<div>Soran, sorgulayan, inandıklarını <strong>Kur’an</strong> ve akıl süzgecinden geçirerek delile bağlayıp yaşamaya çalışan örnek bir <strong>Müslüman</strong> dostumla <strong>selatin</strong> <strong>camilerinden</strong> birine gitmiştik. Namazdan sonra muhabbet ederken dostum, camide <strong>Allah(cc)’ın</strong> isimlerinin yanına asılmış başta <strong>Resulullah</strong> (sav) ile <strong>Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Hasan</strong> ve <strong>Hz. Hüseyin</strong>’in isimleri hakkında bana şöyle bir soru sordu:</div> <div>“Allah’ın evinde, Allah’ın isimlerinin yanında bu isimlerin ne işi var? Niye Resullerden Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Nuh, Hz. Adem gibi Resullerin isimleri yok?”</div> <div>Arkadaşıma şöyle cevap vermiştim:</div> <div>“Biz bu meseleyi gençliğimizden beri birçok kereler tartışmış ve bunun Sünni İslam geleneğinin bir uygulaması olduğu fikrinde karar kılmıştık. Diğer mezheplerin camilerinde böyle bir uygulama yok zaten. Ama iyi niyetle koymuşlardır.”</div> <div>Arkadaşım beni şöyle ikaz etmişti:</div> <div>“Kur’an’da adı geçen Lat, Menat, Uzza isimli putlar da geçmiş toplumların önde gelenleriydi. Bunlar da iyi niyetle yüceltildi ve zamanla vahihden uzaklaşılınca put haline geldiler. Aynı tehlike camilerdeki bu uygulamada da geçerli değil mi?”</div> <div>Doğrusu o gün arkadaşımın ikazına hak vermiştir.</div> <div>Öyle ya neden <strong>Kur’an’da</strong> adı geçen <strong>Resullerin</strong> adı değil de, <strong>Sahabelerin</strong> adı vardı camilerde?</div> <div>Sonra aklıma <strong>Resulullah’ın</strong> (sav) dostlarını ikaz etmesi geldi:</div> <div>“Beni İsa Nebi gibi yüceltmeyin. Sonra ilahlaştırırsınız.”</div> <div>“Ya Resulullah, bizim elimizde vahiy var” dediklerinde <strong>Resullullah’ın</strong> dostlarına verdiği cevap, doğrusu beni çok ürkütmüştü:</div> <div>“Onların elinde vahiy yok muydu? Vahih bağlamından uzaklaştırılırsa Resuller bile ilahlaştırılır.”</div> <div>Öyle olmamış mıydı?</div> <div>Yahudiler, <strong>Allah(cc)’ın</strong> Resulü Hz. Üzeyir’i (as) yüceltip “Allah’ın oğlu”, Hıristiyanlar Allah(cc)’ın Resulü Hz. İsa’yı (as) yüceltip “Allah’ın oğlu” yaparak ilahlaştırmadı mıydı?</div> <div><strong>Zümer</strong> suresini okurken karşıma çıkan, <strong>“Dininizi Allah’a has kılarak ibadet edin!”</strong> ayeti, dostumla yaşadığım o hadiseyi yeniden hatırlattı. Doğrusu, “Bir Müslüman olarak ben dinimi Allah’a has kılarak ibadet edebiliyor muyum?” sorusu aklıma takıldı.</div> <div>Herşeyin biribirine karıştığı günümüzde <strong>Hak</strong> ile <strong>batıl</strong> da birbirine karıştırılarak takdim ediliyor ne yazık ki!</div> <div>Bugün de birçok <strong>İslami</strong> kavram, bağlamından koparılarak yanlış yorumlanmakta ve heder edilmektedir. <strong>İslam</strong> dinine inanan <strong>Müslümanlar</strong> olarak kendi kavramlarımıza <strong>Kur’an</strong> anlayışı içinde sahip çıkmazsak birileri, kavramlarımızın içini farklı şeyler doldurarak bizi felakete sürükleyebilir ki, <strong>İslam</strong> <strong>tarihi</strong> bu tür vakalarla doludur.