<h3><span><strong>MEZHEPCİLİK İTİKADİ SAPMADIR</strong></span></h3> <div>İster fıkhi ister itikadi olsun, mezhepler tarihi ilginç gelişmelerle dolu. Öyle ki kendi mezhebini <strong>“Din”</strong> yerine koyan herkes diğer mezhep mensuplarını sapıtmakla suçlamış. Hâlbuki hangi mezhep olursa olsun ileri sürülen fikirler o mezhep imamının şahsi görüşüdür ve beşeridir. <strong>Beşeri</strong> olanın mutlak doğru olması da düşünülemez. Mutlak doğru “<strong>İçinde asla şüphe olmayan Kur’an’ın”</strong> muhkem ve manası apaçık olan ayetleridir. Zaten dinin temeli de <strong>Kur’an’dır</strong> ve <strong>Resuller</strong> de <strong>Allah’ın</strong> onlara vahyettiği ilkelerden (Zebur, Tevrat, İncil, Kur’an) oluşan vahyi önce yaşamış sonra da ümmetlerine tebliğ etmişlerdir.</div> <div><strong>Mezheplerin</strong> varlığı çizgi aşılmadığı müddetçe bir zarurettir ve ümmet için kolaylıktır. Ancak hiçbir mezhep imamı kendi fikirlerini veya çıkardığı <strong>fıkhi</strong> hükümlerin din yerine ikame edilmesini istemez/isteyemez. İsterse bu mezhebini, beşeri olan düşüncesini <strong>din</strong> ilan etmektir ki aklı başında, <strong>Kur’an</strong> ışığında aklını çalıştıran hiçbir alim/müçtehit böyle bir vartaya düşmez. Bu anlamda <strong>mezhepçilik</strong> yapmak <strong>itikadi</strong> bir sapmadan başka bir şey de değildir.</div> <div><strong>“Ehl-i Sünnet”</strong> diye meşhur olan mezhepler (Fıkhi alanda “<strong>Hanefi, Şafi, Maliki, Hanbeli</strong>”, itikadi alanda <strong>Eşari, Maturidi, Selefi</strong>”) yedi mezhepten oluşan bir topluluğa <strong>Resulullah’tan</strong> iki yüz yıl sonra verilen isimdir. Ne hikmetse bu kavram kendini <strong>“Ehl-i Sünnet” </strong>sayanlar tarafından adeta kutsallaştırılmış ve eleştirilmez, yanlış yapmaz ve hatta dinin kendisi olarak lanse edilmiştir. Hâlbuki <strong>Ehl-i sünnetin</strong> önemli imam saydığı <strong>İmam-ı Şafi</strong>, eserlerinin bazılarında, “Bu kitaptakiler Şafi’nin İslam’dan anladığıdır, eşittir İslam değildir.” Diyerek bağlılarını ikaz etmiş ve önemli bir tehlikeden uzak tutmaya çalışmıştır.</div> <div><strong>“Ehl-i Sünnet”</strong> diye anılan hiçbir mezhebin <strong>imamı</strong> “Ben kendi adımla anılan bir mezhep kurdum. Benim kurduğum mezhep haktır, tek doğrudur.” dememiştir. Ancak bu mezheplerin tabileri aynı hassasiyeti göstermemiş ve kendi mezheplerini din yerine ikame ederek başka mezheplerin sahiplerini ve saliklerini <strong>“din dışı”</strong> ilan etmekten çekinmemişlerdir.</div> <div>Bu din dışı ilan etmeler sadece <strong>mezhep</strong> <strong>mensupları</strong> arasında olmamış, aksine <strong>mezhep</strong> <strong>imamı</strong> diye meşhur olan kişiler arasında da kıyasıya bir yarışa ve suçlama söz konusu olmuştur. Mesela <strong>“Ehl-i Sünnet mezhep”</strong> diye bilinen <strong>Şafi</strong>, <strong>Maliki</strong> ve <strong>Hanbeli</strong> mezhep imamları yine <strong>Ehl-i Sünnet</strong> mezhebinin büyük imamı diye anılan ve bundan dolayı lakabı <strong>“İmam-ı Azam” (Büyük İmam)</strong> denilen <strong>Ebu</strong> <strong>Hanefi’yi</strong> dinin dışına çıkmakla, hadis inkâr etmekle, <strong>Kur’an</strong> ve hadis cahili olmakta vs. suçlamışlardır. Gerçekte bu tür suçlama sebeplerinin başında <strong>Ebu</strong> <strong>Hanife’nin</strong> kendilerinden farklı bir hadis anlayışına sahip olması gelmektedir.