<h3><strong>KADİM UZAYLILAR</strong> </h3> <div><strong>Uzay</strong> şimdi-burası,</div> <div><strong>'Uzaylılar'</strong> da çoktan aramızda.</div> <div><strong>Çakma</strong> <strong>uzay</strong>, uzaylı masallarına itibar edenleri, günün birinde, <strong>“Nuh'un</strong> <strong>gemisi”</strong> misali <strong>kurtarıyoruz</strong> deyip;</div> <div><strong>Çöle</strong>, <strong>okyanusa</strong>, alemin <strong>bilinmeyen</strong> bir köşesine atıverirler, görürler günlerini.</div> <div>"<strong>Mars'ın ilk şehrinin</strong>" ismi ne olsunmuş. <strong>'New Nevada</strong>'. Seversiniz siz. Sembol de <strong>NИ</strong></div> <div>İkinci <strong>N</strong> ters, Çakma <strong>M</strong>, <strong>alt-üst </strong>edilmişliğin ifadesi için.</div> <div>İşin <strong>ilginç</strong> yanı;</div> <div>Böyle yapsalar, tıkıldıkları yeri <strong>'uzay'</strong> başka bir <strong>gezegen</strong> sanacak, </div> <div><strong>'Dışarısı çok tehlikeli, tehditlerle dolu</strong>' diye burun ucunu dahi çıkarmayı <strong>aklına </strong>getiremeyecek <strong>milyonlar</strong> varmış.</div> <div>Diyorlar ki; <strong>Alemin derdi sizi mi gerdi</strong>.</div> <div>Bu defa <strong>minnoş</strong> <strong>mırnav</strong> yazalım madem.</div> <div>Çiftlikte <strong>at, köpek, kedi, inek, kuş</strong> gibi çok <strong>hayvanla</strong> <strong>muhatap</strong> oldum.</div> <div>Lisedeyken bahçeli evde <strong>kedimiz</strong> vardı. </div> <div>Tüm gün <strong>bahçede</strong> ve ötesinde <strong>kafasına</strong> <strong>göre</strong> gezerdi. </div> <div>Kapıya çıkıp <strong>çağırdığımızda</strong> koşa koşa gelirdi.</div> <div>Gündüz de <strong>eve</strong> girerdi canı isterse. Geceleri, yatağımın başucuna denk <strong>koltukta</strong> yatardı. </div> <div><strong>Yatağımıza ve hiçbir koşulda yemek masasına çıkmazdı.</strong></div> <div>Sıkıştıran çocuklara bir kere dönüp <strong>pati</strong> atmaz, sadece ellerinden <strong>kaçmaya</strong> çalışırdı.</div> <div>Hiçbirimizi tırmalamadı. </div> <div>Fazla küçükken getirmişlerdi. <strong>Gece</strong>-<strong>gündüz</strong> ağlıyordu. </div> <div>Kendini bir mobilyanın altına <strong>sıkıştırıp</strong>, oradan hiç çıkmıyordu.</div> <div>Hiçbir şey yemiyordu. Poşet ucunu kesip kucağımda ağzına damlattıklarımla büyüttüm.</div> <div>Onu anladım. İletişim kurdum. Sakinleşti.</div> <div>Adını bu ilk hallerinden dolayı <strong>NAZLI</strong> koydum.</div> <div>Ucunu bizim tuttuğumuzu gördüğü <strong>hiçbir</strong> <strong>şeyle</strong> ilgilenmezdi.</div> <div>Hiç <strong>iple</strong>-<strong>yumakla</strong> oynatamadık.</div> <div>Fakat yaman avcı. </div> <div>Yavrularına seslenişin <strong>farkını</strong> anlamıştım artık. </div> <div>Bir gün merak edip baktım:</div> <div>Patinin altında bi <strong>kertenkele</strong>. Gururla tutuyor. Yavrular etrafına gelince, birkaç <strong>taktik</strong> verdikten sonra <strong>aniden</strong> bıraktı. </div> <div>Yavrulardan <strong>hızlı</strong> <strong>tepki</strong> gelmezse yerinden hareket etmeden dönüp pat! Yine tutuyordu. </div> <div>Resmen <strong>avlanmayı</strong> öğretiyor.