<div><strong>“İzahı olmayan şeyin mizahı olur.”</strong> sözü kime ait bilmiyorum ama özellikle <strong>FETÖ</strong> ile mücadelede tam yerine oturdu. Zira <strong>FETÖ ile mücadele</strong> sürecinde özellikle <strong>15 Temmuz</strong> sonrasında yaşanan bazı hadiselerin izahını hala yapabilmiş değilim.</div> <div>Bu sebeple <strong>izahı yapılamayan</strong> hadiselerden bana bir şey sorduklarında işin <strong>mizahına</strong> kaçıyorum.</div> <div>Malum, <strong>akıl ve mantıkla</strong> izah edilemeyen şeylere karşı verilebilecek en makul tepki; onu <strong>espriyle</strong> karşılayıp ‘<strong>ti’ye</strong> almaktır. Böyle yapmadığımız müddetçe <strong>izah</strong> <strong>edemediğimiz</strong> her hadise bizde <strong>travmalara</strong> sebep oluyor.</div> <div>Bu mizahın neler olduğuna geçmeden önce <strong>FETÖ’nün</strong> <strong>geçmişini</strong> hatırlamakta fayda var.</div> <div>Kırk senedir ülkemizde devlet erkini elinde tutanların, <strong>FETÖ</strong> denen <strong>şeytani</strong> <strong>örgüte,</strong> dolaylı veya dolaysız hizmet ettiğini görüyoruz.</div> <div><strong>1970’lı</strong> yıllarda <strong>Demirel</strong>, <strong>1980</strong> <strong>darbesi</strong> sonrası <strong>Kenan</strong> <strong>Evren</strong> <strong>ve ekürileri</strong>, sonra sırasıyla <strong>Turgut Özal, Tansu Çiller, Bülent Ecevit, 28 Şubatçı generaller</strong> ve <strong>2002</strong> yılından sonra da <strong>AK</strong> <strong>Parti</strong> iktidarı <strong>FETÖ’nün</strong> bu derece büyümesine dolaylı veya dolaysız destek verdi.</div> <div>Devlet erkini elinde tutan iktidarların o dönemler “<strong>İslami bir cemaat</strong>” olarak görünen bu terör örgütüne yardım etmelerinin gerekçeleri farklıydı. Kimileri <strong>oy</strong> <strong>uğruna</strong>, kimileri <strong>Türklük</strong> uğruna, kimileri de bu şeytani yapıyı “<strong>İslam’a hizmet ediyor</strong>” zannederek destekledi.</div> <div>Bu şeytani yapıyı yüzlerine taktıkları <strong>İslam</strong> maskesi sebebiyle destekleyenlerin başında da <strong>Özal</strong> ve <strong>AK</strong> <strong>Parti</strong> iktidarı gelmektedir. <strong>Özal</strong> hem başbakanlık hem de cumhurbaşkanılğı dönemlerinde <strong>FETÖ</strong> <strong>militanlarının</strong> devletin her kademesinde yer almaları için elinden geleni yaptı. Hatta bu örgütün <strong>yurt</strong> <strong>dışı</strong> <strong>yapılanmasında,</strong> gittikeri ülkelere referans mektupları yazarak sonsuz destek verdi.</div> <div><strong>Demirel’in</strong> başlattığı bu yolda <strong>Özal</strong> ve <strong>Erdoğan</strong> da örgüte referans olacak mektuplar vererek desteklerini esirgemediler. </div> <div><strong>Milliyetçi</strong> kesim ise bu örgütün <strong>Türk</strong> <strong>Cumhuriyetlerde</strong> yaptıkları faaliyetlere bakarak destek verdi. Çünkü bunlar, <strong>Milliyetçi</strong> kesimin teoride lafını ettiği <strong>Turan</strong> ülküsünün pratiğini yerine getiriyorlardı. <strong>Türk Cumhuriyetlerinde</strong> açtıkları okullarda <strong>İstiklal</strong> <strong>Marşı</strong> söyletip, <strong>Türk</strong> <strong>bayraklarını</strong> dalgalandırıyorlardı. Yani yüzlerine bu kez <strong>Türklük</strong> maskesini geçirmişlerdi.