<h3><span><strong>İttihatçılar da ölür ittihatçılık da!</strong> </span></h3> <div>Bana göre ülkemizde son zamanlarda yetişen en entelektüel kişilerden biri olan hemşerim <strong>Mustafa</strong> <strong>Çalık,</strong> bu dünyadaki vazifesini bitirip gerçek âleme göç etti.</div> <div>Rabbim mekânını <strong>Cennet</strong> eylesin. <strong>Hemşerim</strong> diyorum; çünkü <strong>Çalık,</strong> her ne kadar <strong>Gümüşhane’ye</strong> bağlı <strong>Çalık</strong> köyünden ise de (Çalık ile benim köyüm Çerçi arasında 10 km var) annesi <strong>Bayburt’un</strong> <strong>Sünür</strong> köyündendir. Liseyi de <strong>Bayburt’ta</strong> bitirmiştir.</div> <div><strong>17 Temmuz 1956</strong> doğumlu olan <strong>Çalık</strong>, <strong>Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini</strong> bitirdi.</div> <div><strong>1983</strong> yılında Yüksek lisans, <strong>1993</strong> yılında da “Siyasî Kültür ve Sosyolojinin Bazı Kavramları Açısından MHP Hareketi (1965-1980)” isimli çalışmasıyla <strong>Doktorasını</strong> tamamladı.</div> <div><strong>Mustafa</strong> <strong>Çalık,</strong> <strong>“Ülkücü”</strong> kökenden geliyordu ve bunu her platformda belirtmekten hiç çekinmemiştir.</div> <div><strong>Siyasal</strong> <strong>Bilgiler</strong> <strong>Fakültesinde</strong> okurken <strong>“Ülkü Ocaklarında”</strong> görev aldı. Aynı dönemde <strong>Muhsin</strong> <strong>Yazıcıoğlu,</strong> <strong>Ülkü</strong> <strong>Ocakları</strong> <strong>Başkanı</strong>’dır.</div> <div><strong>Muhsin</strong> <strong>Yazıcıoğlu,</strong> <strong>1992’de</strong> <strong>MÇP’den</strong> ayrılarak parti kurduğunda da yanında yer almış ve <strong>Genel</strong> <strong>Başkan</strong> <strong>Yardımcılığını</strong> yapmıştır.</div> <div></div> <div><strong>Siyasal’ı</strong> bitirmesine rağmen on yıla yakın devlet görevinde bulunan <strong>Çalık</strong>, <strong>1989</strong> yılında görevinden ayrılarak <strong>“Türkiye Günlüğü Dergisini”</strong> çıkarmaya başladı.</div> <div>Uzun soluklu bir yayın hayatına sahip <strong>“Türkiye Günlüğü”</strong> isimli derginin sahipliğini ve yayın yönetmenliğini yürüttü. Dergide ülke sorunlarına köklü çözümler üreten her kesimden yazılara yer verdi.</div> <div>Bu anlamda <strong>“Türkiye Günlüğü”</strong> bir okul mesabesindedir. <strong>Derginin</strong> birçok özel sayısı kütüphanemde mevcuttur.</div> <div><strong>Çalık</strong>, <strong>Necip</strong> <strong>Fazıl’ın</strong> deyimiyle <strong>“Cins bir kafa”ya</strong> sahipti.</div> <div>Kendi doğrularını sonuna kadar savunmaktan asla vazgeçmeyen bir karakteri vardı.</div> <div>Onun için, haklı olduğu her meseleyi mutlak doğru olarak kabul etmiştir.</div> <div>Belki de bunda <strong>Bayburt’un</strong> suyunu içmenin tesiri vardır; çünkü bizim <strong>Bayburtlular</strong> da <strong>“Dediğim dedik, çaldığım düdük.”</strong> dedikten sonra asla başka alternatiflere yönelmezler.</div> <div><strong>Çalık’ı</strong> birçok televizyon programında izledim.</div> <div>Ülke meselelerine vukufiyeti oldukça derindi.