<h3><strong>KUR’AN’DAKİ GERÇEK LİDERLER</strong> </h3> <div>“<strong>İnsan nedir, nereden gelmiş, niçin gelmiş ve nereye gitmektedir?”</strong></div> <div>İnsanlık, bu büyük soruların cevabını ilk insandan beri aranmaktadır.</div> <div>Peki, bulabilmiş midir?</div> <div>Bu hususta insanları <strong>iki</strong> <strong>sınıfa</strong> ayırmak mümkündür.</div> <div><strong>Birincisi</strong>, gönderilen elçilere ve elçilerin getirdikleri kitaplara inananlar; <strong>ikincisi</strong> ise inanmayanlardır.</div> <div><strong>İnanan</strong> insanlar, bu soruların cevaplarını kendilerine gönderilen <strong>kitaplar</strong> ve <strong>elçiler</strong> vasıtasıyla öğrenmiş, hayatın gayesini kavramış ve ona göre yaşarken; <strong>inanmayanlar</strong> ise bu büyük soruları cevaplayamamanın <strong>şaşkınlığı</strong> içinde hayatlarını heder etmişlerdir.</div> <div>Unutmayalım ki, bu âlemi ve içindekileri yaratan <strong>Allah</strong> (cc) onları asla başıboş bırakmamış ve niçin yarattığını, <strong>kitap</strong> ve <strong>Resul</strong> göndererek anlatmıştır. <strong>Allah</strong> (cc) insana yüklediği vazifeyi <strong>Kerim</strong> <strong>Kitabı</strong> <strong>Kur’an’ın</strong> da şöyle anlatır:</div> <div><strong>“Ben insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 56)</strong></div> <div>Bu dünyaya geliş maksadı sadece <strong>Allah’a</strong> <strong>ibadet</strong> yapmak olan insan, kendisine gönderilen kitap ve elçilere uyduğu müddetçe bu vazifesini hakkıyla yerine getirmiş; uymadığı zamanlarda ise <strong>yaratılış</strong> <strong>gayesine</strong> zıt bir hayat geçirerek kendisine yazık etmiştir.</div> <div><strong>Rabbimiz</strong>, insanın yapması gereken ibadetleri ayrıntılarıyla anlattığı <strong>kitaplar</strong> ve bu kitapların izahını yapan <strong>elçiler</strong> göndererek yol göstermiştir.</div> <div><strong>Âlemleri</strong> yaratan ve başıboş bırakmayan <strong>Allah</strong> (cc) insanlar içerisinden seçerek gönderdiği elçilerin gönderiliş maksatlarını ise bir ayette şöyle açıklamıştır:</div> <div><strong>“Müjdeleyici ve sakındırıcı olarak elçiler gönderdik ki insanların, elçilerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah Azizdir, Hâkim’dir.” (Nisa, 165)</strong></div> <div><strong>Allah </strong>(cc), dünya dağdağası içinde <strong>günah</strong> ve <strong>isyana</strong> düşerek kararıp ölen kalplere <strong>hayat</strong> vermek için rahmetinin tecellisi olarak <strong>elçiler</strong> göndermiş ve insanların onlara uymaları gerektiğini şöyle beyan etmiştir:</div> <div><strong>“Ey iman edenler! Allah ve elçisi, sizi, hayat verecek şeye çağırdığı zaman icabet edin. Allah’ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve sonunda O’nun katında toplanacağınızı bilin.” (Enfal, 24)</strong></div> <div>Bir insan, nasıl ki maddî hastalıkları için hemen doktora gidiyorsa, <strong>manevî</strong> hastalıklarının çaresi için de manevî doktorlar ve ilâçlar arayıp bulmak zorundadır.</div> <div>İşte bu gerçek doktorlar vahye elçilik yapan <strong>Resul</strong> ve Nebilerdir.