</div> <div><strong>Ebu</strong> <strong>Hanife</strong>, “Bir sözün ravisinin sağlam olması onun hadis olarak kabul edilmesine yetmez. Rivayet edilen metninde <strong>Kur’an’ın</strong> muhkem ayetleriyle çelişmemesi gerekir. <strong>Resulullah,</strong> <strong>Kur’an’a</strong> aykırı söz söylemez. Böyle bir söz var ve ona hadis deniliyorsa o uydurmadır. Bu sebeple hadisler <strong>Kur’an’a</strong> arz edilmeli, <strong>Kur’an’dan</strong> tasdik gören ve ravisi sağlam olanlar hadis olarak alınmalıdır” şeklinde özetlenen bir hadis anlayışına sahiptir. Sırf bu anlayışından dolayı adı geçen ve “<strong>Hadis</strong> <strong>ehli</strong>” olarak bilinen üç <strong>Ehl-i Sünnet</strong> mezhep imamı (Şafi, Maliki, Hanbeli) <strong>Ebu</strong> <strong>Hanife’ye</strong> çok ağır ithamlarda bulunmuşlardır. Bu saldırılar sadece bu üç imamla kalmamış, onları takip eden çok meşhur kişiler de <strong>Ebu</strong> <strong>Hanife’ye</strong> ağır ithamlarda bulunmuşlardır. <strong>Ebu</strong> <strong>Hanife</strong> bu sebeplerden dolayı <strong>Emeviler</strong> döneminde zulüm gördüğü gibi <strong>Abbasiler</strong> döneminde de zulüm görmüş ve cezaevinde fikirlerinden dolayı öldürülmüştür.</div> <div><strong>Ebu</strong> <strong>Hanife</strong> akla verdiği önemden dolayı “<strong>Rey</strong> <strong>ehli</strong>” olarak bilinir. Metin açısından <strong>Resulullah’ın</strong> söylemediğine inandığı hadisleri kabul etmeyen ve bunlara aykırı fetvalar vermekten çekinmeyen <strong>Ebu</strong> <strong>Hanife’nin</strong> bu şekilde diğer hadisçilerin hadis olarak kabul ettikleri iki yüz kadar rivayete aykırı hareket vermiştir. Bu sebeple hadisleri dinde “<strong>mutlak</strong> <strong>nass</strong>” gören hadisçiler tarafından şiddetle tenkit ve tekfir edilmiştir</div> <div><strong>Ebu</strong> <strong>Hanife’nin</strong> hadis alanındaki düşüncelerini şöyle ifade etmiştir:</div> <div>“Tekzip etmek, ancak ‘Ben Resulullah’ın sözünü yalanlıyorum,’ diyen kimsenin yalanlamasıdır. Lâkin bir kimse ‘Ben Resulullah’ın söylediği her şeye iman ederim, fakat o kötülük yapılmasını söylemedi, Kur’an’a da muhalefet etmedi’ derse, bu söz o kimsenin, Resulullah’ı ve Kur’an-ı Kerim’i tasdik etmesi; Allah’ın Resulünü, Kur’an’a muhalefetten tenzih etmesidir. Eğer, Resulullah, Kur’an’a muhalefet etse ve Allah için hak olmayan şeyleri kendiliğinden uydursa idi, Allah onun kudret ve kuvvetini alır, kalp damarını koparırdı. Nitekim bu husus Kur’an’da şöyle belirtilir:‘Eğer peygamber söylemediklerimizi bize karşı, kendiliğinden uydurmuş olsa idi, elbette onu kuvvetle yakalar, sonra da kalp damarını koparıverirdik. Sizin hiçbiriniz de buna mâni olamazdı.’ (Hâkka, 45-47)”</div> <div><strong>Ebu</strong> <strong>Hanife</strong> erken dönemde <strong>İslam’ın</strong> ruhunu en iyi anlayan âlimlerden biridir. Bu sebeple <strong>İslami</strong> konulara getirdiği farklı bakış açılarıyla birçok âlimden ayrılır. O’nun düşünce metodunu daha sonraları sistematik bir biçimde <strong>İmam</strong> <strong>Maturidi</strong> kategorize etmiş ve bu akim <strong>“Maturidilik”</strong> olarak anılmıştır.