeyi ve adeta aileyi bitirmeyi hedeflemektedir. Çıkarılan kanunlarla açık biçimde boşanan erkeğin çocuk dâhil her şeyi çalınıp, kadına verilerek adeta yasal bir hırsızlık ve haksızlık yapılmaktadır. Süresiz nafaka ve erken evlilik suçlamalarıyla erkekler resmen zulme maruz kalıyor. Bu sebeple erkekler, evlenmekten korktuklarını açık biçimde dile getiriyor. Neticede yaşananlar sonunda evlilik sayısı düşerken, boşanma sayısı hızla artıyor. Sık sık nüfusun artması için açıklamalar yapan AK Parti iktidarında evlenme çağında olup hiç evlenmemiş 19 milyon bekâr gencin var olması bu hususta nasıl bir tehlike ile karşı karşıya kaldığımızı göstermektedir.
AK Parti iktidarında, LGBT’lilere getirilen dernek kurma hakkı, cinsiyet değiştirme bedelini SGK’nın ödemesi gibi uygulamalar da ahlakın çökmesinde ve aile yapısının sarsılmasında çok büyük rol oynamaktadır. İlk LGBT derneği 1994 yılında açılmış olsa da bugün Türkiye’de resmi olarak açılmış bulunan 22 LGBT derneğinin var olması, tehlikenin boyutunu gözler önüne seriyor.
Ne yazık ki AK Parti bu hususta kendisine oy veren muhafazakâr halkın isteklerini ve ailenin gördüğü zararları görmezden geliyor. AK Parti yönetimi kendisine oy vermeyen ve asla vermeyecek olan kitleyi her defasında yüceltip memnun etmek için çalışırken kendi seçmeninin sinir uçlarıyla oynamayı adeta itiyat haline getirdi.
AK Parti, bir taraftan nüfus artsın derken, diğer taraftan kadın istihdamını artırarak, kadının tır şoförü olmasını dahi kutsayabiliyor. Sanki kadınlar çocukları tır dorselerinde meydana getirecek.
AK Parti, sözde aile için çalıştığını iddia ediyor ama ne yazık ki aileyi yok edecek ne kadar zararlı şey varsa hepsini serbest bırakıyor.
AK Parti, 2026’yi “Aile Yılı” ilan ettiğini söylese de yapılan araştırmalar ve açıklanan resmi bilgiler bunun doğru olmadığını ispatlıyor.
Mesela ülkemizde zina serbest, aile reisliği iptal edilmiş.
6284 sayılı kanun kimseyi korumuyor. Ancak cinayetleri artırıyor, erkeğe cinnet geçirtiyor ve aileyi yok ediyor,
“Kadının beyanı esastır” diyerek hukukun temel ilkesi olan eşitlik zedeleniyor ve yanlış kararlar veriliyor,
6284 sayılı kanun ile devlet adeta erkeklere “cinnet geçir, cinayet işle” diyor.
Genç evlenen erkekler, ağır hapis cezalarıyla karşı karşıya kalıyor.
AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın defalarca dile getirdiği “dindar nesil” hedefinin, ne yazık ki 25 yıllık bir iktidara rağmen toplumsal bir karşılık bulamadığını görüyoruz. Bu başarısızlığın en çarpıcı itirafı ise Diyanet İşleri eski Başkanı Ali Erbaş’tan gelmişti. Erbaş, katıldığı bir televizyon programında; Cuma hutbeleri, binlerce vaiz ve MEB ile yürütülen ortak projelere rağmen mayanın tutmadığını ve başarısız olduklarını dile getirmişti.
AK Parti Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler ise bir yazısında şöyle diyordu:
“Kaybediyoruz genç kuşağı. Gönlümüzde kimseye yer yok, çocuklarımıza bile!..”
Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın aile ili ilgili yaptığı açıklamalar ve mevcut bazı kanunların durumunun nasıl bir zarara sebep olduğunu verdiği aşağıdaki örnekle gözler önüne seriyor:
“Şu anda insanlar evlenmekten korkuyor. Ben ilk bunu evli bir erkek hâkim gelince ondan öğrendim. Bir kadın avukat geliyor, bir şey istiyor ondan, o da yapmıyor. Ondan sonra kadın avukat gidiyor, ‘Bana cinsel sözel tacizde bulundu’ diyor ve onun üzerine hâkim açığa alınıyor. Niye o 6284 sayılı kanunda ‘‘kadının beyanı esastır’ diye bir madde var. Böyle bir durumda artık kapı açık olmadan bir kurumda kadını içeri alması sakıncalı hale getiriyor.”
İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN ZARARLARI...