</div> <div><strong>“Dininizi Allah’a has kılarak ibadet edin.”</strong> ne demekti?</div> <div>“Din nedir, dinin sahibi kimdir?” gibi sorular günümüzde en çok karşılaştığımız konuların başında gelmektedir. Bu açıdan, dinin sahibinin kim olduğunu öğrenmeden önce dinin ne olduğunu tespit etmek gerekiyor.</div> <div>Genel olarak <strong>İslamiyet’te</strong> din, “İlkeleri Allah (cc) tarafından konulan ve insanları O’na ulaştıran yol, hayat nizamı, Allah’ın hükmü ve yönetimi.” olarak tarif edilir. Onun için <strong>İslâm</strong> inancına göre dinin sahibi <strong>Allah</strong>(cc) ve ismi de <strong>İslam</strong>’dır.</div> <div><strong>Hz. Âdem</strong>’den H<strong>z. Muhammed</strong>’e kadar bütün <strong>Resullerin</strong> getirdiği hak dinin ortak adı da <strong>İslâm</strong>’dır. Bu dinde, <strong>Allah</strong>(cc)’ın varlığı, birliği, zât ve sıfatları açısından O’nun mükemmelliği, nübüvvet ve âhiret inancı gibi temel itikadî prensipler değişmez ilkeler olarak yer almıştır.</div> <div>Din kavramını <strong>Kur’an</strong> ışığında değerlendirmezsek kavram kargaşası içinde boğulmamız mümkündür.</div> <div><strong>Hidayet</strong> rehberimiz ve tek yol göstericimiz olan <strong>Kur’an</strong>-ı <strong>Kerim’de</strong> “<strong>din</strong>” kelimesi <strong>doksan iki</strong> yerde direk, üç âyette de değişik türevleri ile yer almıştır. Bu ayetlerde genel olarak <strong>din</strong>, kişinin bütün hayatını yüce <strong>Allah</strong>(cc)’a bağlaması, teslim olması, her zaman hatırlaması, koyduğu hükümlere, <strong>helal ve haram</strong> ilkelerine uyması anlamlarında kullanılmıştır.</div> <div><strong>Allah</strong> (cc) katında tek din vardır; onun adı da <strong>İslam</strong>’dır. <strong>Kur’an</strong>’da bu hakikat, ayetlerde çok açık biçimde ortaya konmuştur:</div> <div><strong>“Allah katında din şüphesiz İslâm’dır.” (Âl-i İmrân, 19)</strong></div> <div><strong>“Kim İslâm’dan başka bir dine yönelirse onun dini kabul edilmeyecektir; o âhirette de kaybedenlerdendir.”</strong> (Âl-i İmrân, 85)</div> <div><strong>“Bugün sizin için dininizi ikmal ettim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslâm’a razı oldum.” </strong>(Mâide, 3).</div> <div>Dinin bize gelmesinde elçi olan <strong>Resullulah</strong> (sav) da, “Allah indinde dinin aslı hanîflik ve İslâm’dır.”, “Dini kuvvetli kılan Allah’a hamdolsun.”, “Dinde genişlik kılan Allah’a hamdolsun.”, “Din nasihattır.” buyurarak dinin tek sahibinin <strong>Allah</strong> (cc) olduğunu açıklamıştır.</div> <div><strong>Kur’an</strong> ve hadislerdeki dinin açıklamalarına bakarak genel bir din tarifi ortaya koyan âlimler de, “Din, akıl sahiplerini Resullerin bildirdiği gerçekleri benimsemeye çağıran ilâhî bir kanundur.” demişlerdir.</div> <div><strong>Din</strong> bütünüyle <strong>Allah’ındır</strong>.</div> <div>Hükümler O’na aittir.