</div> <div>Hep <strong>üç</strong> yavru. </div> <div>Ve hep ikisi noktasına kadar aynı, <strong>pufidik</strong> ve <strong>oyuncu</strong> karakterde ikiz. </div> <div>Biri <strong>çelimsiz</strong>, farklı. Ve bu mağrur <strong>'delikanlı'</strong> havalarında.</div> <div>“Arkadaki depoya <strong>kedi</strong> <strong>kadar</strong> <strong>fareler</strong> dolmuş” demişti annem ilk döndüğümüzde.</div> <div><strong>Kavimler</strong> <strong>göçü</strong> halinde ortadan <strong>toz</strong> oldular. Biri bile kalmadı.</div> <div>Bir gün, bahçede bir <strong>yılan</strong> bulmuş. </div> <div><strong>Belgesel</strong> gibi izledik. </div> <div><strong>Yılan</strong> kaçarken kuyruğuna vuruyor. Yılanın <strong>kafa</strong> otomatik havaya kalkınca <strong>basıyor</strong> <strong>tokadı</strong>.</div> <div>Sonunda <strong>hareketsiz</strong> kaldı. Biz <strong>öldü</strong> dedik, bu yutmadı. </div> <div>Son hamlesini yaptı ve işi bitirdi.</div> <div><strong>Yiyecek</strong> <strong>mi</strong> diye baktık. Bir-iki <strong>dürtmedi</strong> bile. Çekti gitti. O kadar emin.</div> <div>Çok sonraları anlayacaktım; </div> <div>Kediler, <strong>karşıdakinin</strong> <strong>bilinci</strong> <strong>açık</strong> <strong>mı</strong> <strong>değil</strong> <strong>mi</strong> net biliyor. </div> <div><strong>Numarayı</strong> asla yemiyor. </div> <div>Demek ki bunlar sırf <strong>aç</strong> <strong>olduğu</strong> <strong>için</strong> avlanmazmış. </div> <div><strong>Fareleri</strong> yediğini de hiç görmedik. Etle kemikle beslediğimizden de değil. <strong>Kedi</strong> <strong>maması</strong> zaten yaygın değildi o zamanlar. Biz ne yiyorsak o. </div> <div><strong>Saha</strong> <strong>koruması</strong> bu.</div> <div>Kediyi <strong>tetiklemesi</strong> için, sahasında <strong>tanımlanmayan</strong> bir cismin hareket etmesi yeterliymiş.</div> <div><strong>Keyfine</strong> de düşkündü. <strong>Klasik</strong> <strong>müzik</strong> dinlerdi. Setin önüne yatıp, <strong>kuyruğuyla</strong> eşlik ederdi. </div> <div>Parçalar arası eslerde de kafasını kaldırıp "<strong>E hadi</strong>!"...</div> <div><strong>Rock</strong>, <strong>arabesk</strong>, <strong>pop</strong> filan açılırsa koşarak kaçardı.</div> <div>Frekans, <strong>ayarını</strong> bozuyorsa demek...</div> <div><strong>Mutlu</strong>, <strong>huzurlu</strong>, <strong>sevgi</strong> <strong>dolu</strong> ve son derece <strong>şahsiyetli</strong> bir kediydi. </div> <div>Başlarda "<strong>İstemeem</strong>!" diyen annem bile son karede, <strong>el</strong> <strong>işi</strong> <strong>yaparken</strong> kucağına oturtup seviyordu.</div> <div>"<strong>Köpeeek</strong>! <strong>Asla</strong>!" diyen annem, sonradan çiftlikteki <strong>köpeklere</strong> de bakacak, iletişim kuracak, </div> <div>ve hepsini ayrı sevecekti.</div> <div>Gece <strong>kapıyı</strong> açtıracaksa doğrudan <strong>anneme</strong> giderdi. </div> <div>Kimin <strong>bilincinin</strong> <strong>uyanmaya</strong> <strong>daha</strong> <strong>yakın</strong> olduğunu bile bilir bunlar.