</div> <div>Savunduğu tezlerini delile bağlamayı severdi.</div> <div>Kendi doğrularını <strong>mutlak</strong> gördüğü için başkalarının bu hususta serdettiği düşüncelere pek sıcak bakmazdı. Bunun için yakınındaki birçok arkadaşını küstürdüğü bilinmektedir.</div> <div><strong>Çalık’ın</strong> vefatından sonra sosyal medyada bir tartışma başladı.</div> <div><strong>Çalık</strong> için taziye veren bazı arkadaşlar onun, <strong>“Son İttihatçı”</strong> olduğunu vurguladı ve <strong>“İttihatçılar ölür ama ittihatçılık ölmez.”</strong> sözünün ona ait olduğunu ileri sürdüler.</div> <div>Bizim toplumumuzda bir anlayış var: Bir kişiye hayatta iken önemsemeyen ya da gereken değeri vermeyenler, öldükten sonra, <strong>“Keli perçem saçlı, körü de badem gözlü”</strong> yapmakta mahirdir.</div> <div>Bu anlayışın <strong>Mustafa</strong> <strong>Çalık’ın</strong> vefatından sonra da sergilendiğini gördüm.</div> <div>Başta da değindiğim, bazıları değer vermese ve görmezden gelse de <strong>Çalık</strong>, ülkemizin son yıllarda yetiştirdiği en entelektüel kişilerden biriydi.</div> <div>İdealist bir yaşantı sürmüştü.</div> <div>İnançlarından taviz vermemeyi ilke haline getirmişti.</div> <div><strong>Çalık</strong>, yatağını bulamamış coşkun bir ırmak gibi durmadan aktı ama ne yazık ki <strong>kendi</strong> <strong>denizini</strong> oluşturamadı.</div> <div>Gerçekten de <strong>Mustafa</strong> <strong>Çalık,</strong> birilerinin iddia ettiği gibi <strong>“İttihatçı mıydı?”!?</strong></div> <div><strong>B</strong>iraz araştırma yapanlar <strong>Çalık’ın</strong> bu hususta bir gazeteciye verdiği cevabı, sosyal medyada bulabilirlerdi.</div> <div></div> <div>Hastalığı ortaya çıktıktan sonra katıldığı bir televizyon programında sunucu, <strong>“Size niye son ittihatçı diyorlar. Son ittihatçı siz misiniz?”</strong> şeklinde bir soru sormuştu.</div> <div>Rahmetli <strong>Çalık,</strong> bu soruya şöyle cevap vermişti:</div> <div>“<strong>Böyle bir sıfatı hak ettiğim kanaatinde değilim. Bunu beni seven, benden yaşça küçük kardeşlerimin teveccühü sayıyorum. Onların muhabbetine addediyorum.</strong></div> <div><strong>Son yıllardaki ağır hastalığım sebebiyle beni hoşlukla yolculama dileklerine bağlıyorum.</strong></div> <div><strong>Yoksa çok söylenmiş bir söz vardır: ‘İttihatçılar ölür ama ittihatçılık ölmez.’</strong></div> <div><strong>Ruslar derler ki; bir Rus’u biraz kazıdınız mı altından Tatar çıkar. Bir Türk’ü de biraz kazıyın altından ittihatçı çıkar.</strong></div> <div><strong>Onun için ‘son ittihatçı’ sözünü kabul edemem.</strong></div> <div><strong>Bu dünyada son Türk demektir. Ben son Türk değilim. Türklük yaşadıkça ittihatçılık Türklüğün direnme azmi olarak Türk ruhunda yaşayacaktır</strong>.”</div> <div><strong>Çalık,</strong> bu cevabında tevazu gösterip <strong>ittihatçılığı</strong> <strong>kabul</strong> <strong>etmemiş</strong> gibi görünse de aslında <strong>kabul</strong> etmektedir. Hatta <strong>ittihatçılığı</strong> neredeyse <strong>ulaşılamaz</strong> <strong>bir</strong> <strong>hedef</strong> gibi gösterdi.