</div> <div>Haram ve helal koyma yetkisi sadece Allah’a aittir. Bunun için <strong>Zümer</strong> suresi 3. Ayette, <strong>“Dininizi Allah’a has kılarak ibadet edin.”</strong> denilerek rotamız çizilmiştir.</div> <div><strong>Kur’an</strong> niçin, “<strong>Dini Allah’a has kılmak</strong>” gibi bir kavrama yer vermiştir?</div> <div>Din zaten <strong>Allah’ın</strong> değil midir? Bunun değişik yerlerde tekrar tekrar anlatılmasının mantığı ve sebebi nedir?</div> <div><strong>Allah</strong>(cc)’ın olan, <strong>Allah</strong>(cc)’a özgü olan dini yeniden <strong>Allah</strong>(cc)’a has kılmak “sadece <strong>O’nun</strong> söylediklerini yapın” anlamına gelen bir <strong>tevhit</strong> ilkesidir.</div> <div>İbadetlerini yaparken araya başka kimselerin sokulmaması için insanlar <strong>Alllah’a</strong> ortak (şirk) koşulmaması hususunda uyarılmaktadır.</div> <div>İki tane din vardır; Biri esası “<strong>Tevhit, Nübüvvet, Haşir ve adalet-İbadet</strong>” olan ve bütün <strong>Resullere</strong> inzal buyurduğu <strong>İslam</strong>’dır. Diğeri ise, <strong>İslam</strong>’ın dışında, ama <strong>İslam</strong>’a alternatif olarak uydurulmuş, kotarılmış, insanları heva ve heveslerine taptırmak için icad edilmiş her türlü yaşam biçimi, bütün doktrinler, ideolojiler ve hayat felsefeleridir.</div> <div>Din bütünüyle <strong>Allah</strong>(cc)’ındır. Fakat <strong>Allah’a</strong> inanmasına rağmen O’na ortak koşmadan inanmayan müşrikler, dini <strong>Allah’ın</strong> olmaktan çıkartıp, insana has kılmanın bahanelerini de üretmektedirler. Böyleleri dini <strong>Allah’a</strong> has kılma yerine aracılara has kılmaktadırlar.</div> <div>Dini, <strong>Allah’a</strong> has kılmak, biz insanlar açısından geçerli bir tutum, davranış ve iman biçimidir.</div> <div>Hayatımızın her alanında pratik sonuçları bulunan temel bir iman meselesidir. Bu anlamda <strong>dini, Allah(cc)’a has kılmak</strong>, “İlah ve Rab olarak Allah’ı tanımak, ibadeti yalnızca O’na yapmak, O’ndan başkasından yardım talep etmemek, Allah’dan başkasının şefaat edeceğine inanmamak, din gününün sahibinin yalnızca ve yalnızca Allah olduğuna inanmak.” demekttir.</div> <div>Bu iman esasları rehberimiz <strong>Kur’an’da</strong> açık biçimde belirtilmiştir. Bu açıdan <strong>Müslümanlar</strong>, <strong>Allah</strong>(cc)’ın iradesine ve hükmüne rağmen kendileri, birtakım sebeplerle, kendi heveslerine uyamazlar. Uyarlarsa haşa <strong>Allah</strong>(cc)’a ortak koşmuş olurlar.</div> <div><strong>“Elbette Kitab’ı sana hak olarak indirdik. Öyleyse sen de, dîni O’na has kılarak yalnızca Allah’a ibadet et.” </strong>(Zümer, 2)</div> <div><strong>“Bilmez misin, gerçek din Allah’ındır. Allah’ın dışında birtakım veliler, dostlar, aracılar, edinenler ise, ‘onlara, yalnızca bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz’ derler. Oysa Allah, ihtilafta oldukları bu konularda aralarında hüküm verecektir. Elbette Allah, yalancı ve kafir olan kimseyi hidayete erdirmez.”