<div><strong>1999</strong> yılında o zamanlar ismi <strong>“Gülen Cemaati”</strong> olan ancak bugün uluslararası bir istihbarat ağının kucağında onlara casusluk yapan <strong>“Fetullahçı Terör Örgütü”</strong> isimli yapıdan ayrıldığımda, bu tavrım özellikle yetişmelerinde emeğim geçen bazı talebeler ve beni yakından tanıyan esnaflar üzerinde derin etkiler bırakmıştı.</div> <div>Sebeplerini merak ediyorlardı.</div> <div>Bazıları bunu <strong>vicahi</strong> olarak sorumuş ve cevabını almıştı. Bazıları da uzaklarda oldukları için bunu <strong>mektup</strong> veya <strong>mail</strong> yoluyla soruyorlardı.</div> <div>Yapının <strong>alt kesiminin</strong>, içeride yaşanan <strong>çekişmelerden</strong>, <strong>hizipleşmelerden</strong> haberleri yoktu.</div> <div>Zaten ülkemizdeki bu tür yapılanmalarda <strong>içeride</strong> <strong>nice</strong> <strong>kollar</strong> <strong>kırılıyordu</strong> fakat bu <strong>dışarı</strong> sızdırılmıyordu.</div> <div><strong>“Kol kırılır yen içinde kalır.”</strong> mantığı hakimdi.</div> <div>Hemen hepsi de <strong>“İslami bir dava”</strong> zannettikleri yapıya <strong>hizmet</strong> ederken kendilerini mutlu hissediyorlardı. Bu sebeple, yapıdan ayrılanlar onların nazarında <strong>“İslam’dan ayrılma”</strong> ile eş değerde görülüyordu.</div> <div>Zaten üst kesim, ayrılanlara <strong>“Hain, mürtet, bizi sattı vs.”</strong> gibi yaftaları vurmakta asla gecikmiyordu. Fakat <strong>alt kesim</strong> için bu sefer durum farklıydı.</div> <div>Zira benim gibi birçok <strong>üst kademelerde</strong> görev yapmış birinin ayrılması <strong>sıradan</strong> <strong>bir</strong> <strong>hadise</strong> olamazdı.</div> <div><strong>Bornova'da</strong> yanımızda yetişen ve ayrıldığım dönemlerde yapının önemli bir kademesinde görev yapan talebem, mail yoluyla bana ulaşmış ve yaşadığı <strong>travmayı</strong> şu sözlerle dile getirmişti:</div> <div>“<strong>Muhterem Cemal abi!</strong> (Yapı içinde kod ismim Cemal’di) Biliyorsun ki ben sizi <strong>Bornova'dan</strong> tanıdım, derslerinize katıldım ve kendime, sizi ölçü kabul etmiş biriyim. Yurt dışında olduğum için sizin <strong>cemaatimizden</strong> <strong>ayrılmanızı</strong> biraz geç duydum ve resmen şok oldum. </div> <div><strong>Bornova'</strong>ya gittiğimde beni çok üzen, belki inanmayacaksınız ama bir ay aklıma geldikçe ağladığım ve hala şokundan kurtulamadığım ve inanmak istemediğim o haberi öğrendim.</div> <div>İnanın ki abi, hala aklıma geldikçe gözlerim doluyor. </div> <div>Sizin açınızdan belki bu kadar büyütülecek bir şey değil ama ben, işte bu kadar etkilendim. </div> <div>Çünkü hizmeti, üstadımızı, hocamızı, vefayı, sadakati istişareyi, meşvereti fedakârlığı bize siz, hem yaşayarak hem de anlatarak öğrettiniz. </div> <div>Siz, bizim için rol modeldiniz. Hizmetimizde kendimize sizi örnek aldık. Görülen rüyaları, kerametleri hep sizden dinledik. Bunların hepsi yalan mıydı? Yoksa siz önceden de bunları biliyor ve bizi aldatıyor muydunuz?</div> <div>Ya da sonradan daha mı iyilerini gördünüz? Eğer öyleyse lütfen bize de söyleyin biz de oralara gidelim. </div> <div>Cemal abi, içimden gelenleri yazdım sadece, haddimi aşmamışımdır inşallah.