</div> <div><strong>Ebu</strong> <strong>Hanife’nin</strong>, <strong>İslâm’da</strong> hukuki düşüncenin ve içtihat anlayışının gelişmesinde çok büyük payı vardır. Bu sebeple “<strong>İmam-ı Azam</strong>” diye de şöhret bulmuştur.</div> <div><strong>Ebu Hanife,</strong> akıl ve vahyi ikiz kardeşe benzetir. <strong>Allah’ın</strong> vahyi göndermesiyle beraber aklı da vererek vahyin ancak akılla anlaşılabilir olduğunu belirtir. Aklın istikameti bulması içinde vahyin ışığına ihtiyaç olduğunu söyler. <strong>Vahiy</strong> aklı olmayanı muhatap bile kabul etmez. Böylelikle <strong>akıl</strong> ve <strong>vahiy</strong> birlikteliğinin <strong>İslam’ın</strong> anlaşılmasında olmazsa olmaz esas olduğunu belirtir.</div> <div><strong>Ebu</strong> <strong>Hanife</strong>, kendisini suçlayanların aksine “Kur’an mahlûk değildir” der. Bu anlamda <strong>Kur’an</strong> ne O’nun kendisidir, ne de ondan başkasıdır, <strong>Arapça</strong> metin ise mahlûktur diyerek farklı bir anlayış getirir.</div> <div><strong>Ebu</strong> <strong>Hanife</strong>, inanç konularını sağlam bilgilere yani <strong>Kur’an</strong> ve <strong>Kur’an’dan</strong> referans alan sahih hadise dayandırır. İnsan fiilleri ve kader konularında ise hür iradeyi ve sorumluluğu esas almıştır. Kulların bütün fiillerini yaratan varlığın <strong>Allah</strong> olduğunu söylemiş, fakat insanın eylemlerini seçmede özgür olduğunu savunmuştur.</div> <div><strong>Ebu</strong> <strong>Hanife</strong>, inanç açısından <strong>mü’minleri</strong> eşit olarak görmüş, günah işleyenleri dinsiz saymamış, günahkâr <strong>mü’minlerin</strong> durumunu <strong>Allah’a</strong> havale etmiştir.</div> <div><strong>Ebu</strong> <strong>Hanife</strong>, fıkıh meselelerinin çözümünde belli bir usul belirleyen ve bunu aklın önderliğinde sistemleştiren ilk <strong>İslam</strong> bilginidir.</div> <div><strong>Ebu</strong> <strong>Hanife</strong>, mezhep konusunda da ilginç bir yaklaşım sergilemiş ve “Mukallidin mezhebi olmaz. Mukallit bir meseleyle karşılaştığında bir bilene sorar ve onu tatbik eder. Müctehidin de mezhebi yoktur. Dini meselelerde ictihad edecek kadar derinleşenler dihi konularda başkalarına uyamaz” diyerek mezhepçilik yolunu baştan kapatmıştır. Ne yazık ki gerçek böyle olmasına rağmen <strong>Ebu</strong> <strong>Hanife’ye</strong> isnat edilen <strong>Hanefi</strong> mezhebi mensupları olmak üzere hemen her mezhebin tabileri mezheplerini dinleştirmiş ve korkunç bir mezhep taassubu doğmasına sebep olmuşlardır. Bu taassup sebebiyle meydana gelen savaşlarda ölenlerin sayısı ise azımsanmayacak kadar çoktur.</div> <div><strong>Ebu</strong> <strong>Hanife</strong>, “Zalim yönetimlere kılıçla isyan etmeyi farz kabul eden” görüşüyle de önderi olarak gösterilen günümüz “<strong>Ehl-i Sünnet</strong>” itikadından ayrılmaktalardı. Çünkü <strong>Ehl-i Sünnetin</strong> birçok alimi sultanlara itaati esas almışlardır.