<div>“<strong>Politikacının hayatının yarısı seçmeni, öbür yarısı birbirini aldatmakla geçer</strong>.” (Mark Twain)</div> <div>Türk politika alanının gelmiş geçmiş en büyük demagoji üstatlarından olan <strong>Süleyman</strong> <strong>Demirel</strong>, <strong>“Siyasette bir gün uzun bir zaman dilimidir”</strong> demişti. <strong>Demirel’in</strong> bu sözü, zamanla politik arenadaki oynaklıkları, değişkenlikleri ifade etmesi bakımından tarihe mal olmuş bir özdeyiş haline geldi.</div> <div>Ne yazık ki <strong>ülkemiz</strong> politik arenasının arka sokaklarında (Parti ayrımı yapmadan söylüyorum) şimdiye kadar birçok <strong>karanlık</strong> <strong>ilişkiler</strong> <strong>ağı</strong> kurulmuş, hükümetler düşürülerek yeni iktidar adayları oluşturulmuştur. </div> <div>Geçmiş dönemlerde <strong>Cumhurbaşkanlarının</strong> <strong>seçilmeleri</strong> sırasında da bu kirli ilişkiler ağı adeta zirveye çıkmış, belli odaklar kendi adamlarını seçtirmek için <strong>her</strong> <strong>türlü</strong> dalavereyi çevirmekten çekinmemişlerdi. Bu çerçevede <strong>kotarılan</strong> <strong>darbeler</strong>, <strong>darbe</strong> <strong>girişimleri</strong> ve <strong>politik</strong> <strong>ayak</strong> <strong>oyunları</strong> sonucu <strong>ülkemiz</strong> çok zarar görmüş ve yaşanan birçok hadise <strong>tarihimize</strong> <strong>birer</strong> <strong>kara</strong> <strong>leke</strong> olarak geçmiştir. </div> <div><strong>1960, 1972, 1980, 1997 28 Şubat, 27 Nisan ve 15 Temmuz</strong> gibi tarihlerde bu millet, <strong>askeri</strong> <strong>vesayetlerin</strong> zulmüne maruz bırakılmıştır.</div> <div>Son zamanlarda <strong>politik</strong> <strong>arenada</strong> yaşanan <strong>baş</strong> <strong>döndürücü</strong> <strong>hızlı</strong> <strong>değişim</strong> ve <strong>dönüşümleri</strong> de <strong>tarihe</strong> <strong>kara</strong> <strong>bir</strong> <strong>leke</strong> olarak geçecek olaylardan biri olarak görüyorum. </div> <div>Bu derece hızlı <strong>politik</strong> <strong>dönmeler,</strong> gerçekten de herkesin başını döndürmeye yetmektedir. Çünkü ne <strong>ayrılıştaki</strong> ne de <strong>dönüşteki</strong> <strong>gerekçeler</strong> insanları ikna etmeye yetecek açıklıkta değildir.</div> <div>Politikanın <strong>karanlık</strong> <strong>arka</strong> <strong>odalarında</strong> nasıl <strong>pazarlıklar</strong> yapıldığını tahmin etsek de tam olarak bilmiyoruz.</div> <div>Yine <strong>parti</strong> <strong>ayrımı</strong> <strong>yapmadan</strong> söylüyorum, ne yazık ki <strong>politik</strong> <strong>arenada</strong> bir gün <strong>ak</strong> denilene ertesi gün <strong>kara</strong> demek sanki <strong>moda</strong> gibi algılanıyor. </div> <div>Dün <strong>kara</strong> dediğine bugün <strong>ak</strong> diyenlerin yüzü hiç kızarmıyor ve bazen pişkin pişkin <strong>milletin</strong> <strong>aklıyla</strong> dalga geçer gibi akla, mantığa sığmayan açıklamalarla iş geçiştirilmeye çalışılıyor.