</div> <div><strong>Peki nedir bu ulaşılamaz gibi görünen ittihatçılık?</strong></div> <div><strong>İttihatçılık</strong>, <strong>1908</strong> yılında <strong>Jön Türk Devrimi</strong>’ni gerçekleştiren ve <strong>1913’ten</strong> <strong>1918’e</strong> kadar<strong> Osmanlı İmparatorluğu</strong>’nu yöneten ve yıkılmasına sebep olan<strong> İttihat ve Terakki Cemiyeti</strong>’nin ideolojisiydi.</div> <div><strong>İttihat ve Terakki</strong>; <strong>Osmanlı</strong> <strong>Devleti’ndeki</strong> <strong>Mutlakiyete</strong> karşıt olarak <strong>Fransızların</strong> “<strong>Liberté, égalité, fraternité</strong>” özdeyişini “<strong>Hürriyet</strong> (Özgürlük), <strong>Müsavat</strong> (Eşitlik), <strong>Uhuvvet</strong> (Kardeşlik)” kavramlarıyla çevirmiş ve benzer anlamlara gelecek şekilde bizde de kullanmaya çalışmıştır.</div> <div><strong>1908</strong>-<strong>1918</strong> arasında <strong>İttihat ve Terakki</strong>’nin merkezi olan <strong>“Pembe Konak</strong>” üzerinde “<strong>Adalet, Hürriyet (özgürlük), Uhuvvet (kardeşlik), Müsavat (eşitlik) ve İttihad (birlik)</strong>” yazısı yazılmıştır.</div> <div><strong>İttihat</strong> <strong>ve</strong> <strong>Terakki</strong> <strong>Osmanlı İmparatorluğu</strong>’nda <strong>İkinci Meşrutiyet</strong>’in ilanına önayak olup <strong>1908</strong>-<strong>1918</strong> yılları arasında faaliyet gösteren, <strong>21</strong> <strong>Mayıs</strong> <strong>1889</strong> tarihinde kurulmuş bir siyasal hareket ve siyasi partidir.</div> <div>Başlangıçta devletin anayasal düzene tekrar kavuşmasını ve<strong> Meclis-i Mebûsan</strong>’ın tekrar açılmasını amaçlayan gizli bir dernek olarak kurulan örgüt; anayasanın kabul edilip <strong>İkinci Meşrutiyet</strong>’in ilan edilmesinden sonra iktidarı denetleyen bir siyasî parti (İttihat ve Terakki Fırkası) halini almış; <strong>1913</strong> yılında <strong>Bâb-ı Âli Baskını</strong>’ndan sonra ise yönetimde hakim olmuştur.</div> <div>Üyeleri “<strong>İttihatçılar</strong>” olarak tanınmıştır.</div> <div><strong>İttihat</strong> <strong>ve</strong> <strong>Terakki</strong>, bir siyasî hareket olduğu kadar bir devrin ve bir kuşağın adı olarak kabul edilir.</div> <div><strong>İttihatçılar</strong>, kendilerinden önce gelen “<strong>Yeni Osmanlılar</strong>” kuşağının devamıdır; kendilerinden “<strong>Jön Türkler</strong>” diye de bahsedilir.</div> <div><strong>Auguste Comte</strong> ve <strong>Gustave Le Bon</strong> gibi <strong>Fransız</strong> entelektüellerinden güçlü bir şekilde etkilenen <strong>İttihatçılar</strong>, bilim elitlerinin yönetimi fikrini benimsemişlerdi.</div> <div><strong>İTC</strong> <strong>Merkez</strong> <strong>Komitesi,</strong> yoğun <strong>Türk</strong> milliyetçilerinden oluşmasına rağmen, <strong>1912</strong>-<strong>1913</strong> <strong>Birinci Balkan Savaşı</strong>’ndaki yenilgiye kadar, imparatorluğun <strong>Türk</strong> <strong>olmayan</strong> halkını rahatsız edeceği için <strong>Türk</strong> <strong>milliyetçiliğini,</strong> kamuoyu önünde vurgulamadı.