</strong> (Zümer, 3)</div> <div><strong>Zümer</strong> suresindeki bu ayetlerden anlaşılacağı üzere “<strong>Dini Allah’a has kılmak</strong>” yalnızca <strong>Allah’ın</strong> getirdiği hükümlere uyup, ibadet etmek anlamına gelmektedir ki, bu <strong>Fatiha</strong> suresindeki <strong>“Sadece Sana ibadet ederiz”</strong> ayetinin açıklamasından başka bir şey değildir.</div> <div><strong>Allah</strong>(cc)’ın dışında, başka birtakım varlıkları veya kişileri kendilerini <strong>Allah’a</strong> daha da yaklaştırmak gibi görünüşte ‘iyi niyetli’, görünseler de, bunlar kesinlikle dîni, <strong>Allah’a</strong> has kılmış olmamaktadırlar. Bu bir yorum değildir, bizzat <strong>Kur’an’ın</strong> beyanıdır.</div> <div>Dini, <strong>Allah’a</strong> has kılmak, <strong>Allah’ı</strong> birlemek, <strong>Uluhiyyeti</strong>, <strong>Rububiyyeti</strong>, din koyma, hükmetme yetkisini sadece ve sadece <strong>Allah’a</strong> vermek demektir. Hüküm koyma hususunda <strong>Allah’a</strong> ortaklar ihdas etmemektir.</div> <div>Dini, <strong>Allah’ın</strong> elinden alıp aracılara, ortaklara verenlerin tarih boyunca gerekçeleri hep, “Biz iyi niyetliyiz. Bu aracılar, ortaklar bizi Allah’a yakınlaştırıyor.” şeklinde olmuştur.</div> <div><strong>Kur’an’ın</strong> indiği dönemde<strong> Kabe</strong>’nin içine yüzlerce put dolduranlar da <strong>Allah’ı</strong> inkar etmiyordu ama <strong>Allah</strong> ile aralarına <strong>Kabe’ye</strong> yerleştirdikleri putları koyuyor ve bunların kendilerini <strong>Allah’a</strong> yakınlaştırdığına inanıyorlardı.</div> <div>Bakınız, o dönemin Araplarının niyetleri <strong>Allah’ı</strong> inkar etmek, <strong>Allah’ı</strong> yok saymak, <strong>Allah’a</strong> sövmek gibi bir amaca yönelik değildir. <strong>Allah’a</strong> daha yakın olmayı istemeleri, oldukça masum, dindarâne görünmektedir! Ama aslında hiç de öyle değildir. Çünkü <strong>Allah’ın</strong> böyle aracılar edinmediğini bilmeleri gerekmektedir. Bu noktada yukarıda verdiğimiz <strong>Zumer</strong> <strong>süresi</strong> <strong>3. Ayeti</strong> tekrar hatırlamaktayız:</div> <div><strong>“Bilmez misin, gerçek din Allah’ındır. Allah’ın dışında birtakım veliler, dostlar, aracılar edinenler ise, ‘onlara, yalnızca bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz’ derler. Oysa Allah, ihtilafta oldukları bu konularda aralarında hüküm verecektir. Elbette Allah, yalancı ve kafir olan kimseyi hidayete erdirmez.”</strong> (Zümer, 3)</div> <div>Bize hak ve hakikati açık biçimde anlatan bu ayetten anlıyoruz ki; dini, <strong>Allah’a</strong> has kılmanın birinci şartı <strong>Allah’ın</strong> dışında hiçbir ilah, ortak, hüküm sahibi vb. aracılar, ortaklar edinmemektir.</div> <div><strong>Allah’ın</strong> dışındaki bütün tanrısal nitelikli değerleri, <strong>Allah’ın</strong> rızası önüne geçmeye elverişli bütün hedefleri, faaliyetleri, araç ve amaçları, insan türünden ilahlaştırmaları terk etmektir.