</div> <div><strong>12 Eylül </strong>darbeci generallerin ve <strong>Bülent Ecevit’in</strong> desteği ise tamamıyla <strong>ABD</strong> <strong>emriyle</strong> olmuştur. Bu örgütü kullandığı ülkelerde kendisine “<strong>İstasyon</strong>” olarak kullanan <strong>ABD</strong>, örgütün <strong>Türkiye’de</strong> yerleşmesi için “<strong>Kendi çocukları</strong>” olan <strong>12 Eylülcü generallerden FETÖ</strong>’nün yolunu açmalarını istemişlerdi.</div> <div><strong>Ecevit de</strong> <strong>28 Şubat</strong> sürecinde iktidar olunca <strong>ABD’nin</strong> emriyle bu örgütü destekledi. Hatta <strong>Ecevit</strong> o dönemler bu örgütün <strong>hain</strong> olduğunu ilan eden bir kısım askerlere karşı durdu.</div> <div><strong>Örgüt elebaşı Gülen</strong>’i <strong>Pentagon’la</strong> tanıştıran da <strong>Ecevit’in</strong> dostu <strong>Kasım</strong> <strong>Gülek</strong> ve baldızı <strong>ABD’de</strong> Albay olan <strong>Aylin</strong> <strong>Rodomisli</strong> oldu.</div> <div><strong>AK Parti</strong> iktidar olduğunda devleti yönetecek kadar kadrosu yoktu.</div> <div><strong>FETÖ</strong> ise 30 senedir <strong>devlette</strong> <strong>kadrolaşmasını</strong> oldukça ilerletmişti.</div> <div>Bir de ülkede <strong>askeri vesayet</strong> denen bir ucube vardı. <strong>AK Parti iktidarı</strong> hem askeri vesayetten kurtulmak hem de <strong>FETÖ</strong> kadrolarından yararlanmak için bu örgütle işbirliği yaptı.</div> <div><strong>2014</strong> yılına kadar bu örgütün devlette yapılanması için bütün kapıları açtı. Örgüt, bu süreçte <strong>yargıda, emniyette, MİT’te TSK’da, üniversitelerde</strong> hülasa devletin en kritik müesseselerinde alabildiğine yerleşti.</div> <div><strong>AK Parti hükümeti,</strong> bu yapı ne istediyse verdi. Bunu bizzat <strong>Erdoğan</strong>, <strong>”Ne istedilerse verdik.”</strong> açıklamasıyla dile getirmiştir.</div> <div><strong>2010</strong> referandumundan büyük bir zaferle çıkılınca bu zaferin kendilerine ait olduğunu iddia eden <strong>FETÖ,</strong> iktidardan isteklerini öylesine artırdı ki artık iktidarın bunun altından kalkması mümkün değildi.</div> <div>Bir de bu dönemde örgütün <strong>TSK</strong> içinde kendi militanlarını yerleştirmek için yaptığı bazı kumpaslar ortaya çıkmıştı.</div> <div>Örgütün istekleri bitmediği için artık mızrak çuvala sığmıyordu. Hatta dönemin <strong>AK Partili Adalet Bakanı</strong>, <strong>“Yargıtay’a alınacak 130 hakim için cemaatle pazarlık ettik. Cemaati 80 kişiye razı ettik.</strong>” şeklinde bir açıklama yapmıştı.</div> <div><strong>AK Parti, FETÖ</strong>’nün bu doymaz iştahına <strong>dur</strong> demek için <strong>dershaneler</strong> üzerinden bir operasyona girişti. Bununla örgütü hizaya çekmek istiyordu. Çünkü <strong>dershaneler,</strong> örgütün en büyük <strong>militan temin etme</strong> kaynağıydı. Zaten <strong>AK Parti hükümeti,</strong> daha önce <strong>dershaneleri</strong> <strong>kapatacaklarını</strong> tüzüklerinde dile getirmişlerdi.</div> <div>Hükümet, <strong>dersanelerin</strong> <strong>tasfiye</strong> edilmesi için adım atınca kıyamet koptu.</div> <div>Kendini <strong>devletin sahibi</strong> zanneden örgüt, hükümete karşı resmen savaş açtı.</div> <div>Bu dönem içinde meşhur <strong>7 Şubat 2012 MİT krizi</strong> başgösterdi. Hükümet, bunun nasıl bir <strong>operasyon</strong> olduğunu kavrayamadan bu kez örgüt <strong>2009</strong> yılından beri <strong>hazırladığı</strong> ve elinde tuttuğu dosyaları, <strong>17 Aralık 2013</strong> yılında piyasaya sürdü.