</div> <div>Saygılarım ve selamlarımla...” </div> <div>…</div> <div>Ben de bu samimi talebeme <strong>cevaben</strong> şunları yazdım:</div> <div>Sevgili kardeşim!</div> <div></div> <div><strong>Bornova'da</strong> ne öğrendiğinizi bilmiyorum ama ben yine tanıdığınız Cemal abinizim. Allah'a (cc) şükür; İslami çizgimde bir gram geri gidiş mevcut değildir.</div> <div>Üstadı, İslam davası olarak gördüğüm hizmeti anlattık ve yine de anlatıyoruz. Ancak bunları anlatırken ısrarla üzerinde durduğum bir nokta vardı; bu da davanın fertlere bağlanmaması gerektiği ve bugün önümüzdeki insanların yarın farklı bir zemine kayabileceği gerçeğiydi. Bizler sizlere bu gerçekleri anlatırken yapı içerisindeki kokuşmalardan da sık sık bahsettiğimi hatırlıyorum.</div> <div>Demek ki oraları kaçırmışsın.</div> <div>Evet, bizim davamızın temeli <strong>ihlâs ve uhuvvete</strong> dayanıyordu. Ancak yapı, biraz genişleyip insanlar dünya nimetleriyle tanışınca ne <strong>ihlâs</strong> kaldı, ne de <strong>uhuvvet</strong>. Unutma ki Üstadımız ihlâs risalesini, <strong>"Allah'ın ayetlerini az bir menfaat karşılığında satmayın."</strong> ayetinden mülhem yazmıştır. Yani bizlere verdiği derste hangi şartlarda olunursa olunsun birinci hedefimizin Allah'ın rızasını kazanmak olduğunu anlatıyordu.</div> <div>Ancak ne kadar hazindir ki, ihlas ve uhuvvet zemini kayıp, yerini<strong>, "Paraya, makama, ranta, menfaate, makam hırsına vs." </strong>dayalı bir zemin alınca dava arkadaşlarının birbirine attığı kazıkların boyu <strong>Kazıklı Voyvoda'nın</strong> kazıklarını kat kat geçti.</div> <div>Bir zamanlar en büyük hedef <strong>insan</strong> <strong>kazanma</strong> iken artık insanlara sadece <strong>parasından dolayı kıymet</strong> verilmeye başlandı.</div> <div>Yine bir zamanlar <strong>Gülen</strong>, <strong>"Hemi vallah, hemi billah, hemi tallah</strong> <strong>kadın yüzünü bile gösteremez. Kadının ne işi var araba lastiği reklâmlarında vs."</strong> diye bağırırken, kurulan müesseselerde çok affedersin kadınların iç çamaşırları, göğüsleri sadece para kazanmak için gösterildi.</div> <div>Yine düne kadar <strong>ak</strong> dediklerimiz <strong>kara</strong>, <strong>kara</strong> dediklerimiz <strong>ak</strong> görülmeye başlandı.</div> <div><strong>Faiz</strong> kesin olarak <strong>haram</strong> iken, kurulan müesseseler gırtlağına kadar <strong>faizin</strong> <strong>içine</strong> gömüldü.</div> <div>Yine milletin <strong>fitresi</strong>, <strong>zekâtı</strong>, <strong>himmeti</strong> toplandı ve bunlar <strong>imamların</strong> lüks harcamalarına sarf edildi.</div> <div><strong>Beş yıldızlı</strong> otellerde <strong>hizmetin</strong> <strong>sırtından</strong> <strong>tatiller</strong> yapılmaya başlandı.</div> <div>Sisteme yaranmak için <strong>olmadık</strong> <strong>kılıklara</strong> girildi. <strong>Müslümanca</strong> tavır konulmadı.</div> <div>Niçin?</div> <div>Müessesemiz kapanacakmış!</div> <div>Sonunda ne oldu?</div> <div>“<strong>Müesseseyi kurtarayım</strong>” derken izzet de gitti şeref de…</div> <div>Millete rezili rüsvay olduk.</div> <div><strong>Gülen,</strong> <strong>ABD'ye</strong> kaçtı…</div> <div><strong>CIA’nın</strong> şubesi gibi çalışmaya başladı. Topyekün hepinizi de <strong>CIA’nın</strong> <strong>birer</strong> <strong>çalışanı</strong> yaptı.