</div> <div>Bizi her türlü <strong>hastalıktan</strong> koruyacak reçeteler, bizzat <strong>Rahman</strong> ve <strong>Rahîm</strong> olan <strong>Allah’ımız</strong> tarafından onların eline verilmiş ve bize ulaştırılmıştır.</div> <div><strong>Resul</strong> ve <strong>Nebiler</strong> de vazifelerini hakkıyla yaparak insanları <strong>Allah</strong>(cc)’a çağırmış, güzel ahlâkın zirvesini göstermiş ve <strong>Hakkın</strong> hakikî temsilcileri olmuşlardır.</div> <div><strong>Ali</strong> (ra) <strong>Nehc-ül Belağa</strong> isimli eserinin 107. hutbesinde bütün elçilerin maddî ve manevi hayatımızı yönlendiren birer <strong>doktor</strong> olduklarını şu güzel sözleriyle dile getirmiştir:</div> <div>“Resul ve Nebiler, tıbbıyla gezen bir doktordur. Merhemlerini tam itinayla hazırlamış, araç gereçlerini tertemiz etmiştir. Körleşmiş kalplerden, sağırlaşmış kulaklardan ve lâl olmuş dillerden nerede bir ihtiyaç görürse, ilâcını orada kullanır. </div> <div>Elçi, ilâçlarıyla birlikte, hikmet nuruyla aydınlanmış, ilim çakmağıyla ateşlenmiş bir doktor olarak, gaflet ve şaşkınlık yerlerini aramaktadır…”</div> <div>Bu anlamda <strong>elçiler</strong>, ahlâk ve iç güzellikleriyle insanlık için uyulması gereken en güzel örneklerdir. <strong>Allah</strong> (cc) bu hususta bizlere şöyle buyuruyor:</div> <div><strong>“Ey iman edenler! Andolsun ki, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok anan kimseler için Resulullah en güzel örnektir.” (Ahzab, 21)</strong></div> <div>Çağımızda insanlık bir bunalım çağı yaşıyor ise bu durum, <strong>Allah</strong>(cc)’ın insanlara maddî ve manevî doktorlar olarak gönderdiği <strong>Resul</strong> ve <strong>Nebilerin</strong> getirdiklerinden uzak bir hayat yaşanması sebebiyledir.</div> <div><strong>Resul</strong> ve <strong>Nebiler</strong> tamamıyla <strong>Allah</strong>(cc)’ı anlatmak için gönderilmiş seçkin kullardır.</div> <div>Bunun için bütün elçilerin <strong>“Tevhit, Nübüvvet, Haşir, Adalet ve İbadeti”</strong> anlatmak gibi asıl görevleri vardır. Bunun için elçilerin gönderiliş maksatlarını şöyle özetleyebiliriz:</div> <div>“<strong>Allah</strong>(cc)’ı insanlara tanıtmak,</div> <div>Yeniden dirilişin ve mahiyetini bildirmek,</div> <div><strong>Allah(cc)’tan</strong> öğrendikleri imani hükümleri ve ibadet şekillerini insanlara öğretmek,</div> <div>İnsanlara ahlâkî fazilet ve güzel huyları aşılamak,</div> <div>İnsanlar ve toplumlar arasındaki münasebetleri en âdil ölçüler içinde düzene koymak ve adaletin önemini anlatmak,</div> <div>Maddî-manevî her alanda insanlara <strong>hidayet rehberi</strong> olmaktır.”</div> <div><strong>İnsanlığın</strong> yegâne hidayet rehberi <strong>Kur’an, Resul</strong> ve <strong>Nebiler</strong> hakkında geniş bilgiler takdim eder. Onların kıssalarını, mucizelerini, yaşayışlarının en önemli anlarını izah ederek, hayatlarında alınacak örnekler olduğunu bildirir.</div> <div><strong>Resul</strong> ve <strong>Nebilerin</strong> gerçek sayısını <strong>Allah</strong> (cc) bilir. <strong>İslâmî</strong> kaynaklarda verilen rakamlar <strong>zanni</strong> bilgilerdir.