</div> <div><strong>FETÖ</strong> mensupları, <strong>4 Bakan</strong> ve oğlu hakkında “<strong>yolsuzluk var</strong>” iddialarını ileri sürüp, hükümete karşı resmen büyük bir operasyona giriştiler.</div> <div><strong>AK Parti</strong> şaşkındı, zira <strong>2002’den</strong> beri bu yollarda beraber, yürüyorlar, yağmurların altında beraber ıslanıyorlardı. Daha <strong>17</strong> <strong>Aralık</strong> <strong>operasyonunun</strong> sıcaklığı geçmeden örgüt, bu kez hedefi büyüterek bizzat <strong>Başbakanın oğlu</strong> hakkındaki iddiaları <strong>25 Aralık’ta</strong> piyasaya sürdü. <strong>Hükümet,</strong> bu duruma çok sert tepki verdi ve artık resmen bir savaş başladı.</div> <div>Bu süreçte örgüt, savaşın sonunda <strong>kaybedecekleri</strong> ihtimalini göz önüne alarak <strong>Türkiye’deki</strong> <strong>müesseselerinin</strong> içini boşaltıp, sermayelerini yurt dışına götürmeye başladılar.</div> <div>Örgütün amiral gemilerinden olan <strong>Zaman</strong> gazetesine <strong>kayyum</strong> atanması ise artık <strong>dönülmez</strong> <strong>bir</strong> <strong>yola</strong> girildiğini gösteriyordu. <strong>Örgüt</strong>, bu süreçte cephe hattında tuttuğu bazı kişiler hariç neredeyse bütün üst düzey yöneticilerini yurt dışına gönderdi.</div> <div><strong>Hükümet</strong> artık elindeki bütün kozları kullanıp, örgütün devletin kilit noktalarındaki <strong>militanlarının</strong> kimini <strong>açığa</strong> <strong>alarak</strong>, kimini <strong>meslekten</strong> <strong>atarak</strong>, kimini de <strong>emekli</strong> <strong>ederek</strong> tesirini kırmaya çalışıyordu. Ancak hükümetin örgütün devletin en kilit noktalarında ne kadar örgütlendiğine, gücünün ne olduğuna dair bilgisi azdı. Çünkü örgüt <strong>TSK, MİT, Emniyet, Yargı, Mülkiye, bürokrasi</strong> gibi en kritik müesseselerde <strong>hücre tipi</strong> yapılanmaya gitmişti.</div> <div><strong>Hükümet</strong> mevcut hukuk sisteminin kilit noktalarında örgüt militanları olduğu için yaptığı bazı <strong>operasyonlarda</strong> başarılı olamıyordu.</div> <div>Görevden aldığı <strong>üst düzey bürokratlar</strong> dava açarak <strong>yargıdaki</strong> <strong>yandaşları</strong> sayesinde yeniden göreve dönüyorlardı.</div> <div>Hükümet <strong>2016</strong> <strong>Temmuz’unda</strong> <strong>TSK’da</strong> tespit ettiği general, albay vs. rütbelerindeki <strong>3 bin kişiyi emekli</strong> etme kararı almıştı.</div> <div>Bunu öğrenen örgüt, özellikle <strong>TSK’daki</strong> <strong>gücünü</strong> kaybetmemek için <strong>15 Temmuz</strong> darbe planını yürürlüğe koydu. Ancak <strong>15</strong> <strong>Temmuz</strong> günü yaptıkları bu darbe girişimi, milletin çelik iradesine çarptı ve başarısız oldular.</div> <div>Bu <strong>darbe</strong> <strong>girişiminde</strong> yaşanan hadiseler, bize hem hükümetin hem de örgütün öngöremediği iki önemli gerçeği ortaya çıkardı.</div> <div>Örgüt, yaptıkları darbeye milletimizin karşı durabileceğini öngörememişti.