</div> <div>Aveneleri de arkasından <strong>ABD'ye</strong> taşındı.</div> <div>Ne mi yapıyorlar orada?</div> <div>Hizmetten aldıkları binlerce dolar maaşla günlerini gün ediyorlar…</div> <div>Bunlar <strong>kuru iddialar</strong> değil!</div> <div>Sana hepsini <strong>delilleriyle</strong> ispatlarım.</div> <div><strong>Zaman'ın</strong> başında bulunan adam (Lafın gelişi “adam” dedim, yoksa beş para etmez) <strong>hizmetin</strong> <strong>parasıyla</strong> kendisine <strong>tesbih</strong> <strong>koleksiyonu</strong> kurmuş...</div> <div>Yine bir zamanlar <strong>Zaman’ın</strong> başında olan bir adam (Bunlara adam derken sıkılıyorum. Bunlar hayvandan da aşağı mahlûklar) <strong>üç milyon dolarlık matbaaları,</strong> <strong>on milyon dolar</strong> göstererek paralarla kendisine villalar yaptı.</div> <div>Milletten <strong>kurban</strong> <strong>paralarını</strong> topladılar ve kesmediler.</div> <div><strong>İslam’ın</strong> tesettürüne sahip çıkmadılar.</div> <div>Uyduruk bir gerekçe ile <strong>yapıya ait hemen bütün kızlar</strong> başlarını açtı. Sadece başlarını açsalar iyi, elbette devamı da geldi...</div> <div>Temeli <strong>İslam</strong> olan ve <strong>ırkçılığı</strong> <strong>reddeden</strong> davamız, derin devletle (1994 sonlarında) anlaşınca birdenbire <strong>en ırkçı</strong> kesildi. <strong>Türklere</strong> <strong>göre</strong> yeni bir İslam anlayışı, "<strong>Türk İslam’ı</strong>" bile türetildi.</div> <div>Bizler dershanelerde <strong>imana ve Kur'an'a</strong> hizmet edecek talebeler yetiştirirken, abileriniz kurdukları <strong>TV’ler</strong> ve bazı kurumlar aracılığı ile belli güç odaklarına yaranmak için <strong>popçuları</strong> ve <strong>topçuları</strong> baş tacı ettiler. </div> <div>“<strong>Fatih Üniversitesi</strong>” diye bir yer açıldı. <strong>Laiklere</strong> yaranma adına yüzlerce kız öğrenci “<strong>başörtülü”</strong> diye okula alınmadı. Yüzlercesine disiplin cezası verildi.</div> <div>Bunlar bizzat üniversitenin açıkladığı bilgilerde var.</div> <div>Bir de sitelerine “www.fatih.edu.tr” gir bak. Bütün gayeleri, laik sistemi ebediyen yaşatmakmış. Onlar sitelerinde öyle diyorlar.</div> <div>Hülasa lafı uzatmak istemiyorum.</div> <div>Biliyorsun ben bu yapıya <strong>Ülkücü</strong> hareketten geldim.</div> <div>Orada <strong>idamla</strong> yargılandım.</div> <div>Bu yapının, <strong>Allah</strong> <strong>yolunda</strong> olduğuna inandığım ve ideallerimle örtüştüğünü gördüğüm için geldim.</div> <div>33 yaşına kadar bekâr olarak dershanelerde kaldım.</div> <div><strong>Fedakârlığın</strong> ne olduğunu talebelerimize <strong>yaşayarak</strong> <strong>göstermeye</strong> gayret ediyorduk. Ama ne zaman ki bu yapının <strong>üst</strong> yönetiminin <strong>İslam</strong> diye bir davası olmadığını fark ettiğim anda hiç tereddüt etmeden karşı çıktım ve yapıda barınamayacağımı bildiğim için ayrıldım.</div> <div>Yapının <strong>alt kesimi</strong> için bunu söylemek haksızlık olur. Ama <strong>ihlas</strong> ve <strong>samimiyetle</strong> hizmet eden alt kesimi bir avuç, <strong>Allah</strong> ile aldatan ve yüzlerine <strong>İslam</strong> maskesi takan <strong>sahtekârlar</strong> sevk ve idare ediyor.