</div> <div><strong>İttihat</strong> <strong>ve</strong> <strong>Terakki</strong> için bir başka sorun da, imparatorluktaki etnik <strong>Türklerin</strong> çoğunluğunun kendilerini kesinlikle <strong>Türk</strong> olarak değil, sadece <strong>Türkçe</strong> <strong>konuşan</strong> <strong>Sünni Müslümanlar</strong> olarak görmeleriydi.</div> <div>Cemiyet, <strong>1890</strong> tarihinde kuruluş amacını şu şekilde açıklamaktadır:</div> <div>“Mevcut hükümetin adalet, müsavat, hürriyet gibi beşeri hukuku ihlal eden ve bütün Osmanlıların ilerlemelerine engel olmaktadır. Vatanı ecnebilerin tasallutuna maruz bırakan idare usulünü İslâm ve Hristiyan vatandaşlarımızı ikaz maksadıyla kadın ve erkek bilcümle Osmanlılardan mürekkep, Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti teşekkül etmiştir.”</div> <div><strong>İttihat</strong> <strong>Terakki</strong> <strong>Cemiyetine</strong> katılmak için üyelerinin yemini ise şöyleydi:</div> <div>“Dinim, vicdanım, namusum üzerine yemin ederim ki; esas amacı, İslamiyetin yüceltilmesi ve Osmanlıların birliği ve ilerlemesi (ittihat ve terakkisi) için çalışmaktan ibaret olan bu örgütün, üyesi olduğum şu geceden itibaren her türlü usulüne ve kurallarına uygun hareket edecek ve hiçbir sırrını dışarıdan hiçbir kimseye ve hatta örgüt içindeki kişilerden izinli olduklarımdan başkasına kesinlikle açık etmeyeceğim.</div> <div>Yemin ederim ki millete özgürlük haklarını tanıyan Anayasa’nın tamamen uygulanmasını ve yürürlüğünün devam etmesini ‘ulaşılmak istenen hedef’ bilen örgütün kararlarını ve sorumluluğuma bırakılacak olan görevlerimi tamamen yerine getirmekte kuşku duymayacağım.</div> <div>Yine namusum üzerine yemin ederim ki, şimdiki yönetimin zulüm pençesine düşerek tutuklandığım bir durumda dahi, etlerimi kemiklerimden ayıracak bir işkenceye çarpılacak olsam bile örgütün sırlarını ve üyelerinden herhangi birinin adını bildirmeyeceğim. Örgüt üyelerinden biri herhangi bir felakete uğrarsa, kendisine ve ailesine, varlığım yettiği kadar nakden ve bedenen yardım etmekte kusur etmeyeceğim. Şayet namuslu insanlara yakışır bunca taahhüde rağmen hainlik edecek olursam, alçaklık edenleri nerede bulunursa bulunsun soruşturmaya yetkili kılınan örgüt görevlisinin yerine getireceği idam cezasına karşı, şimdiden kanımı helal ederim. Vallahi ve billahi!”</div> <div>Kurulduğu dönemlerde ortamın hassasiyeti dolayısıyla <strong>takiye</strong> yapan ve gerçek kuruluş amacını göstermeyen <strong>İttihat</strong> <strong>Terakki</strong> <strong>Cemiyetine</strong> katılan bazı <strong>Osmanlı</strong> aydınları, onların gerçek maksatlarını anlayınca yollarını ayırmışlardır.</div> <div><strong>İttihat</strong> <strong>Terakki,</strong> <strong>22</strong> <strong>Eylül</strong> <strong>1909</strong> tarihinde <strong>Selanik’te</strong> bir gizli kongre düzenledi.</div> <div><strong>Mustafa Kemal,</strong> kongreye <strong>Trablus</strong> <strong>delegesi</strong> olarak katıldı. Kongrede yaptığı konuşmasında partiyi tenkit etti.</div> <div><strong>Cemiyet</strong> içinde <strong>subayların</strong> <strong>bulunmaması</strong> gerektiğini, <strong>siyasetle</strong> uğraşanların ise <strong>askerlik</strong> görevini bırakması gerektiğini söyledi.