</div> <div>Ne desek <strong>anlar</strong>, yapardı.</div> <div>Bizi her gün yeniden <strong>hayretlere</strong> düşürürdü.</div> <div>Anlat anlat bitmez.</div> <div>Bir hayvanla <strong>iletişim</strong> <strong>kurmak</strong> çok <strong>ilginç</strong> ve <strong>değişik</strong> bir durum. </div> <div><strong>Yakınlık</strong> kurduğumuz <strong>insanlar</strong> gibi; <strong>Yerine</strong> <strong>başkası</strong> koyulmuyor. Her <strong>can</strong> biriciktir.</div> <div><strong>Bağlanıp</strong> <strong>kaybetmek</strong> ve özel <strong>bahçesiz</strong> <strong>evde</strong> zor geldiğinden tekrar hiç düşünmemiştim. </div> <div>Ta ki kızım, apartman bahçesine <strong>terk</strong> <strong>edilmiş</strong>, henüz kulağı bile çıkmamış <strong>yaralı</strong> <strong>bir</strong> <strong>yavruya</strong> kayıtsız kalamayıncaya kadar. </div> <div>Tatilden bir döndüm; Siyah-beyaz tek avucumdan <strong>küçük</strong> bi <strong>'çirkin'</strong>. </div> <div>Tavrımdan emin olmadığından, <strong>bağlanmamak</strong> için <strong>isim</strong> koymamış.</div> <div>İyileştirip sahiplendirecekmiş.</div> <div><strong>Hayvanların da yemek için şartlı oynatılmasına karşı olduğum gibi</strong>,</div> <div>Buna da karşıyım. </div> <div>Hayvan kimde <strong>gözünü</strong> açtıysa, lütfen <strong>mümkünse</strong> <strong>devam</strong> etsin.</div> <div>O yavru, muhtemelen <strong>zayıf</strong> diye terk edilmiş. Beraberindeki <strong>kardeşi</strong> ölmüştü bulunduğunda. </div> <div>Hiç <strong>anne</strong> <strong>bilmemiş</strong> belki. İlk tanıdığı ilişki kızım. Annesi olduğundan, olacağından da değil;</div> <div><strong>'Sevgi</strong> <strong>kanalı'</strong> artık<strong> O </strong>olduğundan.</div> <div><strong>Anne</strong>, <strong>'sevgi</strong> <strong>kanalıdır'</strong> zaten.</div> <div>Bu <strong>'kanalı'</strong> yanlış tanımlayanlar, ileride <strong>sevgiyi</strong> de dolayısıyla bu sanırlar.</div> <div><strong>Kediler</strong> dokundurmasa bile <strong>sevgiye</strong>, <strong>şefkate</strong>, <strong>ilgiye</strong> çok ihtiyaç duyarlar.</div> <div>Çoğunlukla <strong>bize</strong> <strong>katkıdır</strong> bu da. </div> <div>Bir nevi <strong>şifacı</strong> bunlar.</div> <div>Bize <strong>katkı</strong> <strong>için</strong> gelmişti. Bunu da hissettim.</div> <div>Bakıyoruz filan hikaye. </div> <div><strong>'Uzaylı</strong> <strong>bunlar'</strong> bakış açısı çok yerinde. </div> <div>Hepsi de birbirinden değişik.</div> <div>Hiç değilse<strong>, Odağımızı şimdi-buraya çekerler. </strong></div> <div>Yalnızca <strong>şimdi</strong>-<strong>burada</strong> yaşarız. Zihniyetin gezdiği yerlerde değil. </div> <div><strong>Şimdi</strong>-<strong>Buradaki</strong> gerçek hayata odak, farkındalık, bilinç başlı başına <strong>şifaymış</strong> meğersem. </div> <div><strong>Öğretilerin</strong> <strong>ucu</strong> hep buna çıkar.</div> <div><strong>Sevgi neşe hissini açığa çıkarırlar. </strong></div> <div>Şimdiye, şimdideki <strong>varlığa</strong> <strong>şükran</strong>, <strong>sevinç</strong>, <strong>coşku</strong> demektir ki; Varlığımızın buna verdiği <strong>karşılığa</strong> paha biçilemez.