</div> <div>Alt kesim de <strong>itaat</strong> <strong>şuuruyla</strong> bunları asla sorgulamıyor.</div> <div>Yapıdan <strong>ayrılma</strong> <strong>kararını</strong> vermeden önce, iç dünyamda büyük bir çatışma yaşadım.</div> <div>Bir yandan <strong>İslam</strong> deyip, insanları <strong>davet</strong> ediyorduk ama diğer yandan yapının üst kesimleri <strong>her türlü gayri meşru</strong> işi yapmaktan geri durmuyordu.</div> <div>Bu çelişkileri defalarca hem <strong>sözlü</strong> hem de <strong>raporlar</strong> hazırlayarak başta yapının lideri <strong>Gülen’e</strong> ve önde gelenlere verdim. Ama baktım ki, hiç kimse <strong>kurulu düzenini bozmak</strong> istemiyor. Yani kısaca artık <strong>ihlasla</strong> <strong>iş</strong> <strong>yapanların</strong> yerini <strong>makam, mevki, rant, gösteriş</strong> aldı ve bu zemin kayması yapıyı bugünkü noktaya getirdi.</div> <div>Başta da dedim ya!..</div> <div><strong>Bornova'da</strong> ne dediklerini bilmiyorum ama ben yine aynı <strong>Cemal</strong> abinizim.</div> <div>Benim için ölçü, her zaman <strong>Kur’an</strong> <strong>ve</strong> <strong>sünnet</strong> oldu. Bunun için <strong>Kur’an</strong> yolunda gittiğine inandığım bu yapıda bulundum. Ayrılırken de <strong>Kur’an</strong> <strong>dışı</strong> gördüğüm için ayrıldım.</div> <div>Şimdi bu yazdıklarım çerçevesinde bir de sen etrafına bak!..</div> <div>Acaba <strong>Allah (cc) yolunda</strong> mı hizmet ediyorsunuz, yoksa <strong>değişik gayeler</strong> mi var?</div> <div>Bunu hem <strong>mikro</strong> planda hem de <strong>makro</strong> planda yap.</div> <div><strong>Taassubun</strong> yakıcı ve aldatıcı etkisinden sıyrılarak yap. Göreceksin ki <strong>Gülen’in</strong> dediği gibi, iyiler iyi atlara binip gitmişler.</div> <div>Malum şu sözler <strong>Gülen’e</strong> aitti:</div> <div>"Hey gidi günler hey... Nerede tahta kulübeler... Nerede o eski ihlas ve samimiyet... Nerede bir talebenin imanını kurtarma adına dökülen gözyaşları... Şimdi hizmette boyut değişmiş... Adam kazanma yerine adam kaybetme davası olmuş... Küstürülen, katledilen, yıllarca kullanıldıktan sonra bir paçavra gibi bir kenara atılan insanların haddi hesabı yok…</div> <div>Kim verecek bunların hesabını..."</div> <div>Evet, kardeşim!</div> <div>Ben bunlar için terk etmek zorunda kaldım.</div> <div><strong>Çamurun</strong> içinde kalıp çamurla mücadele etmenin bir faydası olmayacağına inandığım için terk ettim.</div> <div>Daha çok <strong>insanların</strong> <strong>maddi ve manevi sömürülmesine</strong> seyirci kalmamak, aracı olmamak için terk ettim.</div> <div>“<strong>Terk ettim</strong>” derken <strong>İslami</strong> bir davayı <strong>“Fethullahçı bir ideoloji”ye</strong> dönüştüren ve bunu bir <strong>rant</strong> <strong>kaynağı</strong> olarak gören bir yapıyı terk ettim. Yoksa hâşâ <strong>İslam</strong> bizim hayat nizamımızdır. Bugün de onun için elimden geleni <strong>fisebilillah</strong> yapmaya gayret ediyorum...</div> <div>Tıpkı tanıdığın <strong>Cemal</strong> <strong>abin</strong> gibi...