</div> <div>Aksi halde askerî <strong>emir</strong>-<strong>komuta</strong> zincirinin, cemiyetin hiyerarşisi ile karışacağını ve <strong>askerî</strong> <strong>disiplinin</strong> sekteye uğrayacağını öne sürdü.</div> <div>Ona göre <strong>cemiyet</strong>, <strong>komita</strong> hüviyetinden çıkmalı ve partileşmeliydi.</div> <div>Birçok parti yöneticisi, <strong>Mustafa</strong> <strong>Kemal’in</strong> görüşlerine katılmadı.</div> <div>Sadece daha önceki kongrede aynı fikri savunmuş olan <strong>Kâzım Karabekir</strong> kendisini destekledi.</div> <div>Bu tarihten sonra <strong>Mustafa</strong> <strong>Kemal,</strong> <strong>1919</strong> yılına kadar <strong>siyaseti</strong> bırakmış, sadece <strong>askerlikle</strong> ilgilenmeye başlamıştır.</div> <div><strong>Nisan</strong> <strong>1909’da</strong> cemiyete muhalif gazeteci <strong>Hasan Fehmi Bey</strong>’in <strong>Galata Köprüsü</strong> üzerinde kimliği belirsiz bir kişi tarafından öldürülmesi üzerine çıkan olaylar, <strong>İttihad</strong> <strong>Terakki</strong> <strong>Cemiyeti</strong> iktidarına karşı <strong>31 Mart Vakası</strong> adıyla bilinen ayaklanmaya yol açtı.</div> <div>Bu ayaklanma, <strong>Selanik’ten</strong> gelen askerî birlikler tarafından bastırıldı ve cemiyet eskisinden daha güçlü bir şekilde iktidara yerleşti.</div> <div><strong>31</strong> <strong>Mart’ın</strong> sorumlusu olarak gösterilen<strong> II. Abdülhamid</strong> tahttan indirildi.</div> <div>Yerine getirilen<strong> V. Mehmed Reşad</strong>, iktidarın elinde bir kukla olmaktan ileri gidemedi.</div> <div><strong>Ağustos</strong> <strong>1909’da</strong> yapılan <strong>Kanun-ı Esasi</strong> değişikliğiyle siyasi güç, meclisin tekeline alındı.</div> <div><strong>Ekim</strong> <strong>1912’de</strong> çıkan <strong>Birinci Balkan Savaşı</strong>’nın kısa zamanda hezimete dönüşmesi üzerine şiddetli bir <strong>milliyetçilik</strong> politikası benimseyen cemiyet; yenilginin suçunu <strong>hükûmete</strong> yükledi.</div> <div><strong>23</strong> <strong>Ocak</strong> <strong>1913</strong> tarihinde <strong>Enver Paşa</strong> öncülüğünde silahlı bir grubun <strong>Bâb-ı Âli’de</strong> toplantı halindeki hükûmeti basması, <strong>Harbiye</strong> <strong>Nazırı</strong> <strong>Nâzım Paşa</strong>’yı öldürmesi ve <strong>Sadrazam</strong> <strong>Kâmil Paşa</strong>’nın kafasına silah dayayarak istifaya zorlaması ile İttihat <strong>ve</strong> <strong>Terakki</strong>, <strong>askerî</strong> <strong>darbe</strong> ile iktidarı ele geçirdi.</div> <div><strong>Komitacı</strong> bir zihniyetle yönetilen <strong>İttihat</strong> <strong>Terakki,</strong> iktidarı ele geçirdikten sonra yine kendi hükûmetini kurmadı <strong>ve Mahmud Şevket Paşa</strong>’yı sadrazamlığa getirdi. Ancak <strong>11</strong> <strong>Haziran</strong> <strong>1913</strong> tarihinde <strong>Mahmut</strong> <strong>Şevket</strong> <strong>Paşa’nın</strong> bir suikasta kurban gitmesi üzerine cemiyet, iktidarda ağırlığını koydu.