AK Parti eski milletvekili, Cumhurbaşkanı başdanışmanı ve Kamu Baş Denetçisi (Ombudsman) Şeref Malkoç da benzer bir itirafta bulunmuş, Ocak 2019 tarihinde yaptığı açıklamada kadının beyanıyla erkeğin evden uzaklaştırılmasını öngören 6284 sayılı Kanun ve süresiz nafaka uygulamalarını (Süresiz nafakayı Anayasa mahkemesi iptal etti, 9 ay sonra yürürlüğe girecek ama net bir şey olmadığı için mahkemelerin ne karar vereceği meçhul. Bu hususta yasal düzenleme şart) eleştirirken tam olarak şu ifadeleri kullanmıştır:
“Eşler tartıştığında kadın, karakola telefon açıp şikâyette bulunduğunda koca evden uzaklaştırma alıyor. Bu da öfkeyi ve kadına şiddeti körüklüyor. Biz eşleri barıştırmak yerine ayrılsın diye kanun çıkarmışız.”
Malkoç’un bu çıkışı, o dönem kamuoyunda büyük yankı uyandırmış; kadın hakları savunucuları tarafından 6284 sayılı koruma kanununu hedef aldığı gerekçesiyle eleştirilirken, muhafazakâr tabandaki kanun karşıtları tarafından ise önemli bir “iktidar itirafı” olarak desteklenmiştir.
Herkes İstanbul Sözleşmesi’nden bahsediyor ama içeriğine ve aileye verdiği zararları nasıl gerçekleştirdiğine değinmiyor.
İstanbul Sözleşmesi’nin toplumsal ve ailevi değerlere zarar verdiği gerekçesiyle eleştirilen ve Türkiye’nin sözleşmeden çekilme kararına zemin hazırlayan bazı temel maddeleri, tartışmalı kavramları ve zararlarının birkaç maddesini beraberce inceleyelim:
Madde 3 – Toplumsal Cinsiyet (Gender) Tanımı
Sözleşmenin 3. maddesinde toplumsal cinsiyet; “herhangi bir toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü, sosyal olarak inşa edilmiş roller, davranışlar, faaliyetler ve özellikler” şeklinde tanımlanır.
Bu tanım ile biyolojik cinsiyeti yani kadın ve erkeği yok saydığı açıktır. Cinsiyetin tamamen “akışkan ve sonradan seçilebilir” bir kalıba sokulduğunu savunan bu madde anne ve babanın rollerini değersizleştirerek geleneksel aile modelini temelden yıkmaktadır. Bu toplumların geleceği için büyük bir felakettir ve insanlığı sonudur.
Madde 3 – Partner Kavramı ve Evlilik Dışı İlişkiler
Sözleşme, “ev içi şiddet” tanımını yaparken tarafların evli olup olmadığına bakmaksızın, aynı haneyi paylaşan veya paylaşmayan “Eski veya şimdiki eşler ya da partnerler” ifadesini kullanır.
Bu madde ile nikâhsız birlikteliklerin veya evlilik dışı ilişkilerin (partnerlik adı altında) yasal bir koruma şemsiyesine alınarak meşrulaştırıldığı açıktır. Bu da resmi evlilik kurumunu değersizleştirmektedir. Bu duruma zinanın serbest kalmasının büyük etkisi vardır.
Madde 4 – Cinsel Yönelim ve Toplumsal Cinsiyet Kimliği İfadeleri
Sözleşmenin en çok tartışılan ve en zararlı olarak nitelendirilen maddesi 4. maddedir. Bu maddenin 3. fıkrasında, şiddet mağdurlarına yardım edilirken hiçbir şekilde ayrımcılık yapılmaması gerektiği belirtilir ve kriterler arasında “cinsel yönelim” ile “toplumsal cinsiyet kimliği” ifadelerine yer verilir.
Bu ifadelerin LGBTİ+ eğilimlerini meşrulaştırdığı, eşcinselliği normalleştirdiği ve Türk aile yapısını kökten dinamitlediğini bütün uzmanlar söylüyor. Sözleşmenin şiddeti önleme amacından saptırılarak bu ideolojilerin propaganda aracına dönüştürüldüğü açıktır.
Madde 12 – Gelenek, Görenek ve Kültürün Kökünün Kazınması
Sözleşmenin 12. maddesi, tarafların kadınların aşağılığı veya üstünlüğü fikrine dayanan ön yargıları, örf ve adetleri, gelenekleri ve her türlü farklı uygulamaları ortadan kaldırmak amacıyla tedbirler almasını zorunlu kılar.
Bu madde, yerli ve kültürel değerleri tamamen “şiddet kaynağı” gibi göstermekte ve “kökünün kazınması gereken zararlı unsurlar” olarak hedefe koymaktadır.
Toplumun inanç, örf ve ailevi hassasiyetleri açık biçimde bu maddeyle baskı altına alınmaktadır. Bu tür maddeleri Müslüman Türk toplumu asla kaldırmaz ve sosyal patlamalara sebebiyet verebilir.
Madde 48 – Arabuluculuk ve Uzlaştırma Yasağı
Sözleşmenin 48. maddesi, ev içi şiddet vakalarında mahkeme öncesi ya da esnasında arabuluculuk, meditasyon ve uzlaştırma gibi zorunlu alternatif uyuşmazlık çözüm süreçlerinin uygulanmasını kesin bir dille yasaklar.