</div> <div><strong>Ebu</strong> <strong>Hanife</strong>, saltanat dinciliğini önceleyen ve <strong>Arap</strong> milliyetçiliği uygulamaya koyan yönetim şekline de karşı çıkmış, onların <strong>Ehl-i Beyt</strong> ve <strong>Sahabelere</strong> karşı zalimane davranışlarına karşı mücadele vermiştir. O devletin dinini adalet olarak kabul etmiş, adaletin olmadığı yerde İslam’ın olamayacağını açıklamıştır.</div> <div><strong>Ebu</strong> <strong>Hanife</strong>, <strong>İslamiyet’i</strong> iman, amel ve ahlak esasları olarak tedvin etmiş, bu alanda varit olan sorulara akli cevaplar vermiş, önce inançta birlik ve beraberliği sağlamış; ibadetlerde, günlük işlerde fıkhının esaslarını ve şeklini tespit etmiştir.</div> <div><strong>Ebu</strong> <strong>Hanife</strong>, <strong>Hz</strong>. <strong>Muhammed</strong> dışında eleştirilmez kişi, <strong>Kur’an</strong> dışında eleştirilmez kitap kabul etmemiştir. Dine sonradan sokulan ibadetlere (bidatlara) şiddetle karşı çıkmıştır. İbadetlerin adetleşmesini ve adetlerin ibadetleşmesini de <strong>bidat</strong> saymıştır.</div> <div>Yukarıda <strong>özet</strong> olarak verdiğimiz düşünceleri ile <strong>Ebu Hanife,</strong> hadisçiler tarafından anlaşılamadığı için değişik suçlamalara maruz kalmıştır. <strong>Ebu</strong> <strong>Hanife’nin</strong> genel olarak suçlandığı görüşleri ise şöyle özetleyebiliriz:</div> <div>“Hadisleri inkâr ediyor.”</div> <div>“Dinde hile yaptı.”</div> <div>“Kur’an ve Hadis cahilidir.”</div> <div>“Mürcie’ye davet ediyor.”</div> <div>“Ebu Hanife az kalsın dini yıkacaktı.”</div> <div>“Küfürden iki defa tevbeye davet edildi.”</div> <div>“Kur’an mahlûktur diyor.”</div> <div>“Bu ümmetin fitnecisidir.”</div> <div>“Muhammed’in dinini değiştiren kişi.”</div> <div>“Peygamberin hadisine hezeyan ve hurafe diyor.”</div> <div>“Ebu Hanife bir Yahudi’dir.”</div> <div>“Ebu Hanife bir şeytandı.”</div> <div>“Yalancı, güvenilmez, sahtekâr, küfre düşen kişidir.”</div> <div>Yukarıda da izah ettiğimiz gibi bütün bu karşı çıkışların temelinde <strong>Ebu</strong> <strong>Hanife’nin</strong> <strong>İslam</strong> anlayışına akılcı bir yolla yanaşması yatmaktadır. Zaten devrinde de akla önem verdiği için bu akım “<strong>Ehl-i Rey</strong>” olarak isimlendirilmiştir.</div> <div><strong>Ehl-i Sünnet’in</strong> <strong>“İmam-ı Azamı”</strong> olarak kabul edilen <strong>Ebu</strong> <strong>Hanife’ye</strong> yine hepsi “<strong>Ehl-i Sünnet</strong>” olarak bilinen imamların ve hadisçilerin ne şekilde ve hangi sözlerle saldırdıklarını özet olarak inceleyelim:</div> <div><strong>Şafi</strong> mezhebinin kurucusu olarak bilinen <strong>İmam-ı Şafi</strong>,“<strong>Ebu</strong> <strong>Hanife’nin</strong> reyini sihirbazın ipine benzetiyorum. Şöyle çekersen sarı, böyle çekersen yeşil gelir.”, “Ebu Hanife, Kur’an ve Hadis cahilidir.”, “Yazdığı kitapların yarısından çoğu Kitap ve Sünnete muhaliftir.” diyerek suçlama yoluna gitmiştir.</div> <div>Yine <strong>Maliki</strong> mezhebinin imamı olan <strong>İmam</strong> <strong>Malik</strong> ise, <strong>Ebu</strong> <strong>Hanife</strong> hakkında,“Dinde hile yaptı. Ebu Hanife’nin, eline kılıç alıp bu ümmete karşı savaşması, kıyas ve reyi onlar arasında yaymasından daha ehvendir.”, “Ebu Hanife, İslam bünyesinde doğan en şerir varlıktır. Bu ümmete, fikirleri yerine kılıçla vursaydı daha iyi olurdu.” (El İntika s.150), “Ebu Hanife dini mahveden hastalıklardan biridir.” (İbn Adi el-Kamil fi Zuafair-Rical. 