</div> <div>Düzenlenen kongrede artık hükûmeti denetleyen bir örgüt değil, iktidar partisine dönüşmeye karar verildi.</div> <div><strong>Fırka</strong> <strong>reisi</strong> <strong>Said Halim Paşa</strong> sadrazamlığında kapsamlı bir diktatörlük yönetimi kuruldu.</div> <div><strong>Mahmud</strong> <strong>Şevket</strong> <strong>Paşa</strong> suikastı ile ilgili görülen <strong>24</strong> <strong>kişi</strong> <strong>idam</strong> edildi, cemiyete muhalif <strong>250</strong> dolayında kişi <strong>Sinop</strong>’a sürüldü; muhalif gazeteler kapatıldı.</div> <div><strong>Harbiye</strong> <strong>Nazırı</strong> olarak atanan <strong>Enver</strong> <strong>Paşa</strong>, <strong>Talat</strong> ve <strong>Cemal Paşa</strong> ile birlikte partinin önderi oldu.</div> <div><strong>İttihat</strong> <strong>ve</strong> <strong>Terakki</strong> <strong>Fırkası,</strong> bir iktidar partisi olarak yönetimde bulunduğu dönemde <strong>milliyetçi</strong> ve <strong>Batı</strong> <strong>yanlısı</strong> bir siyaset izledi. Eğitimin çağdaşlaşması, hukukun laikleşmesi için çalışıldı.</div> <div><strong>1914</strong> seçimlerini ezici bir şekilde kazanan parti, <strong>Almanya</strong> ile askeri bir yakınlaşma başlattı. <strong>Enver</strong> <strong>Paşa’nın</strong> <strong>Alman</strong> yanlı siyaseti, fırkanın siyasetini de doğrudan etkiledi.</div> <div><strong>Cemiyetin</strong> üst yönetimi ile <strong>Almanya</strong> arasında <strong>2 Ağustos 1914</strong> tarihinde hükûmete ve padişaha haber vermeden imzalanan <strong>ittifak</strong> antlaşması sonucunda <strong>Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı</strong>’na <strong>Almanya</strong> safında katıldı. Bu olay, cemiyet içinde eleştirilere ve bölünmeye yol açtı.</div> <div><strong>Cavid Bey</strong>, <strong>Ahmed İzzet Paşa</strong>, <strong>Çürüksulu Mahmud Paşa</strong> gibi önemli <strong>İttihatçılar,</strong> hükûmetten ve askeri görevlerinden ayrıldılar.</div> <div><strong>Fethi Bey</strong>, <strong>Rauf Bey</strong>, <strong>Mustafa Kemal</strong> gibi bazıları da görevde kalmakla birlikte <strong>Enver</strong> <strong>Paşa</strong> başkanlığındaki cemiyet yönetimine karşı çeşitli derecelerde tavır aldılar.</div> <div><strong>Savaş</strong> sırasında <strong>Talat Paşa</strong> <strong>sadrazamlığa</strong> getirildi.</div> <div><strong>Harbiye</strong> <strong>Nazırı</strong> ve <strong>Başkomutan</strong> <strong>Enver</strong> <strong>Paşa’nın</strong> komutasındaki ordunun, savaşın ilk aylarında <strong>Sarıkamış</strong>’ta, daha sonra ise <strong>Filistin</strong>’de ve <strong>Irak</strong>’ta ağır yenilgiler alması ve <strong>Enver</strong> <strong>Paşa’ya</strong> yakınlığıyla tanınan <strong>İaşe</strong> <strong>Nazırı</strong> <strong>Topal İsmail Hakkı Paşa</strong>’ya atfedilen <strong>büyük</strong> <strong>yolsuzluklar,</strong> rejimi yıprattı.</div> <div><strong>I. Dünya Savaşı’ndaki</strong> yenilginin kesinleşmesinden sonra <strong>Talat</strong> <strong>Paşa</strong> <strong>hükûmeti,</strong> <strong>8 Ekim</strong> <strong>1918</strong> tarihinde istifa etti.