</div> <div>Ve <strong>kediler</strong> gelmek istedikleri yeri bulur. Kedi <strong>aramamız</strong> ve <strong>sahiplenme</strong> çabalarımız yersiz.</div> <div>Bu <strong>minnak</strong> kedinin adını <strong>YODA</strong> koyduk ve bizde kaldı.</div> <div>Yenidoğan bir canlının <strong>zekası</strong> aklımı almıştı.</div> <div>Bunlar doğar doğmaz <strong>bilinçli</strong> <strong>iletişim</strong> kurabiliyorlar. </div> <div>Başka hangi canlıda gördüm bunu?</div> <div>Büyüdü, evde <strong>sinek</strong> <strong>avlıyor</strong> baktık. Yalnız kalmasın diye ikinciye de razı oldum. “<strong>Bu</strong> <strong>son</strong>” şerhi ile :))</div> <div>Sonra <strong>'MissCat'</strong> bebek geldi. <strong>MİSKET</strong> <strong>SU</strong> dedik ona. Tam bir <strong>dişil</strong> <strong>enerji</strong>.</div> <div><strong>Yoda</strong> buna <strong>kıhlayıp</strong> kaçıyordu. Hiç umrunda değil. El kadar haliyle <strong>bodoslama</strong> üstüne yürüyordu.</div> <div>Tüm <strong>patileri</strong> havada açıp <strong>üstüne</strong> <strong>atladığı</strong> sahneyi unutamıyorum. :)</div> <div>Namı <strong>'CESUR'</strong> kaldı.</div> <div>Bazen <strong>'Vahşi'</strong> de derim ona. Yemeği kapıp gitmeler, inanılmaz <strong>çevik</strong> <strong>atlayışlar</strong>, hızlı hızlı hareketler...</div> <div>“<strong>Aptal</strong> <strong>cesur</strong>” da değil. Tanımlayamadığı her durumda anında <strong>kendini</strong> <strong>korumayı</strong> da biliyor. Önce bir <strong>siniyor</strong>, <strong>emin</strong> ise çıkıyor.</div> <div>Gözlerimin önünde <strong>'ana'</strong> <strong>vasfının</strong> iç güdüsünü gördüm sanki.</div> <div>Bu, <strong>yavrusuna</strong> <strong>dokunanı</strong> paralar.</div> <div>Öte yandan inanılmaz <strong>şefkat</strong> ve <strong>sevgi</strong> arsızı. Gelir <strong>'miyav</strong> <strong>miyav'</strong> zorla sevdirir.</div> <div><strong>Yoda</strong> miyavlamaz bile pek. <strong>'Ağır</strong> <strong>abi'</strong>. Canı <strong>oynamak</strong> isterse de bildiğin çocuk. Sataşır, üstümüze atlar. Kovalamaca, <strong>saklambaç</strong>, <strong>top</strong>...</div> <div>Ondan kaçsa da <strong>topu</strong> biz getireceğiz yalnız.</div> <div>En sevdiğimiz; Uzaktan koşarak gelir, onu görebileceğimiz yerde acayip bir <strong>şov</strong> yapar giderdi.</div> <div><strong>Misket</strong> <strong>Su</strong> gelince bize: "<strong>Siz yapamıyordunuz zaten</strong>." havalarına girdi.</div> <div>Bir süre sonra anlaştılar. Oynuyorlar. Beraber dışarıyı seyrediyorlar. </div> <div><strong>Yoda</strong> artık bizimle oynamıyor. Fakat kendini <strong>uyku</strong> <strong>gelmeden</strong> de <strong>sevdirmenin</strong> bir sakıncası olmadığını görmüş bu arada.</div> <div>Elimizi uzattığımızda kaçmıyor. Yine de halen "<strong>Yeter fazla uzatmayın</strong>" ayarı.</div> <div>Fakat öyle bir <strong>ayrı</strong> ki <strong>sevgi</strong> dili;</div> <div>Her sabah kalktığımda <strong>koşarak</strong> yanıma gelir ve selamlar.