</div> <div><strong>“De ki; ben, Dînimi O’na has kılıcı olarak Allah’a ibadet etmekle emrolundum. Yine, Müslümanların ilki olmakla da emrolundum. De ki; eğer Rabbime isyan edersem, büyük günün azabından korkarım. De ki; dînimi O’na has kılıcı olarak ben Allah’a ibadet ederim. Siz de O’nun dışında dilediğinize ibadet edin.” </strong>(Zümer, 11-15)</div> <div>Hidayet rehberimiz <strong>Kur’an</strong>, dini, <strong>Allah</strong>(cc)’a has kılmanın ilkelerini açık biçimde anlattığı gibi, dini, <strong>Allah’a</strong> has kılmayanların, ortak koşanların, dinde hüküm verme yetkisini başkasına dağıtanların vasıflarından da şöyle bahsetmektedir:</div> <div><strong>“O sizi karada ve denizde yürütendir. Öyle ki, siz gemilerde bulunduğunuz ve gemilerin içindeki yolcuları güzel bir rüzgârla alıp götürdüğü ve bununla sevinç ve ferahlık duydukları bir esnada, gemiye şiddetli bir fırtına gelip çatar; her taraftan dalgalar kuşatır onları ve yolcular anlarlar ki, her taraftan kuşatılmışlardır. İşte, dîni, Allah’a has kılarak, ‘eğer bizi bu durumdan kurtarırsan Sana şükredenlerden olacağız’ diye Allah’a yalvarırlar. Ne var ki, Allah, onları kurtarınca yeryüzünde haksız yere azgınlık yapmaya koyulurlar. Ey insanlar! Sizin azgınlığınız ancak kendi aleyhinizedir. Peşinde olduğunuz yalnızca dünya hayatının menfaatleridir. Sonunda dönüşünüz yine bizedir. İşte o zaman size, işlediklerinizi haber vereceğiz.” </strong>(Yunus, 22-23).</div> <div>Şirk ve müşriklik <strong>Kur’an’ın</strong> temel kavramlarındandır.</div> <div>Bu kavramlar, sadece <strong>Resulullah</strong> (sav) dönemine ait de değildir.</div> <div>Şairin deyişi ile; “<strong>Ebu Cehil ölmedi Ya Resulullah, Ebu Lehep kıtalar dolaşıyor</strong>.”</div> <div>Şirk ve müşriklik bütün çağları tehdit eden ve <strong>Kur’an’ın</strong> üzerinde ısrarla durduğu kavramlardır.</div> <div>Çağımızda da <strong>Kur’an’ın</strong> tarif etitği <strong>müşriklik</strong> vasıflarını taşıyan insan çoktur. Hatta çoğu şirke düşmüş insanların görüntüleri dindarlıkdır.</div> <div><strong>Allah’a</strong>, <strong>Peygamber’e</strong>, <strong>Kitab’a</strong> laf söylenmesine asla tahammül edemezler. Ne yazık ki aynı insanlar, heva ve heveslerini, paralarını, partilerini, kanaat önderlerini, ideolojilerini, hahamlarını, rahiplerini, hocaefendilerini, şeyhlerini, gavslarını, kutuplarını, eğlence merkezlerini, tüketim tutkularını <strong>Allah’a</strong> ortak koşmaktan ve ilah edinmekten geri durmamaktadırlar. </div> <div><strong>“Nefsinin istek ve arzularını kendisine ilah edineni gördün mü?”</strong> (Furkan, 43)</div> <div>Müşrikler <strong>Allah’ın</strong> hükmünü hiçe sayıyor, nefislerinin istediği şekilde putlara tapıyorlardı. Nefsânî arzularını putlaştıran, onun peşinden koşan ve başka bir şey düşünemeyen kimselerin, bu durumları devam ettiği müddetçe <strong>Kur’an’ın</strong> tevhid çağrısına kulak vermeleri, onu anlamaları ve akıllarını kullanarak sıhhatli bir neticeye ulaşmaları mükün değildir.</div> <div>Dini, <strong>Allah</strong>(cc)’a has kılmanın önündeki en büyük engel, <strong>Kur’an’a</strong> alternatif haline gelmiş olan birtakım rivayetlere, geleneklere, örf ve adetlere “<strong>din”</strong> diye sarılmaktır. Bu açık biçimde şirktir.