</div> <div><strong>1 Kasım’da</strong> yapılan olağanüstü kongrede <strong>İttihat ve Terakki,</strong> kendini feshetti.</div> <div><strong>Enver</strong>, <strong>Talat</strong> ve <strong>Cemal</strong> <strong>Paşa’nın</strong> liderliğini yaptığı <strong>İttihat</strong> <strong>Terakki</strong> iktidarının maceraları, <strong>Osmanlı’nın</strong> yıkılmasına sebep olmuştur.</div> <div><strong>Türk</strong> siyasi tarihinin en önemli figürlerinden ve <strong>Milliyetçi</strong> liderlerinden biri olan <strong>Alparslan</strong> <strong>Türkeş,</strong> <strong>İttihatçıların</strong> <strong>Osmanlı’yı</strong> nasıl yıktıklarını bir konuşmasında şöyle özetlemiştir:</div> <div><strong>“Başka çok misaller var. İttihat ve Terakki Fırkası var. Enver Paşalar var, Talat Paşalar var, Cemal Paşalar var. Birçokları bunları çok beğenirlerdi. </strong></div> <div><strong>Efendim çok dürüst adamlardı, çok doğru adamlardı. Bak Enver Paşa gitti, Türkistan’da şehit oldu. Ama koca Osmanlı Devleti’ni yıktıktan sonra neye yarar. </strong></div> <div><strong>1908 yılında geldi İttihat ve Terakki iktidar oldu. Onlar iktidar olduğu zaman Arnavutluk, Osmanlı Devleti’ne bağlıydı. Osmanlı Devleti’nin sınırları Adriyatik Denizindeydi. </strong></div> <div><strong>Rumeli, bizim elimizdeydi. Selanik, Manastır, Kosova hepsi bizim idaremizdedir. </strong></div> <div><strong>Libya ve Çad bizdedir. Yani sınırımızın bir ucu Afrika’nın ortasında, Ekvator çizgisindedir. Arabistan, Yemen bizdedir.</strong></div> <div><strong>Yani Osmanlı Devleti’nin bir ucu Hint Okyanusundadır. 10 sene sonra 1918 tarihinde hepsi gitmiştir, Anadolu da işgale uğramıştır. </strong></div> <div><strong>Anadolu da tehlikededir. İşte İttihat ve Terakki, işte Enver Paşa, işte Talat Paşa, işte Cemal Paşa. </strong></div> <div><strong>Efendim çok vatanseverdiler. Çok dürüsttüler, hırsız değillerdi, bilmem ne değillerdi. Ama komitacıydılar. </strong></div> <div><strong>Komitacılıkla devlet adamlığı farklı şeylerdir. Bize akıllı, ileriyi gören devlet adamları lazım. Milletini tanıyan, tarihini bilen, kudretli devlet adamları lazım.”</strong></div> <div>Yukarıdan beri izah etmeye çalıştığım <strong>ittihatçılığın</strong> <strong>Çalık</strong> tarafından savunulmasını doğrusu ciddi bir <strong>paradoks</strong> olarak görüyorum.</div> <div>Sadece <strong>Çalık</strong> değil, <strong>Türkeş’in</strong> izinden gittiği söyleyenlerin de bu açıklamalara rağmen hala <strong>İttihatçılığı</strong> savunması da tam anlamıyla bir paradokstur.</div> <div></div> <div>Yukarıda <strong>ittihatçılarla</strong> ilgili söylenen sözü şöyle değiştiriyorum:</div> <div>“<strong>İttihatçılarla birlikte ittihatçılık ölmüştür. Hayali şeylerin ardından koşma devri bitmiş, aklını kullanma dönemi başlamıştır.”</strong></div> <div>.</div> <div><strong>Selim Çoraklı, dikGAZETE.com</strong></div> <h4>Yazar ve siyaset bilimci Mustafa Çalık vefat etti</h4> <div>https://www.dikgazete.com/haber/yazar-ve-siyaset-bilimci-mustafa-calik-hayatini-kaybetti-865239.html</div>