</div> <div>Aslına bakarsan ben yapıyı terk etmedim. Yapıyı yönetenler, başlarda <strong>insanları</strong> <strong>aldatmak</strong> <strong>için</strong> <strong>oluşturdukları</strong> çizgiyi, prensipleri, ölçüleri terk ettiler.</div> <div>Bu hususta <strong>yürekli</strong> <strong>insanlar</strong> <strong>varsa</strong> gelsinler konuşalım. Konuştuğum herkes, “<strong>Sen haklısın, ama</strong>…” diyor. Sonra da bir sürü “<strong>ama, fakat</strong>” gibi mazeretler takarak gerçeklerden kaçıyorlar...</div> <div>Önlerine <strong>yazılı</strong> olarak koyduğum <strong>kırılmalar</strong> için onlara şunu dedim:</div> <div>“Şu tespit ettiklerimden bir tanesi yanlış ya da yalan deyin, ben hepsinden vazgeçeceğim.”</div> <div>Ama yok!</div> <div><strong>Yürek</strong> yok, <strong>ihlâs</strong> yok, <strong>samimiyet</strong> yok.</div> <div>Önlerini kesen <strong>cadı</strong> <strong>tuzaklarını</strong> görmüyorlar.</div> <div>Buyursunlar <strong>kim</strong> <strong>haklı,</strong> <strong>kim</strong> <strong>haksız</strong> hodri meydan diyorum. Ama içimden diyorum ki; inşallah gördüklerim ve yaşadıklarımda yanılırım da bu yapı, eski <strong>İslami</strong> çizgisinde devam eder.</div> <div>İşte böyle kardeşim…</div> <div>İnşallah bunları kaleme aldım. Yeri ve zamanı gelince yayınlandığında kimin haklı olduğu ortaya çıkacaktır.</div> <div>Ben hiçbir zaman <strong>mahkeme-i Kübra’yı</strong> aklımdan çıkarmıyorum. Bu yapıyı, değişik şekillerde çizgisinden çıkaranlarla, burada da orada da hesaplaşacağız.</div> <div>Saygılar, sevgiler...</div> <div>*</div> <div><strong>1999’dan</strong> <strong>2022’ye</strong> kadar aradan <strong>23</strong> <strong>yıl</strong> geçti.</div> <div>O dönemlerde yapı içinde gördüğüm <strong>İslami</strong> <strong>sapmaların,</strong> bugün bütün yönleriyle açığa çıktığını yaşayarak gördük.</div> <div><strong>FETÖ</strong> denen bu <strong>şeytani</strong> <strong>yapının,</strong> esas gayesinin <strong>İslam</strong> olmadığı ortaya çıktı.</div> <div>Yaptıkları <strong>15 Temmuz</strong> darbe girişimi ile de <strong>CIA’nın</strong> <strong>maşası</strong> olduklarını ispatlamış oldular.</div> <div>Şimdi biz <strong>Müslümanlara</strong> ve <strong>devletimize</strong> düşen en önemli görev; bu şeytani yapının elinde esir bulunan ve bu yapıya sırf “<strong>İslami hassasiyeti var</strong>” zannederek bağlanan yüzbinlerce insanı ellerinden kurtarmaktır.</div> <div>Bunun için her <strong>Müslüman</strong> ve devletimiz, <strong>proje</strong> geliştirmeli, <strong>FETÖ’nün</strong> ancak <strong>İslami</strong>, <strong>fikri</strong>, <strong>sosyal</strong>, <strong>siyasi</strong>, <strong>ekonomik</strong>, <strong>emniyet</strong> ve <strong>yargı</strong> kanalıyla topyekün bir mücadele ile <strong>20-30 yılda bitirilebileceği </strong>gerçeğini unutmamalıdır.</div> <div>Aksi halde bugünkü <strong>gevşek</strong> insanlar ve <strong>devlete</strong> <strong>sızmış</strong> <strong>kripto</strong> <strong>FETÖ’cülerin</strong> yürüttüğü “<strong>FETÖ</strong> <strong>mücadelesi”</strong> ile bu şeytani yapı bitirilemez.</div> <div>.</div> <div><strong>Selim Çoraklı, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div>