</div> <div>Politik arenadaki <strong>dönmelerden</strong> bahsedince ister istemez aklımıza rahmetli <strong>Osman</strong> <strong>Yüksel</strong> <strong>Serdengeçti’nin</strong> meşhur hatırası geliyor. </div> <div><strong>Osman Yüksel, Antalya milletvekili</strong> seçilir. Görevine başlamak için <strong>TBMM’ye</strong> gelir. <strong>TBMM’nin</strong> döner kapısı vardır ve <strong>Osman</strong> <strong>Yüksel,</strong> hayatında <strong>döner</strong> <strong>kapıdan</strong> hiç geçmemiştir. Kapıdan geçerken kendini kapıya kaptırır ve bir iki tur atar. Bir türlü çıkamaz. Yanında bulunan <strong>Hüseyin Üzmez,</strong> elinden çekerek <strong>Osman</strong> <strong>Yüksel’i</strong> kapıdan kurtarır. Kapıya takılmanın şaşkınlığı içinde kurtulunca o meşhur sözünü söyler:</div> <div><strong>-“Döneklik bu meclisin kapısında başlıyor.”</strong></div> <div><strong>Milletin</strong> <strong>istekleri</strong> doğrultusunda ilkeli olan ve <strong>dönmeyenlerin</strong> varlığını elbette biliyoruz. Bir genelleme yapmadan ve yine parti ayrımı gözetmeden <strong>politik</strong> <strong>arenadaki</strong> <strong>dönmeleri</strong>, hızlı fikir değiştirmeleri ve parti parti gezenleri gördükçe <strong>Osman Yüksel</strong>’e hak vermemek elden gelmiyor.</div> <div>Geçmişte <strong>TBMM’ye</strong> bir partiden girip, sonradan <strong>parti parti gezen </strong>birçok meşhur vekil tanıdık. </div> <div>Bunlardan biri de <strong>“Fırıldak Kubi”</strong> lakaplı milletvekiliydi. Kısa zamanda <strong>7 parti değiştirdiği için</strong> kendisine bu lakap takılmıştı.</div> <div>Daha sonra birkaç parti değiştirenlere genellikle <strong>“Fırıldak Kubi’nin rekorunu mu egale edeceksin?”</strong> denilerek mesele ironik biçimde hicvedilir.</div> <div>Aslında <strong>adil</strong> olan, bir vekilin <strong>seçildiği</strong> <strong>partiden</strong> ayrılınca <strong>vekillikten</strong> <strong>de</strong> ayrılmasıdır. </div> <div>Bir partinin seçmenlerinin oyunu alarak <strong>TBMM’ye</strong> giren birinin <strong>başka</strong> <strong>bir</strong> <strong>partiye</strong> geçerek <strong>politika</strong> yapmasını ahlaklı bulmuyorum. Bir kişinin istifa edip gelecek seçimlerde başka bir partiden <strong>vekil</strong> seçilmesine ise kimse bir şey demez.</div> <div>Son zamanlarda <strong>İP</strong> <strong>Genel</strong> <strong>Başkanı</strong> <strong>Meral</strong> <strong>Akşener’in</strong> “<strong>6’lı”</strong> tabir edilen <strong>Millet</strong> <strong>İttifakı’ndan</strong> önce çekilip iki gün sonra tekrar geri gelmesinde sergilediği tavır, <strong>TBMM</strong> tarihine <strong>dönmelere</strong> <strong>örnek</strong> olarak geçecek bir olay olarak duruyor.</div> <div>Malumunuz olduğu üzere <strong>Millet</strong> <strong>İttifakı,</strong> bir senedir <strong>yıpranmasın</strong> diye <strong>Cumhurbaşkanlığına</strong> aday göstermiyordu. </div> <div><strong>Seçimler</strong> yaklaşınca adaylar belirginleşti ve <strong>CHP</strong> <strong>Genel</strong> <strong>Başkanı</strong> <strong>Kemal</strong> <strong>Kılıçdaroğlu’nun</strong> aday olması gündeme geldi. </div> <div>Nedendir bilinmez <strong>İP</strong> <strong>Genel</strong> <strong>Başkanı</strong> <strong>Akşener,</strong> kimsenin tahmin etmediği bir şekilde yaptığı zehir zemberek açıklamalarla <strong>Millet</strong> <strong>İttifakı’ndan</strong> ayrıldığını duyurdu. Ayrılırken <strong>Millet</strong> <strong>İttifakının</strong> oturduğu masayı, <strong>“Kumar ve noter masası”na</strong> benzetti ve artık bu masanın <strong>milletin</strong> <strong>isteklerine</strong> cevap vermediğini açıkladı. </div> <div>Açıklarken çok yüksek perdeden