8/237), “Benim için Ebu Hanife’nin sözüyle hayvan pisliği arasında hiçbir fark yoktur.” (Hatib el-Bağdadi Tarihu Bağdad. 13/411)” demiştir.</div> <div><strong>Hanbeli</strong> mezhebinin <strong>imamı</strong> olan <strong>İmam</strong> <strong>Ahmet</strong> <strong>Bin</strong> <strong>Hanbel</strong> de diğerlerine katılarak,“Ehl-i Re’yden, Ebu Hanife ve ashabından hadis rivayet olunmaz.”, “Ebu Hanife’nin meclisinde bulunmak bile bir cerh sebebidir.”, “Ebu Hanife iki kere tevbeye davet edildi.”, “Ebu Hanife az kalsın dini yıkacaktı.” (Ahmed b.Hanbel Kitabu’l-İlel.II/69/428-32)” şeklinde suçlamıştır.</div> <div><strong>Ebu</strong> <strong>Hanife’den</strong> yüz yıl sonra yaşayan <strong>İmam</strong> <strong>Buhari</strong> de, hadis anlayışı sebebiyle <strong>Ebu</strong> <strong>Hanife’ye</strong> yönelik ağır ithamlarda bulunmuştur: “Ebu Hanife, mürciedendir. Re’y ve hadisi terk edilir.” (Buhari et-Tarihul-Kebir VIII. 81), “Güvenilmez Adamdır.” (Tarihul Kebir c. 8 s. 81), “Sapık Mürcie Mezhebinin Mensubu.” (Tarihul Evsat c.2 s.93), “Küfründen dönmesi için iki defa tövbeye çağrılan adam.” (Kitabuz Zuafa s.132)”</div> <div>Yine hadisçi olarak meşhur olan <strong>İmam</strong> <strong>Müslim</strong> ise; “Ebu Hanife, rey sahibidir. Hadisi muztaribdir ve fazla sahih hadisi yoktur.” (İmam Müslim b Hacac Kitabul Kuna vel Esma. 31)” diyerek <strong>muhalif</strong> koroya katılmıştır.</div> <div><strong>İmam</strong> <strong>Nesai</strong>,“Hadiste kuvvetli değildir. Rivayeti az olmasına rağmen hata ve galatı çoktur.” diyerek <strong>Ebu</strong> <strong>Hanife’yi</strong> suçlamıştır. </div> <div>Meşhur hadisçilerden <strong>Ebu</strong> <strong>Davut</strong> da,“Yeryüzünün her yanındaki İslam uleması onun hakkındaki kanaati menfidir, Ebu Hanife’yi kötüleme konusunda ulemanın icmâı vardır..” (İbn Adi el-Kamil fi Zuafair-Rical.8/241)” diyerek resmen süpekülasyon yapmıştır.</div> <div>Tasavvufçu <strong>Süfyan-ı Servi</strong> ise <strong>Ebu</strong> <strong>Hanife’nin</strong> açık biçimde kâfirliğini ilan eder: “O İslam’ı ilmek ilmek çözen birisiydi. İslâm’da ondan daha uğursuz biri doğmamıştır.”, “Sanıyorum Ebu Hanife Yahudi idi.” (Hatib 13/413), “Zındıklığından dönmesi için iki kez, kâfirliğinden dönmesi içinse defalarca tövbeye çağrıldı.” (Hatib el-Bağdadi 13/382-383), “Ebu Hanife hem sapık hemde saptırıcı idi.” (Ebuşşeyh Tabakat 2/110)”</div> <div>Diğer bazı muhalifleri de şöyle özetleyebiliriz:</div> <div><strong>Ebu Davud Süleyman Es-Sicistani:</strong></div> <div>“İmam Malik, Şafii ve İbn Hanbel Ebu Hanife’nin dalalet içinde olduğunda ittifak etmişlerdir.” (Hatib el-Bağdadi Tarihu Bağdad 13/383-384)</div> <div><strong>Hatip Bağdâdî:</strong></div> <div>“Bir kısmı dini asıllara, bir kısmı furuata ait olan birçok çirkin işlerden dolayı bazı imamlar Ebu Hanife’nin hakkında çok kötü şey söylemişlerdir. Gerçek şu ki Ebu Hanife örnek