</div> <div>Hidayet rehberimiz <strong>Kur’an’da Resul ve Nebi</strong> olduğu bildirilen <strong>25</strong> kişinin vardır. Adı geçen <strong>üç</strong> kişinin ise birer <strong>Resul</strong> ve <strong>Nebi</strong> mi, yoksa <strong>hikmet sahibi zatlar</strong> mı olduğu hususunda ise ihtilâf vardır.</div> <div><strong>“Andolsun ki biz, her millet için; Allah’a kulluk edin, tağuttan kaçının diye bir elçi gönderdik.” (Nahl, 36)</strong></div> <div><strong>Kur’an’ın</strong> ifadesiyle <strong>Resul</strong> ve <strong>Nebilerin</strong> hayatlarında insanlar için alınacak büyük dersler vardır. Çünkü onlar <strong>Allah’tan</strong> aldıkları vahyi, pratik hayatta nasıl uygulanacağını <strong>yaşayarak</strong> göstermişlerdir.</div> <div>Bunun için elçilerin hayatlarının bilinmesi inanan insanlar için önemlidir.</div> <div><strong>“Onları buyruğumuz altında, insanları doğru yola götüren önderler yaptık; onlara iyi işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onlar Bize kulluk eden kimselerdi.” (Enbiya, 73)</strong></div> <div><strong>Resul</strong> kelimesinin çoğulu “<strong>Rusûl</strong>”; <strong>Nebi’nin</strong> çoğulu ise “<strong>Enbiya’dır</strong>.</div> <div>Ayet ve hadislerde <strong>Resul</strong> karşılığında “<strong>Mürsel</strong>” ve çoğulu “<strong>Mürselûn</strong>” de kullanılır.</div> <div>Bütün elçiler, yüklendikleri yüce görevi eksiksiz olarak yapabilecek ve kendilerine vahyolunan İlahî hükümleri insanlara tebliğ edebilecek kudret ve kabiliyette yaratılmış seçilmiş ve sadık kullardır.</div> <div>İnsanlar kendi akıllarıyla <strong>Allah</strong>(cc)’ın varlık ve birliğini anlayabilseler bile, <strong>O</strong>’na mahsus sıfatları tamamen kavrayamazlar.</div> <div><strong>Elçiler</strong> gelmeseydi, insanlar <strong>Allah’ın</strong> varlık ve birliğini bilmenin dışında, hiçbir dinî hükümle mükellef tutulamazlar, hatta <strong>Allah</strong>(cc)’ın <strong>varlığını</strong>, <strong>birliğini</strong> anlamaktan bile mesul olmazlardı. Nitekim <strong>Allah</strong> (cc) bir ayette bu gerçeği şöyle açıklamıştır:</div> <div><strong>“Resul göndermediğimiz müddetçe, hiçbir kavme azap edici değiliz.” (İsra, 15)</strong></div> <div><strong>Resullerin</strong> ve <strong>Nebilerin</strong> gönderiliş gayelerini ve niçin gönderildiklerini şöyle özetlemek mümkündür:</div> <div>“<strong>İnsan</strong>, seçilmiş bir mahlûk olarak acayip ve güzel bir mizaçla yaratılmıştır. O mizaç yüzünden, insanda çeşitli arzular meydana gelmiştir. </div> <div>İnsandaki kuvveler ve duygular <strong>Yaratıcı</strong> tarafından belli bir sınırda yaratılmadığından diğer insanlarla muamelelerde zulüm ve tecavüzler meydana gelir. </div> <div>Bu tecavüzleri önlemek için, insanlar, çalışmalarının meyvelerini birbirleriyle değiştirmekte adalete muhtaçtırlar. Lâkin her insanın aklı, adaleti tam kavrayamadığından, <strong>küllî</strong> <strong>bir</strong> <strong>akla</strong> ihtiyaç vardır. </div> <div>Öyle <strong>küllî</strong> bir akıl da ancak kanun şeklinde olur. Böyle bir kanun da ancak şeriattır. </div> <div>Sonra, o şeriatın tesirini, icrasını, tatbikini temin edecek bir makam, bir sahip lâzımdır. </div> <div>O makam ve o sahip de ancak Risâlet’tir. Elçi olan zatın da, zahiren ve bâtınen halka olan hâkimiyetini devam ettirmek için, maddî ve manevî bir yüksekliğe ihtiyacı olduğu gibi, Allah (cc) ile olan alâkasını göstermek için de bir delile ihtiyacı vardır. Böyle bir delil de ancak mucizelerdir.”