</div> <div>Eve her girdiğimde de.</div> <div><strong>Yemek</strong> verirken asla <strong>arsızlık</strong> yapmaz. Kendinden çok <strong>emin</strong> bekler. Ve önce <strong>teşekkür</strong> <strong>edip</strong> başlar.</div> <div>Ortamda <strong>kafasına</strong> <strong>göre</strong> takılırken birden durur, bize <strong>seslenir</strong>, biraz gözlerini kısıp <strong>sevgiyle</strong> bakar, işine devam eder.</div> <div>Bunları hiç öğretmedik.</div> <div><strong>'Ödül'</strong> <strong>mamalarını</strong> bile hiç şartlı vermedik.</div> <div>İçinden gelmiş.</div> <div>Kim demiş “<strong>kediler</strong> <strong>nankör</strong>” diye.</div> <div>Kediler, verdiğimizi sandıklarımızın <strong>katmerlisini</strong> <strong>iade</strong> eder zaten.</div> <div>Sırf <strong>varlığı</strong> ile.</div> <div>Ötesi, <strong>ŞAHSİYET</strong> meselesi.</div> <div>Kaldı ki bundan da <strong>öğreneceklerimiz</strong> olabilir;</div> <div>Kendi hakkına girerek de olsa, "<strong>Hayır</strong>" demeyi bilmeyene, </div> <div>Bedeni "<strong>Hayır</strong>" demeyi çok iyi bilir. </div> <div>Beden <strong>yalan</strong> yaşayamaz, <strong>yalan</strong> söyleyemez, <strong>'mış'</strong> gibi yapamaz.</div> <div><strong>Beden</strong> <strong>dilini</strong> tüm katmanlarında <strong>bilen</strong> bir canlı.</div> <div>Birinde, sokakta ağaca tırmanan bir çocuk gördüm. Diğerleri de onu izliyor.</div> <div><strong>Yavru</strong> <strong>kedi</strong> saatlerdir o yüksek daldan inemiyormuş. </div> <div>"<strong>İner o, inmezse yine itfaiye çağırırsınız isterseniz."</strong> dedim.</div> <div><strong>Kediye gülümseyerek baktııım, baktııım, baktııım...</strong> Aniden gözlerimi kapadım. </div> <div>İmgesini <strong>zihnimde</strong> görüyordum artık.</div> <div>Önce <strong>sevgilerimi</strong> ilettim.</div> <div>"<strong>Sen bir kedisin. Oradan inmeyi biliyorsun. Bu senin genlerinde var. Zaten biliyorsun. Hatırla</strong>." dedim ve gülümseyemeye devam ederken gözlerimi açtım. </div> <div>Minicik kedideki <strong>hayret</strong> <strong>ifadesi</strong> tarifsizdi. Gözlerini benden ayırmıyordu. Ben de sadece <strong>gülümsemeye</strong> devam ederek ona bakıyorum. </div> <div>Gözlerini benden ayırmadan, bir alttaki dala <strong>pati</strong> <strong>atmaya</strong> cesaret etti ve <strong>kaşla</strong>-<strong>göz</strong> <strong>arasında</strong> indi. Çocuklar sevinç çığlıkları atıyordu. </div> <div>Tam olarak söylediklerimizin anlamı ve duygusuna odaklanırsak, <strong>hayvanlar</strong> <strong>ne</strong> <strong>söylediğimizi</strong> anlıyor. </div> <div>Bu evrenin <strong>ortak</strong> <strong>dili</strong> sanırım.</div> <div><strong>SAMİMİYET</strong>!</div> <div>Neyse onu, tümüyle <strong>dışarıya</strong> <strong>yansıtan</strong> bir varlık.</div> <div>Birbirleriyle de <strong>alakaları</strong> yok ya;</div> <div>En temelde;</div> <div>Bahçe gibi doğal ortamlarda özgürce yaşayanlar ve <strong>eve</strong> <strong>kapattıklarımız</strong> çok farklı.</div> <div>Ne olursa olsun. Ne verirsen ver. Temel bir <strong>fark</strong> var.