Bu yasağın, ufak tartışmalar yaşayan veya boşanma aşamasına gelen çiftlerin barışma ihtimalini tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bununla aile kurumunu bir arada tutabilecek yapıcı mekanizmaların engellendiği ve bu durumun boşanma oranlarını hızla artırdığı açık biçimde görülmüştür.
SÖZLEŞME GİTTİ KANUNLARI DURUYOR
Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden 2021 yılında resmi olarak çekilmiş olsa da, sözleşmenin temel aldığı ilkeleri iç hukuka taşımak ve uygulamak amacıyla çıkarılan kanunlar ve yasal düzenlemeler hâlâ tamamen yürürlüktedir.
İstanbul Sözleşmesi’nin imza edilmesinden hemen bir yıl sonra (2012 yılında) çıkarılan 6284 sayılı kanunun bazı maddeleri halen yürürlüktedir. Bunlardan en zararlısı da bütün hukuk ilkelerini alt üst eden “Kadının beyanının esas alınması” ilkesidir. Buna göre herhangi bir darp raporu veya delil aranmaksızın hızlıca karar verilmekte ve erkekler evlerinden uzaklaştırılmaktadır. Bugüne kadar iki milyon erkeğin evden uzaklaştırıldığı söylenmektedir.
Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden çıksa da Birleşmiş Milletler’in CEDAW (Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi) başta olmak üzere kadın haklarını güvenceye alan diğer uluslararası anlaşmalarına taraftır. Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca bu sözleşmeler iç kanunların dahi üstünde sayılmaya devam etmektedir.
Özetle; sözleşmenin diplomatik ve siyasi metni siyasi bazı mülahazalarla iktidar tarafından rafa kaldırılmış olsa da, o dönemde bu sözleşmeye dayanarak inşa edilen 6284 sayılı Kanun başta olmak üzere tüm ceza ve koruma mekanizmaları adliyelerde ve emniyette uygulanmaya ve aileyi parçalamaya devam etmektedir.
AK PARTİ NELER YAPMALI?
Çeyrek asırdır iktidarda olan AK Parti, toplum ahlakının düzelmesini, aile yapısının sağlam olmasını ve nüfusun artmasını istiyorsa şunları yapmalıdır:
“Kadının beyanı esastır” ve “kadınlara pozitif ayrımcılık” yanlışlarını düzeltilmelidir. 6284 sayılı kanunun yukarıda anlatmaya çalıştığım aileyi yıkan maddelerini kaldırmalıdır. Bu yasalarla Firavun, Mısır’da Hz. Yusuf’u zindana attı. Tarihte Amazon kadınlar oluştu.
Erkekleri evden uzaklaştırma yasasını kaldırın. Evden uzaklaşan erkek suça itilmektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından sonra evliliği zorlaştıran ve erkekleri evlenmekten soğutan nafaka meselesini makul ve uygulanabilir bir çerçeveye oturtmalıdır.
Hükümet ve Adalet Bakanlığı nafaka uygulamalarının yanlış ve adaletsiz olduğunu açıklamalarına rağmen, KADEM ve feministlerin korkusunu üzerinden atarak hakkaniyetle hareket etmelidir.
Çocukların velayetinin otomatik olarak anneye verilmesi yanlışından vazgeçin. Çocuk, şartları en iyi olan tarafa verilmelidir.
Aile, kadın ve erkekten oluşur. Erkeği yok sayarsan aile başınıza yıkılır. Aile bakanlıkları, aileyi kadın ve çocuktan ibaret zannetme fikrinden vazgeçmelidir. Kadınları tır şoförü yaparak istihdam sağladığını düşünen feminist bakanlarla aile yapısı düzelmez.
Bir yandan nüfusun artmasını isterken diğer yandan kadının çalışmasını teşvik etme paradoksundan kurtulun. Ev kadınlarını 3-4 çocuk doğurmaya teşvik edin, destekleyin. Hatta Erhan Afyoncu’nun fikrine uyun ve ev kadınlarını emekli edin.
LGBT türü ahlaksızlara tanıdığınız dernek kurma, cinsiyet değiştirme parası verme gibi yanlışlardan dönün.
Aile ve okul ilişkilerini geliştirecek projeler yapın. Okullarda, ilgili ailelerin yüzdesi yüzde 20’yi geçmediği çok açıktır.
Türk Ceza Kanunu’nda kadın 26 defa, erkek ise 1 defa geçer. Kadını bu kadar özne haline getirmek kadını korumaz, aksine hedef haline getirir. Bu hususta adalet ve eşitlik ilkesinden ayrılmayın.
Aile ile ilgili beyanlarında samimi olduklarına inandığım AK Partili yöneticilerin samimiyetlerini, ailenin tehlikelerini korumak yolunda da göstermelerini temenni ediyorum. Yoksa kendilerinin de ifade ettiği gibi aile düzeni yıkılan hiçbir toplum ayakta kalamaz.
.
Selim Çoraklı, dik GAZETE.com