</div> <div><strong>Allah</strong> (cc) <strong>Nisa</strong> <strong>Suresi’nde</strong> elçilerin gönderiliş maksatlarını şöyle bildirir:</div> <div><strong>“Elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderildi. Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah’a karşı savunacak delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir.”</strong></div> <div><strong>Allah</strong> (cc) <strong>Resul</strong> göndermediği hiçbir kavmi sorumlu tutmamıştır.</div> <div><strong>Allah </strong>(cc) her kavme onun dilini bilen ve içlerinden seçilen bir <strong>Resul</strong> göndermiş ve onları <strong>Allah’ın</strong> varlığı ve birliğine ve ahiret hayatına inanmaya davet etmiştir.</div> <div><strong>Allah</strong> (cc) <strong>Fatır</strong> <strong>Suresi</strong> 24. Ayetinde, <strong>“İçinde azabı haber veren bir korkutucunun geçmediği hiçbir ümmet yoktur.”</strong> buyururken, <strong>Yunus</strong> <strong>Suresi</strong> 47. ayetinde ise her ümmetin elçisi olduğunu şöyle beyan eder: <strong>“Her ümmetin bir elçisi vardır.”</strong></div> <div><strong>Elçilere</strong> imanın bütün <strong>Resul</strong> ve <strong>Nebileri</strong> kapsaması gerekir.</div> <div>Bir tanesine bile inanmamak kişiyi dinin dışına çıkarır. Buna göre, <strong>iman</strong> yönüyle hiçbir elçiyi diğerinden ayırt etmemek gerekir. Ancak <strong>elçiler</strong> arasında <strong>Resul</strong> veya <strong>Nebi</strong> olma, daha faziletli bulunma gibi sebeplerle farklılık olabilir.</div> <div><strong>Allah</strong>(cc)’ın elçileri arasında yerine getirdikleri misyon dolayısıyla <strong>dereceler</strong> vardır.</div> <div><strong>Allah</strong> (cc), <strong>Kerim</strong> <strong>Kitabı</strong> <strong>Kur’an’da</strong> elçilerin dereceleri ile ilgili şöyle buyurur:</div> <div><strong>“İşte bu elçilerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Onlardan Allah’ın kendilerine hitap ettiği, derecelerle yükselttikleri vardır…” (Bakara, 253)</strong></div> <div><strong>Allah</strong>(cc)’ı anlatmak yönüyle bütün elçiler eşittir. Ancak, <strong>mücadele</strong> ve <strong>üstlendikleri</strong> <strong>görev</strong> itibarîyle aralarında <strong>derece</strong> <strong>farklılıkları</strong>, birbirinden üstünlükleri olduğunu bizzat <strong>Rabbimiz</strong> buyurmaktadır.</div> <div>Bütün elçilerin asıl hedefleri, <strong>insanları</strong> <strong>Tevhit</strong> <strong>inancına</strong>, yani <strong>Allah</strong>(cc)’tan başka bir ilâh olmadığına davet etmektir.</div> <div><strong>Kur’an</strong>-ı <strong>Kerim’de,</strong> <strong>Allah</strong> (cc) elçilerin hedeflerinde esas olan çağrıyı şöyle beyan etmiştir:</div> <div><strong>“Resulüm! De ki: Ey Kitap Ehli! Aramızda müşterek olan bir söze gelelim: Allah’tan başka hiçbir şeye kulluk etmeyelim. Hiçbir şeyi O’na ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da birbirimizi rabler (mabutlar) edinmeyelim. Eğer onlar bu kelimeden yüz çevirirlerse; şahit olun, gerçek Müslümanlar biziz deyin.” (Al-i Imran, 64)</strong></div> <div><strong>Resul</strong> ve <strong>Nebiler</strong>, insanları cehalet ve her türlü zulümden kurtararak, ahlâkî değerler çerçevesinde uygarlık ve ilim ışığına kavuşturan ilâhî önderlerdir.