</div> <div>Düşünüyorum da;</div> <div>Çocukken biz de bahçelerde sokaklarda, <strong>doğal</strong> <strong>ortamlardaydık</strong> hep.</div> <div>Şimdi?</div> <div>İçini dinleyen, etrafına <strong>şuurla</strong> bakan az,</div> <div><strong>Ekran</strong> başlarında, dört <strong>duvarda</strong>, hep bir <strong>dışarıya</strong> <strong>tepkili</strong> çoğu.</div> <div>Bunlara “<strong>15 dk'lık toplama kampı</strong>” şirinlemesi yapmak, <strong>krizler</strong> <strong>uydurmak</strong> çocuk oyuncağı olsa gerek.</div> <div><strong>At</strong>, <strong>kurt</strong>, <strong>köpek</strong>, <strong>kuş</strong>, <strong>inek</strong>, <strong>öküz</strong>, <strong>kuzu</strong>, <strong>keçi</strong> de yazabilirdim. Hepsi için <strong>deneyimle</strong> çok anı, <strong>farkındalık</strong> biriktirdim. </div> <div>Hepsi ayrı.</div> <div>Fakat <strong>'hayvanlar</strong> <strong>alemi'</strong> bunlardan da ibaret değil zaten.</div> <div>Hepsinin ayrı ayrı <strong>varoluş</strong> <strong>amacı</strong> var.</div> <div>Hepsi <strong>bir</strong> <strong>parçamızın</strong> tezahürü.</div> <div>Hepsi bir <strong>denge</strong>, <strong>ahenk</strong> unsuru.</div> <div>Tamam da şu <strong>biraz</strong> <strong>ilginç</strong> değil mi?</div> <div>Bu <strong>kediler</strong> neden <strong>periyodik</strong> düzende <strong>'imha'</strong> mitine takılmakta?</div> <div>Kaç <strong>köpek</strong> büyüttük, onların yeri de ayrı. </div> <div>Fakat hiç <strong>hepsini</strong> <strong>birden</strong> salmayız. </div> <div>Hiçbir zaman <strong>çiğ</strong> <strong>et</strong> vermeyiz. Açık yaraya <strong>saldırsın</strong> mı yani?</div> <div>Hele <strong>çeteleşmiş</strong> <strong>sürüsü</strong> başka bir türdür bunların. </div> <div>Bakarsan <strong>insanlarda</strong> <strong>da</strong> farklı değilmiş ya bu, neyse...</div> <div><strong>Orantısızca</strong> <strong>köpek</strong> salınması bile ilkin <strong>kedileri</strong> <strong>temizlemek</strong> için olabilir.</div> <div><strong>Köpek</strong> popülasyonun arttığı yerlerde <strong>farelerin</strong> yüzeye çıktığını görürsünüz.</div> <div>Sırf etrafta <strong>kedi</strong> <strong>olmaması</strong> da yetebilir.</div> <div><strong>Paris</strong>, <strong>NY</strong> filan hep <strong>fare</strong> <strong>dolu</strong> derler. E basit bir çözümü var. Neden?</div> <div><strong>Sokak</strong> <strong>kedileri</strong> neyinize dokunuyor?</div> <div><strong>Köpekler</strong> <strong>hayvan</strong> da <strong>kedi</strong> değil mi? </div> <div>Bunları beslediğiniz <strong>tavuk</strong>, <strong>kuzu</strong> değil mi? </div> <div><strong>Tabiat</strong> örtüsünü, <strong>çiçeklerini</strong> bitirdiğiniz <strong>arı</strong> hayvan değil mi?</div> <div>Tarihten bugüne <strong>kedilerle</strong> <strong>ayrı</strong> <strong>bir</strong> <strong>dertleri</strong> var.</div> <div><strong>Kediler</strong> aslen <strong>zihniyetleri</strong> <strong>şifalandırmakla</strong> görevli sanki.</div> <div>Bu herhalde.</div> <div>Şimdi-buraya <strong>neşeli</strong> <strong>odakla</strong> frekans yükseltici.