</div> <div>Hükümet ise sözde “<strong>karıncayı</strong> <strong>bile</strong> <strong>incitmeyen</strong>, <strong>alnı secdeli</strong>” örgütün (!!!) darbe yapacağını ve bu darbe sırasında militanlarının uçaklara, helikopterlere, tanklara binerek <strong>251</strong> <strong>kişiyi şehit edeceklerini</strong> ve <strong>üç bine yakın insanı alçakca yaralayabileceklerini</strong> öngörememişti. </div> <div><strong>15 Temmuz,</strong> hükümetin tam anlamıyla gözünün açılmasına sebep oldu ve elindeki bütün güçleri, bu örgütün <strong>yok</strong> <strong>edilmesine</strong> sevk etti. Ancak unutulan bir şey vardı; <strong>hücre tipi yapılanan</strong> bu örgütün militanlarını bulmak hiç de öyle kolay değildi.</div> <div>Daha önce örgüt içinde bulunup değişik sebeplerle ayrılan bazı vatansever vatandaşların bu örgüt hakkındaki bilgileri devlete vermesi, mücadelede oldukça büyük etki oluşturdu. Ancak <strong>devletin en kilit noktalarında</strong> bulunan <strong>kripto örgüt elemanları</strong>, zamanla bu etkiyi kıracak birçok girişimde bulundular ve oluşturdukları algılarla bu vatansever insanları <strong>itibar suikastlarına</strong> maruz bıraktılar.</div> <div>Örgüt hakkında fazla bilgisi olmayan <strong>hükümet</strong> kanadı ise <strong>örgütle mücadele</strong> <strong>edenlere</strong> sahip çıkmadı.</div> <div>Zaten <strong>Sayın Erdoğan</strong> ve bazı <strong>AK Partililer</strong> hariç, <strong>FETÖ</strong> ile mücadele edenlerin arasında siyasiler de yok denecek kadar azdı.</div> <div>Sayın <strong>Erdoğan</strong> geçmişte, <strong>“En yakınlarım bile bu hususta beni yalnız bıraktı.”</strong> diyerek <strong>FETÖ</strong> <strong>mücadelesi</strong> konusunda serzenişte bulunmuştu.</div> <div>Her zaman tekrarladığım bir gerçeği bir kez daha dile getirmek isityorum:</div> <div>13 yıl kolkola ilerlemiş olsalar da <strong>Sayın Erdoğan</strong> olmasa, <strong>FETÖ</strong> gibi uluslararası bir güç olan ve istihbarat örgütlerinin desteğinde kurulan böyle bir örgüte karşı kimse savaş açamazdı.</div> <div><strong>15 Temmuz</strong> da bu hususta <strong>Allah’ın</strong> bu millete bir lütfu oldu.</div> <div><strong>15 Temmuz’a</strong> kadar büyük darbeler alan ve ne yapacağını şaşıran örgüt, bu tarihte hayatlarının hatasını yaparak <strong>millete</strong> <strong>savaş</strong> ilan etti. Eğer örgüt <strong>15 Temmuz’da</strong> darbe girişiminde bulunmasaydı devletimiz, bu örgütle <strong>mücadelede</strong> bugünkü noktalara asla gelemezdi.</div> <div><strong>15 Temmuz’dan</strong> günümüze kadar özellikle <strong>TSK</strong>, <strong>emniyet</strong> ve bazı kurumlarda <strong>FETÖ</strong> ile mücadele eden yiğit <strong>emniyet</strong> <strong>müdürleri</strong>, <strong>savcılar</strong> ve <strong>hâkimler</strong> çıktı.</div> <div>Sayın <strong>Erdoğan’ın</strong> ve birkaç siyasinin de desteğiyle, mücadele bugünlere kadar geldi ve <strong>cılız</strong> <strong>da</strong> <strong>olsa</strong> devam ediyor. Ancak ne yazık ki verilen bu mücadelede <strong>bazı izah edilemeyen hadiselerin zuhur etmesi</strong> hem verilen mücadelenin <strong>sulandırılmasına</strong> sebep olmuş hem de durumu <strong>mizahlaştıracak</strong> <strong>seviyeye</strong> getirmiştir.</div> <div>Makalenin başında <strong>“izahı olmayan şeylerin mizahı olur”</strong> demiştim.</div> <div>Şimdi <strong>izahı olmadığı için mizaha dönüşen</strong> ve ne yazık ki <strong>FETÖ</strong> mücadelesinde hükümet tarafından icra edilen bazı gerçeklerin örneğini vereceğim.