alınacak bir insan değildir.” (Hatib el-Bağdadi 13/371-372)</div> <div><strong>Süfyan Bin Uyeyne:</strong></div> <div>“Allah ona lanet etsin! İslam’ın can damarlarını, bir, bir kopardı. Müslümanlar arasında ondan daha şerir biri doğmamıştır.” (İbni Abdulbirr, El İntika s.149-150)</div> <div><strong>İbn Kuteybe:</strong></div> <div>“Ebu Hanife ve talebeleri Mürcie’ye mensup kimselerdir. Rey ehli mazeretsiz olarak Kur’an’a ve Resulullah’ın sünnetine muhalefet etmiştir.”</div> <div><strong>Hammâd Bin Seleme:</strong></div> <div>“Ebu Hanife bir şeytandı. Resulullah’ın hadislerini alır, ama re’yi ile reddederdi.”</div> <div><strong>İbn Hıbbân:</strong></div> <div>“Hadis bilgisi zayıf, rivayet ettiği hadislerden sadece dördünde isabet etti. Geri kalanların ya isnadını karıştırdı ya da metnini değiştirdi.”</div> <div><strong>Ebu Nuaym El-İsfehânî:</strong></div> <div>“Kur’an’ın mahlûk olduğunu söyledi. Bu rezil sözünden dolayı birçok defa tevbeye davet edildi. Hatası ve evhamı çok birisidir.”</div> <div><strong>Hammad Bin Seleme:</strong></div> <div>“Ebu Hanife bir şeytandı. Hz Peygamber’in sözlerini kendi görüşlerine dayanarak reddederdi.” Ahmed b.Hanbel İlel II/68/428II/246/1775)</div> <div><strong>Ebu’l-Hasan El-Eş’ari:</strong></div> <div>“O Müşrik Ebu Hanife’ye söyle ben ondan tamamen beriyim onunla hiçbir ilişkim yoktur.” (Eşari, el-İbane.77)</div> <div><strong>Cüveynî:</strong></div> <div>“Kendisi saptığı gibi, başkalarını da saptırdı. Ebu Hanife’nin re’yinin çoğu; Kur’an, Sünnet ve icma-ı ümmete muhaliftir.”</div> <div><strong>İmam Gazali:</strong></div> <div>“Ebu Hanife’ye gelince o, müçtehit değildir. Çünkü lügat (Arapça) bilmiyordu. O, hadisleri de bilmiyordu. Bu yüzden zayıf hadisleri kabul edecek, sahihleri reddedecek derecede cüretkârdı. Bizatihi anlayış sahibi biri de değildi, fakat akıllı geçinirdi.”</div> <div><strong>(Ebu Hanife için sarf edilen bu ithamlar ve kötü sözler için Ahmed Kalkan’ın kaleme aldığı, “Ebu Hanife’ye Ehl-i Hadis Âlimlerin Düşmanlığı”, ve Dr. İsmail Hakkı Ünal’ın kaleme aldığı, “İmam Ebu Hanife’nin Hadis Anlayışı” ile “Hanefi Mezhebinin Hadis Metodu” isimli eserlerine bakılabilir.)</strong></div> <div>Yukarıdan beri ciltlerle ifade edilen bazı gerçekleri özetleyerek izah etmeye çalıştım. Ne yazık ki <strong>mezhepçilik</strong> meselesi ilk dönemlerde olduğu gibi günümüzde de Müslümanlar için itikadi bir sapmaya kadar varmıştır. Mezhebin beşeri bir yorum olduğunu idrak edemeyenler onu dinleştirerek İslam’a en büyük zararı vermektedirler. Bugün Ortadoğu’nun birçok yerinde <strong>Sünnilik</strong> ve <strong>Şiilik</strong> arasındaki çatışmaların temelinde de ne yazık ki mezhebi dinleştirmek yatmaktadır.</div> <div><strong>Müslümanlar</strong> olarak bu itikadi sapmadan kurtulmanın yolu <strong>Kur’an’ı</strong> tek kaynak olarak kabul etmek, mezhep yorumlarını dinin yerine ikame etmemek ve <strong>taassuptan</strong> / <strong>tarafgirikten</strong> kaçınmaktır. Zira taassup <strong>şen’i</strong> bir zulümdür ve insana batılı hak hakkı batıl olarak gösterir.</div> <div>.</div> <div><strong>Selim Çoraklı, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>