şöyle özetlenebilecek konuşmalar yaptı:“<strong>En sonda söyleyeceklerimizi</strong> başta söyleyeyim; <strong>İYİ Parti</strong> bir dayatmaya mecbur bırakılmış, ölüm ile sıtma arasında tercihe zorlanmıştır. Buna boyun eğmeyecektir. </div> <div>Kişisel ikbal hesapları için üretilmiş siyasetin hınk deyicisi olmayacaktır. Şahsi hırslar <strong>Türkiye’ye</strong> tercih edilmiştir. Anladık ki yenilgi yenilgi büyüyen küçük hesaplar, kutlu bir zafere tercih edilmiştir. </div> <div>Biz <strong>İYİ</strong> <strong>Parti’yi</strong> bunun için kurmadık. Önce millet önce memleket demekten vazgeçmedik. Vazgeçmeden konuştuk, anlattık, dinlettik, gösterdik. Olmadı, olamadı. Son noktada altılı masa artık millet iradesini kararlarına yansıtma kabiliyetini kaybetmiştir. </div> <div>Bu masa artık potansiyel adayların tartışılabildiği ortak akıldan çıkmış, tek bir adayın tasdiki haline çalışan <strong>noter</strong> <strong>masasına</strong> dönüşmüştür. </div> <div>Biz imzamızın ve sözümüzün arkasındayız. Ancak ne kumar ne noter masasında olmayacağız. Yeni asrı göz göre göre hiç etmeyeceğiz. Milletimizin kazanma ümidini yok etmeyeceğiz. İnatla ve ısrarla biz demeye devam edeceğiz.”</div> <div><strong>Akşener’in</strong> bu konuşmaları <strong>Millet</strong> <strong>İttifakını</strong> oluşturan partileri adeta şok etmişti. </div> <div><strong>Altılı</strong> <strong>Masa’yı</strong> oluşturan diğer partilerin mensupları, tezgahlarını bozduğu için <strong>Akşener’e</strong> ağza alınmayacak küfürler etmeye başladı.</div> <div><strong>Akşener</strong> taraftarları ise bir daha <strong>masaya</strong> <strong>dönmenin</strong> <strong>imkânsız</strong> olduğunu dile getirdiler.</div> <div>Geçmiş dönemde <strong>politik</strong> <strong>arenadaki</strong> <strong>hızlı</strong> <strong>dönüşümleri</strong> iyi bildiğim için <strong>Akşener’in</strong> kısa zamanda söylediklerini unutarak masaya dönebileceğini yazdım ve söyledim. Çünkü <strong>Akşener’in</strong> <strong>ayrılışlarına</strong> gerekçe olarak ileri sürdüğü <strong>Kemal</strong> <strong>Kılıçdaroğlu’nun</strong> aday olması bir senedir gündemdeydi ve <strong>CHP</strong> içinde bu durum çok konuşuluyordu.</div> <div>Aradan iki gün geçmişti ki <strong>Akşener’in</strong> yeniden <strong>masaya</strong> dönebileceği konuşulmaya başladı ve <strong>İBB</strong> ve <strong>ABB</strong> <strong>Başkanlarının</strong> araya girmesiyle masaya döneceği duyuruldu. </div> <div><strong>Dönmeye</strong> şart olarak da <strong>İBB</strong> ve <strong>ABB</strong> Başkanlarının <strong>Cumhurbaşkanı</strong> <strong>yardımcısı</strong> olarak gösterilmeleri gösterildi..</div> <div>Sonunda <strong>Akşener</strong> iki gün önce “<strong>Kumar ve noter masası</strong>” olarak nitelediği ve <strong>milleti</strong> <strong>temsil</strong> <strong>etmediğini</strong> ilan ettiği masaya geri döndü.</div> <div>Peki <strong>isteklerine</strong> kavuşabildi mi?</div> <div>Elbette hayır. </div> <div><strong>Masada</strong> neler konuşulduğunu, nasıl <strong>tartışmaların</strong> yaşandığını net olarak bilmiyoruz. Ama açıklanan <strong>12 maddelik ortak bildiri </strong>de <strong>Akşener’in</strong> masaya dönmek için ileri sürdüğü <strong>şart</strong> adeta <strong>geçiştirilmiş</strong> ve seçimden sonra <strong>gerekli</strong> <strong>görülürse</strong> gibi <strong>yuvarlak</strong> <strong>bir</strong> <strong>ifade</strong> ile bağlanmıştı.