</div> <div><strong>FETÖ</strong> <strong>militanlarının</strong> yargılanmalarında örgüt liderinin <strong>ini</strong> olan <strong>Pensilvanya’da</strong> resmi olan, örgütün bankası <strong>Bank Asya’ya</strong> para yatıran, örgütün dersanelerinde, üniversitelerinde okuyan kişiler ya <strong>örgüt</strong> <strong>üyeliğinden</strong> ya da üye olmasa bile <strong>örgüte</strong> <strong>yardımdan</strong> haklarında <strong>soruşturma</strong> açıldı ve <strong>ceza</strong> aldılar.</div> <div>Mesela bir <strong>Doçent</strong> arkadaşım <strong>FETÖ</strong> ile irtibatı olmamasına rağmen bağlı olduğu üniversitesinde bir proje için <strong>FETÖ lideri Gülen</strong>’in <strong>“Bank Asya’ya para yatırın”</strong> çağrısından aylar önce <strong>Bank Asya’ya</strong> para yatırmış ve bir ay sonra çekmişti. Mahkeme, bunu gerekçe göstererek örgüt üyesi olmamakla birlikte <strong>örgüte yardım ettiği için 3 yıl 2 ay hapis cezası</strong> verdi.</div> <div>Fakat geçmiş dönemde <strong>10 yıl Bank Asya genel müdürlüğünü </strong>yapan kişi, bırak yargılanmayı <strong>SPK’nın</strong> <strong>başına</strong> atandı.</div> <div>Bunun izahını hala yapamadım!</div> <div>Yine <strong>FETÖ</strong> <strong>Çatı</strong> <strong>ana</strong> <strong>davasının</strong> görüldüğü ve benim de tanık olarak bulunduğum <strong>Ankara 4. Ağır Ceza</strong> mahkemesinde sanıkların örgütle ilişkileri, geçmiş dönemde örgüt lideri ile çektirdikleri resimlerle ispatlanmıştı. Fakat geçmiş dönemde <strong>Pensilvanya’ya</strong> gidip <strong>örgüt lideri ile boy boy resmi olanlar</strong> hem <strong>bakan</strong> hem <strong>bakan</strong> <strong>yardımcısı</strong> yapıldı.</div> <div>Bunun <strong>izahını</strong> da hala yapamadım!</div> <div>Yine, başta <strong>Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı</strong> olmak üzere <strong>FETÖ’ye</strong> hizmet ettikleri iddiasıyla birçok belediye başkanı görevden alındı. Fakat hemen peşinden gelen yerel seçimlerde görevden alınan başkanlar yerine aday gösterilenlerin <strong>Pensilvanya</strong> <strong>iltisakları,</strong> görevden alınanlardan kat kat fazlaydı.</div> <div>Bunun <strong>izahını</strong> da hala yapamadım!</div> <div>Yine geçmiş dönemlerde <strong>FETÖ’nün</strong> organize etitği <strong>Türkçe</strong> <strong>olimpiyatlarında</strong> boy gösteren bazı kişiler yargılanmış ve örgüt üyeliğinden ceza almışlardır. Fakat işin ilginç yanı bu <strong>Türkçe</strong> <strong>olimpiyatları</strong> için özel para bastıran ve hemen her organizasyonda baş sırada bulunup <strong>Pensilvanya’ya</strong> selam gönderen <strong>AK Parti mensupları</strong> hakkında ne hikmetse soruşturma bile açılmamıştır.</div> <div>Bunun <strong>izahını</strong> da yapamadım!</div> <div>Geçmiş dönemlerde <strong>FETÖ’nün</strong> <strong>medyasında</strong> çalışanların kahir ekseriyeti yargılanırken kendini <strong>tarihçi</strong> olarak takdim eden birileri devlet <strong>FETÖ</strong> medyasına el koyana kadar orada çalışan, <strong>FETÖ’nün</strong> <strong>Gazeteciler</strong> <strong>Yazarlar</strong> <strong>Vakfı’nın</strong> dergisinin yayın yönetmenliğini yapan, <strong>FETÖ’yü</strong> öven kitaplar basan ve <strong>FETÖ</strong> <strong>tetikçiliği</strong> yapan “<strong>M.A.