</div> <div><strong>Resulullah’ın</strong> (sav) <strong>Allah</strong> (cc) tarafından <strong>Risalet’e</strong> seçildiğinde ilk aldığı emrin “<strong>Oku</strong>!” olması sözümüzün şahididir.</div> <div><strong>Resul</strong> ve <strong>Nebiler,</strong> eğitim ve öğretime önem vermekle beraber, başta kendileri, amelleriyle örnek olarak, halkı ahlâkî değerlere davet etmişlerdir.</div> <div><strong>Resulullah</strong> (sav) bu gerçeği, “<strong>Ben ahlâkî değerleri, güzel ahlâkı tamamlamak için, elçiliğe seçildim</strong>.” hadisiyle bildirmiştir.</div> <div><strong>Elçilerin</strong> hedeflerinden biri de, insanları <strong>batıl</strong> <strong>inançlar</strong>, <strong>hurafe</strong> ve yanlış gelenek ve göreneklerin zulmet ve karanlığından kurtararak, <strong>Allah</strong>(cc)’ın gösterdiği nurlu yol ve aydınlığa yönlendirmektir.</div> <div><strong>Allah</strong> (cc), bu hususta şöyle buyurmaktadır:</div> <div><strong>“… Onlara iyiliği emreder, kötülüklerden sakındırır. Hoş, güzel şeylerin onlara helâl olduğunu, pis şeylerin de haram olduğunu beyan eder, omuzlarında olan ağır yükleri ve zincirleri omuzlarından indirir. İşte ona iman edip, onu düşmandan koruyanlar, ona yardım edip onunla gelen nura tabi olanlar asıl kurtuluşa erenlerdir.” (A’râf, 157)</strong></div> <div><strong>Resul</strong> ve <strong>Nebilerin</strong> en büyük vazife ve hedeflerinden biri de, insanları köleleştirerek, kendi hizmetine alan <strong>müstekbirlerle</strong> savaşıp, onların zulmü altında inleyen insanları <strong>kurtarmak</strong> ve onları lâyık oldukları insanî makama ulaştırmaktır.</div> <div>İşte bu yüzdendir ki, tarih boyunca <strong>Allah’ın</strong> elçilerine karşı amansız savaş açanların hep <strong>müstekbirler</strong> olduğunu görmekteyiz.</div> <div><strong>“Biz hangi memlekete uyarıcı bir Elçi gönderdiysek, muhakkak o memleketin ileri gelen refah düşkünleri: ‘Biz sizinle gönderilen mesajları inkâr edenleriz’ dediler.” (Sebe, 34)</strong></div> <div><strong>Resul</strong> ve <strong>Nebilik,</strong> kazançla elde edilen bir meslek değil, <strong>Allah</strong> (cc) tarafından seçilen insanlara verilen bir vazifedir.</div> <div>Gönderilen bütün elçileri diğer insanlardan ayıran ortak bazı vasıfları vardır.</div> <div><strong>Dosdoğru Olmak (Sıdk): </strong>Allah’ın elçilerinin en büyük sıfatlarından biri sıdktır. Bu, bizzat Allah (cc) tarafından onlara verilmiş özel bir sıfattır. Bunun için elçiler asla yalan söylemezler.</div> <div><strong>Emin ve Güvenilir Olmak (Emanet): </strong>Allah’ın elçilerinin ortak olan önemli özelliklerinden biride emanettir. Dünyanın en <strong>emin</strong> ve <strong>güvenilir</strong> kişileri elçilerdir. Zira <strong>Allah</strong> (cc) onları seçmiş ve büyük bir vazife ile görevlendirmiştir.