</div> <div>Peki, <strong>Akşener</strong> niye ayrıldı ve niye döndü? </div> <div>Buna akli ve mantıki bir cevap verebilen var mı?</div> <div>Ortada görülen, <strong>kurulan</strong> <strong>sofrada</strong> <strong>Cumhurbaşkanı</strong> <strong>yardımcılıklarının</strong>, <strong>bakanlıkların</strong> ve <strong>vekilliklerin</strong> <strong>pazarlık</strong> <strong>aracı</strong> olarak kullanıldığıydı. </div> <div><strong>Kimin kime ne kadar bakanlık ve vekillik</strong> vereceğini bilmiyoruz ama <strong>beş</strong> <strong>parti</strong> genel başkanının <strong>Cumhurbaşkanı</strong> <strong>yardımcısı</strong> olacağı ve <strong>İBB</strong> ile <strong>ABB</strong> <strong>Başkanlarının</strong> eklenmesiyle <strong>Cumhurbaşkanı</strong> <strong>yardımcılığı</strong> makamının <strong>yedi</strong> <strong>kişi</strong> ile temsil edileceği açıklandı.</div> <div><strong>12 maddede </strong>belirtilen hususlar gerçekleşir mi? </div> <div>Onu eğer <strong>Millet</strong> <strong>İttifakı</strong> seçimleri kazanırsa göreceğiz. “<strong>Kazanırsa</strong>” diyorum, çünkü <strong>HDP</strong> <strong>olmadan</strong> böyle bir seçim kazanmaları imkânsız gibi görünmektedir.</div> <div><strong>Millet</strong> <strong>İttifakı,</strong> <strong>HDP’yi</strong> masaya almaya cesaret edememekle birlikte geçen belediye seçimlerinde <strong>ortak</strong> <strong>hareket</strong> ettiklerini artık sağır sultan bile biliyor. </div> <div><strong>İstanbul</strong> ve <strong>Ankara</strong> gibi yerlerde <strong>büyükşehir</strong> belediye başkanlarının <strong>HDP’nin</strong> <strong>oylarıyla</strong> seçildiği açıktır. </div> <div><strong>Seçim</strong> sonrası kazanılan <strong>belediyelerde</strong> <strong>HDP’lilere</strong> <strong>verilen</strong> <strong>makamlar</strong> ve <strong>BİT</strong> şirketleri bunu açık biçimde ortaya koymuştur.</div> <div><strong>HDP’li</strong> <strong>Fatma</strong> <strong>Kurtalan’ın</strong> <strong>TBMM’de</strong> <strong>İP</strong> vekili <strong>Yavuz</strong> <strong>Ağıralioğlu’na</strong> yönelik, “<strong>İstemeseniz de o oturduğunuz koltuklara PKK sayesinde oturuyorsunuz</strong>.” sözleri halen kulaklarımızda çınlamaktadır. </div> <div>Yine <strong>CHP</strong> eski milletvekili <strong>Barış</strong> <strong>Yarkadaş’ın</strong> <strong>İP’lilerin</strong> “<strong>HDP’yi</strong> <strong>masada</strong> <strong>istemiyoruz”</strong> açıklamaları üzerine, “<strong>HDP sayesinde kazanılan belediyelerden ihale alıyorsunuz, daire başkanlıklarını işgal ediyorsunuz ama sıra masaya oturmaya gelince yan çiziyorsunuz. Kafamı kızdırmayın HDP sayesinde İP’lilerin aldıkları ihaleleri bir bir açıklarım.</strong>” sözleri de tarihe mal olmuştur.</div> <div>Peki, Akşener neden ayrılmış ve neden iki gün sonra zehir zemberek payladığı masaya geri dönmüştür?