</strong>” bırakın yargılanmayı hakkında <strong>soruşturma</strong> bile açılmadı.</div> <div>Bunun da hala <strong>izahını</strong> yapabilmiş değilim!</div> <div>Bu türden, <strong>belgeleriyle</strong> beraber isteyene verbileceğim <strong>yüzlerce</strong> <strong>örnek</strong> var.</div> <div><strong>FETÖ</strong> denen şeytani örgüt, sadece <strong>AK Parti’de</strong> değil, bütün partilerde yapılanmıştır. Verilen mücadelede, <strong>siyasi</strong> <strong>kanada</strong> <strong>dokunulmayınca</strong> böyle garip manzaralarla karşılaşmak olağan hale gelmiştir.</div> <div>Hatta <strong>AK Parti, FETÖ’nün</strong> hain olduğunu ilan edip, mücadeleye başlayınca; o döneme kadar <strong>FETÖ’yü</strong> “<strong>İslami bir yapılanma</strong>!” olarak gördükleri için karşı çıkan diğer birçok <strong>parti </strong>ve parti mensupları, <strong>hainlikleri</strong> ortaya çıkınca <strong>FETÖ’nün</strong> <strong>amansız</strong> <strong>savunucusu</strong> oldular.</div> <div>Bugün özellikle <strong>CHP, İP</strong> ve <strong>SP</strong> bunun en çarpıcı örneğidir. Bu partilerle birlikte sonradan kurulan diğer partiler de bugün açık biçimde iktidar olmaları halinde devletten <strong>KHK ile atılan FETÖ militanlarını</strong> görevlerine iade edeceklerini açık biçimde deklare etmektedirler.</div> <div>Bana göre bu <strong>teröre ve teröristlere</strong> açık bir destektir ve bunu yapanlar <strong>15 Temmuz’da şehit olan 251 kişinin kanında</strong> boğulurlar.</div> <div>Bu ülkede <strong>FETÖ</strong> denen <strong>iblisi</strong> <strong>bir örgüt</strong> vardır ve devletimiz, hükümetimiz <strong>2013’ten</strong> sonra açık biçimde bu örgütle mücadeleye başlamıştır. Ancak başlangıcından günümüze kadar <strong>FETÖ</strong> <strong>ile</strong> <strong>mücadelede</strong> bazı <strong>yanlışlar</strong> yapıldığı bir gerçektir. <strong>15 Temmuz’dan</strong> bu yana yapılan <strong>yanlışları</strong> anlatan <strong>onlarca makale</strong> kaleme aldım ve gerekli <strong>ikazları</strong> yaptım.</div> <div>Yıllardır tekrarladığımı yine tekrarlıyorum:</div> <div><strong>“FETÖ ile mücadele sadece emniyet ve yargıya bırakılmayacak kadar ciddi bir meseledir. Devletimiz topyekün bir mücadele başlatarak, İslami, fikri, kültürel, sosyal, siyasal, ekonomik, güvenlik, emniyet, yargı vb. alanlarda mücadeleyi kesintisiz sürdürmek zorundadır. Bunu yapamadığımız müddetçe FETÖ denen şeytani yapıyla baş etmemiz çok zor olacaktır.”</strong></div> <div>Yukarıdan beri anlattığım örnekler ışığında <strong>FETÖ</strong> ile mücadelede yaşananların “<strong>izahını</strong> <strong>yapamayınca mizahını yapalım</strong>” dedim ve bana “<strong>FETÖ ile mücadele nasıl gidiyor?</strong>” diye soranlara ironik bir şekilde şöyle cevap veriyorum:</div> <div><strong>“Kanunlar örümcek ağına benzer. Zayıf olanlar yakalanır, güçlü olanlar deler geçer. Geçmişte FETÖ ile iltisakı olanlar eğer AK Parti yöneticisi ve siyasi kanatta yer alıyorsa mahkemeleri, soruşturmaları deler geçer. Değilse yakalanıp yargılanır ve cezasını çeker!”</strong></div> <div>Bu garip ve içinden çıkılmaz çelişkilerin izahını yapabilecek yiğit varsa onunla her zaman ve zeminde bu konuyu konuşmaya hazırım.</div> <div>.</div> <div><strong>Selim Çoraklı, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div>