</div> <div><strong>“Şüphesiz ki Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Şirkin dışında kalanları dilediğine bağışlar. Kim de Allah’a şirk koşarsa geri dönüşü zor, uzak bir sapıtmayla sapıtmış olur.” </strong>(Nisâ 116)</div> <div><strong>Allah</strong>(cc)’a şirk koşmanın hiçbir delili, gerekçesi ve tevili olamaz.</div> <div>Şirk koşulan ortaklar, yaratmadığı müddetçe (ki zaten bu mümkün değildir) <strong>tevhid</strong> konusunda kafa karışıklığı iddiası kabul edilemez. <strong>Tevhid</strong> ve <strong>şirk</strong> konusunda batıl inançları bulunan, amellerine zulüm bulaştıran; zan, hurafe ve menkıbeyi <strong>delil</strong> zannedenler, kendi elleriyle şüpheye düşmüş, dinlerini beşer eliyle oluşturulmuş geleneklerle karmakarışık hâle getirmişlerdir.</div> <div><strong>Allah</strong>(cc)’ı bırakıp da fayda vermesi ve zararı defetmesi umulan, “<strong>medet</strong>” denerek yardımlarına talip olunan, <strong>Allah</strong> (cc) katında insanlara fayda sağlayacağı ve onlara şefaat edeceğine inanılan varlıklar; <strong>Allah’ın</strong> (cc) hakkında hiçbir delil indirmediği, insanların ve atalarının uydurduğu birtakım isimlerden ibarettir. Onlara: “Bunlar kimdir? İsimlerini söyleyin.” dendiğinde, “babalar, abdallar, dervişler, kutuplar, şeyhler, gavslar” gibi kutsallaştırılmış, yüceltilmiş, ancak <strong>Allah’ın</strong> <strong>Kitabı’nda</strong> ve sahih <strong>Sünnet’te</strong> yeri olmayan aracıları saymaya başlarlar.</div> <div><strong>“Hiçbir şeyi O’na ortak koşmayan ve şirkin her türlüsünü terk eden hanifler olarak bunları yapın. Kim de Allah’a şirk koşarsa gökten yere çakılan, havada kuşların kendisini (parça parça) kaptığı veya rüzgârın ıssız, uzak bir yere savurduğu kimse gibidir. </strong>(Hac 31)</div> <div>Müşrikler, <strong>Allah’ı</strong> (cc) hakkıyla tanımaz, buna binaen <strong>O’na</strong> gereken saygıyı göstermezler.</div> <div><strong>Allah’ı</strong> vahye dayalı bilgilerle tanımadıklarından, şirket müdürüne ya da bir krala benzetirler. Konum sahibi varlıklara ancak aracılar vasıtayla ulaşılabileceklerini düşünürler ve <strong>Allah</strong> ile aralarında birtakım varlıkları şefaatçi tayin ederler. Oysa <strong>Allah</strong> (cc) kimseye böyle bir yetki vermemiş, kimseyi kendisiyle kulları arasına aracı kılmamıştır.</div> <div>Şirkin temelinde insana şah damarından daha yakın olan <strong>Allah’ı</strong>, uzakta aramak ve <strong>Allah</strong> ile arasına koyduğu uzaklığı aracılarla doldurmak yatar. Kendisinin <strong>Allah’a</strong> aracısız ulaşamayacağına inandığı için, araya kendine göre hatırlı yaptığı insanları, putları koyar.</div> <div>“Bizim gibi aciz kullar direk Allah’a (cc) bağlanamaz. Doğrudan dua edemez. Günahlarımız o denli çok ki bu kirli ağızlarla nasıl Allah’ı çağıralım?” gibi <strong>Kur’ani</strong> anlayıştan uzak batıl tasavvurlar kişiyi “Allah’a yaklaştıran put, aracı, şeyh, kutup, veli vb.” arayışına iter.