</div> <div>Bize gelen <strong>kulis</strong> <strong>bilgilerine</strong> göre masada <strong>Kemal</strong> <strong>Kılıçdaroğlu’nun</strong> <strong>adaylığı</strong> kesinleşince <strong>İP</strong> içindeki belli gruplar, bunu istemediği ve <strong>Akşener’e</strong>, “<strong>Kılıçdaroğlu aday yapılırsa belli vekillerle istifa ederiz</strong>.” tehditleri edildiği söylenmektedir. </div> <div>Bunu göze alamayan <strong>Akşener,</strong> içine girdiği hissi atmosferle masaya yumruğu vurarak devirmiştir. Ancak daha sonra özellikle <strong>Pennsylvania</strong> <strong>tarafından</strong> <strong>yapılan</strong> <strong>açıklamaların,</strong> <strong>Akşener’in</strong> <strong>dönmesinde</strong> etkili olduğu gözlenmiştir. </div> <div>Çünkü <strong>Akşener</strong> “<strong>dönmeyeceğim”</strong> dediği saatlerde <strong>FETÖ’nün</strong> <strong>aranan</strong> <strong>militanlarından</strong> olan <strong>Prof. Savaş Genç</strong>, “<strong>Akşener masadan ayrılarak yanlış yapmıştır ve Türkiye’nin geleceğini tehlikeye atmıştır. Akşener masaya dönmeli ve İBB ile ABB başkanlarını Cumhurbaşkanı yardımcısı olarak seçilmelerini şart koşmalıdır.</strong>” şeklinde açıklama yapmıştır. </div> <div>Çok ilginçtir bu açıklamadan<strong> bir gün sonra</strong> yapılan <strong>görüşmelerin</strong> de tesiriyle <strong>Akşener,</strong> <strong>Savaş</strong> <strong>Genç’in</strong> söylediği şartlarla masaya döneceğini bildirmiş ve dönmüştür. </div> <div><strong>Akşener’in</strong> ayrılmasına sosyal medyadan en büyük tepkiler <strong>FETÖ’nün</strong> <strong>temsilcilerinin</strong> hesaplarından gelmiş ve <strong>Akşener</strong> adeta <strong>linç</strong> <strong>edilmeye</strong> çalışılmıştır. </div> <div><strong>Masaya</strong> döndükten sonra da aynı hesaplar, <strong>Akşener’in</strong> yaptığı hatadan dönmesinin <strong>fazilet</strong> olduğu işlemiştir.</div> <div>Her ne sebeple olursa olsun <strong>Akşener’in</strong> <strong>masadan</strong> <strong>ayılması</strong> ve <strong>iki</strong> <strong>gün</strong> <strong>sonra</strong> <strong>dönmesi,</strong> kendi politik hayatına mal olacak bir hareket haline gelmiştir. <strong>İP,</strong> bugün içten içe kaynamaktadır ve bazı gruplar, yapılan bu ayrılma ve dönmenin hesabını sormaya başlamıştır. </div> <div>Bu anlamda gelecekte <strong>İP’te</strong> çok ciddi kırılmaların yaşanması bizi şaşırtmayacaktır.</div> <div><strong>Yavuz Ağıralioğlu</strong> deyince ister istemez hafızamız bize onun geçmişte yaptığı bir konuşmayı hatırlattı.</div> <div><strong>Ağıralioğlu</strong>, “<strong>Bizim sağ kesim rüyada CHP’ye oy verdiğini görse gusül abdesti alır.</strong>” diyecek kadar ağır bir açıklamanın sahibidir. Ancak ne kadar hazindir ki şimdi <strong>gusül</strong> <strong>abdesti</strong> alması gereken yerde <strong>abdestsiz</strong> <strong>dolaşmakta</strong> ve beraber politika yapmaktadır.</div> <div>Yine Sayın <strong>Davutoğlu</strong>, <strong>AK Parti’de</strong> iken <strong>Isparta’da</strong> yaptığı bir konuşmada, “<strong>Bu topraklarda CHP zulmünün ne olduğunu en iyi siz bilirsiniz. Tek parti zulmünü en iyi siz bilirsiniz. </strong></div> <div><strong>Çünkü Isparta, hem o tek partinin iman ve inanç düşmanı politikaları sebebiyle Barla’ya, bu güzel diyara gelen Bediüzzaman’a sahip çıkmıştır hem de Senirkent olayında, Ocak 1947 tarihinde tek parti zulmüne karşı dimdik ayakta durmuştur. </strong></div> <div><strong>Bediüzzaman’ı Isparta’ya süren zihniyet, aynı zihniyet diyor ki ‘Diyaneti kaldıralım’. Bu CHP zihniyeti, Türkiye’de ne kadar müspet değer varsa, Isparta’nın gül gibi kokladığı ne kadar güzel değer varsa hepsine savaş açan tek parti zihniyeti. A</strong></div> <div><strong>ma