</div> <div>Madem öyle, "<strong>Bir kedim bile yok</strong>" diyorsan;</div> <div>Şimdi-Burada <strong>neşeli</strong> <strong>hissettiren</strong> ne var?</div> <div>Gerçek <strong>etrafına</strong> bi bak.</div> <div>Kendini, varlığının sadece <strong>şimdideki</strong> <strong>hakikatini</strong> kabul et, bir yaşa önce.</div> <div>Şimdi-buradaki <strong>neşe</strong> frekansında;</div> <div>Bu <strong>zihni</strong>-<strong>sinir</strong> <strong>zibidiler</strong> toz gibi silkelenir, <strong>frekanstan</strong> düşerler.</div> <div>Zihni şimdiye, <strong>gerçek</strong> <strong>varlığın</strong> odağına, <strong>neşesine</strong>, <strong>şükrüne</strong> ayar yapınca,</div> <div>Zaten yoklar zira.</div> <div>Eski <strong>antenli</strong> <strong>televizyonları</strong> düşünün. Davetsiz kanallar <strong>parazit</strong> ederse biri çatıya çıkar <strong>anten</strong> <strong>ayarını</strong> yerine getirirdi.</div> <div><strong>Kediler</strong> de bu işte belki.</div> <div><strong>Mmmmrrrrk</strong>. Ayar çekildi.</div> <div>Suya atılan taş misali <strong>manyetik</strong> <strong>alan</strong> dalgalandı.</div> <div>Ondan da fiziken <strong>çok</strong> <strong>uyurlar</strong> belki.</div> <div>Daimi <strong>şimdi</strong>-<strong>burada</strong> odaklı kalmanın, </div> <div>Hatta yakın zaman dilimlerini <strong>algılamanın</strong> <strong>enerjisi</strong> sık şarj ediliyor demek ki.</div> <div>Şuuru uyanamayan herkesi <strong>şimdi-buradaki varlığına</strong> <strong>uyandırmak</strong> için <strong>katkıya</strong> gelmişler sanki.</div> <div>Şimdi, şunu da sorabiliriz artık;</div> <div><strong>-Zihin mi kafanın içinde; Yoksa kafa mı zihnin içinde?</strong></div> <div>Bu <strong>tabiat</strong> da biz'im, <strong>hayvanlar</strong> da...</div> <div><strong>HAYALLER</strong> de.</div> <div>#HÖH </div> <div>Hayallere Özgürlük Hareketi</div> <div>**</div> <div>Ne düşündüğümüze, neleri bilinçle hayal ettiğimize, <strong>derinlere</strong> <strong>ekilmiş</strong> <strong>beklentilerimize</strong> dikkat edelim.</div> <div>Şimdi-Burada <strong>hiçbiri</strong> yoklar.</div> <div>Ya hiçbir <strong>fikrim</strong> olmasaydı?</div> <div>Bir sevinçle <strong>itimat</strong> bilseydim?</div> <div>Bir de şahsen kendimin ve keyfimin <strong>hakikaten</strong> <strong>ne</strong> <strong>istediğini</strong>?</div> <div>Ve hemen <strong>'istemediklerinizi'</strong> saydırmayın bunu sorunca.</div> <div>Hep <strong>istemediklerimizi</strong> düşünürsek, <strong>istemediklerimizle</strong> <strong>sınanıyoruz</strong> sanki.</div> <div><strong>Dualarınızı</strong> bile <strong>istemediklerinizi</strong> <strong>anarak</strong> söylüyorsunuz.</div> <div>GERÇEKTE <strong>NE</strong> <strong>İSTEDİĞİNİZİ</strong> VE BUNUNLA <strong>NASIL</strong> <strong>HİSSEDEBİLECEĞİNİZİ</strong> HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ Kİ?</div> <div>Mmmmmrrrr</div> <div>.</div> <div><strong>Sümeyya Demirel, dikGAZETE.com</strong></div> <div> </div> <div></div> <div> </div> <div> </div> <div> .</div>