</div> <div><strong>“Yoksa Allah’ın dışında şefaatçiler mi edindiler? De ki; Onlar şefaat yetkisine sahip olmasalar ve sizin onlara olan ibadetinize akıl erdiremeseler dahi yine de onları şefaatçi mi edineceksiniz?”</strong> (Zümer, 43)</div> <div><strong>“De ki: Şefaatin tümü Allah’ındır. Göklerin ve yerin hâkimiyeti/ egemenliği O’na aittir. Sonra O’na döndürüleceksiniz.”</strong> (Zümer 44)</div> <div>Müşriklerin <strong>Allah</strong> (cc) ile aralarına koydukları ve hürmetlerini aracı kılarak dua ettikleri varlıklar; salih olduğuna inandıkları insanların putları, türbe hâline getirilmiş kabirleri, bereket yaydığına inandıkları taşlar, kılıçlarını asıp zafer getireceğine inandıkları ve dilek tuttukları ağaçlar olmuştur.</div> <div><strong>Müşriklik</strong> her dönemde farklı tezahürleri olan bir inançsızlık, bir batıla sapma problemidir. Temelinde ise ortaklarını <strong>Allah’tan</strong> daha fazla yüceltme ve kendilerine yakın görme anlayışı vardır. Günümüzde bu anlayışa, <strong>Allah’tan</strong> bahsedilince kılı bile kıpırdamayan müritlerin, şeyhlerinin adı anılınca yerinden fırlayanlarını gösterebiiriz.</div> <div>Yine günümüzde haşa <strong>Allah’a</strong> küfredilmesini hoşgörüyle karşılayanların, söz konusu küfredilen kendi şeyhleri, parti başkanları, liderleri, gavslari, kutuplari olduğunda öfke nöbeti geçirmelerini de misal olarak anabiliriz.</div> <div><strong>Allah</strong> (cc) adına verilen yeminleri rahatlıkla çiğneyip bozanların, kutsal kabul ettikleri varlıklar adına yemin ederken yaşadıkları trans hâli ve bu yeminlerini bozmamak için yoğun çaba harcamaları da bu sapmalara gösterilebilecek başka bir örnektir.</div> <div><strong>“Allah’ı bırakıp, kendilerine hiçbir zarar ve fayda vermeyecek şeylere ibadet ediyor ve ‘Bunlar, bizim Allah katındaki şefaatçilerimizdir.’ diyorlar. De ki; ‘Allah bu varlıklara ibadeti meşru kılmamış ve bunlara şefaat yetkisi vermemiştir. Buna rağmen böyle iddia ederek Allah’a göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?’ Allah, onların şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir.” </strong>(Yunus, 18)</div> <div>Başlıktaki soruya birkaç soru daha katarak makalemizi bitirelim isterseniz:</div> <div><strong>- Dininizi Allah(cc)’a has kılarak ibadet edebiliyor musunuz?</strong></div> <div><strong>- Resulullah (sav) günde yetmiş kez (çokluktan kinaye) gizli ve açık şirkten Allah’a sığınırken siz günlük hayatınız içinde hiç şirke düşüyor musunuz?</strong></div> <div><strong>- Size şah damarınızdan daha yakın olan Allah ile aranızı uzak kılıp, sonra O’nu aramak için uzak mesafeleri aracılar, şeyhler, gavslar ile dolduruyor musunuz?</strong></div> <div><strong>- Nefsinizin istek ve arzularını ilah ediniyor musunuz?</strong></div> <div>Sorular, nefsimize ağır gelse de cevapları bizi tevhide çıkarıp, şirkten kurtaracaktır.</div> <div>Rabbim hepimizi gizli ve açık şirkten <strong>Allah</strong>(cc)<strong>’a</strong> sığınanlardan eylesin.</div> <div><strong>.</strong></div> <div><strong>Selim Çoraklı, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div>