Isparta ona karşı her zaman şehit Başbakanımız Adnan Menderes’in arkasında durdu</strong>.” şeklinde zehir zemberek açıklamalarda bulunmuştu. </div> <div>Hatta <strong>Davutoğlu,</strong> <strong>Başbakan</strong> iken <strong>Kılıçdaroğlu’nun</strong>, “<strong>Davutoğlu Türkiye Cumhuriyetinin gelmiş geçmiş en çapsız başbakanıdır</strong>.” şeklindeki suçlamasına “<strong>Ben onu adam yerine bile koyup cevap vermem</strong>” şeklinde cevap da vermişti. </div> <div>Bunlar unutulmuş gibi bugün <strong>Kılıçdaroğlu’nun</strong> <strong>Cumhurbaşkanı</strong> yapılması için canla başla çalışılmaktadır.</div> <div>Aynı durum, <strong>SP</strong> içinde geçerlidir. </div> <div><strong>CHP</strong> zihniyeti <strong>Milli</strong> <strong>Görüş’ün</strong> <strong>5 partisini</strong> kapatan zihniyettir. </div> <div>Bugün kendilerini iktidara taşımak için herkese <strong>mavi</strong> <strong>boncuk</strong> dağıtmaları bir aldatmacadır. </div> <div><strong>CHP</strong> tarihi itibariyle ne kadar milli ve manevi değerimiz varsa yok etmek için çalışan bir geçişe sahiptir. </div> <div>Daha <strong>dün</strong> denecek kadar bir zaman diliminde başörtülü bacılarımıza yapılan zulümlerin baş mimarı <strong>CHP</strong> zihniyetidir. </div> <div>Her seçim zamanı, millete <strong>mavi</strong> <strong>boncuk</strong> dağıtan <strong>CHP</strong> <strong>zihniyeti,</strong> seçimler geçer geçmez <strong>aslına</strong> dönerek <strong>milli</strong> ve <strong>manevi</strong> <strong>değer</strong> <strong>düşmanlığı</strong> yapmaya başlamıştır. </div> <div>Yapılan belediye başkanlığı seçimlerinde, “<strong>Biz seçilirsek bir tane işçinin işine son vermeyeceğiz. Namus sözü veriyoruz</strong>.” diyen <strong>CHP</strong> <strong>zihniyeti,</strong> sadece <strong>İBB’den</strong> <strong>yirmi</strong> <strong>binden</strong> <strong>fazla</strong> <strong>işçiyi</strong> işten çıkarmıştır. </div> <div>Seçim zamanı <strong>camilere</strong> girip <strong>Kur’an</strong> okuduğunu gösteren <strong>zihniyet,</strong> seçim sonrası <strong>içki</strong> <strong>masalarında</strong> bulunmaktan geri durmamıştır.</div> <div><strong>CHP</strong>, kurulduğundan beri <strong>Milli</strong> <strong>Görüş’ü</strong> <strong>yok</strong> <strong>etmek</strong> için çalışmıştır.</div> <div>Ne kadar garip bir hadisedir ki şimdi <strong>Milli</strong> <strong>Görüş’ü</strong> temsil ettiğini iddia eden <strong>SP</strong>, adeta kendi <strong>katiline</strong> <strong>âşık</strong> olmuş ve <strong>NFK’nın</strong> değimiyle “<strong>Baba katiliyle aynı safa</strong>” yerleşmiştir.</div> <div><strong>Millet</strong> <strong>ittifakı’nı</strong> oluşturan partilerin hemen hepsinin değişik zamanlarda <strong>ortak</strong> açıklaması iktidara gelmeleri halinde <strong>KHK ile atılanların</strong> (KHK ile ya FETÖ’cüler ya da PKK’lılar atılmıştır.) <strong>görevlerine</strong> <strong>döndürüleceği</strong> şeklindedir. </div> <div><strong>Millet</strong> <strong>İttifakı’nın</strong> küçük ortağı <strong>DEVA</strong> partisi de bunlardan biridir ve her fırsatta iktidara gelmeleri halinde <strong>Selahattin</strong> <strong>Demirtaş</strong> ve <strong>Osman</strong> <strong>Kavala</strong> ile birlikte <strong>KHK’lıların</strong> <strong>affedileceğini</strong> açıklamıştır.