</div> <div>Böyle bir vazifede hıyanet etmek asla onların hayallerine bile girmez. Bunun için bütün <strong>Allah’ın elçileri,</strong> Allah(cc)’ın kendilerine verdiği <strong>Risalet</strong> görevini yerine getirme hususunda son derece titiz davranmış ve <strong>emanet</strong> vasıflarını hakkıyla temsil etmişlerdir.</div> <div><strong>Anlatma (Tebliğ): </strong>Allah’ın elçilerinin en önemli vasıflarından biri de Allah’tan aldıkları emir ve yasakları insanlara noksansız ve asla hiçbir ilâve yapmadan anlatmalarıdır.</div> <div><strong>Tebliğ</strong> olarak isimlendirilen bu sıfat ile elçiler, geldikleri dönemlerde hangi şartlar altında olursa olsun insanlara hakikati ulaştırmış ve onlara hidayete giden yolları göstermişlerdir.</div> <div><strong>Aklı Akılla Aşma (Fetanet): </strong>“<strong>Akılla aklı aşma</strong>” manasına gelen <strong>Fetanet’e</strong> “<strong>Resul mantığı</strong>” da diyebiliriz. Bu vasıf sayesinde elçiler, <strong>mantık, ruh, kalp, his ve lâtifeleri</strong> bir araya getirip, mütalâa edilecek şeyi öyle mütalâa etmiş ve ümmetlerine en güzel yolları göstermişlerdir.</div> <div>Allah’ın elçilerinin gösterdikleri yolda asla <strong>sapma ve inkıraz</strong> olmamış, onlara uyanlar hem bu dünyada hem de ahirette kurtuluşa ermişlerdir.</div> <div><strong>Günah İşlememek (İsmet): </strong>İsmet sıfatı da <strong>Allah’ın</strong> elçilerinin önemli sıfatlarındandır.</div> <div><strong>Masum ve günahsız</strong> olma anlamına gelen <strong>İsmet</strong> sıfatı, lügatte, “<strong>men etme, engelleme veya himayeye alınmış, korunmuş</strong>” manalarına gelirken, <strong>İslami</strong> anlayışta, elçilerin küçük-büyük bütün günahlardan <strong>Cenab-ı Hakk’ın</strong> inayetiyle korunmuş olmaları anlaşılır.</div> <div>İçinde bulunduğumuz kaostan kurtulmanın yolu <strong>Resul</strong> ve <strong>Nebilerin</strong> bize ilettiği ve kendilerinin de harfiyen yaşayarak gösterdikleri <strong>İslam</strong> yoludur.</div> <div>Bu yolun en güzel yaşayabilmenin temel şartlarından biri de <strong>Kur’an</strong> da belirtilen <strong>Resul</strong> ve <strong>Nebilerin</strong> ne için gönderildiklerini iyi kavramak ve bunu hayatımıza uygulamaktadır.</div> <div><strong>Akif</strong> ne güzel demiş:</div> <div>İhlâs ile ilim öğrenecek halka imam ol</div> <div>Tevhit diyerek veche – i maksûda bekâm ol</div> <div>İhmâli bırak, vecd ile camiye müdâm ol</div> <div>Allah’a güven, sa’ye sarıl, hikmete râm ol</div> <div>Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.</div> <div>Kalkar yeniden hâk ile yeksân olan insan</div> <div>Bir tövbe gerek komşu hukûkundan alırsan</div> <div>Göstermesin Allah sıkılıp darda kalırsan</div> <div>Allah’a güven, sa’ye sarıl, hikmete râm ol</div> <div>Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.</div> <div>Takdir edilen güçlü bir ilahi bilinç el</div> <div>Vermekle bütün fertlere feyz-nâk-ı müselsel</div> <div>Son beklediğin rûz-i elest gelmeden evvel</div> <div>Allah’a güven, sa’ye sarıl, hikmete râm ol</div> <div>Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.</div> <div>.</div> <div><strong>Selim Çoraklı, dikGAZETE.com</strong></div> <div> </div> <div></div>