</div> <div><strong>Millet</strong> <strong>İttifakı’nın</strong> <strong>HDP’nin</strong> oyları olmadan bir seçim kazanması imkânsız görünmektedir. </div> <div><strong>HDP</strong> ortaklığı ile bile <strong>yüzde</strong> <strong>50</strong>’yi bulmaları şimdilik imkan haricindedir. Buna rağmen sanki <strong>seçimi</strong> <strong>kazanacaklarmış</strong> <strong>gibi</strong> bir <strong>algı</strong> oluşturmaya başlamışlardır.</div> <div>Tam böyle bir dönemde <strong>cezaevinde</strong> bulunan ve onlarca kişinin katili olmakla yargılanan <strong>Selahattin</strong> <strong>Demiştaş,</strong> <strong>İP</strong> <strong>Genel</strong> <strong>Başkanı</strong> <strong>Akşener’e</strong> yönelik açık bir mektup yazmış ve adeta <strong>Akşener’i</strong> sorguya çekmiştir.</div> <div>“<strong>Bir HDP seçmeni</strong>” olarak kaleme aldığını belirtiği mektubunda <strong>Demirtaş</strong>, <strong>Millet</strong> <strong>İttifakı’ndaki</strong> partilerin tarihi bir dönemde zorlu bir görev üstlendiklerini belirterek milletin umudu olduklarının altını çizmiş.</div> <div>Mektubunda <strong>Akşener’e</strong> böyle bir seçimi kazanmanın sadece <strong>HDP</strong> <strong>oylarıyla</strong> <strong>mümkün</strong> <strong>olabileceğini</strong> de hatırlatan <strong>Demirtaş</strong>, <strong>İP’in</strong> mecliste beraber görev yaptığı <strong>HDP’yi</strong> görmezden gelmesinin tam bir aymazlık olduğunu, “<strong>Partimiz HDP, aynen İYİ Parti gibi meşruiyetini halktan almıştır. Üstelik halk HDP’ye partinizden daha fazla ilgi göstererek Türkiye’nin üçüncü partisi yapmıştır. Zaten Meclis sıralarında HDP ile yan yana olup komisyonlarda da aynı masada oturuyorsunuz</strong>.” sözleriyle hatırlatmış.</div> <div>Ardından da özet olarak şu önemli iki soruyu sormuş:</div> <div><strong>1- HDP’li seçmen olarak benim oyumu istiyor musunuz? Benim de oyumla Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı ve bakanlık koltuklarına oturacağınıza göre beni nasıl ikna etmeyi düşünüyorsunuz?</strong></div> <div><strong>2 – Eğer iktidar olursanız ve HDP’nin talepleri sizin masanıza gelmeyecekse bize hangi masayı öneriyorsunuz? Elli yıldır yapıldığı gibi bizi yine “terörle mücadele masasına” mı yönlendirmeyi düşünüyorsunuz?</strong></div> <div>İki de bir, “<strong>Ben Başbakan olacağım.</strong>” diye açıklama yapan <strong>Akşener,</strong> <strong>HDP</strong> oyları olmadan bu hayaline nasıl kavuşacaktır?</div> <div><strong>Akşener,</strong> <strong>HDP’nin</strong> bu sorularına nasıl bir cevap verecektir?</div> <div>Kamuoyu merakla bu tür soruların cevabını beklemektedir.</div> <div>Makaleyi bir <strong>filozofa</strong> sorulan soru ve cevabıyla bitirelim isterseniz:</div> <div><strong>“Üstat bir vida ile politikacı arasında ne gibi benzerlik vardır?”</strong></div> <div><strong>“İkisi de dönerek ilerler.”</strong></div> <div>Dönmeden, milletin ve devletin menfaatlerini şahsi menfaatlerinden üstün gören, her şartta milli ve manevi değerlere saygı duyan politikacılara selam olsun. </div> <div><strong>Milletini</strong> ve <strong>devletini</strong> düşünmeden <strong>durmadan</strong> <strong>dönen</strong> politikacılara da <strong>millet</strong> olarak <strong>hakkımız</strong> <strong>haram</strong> olsun.</div> <div><strong>.</strong></div> <div><strong>Selim Çoraklı, dikGAZETE.com</strong></div> <div></div>