Demokrasiyi özgürleştirmek: İdeolojik derebeyliklerin ötesinde ortak akıl

Demokrasiyi özgürleştirmek: İdeolojik derebeyliklerin ötesinde ortak akıl

Yunus Ekşi yazdı;

Demokrasiyi özgürleştirmek: İdeolojik derebeyliklerin ötesinde ortak akıl

Demokrasi, beş yılda bir halkın önüne konulan bir oy pusulasından ve sandık paravanından ibaret görülemez. Seçim günü vatandaşa temsil yetkisi verdirip, ertesi gün halkın taleplerini yok sayan bir idare anlayışı; ambalajı ne kadar süslü olursa olsun, demokrasi değil, planlı bir yanılsamadır. Toplumun önüne sürülen bu “seçim oyunu”, adil bir yönetimi sağlamak yerine, ne yazık ki halk için zamanla baldıran zehrine dönüşmektedir.

Gerçek bir demokrasi; siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel boyutlarıyla bir bütündür. Bu bütünün parçalanması, rejim için en büyük tehdittir. Bir evin dış kapısının açık olması, içerideki düzenin adil olduğunu göstermez. Siyasilerin özgürce seçilmesi, tek başına demokrasinin varlığına delil sayılamaz. İçerideki mimari; yani yargının tarafsızlığı, hukukun üstünlüğü ve halkın refah seviyesi, rejimin niteliğini belirleyen asıl unsurlardır.

​Bugün siyaset sahnesindeki en büyük yanılsama, herkesin aynı sözcüğü söyleyip, tamamen farklı çıkarları kastetmesidir. Demokrasi; solcusundan milliyetçisine, muhafazakârından liberaline kadar her siyasi anlayışın kendi ideolojik sığınağına çektiği, kılıfına uydurduğu ve kendi konumunu sarsmama şartıyla araçsallaştırdığı rehine bir kavrama dönüştürülmüştür.

​Siyasi yapılar kendi “dava” ve geçmiş anlatılarını mutlaklaştırarak, demokrasiyi yalnızca kendi durdukları zemini meşrulaştıran bir retorik olarak kurgulamaktadır:

Sosyalist/Sol Çizgi: Kendi tabanını ve tarihsel kabullerini merkeze alarak, demokrasiyi tek bir ideolojik süzgeçten geçirmek ister.

Milliyetçi Anlayış: Kendi güvenlik ve kimlik doktrinini mutlaklaştırarak, demokrasiyi yalnızca kendi çizdiği milli sınırlar ve kabuller dairesinde kabul edilebilir sayar.

Liberal Hat: Kendi iktisadi ve sosyal reçetelerini yegâne doğru sayıp; milli ve kamusal birikimleri bypass ederek kendisini demokrasinin tek meşru merkezi ilan eder.

Muhafazakâr Yapılar: Kendi inanç ve değer kalıplarını tüm toplumun ortak paydası ilan ederek, demokrasiyi bu çerçevenin sınırlarına hapseder.

​Bu parçalı ve araçsal tutum, siyaset elitlerine kendi mahallelerini koruma konforu sağlarken; halkın bütüncül, huzurlu ve müreffeh bir düzene ulaşmasını engellemektedir. Toplum, bu ideolojik derebeylikler arasında ayrıştırılmakta ve demokrasi bir uzlaşı zemini değil, mevzi koruma alanına dönüşmektedir.

Ambalajlı söylemden hakiki adalete…

​Oysa hiçbir ideolojinin tekelinde olmayan gerçek bir demokrasi, ancak "Adalet" ile buluştuğunda anlam kazanır. Bugün halkın en somut ve birinci gündemi iktisadi adalettir.

Adil bir bölüşümü gerçekleştiremeyen, mutfaktaki yangını söndüremeyen ve toplumun geniş kesimlerini insanca yaşam standartlarından mahrum bırakan hiçbir düzen, hangi süslü laflarla sunulursa sunulsun demokratik sayılamaz.

​Siyasi partilerin, akademinin ve yönetici elitlerin ilk yapması gereken iş; kendi ideolojik ezberlerini, tabularını ve dogmalarını bir kenara bırakmaktır. Demokrasiyi kendi pozisyonlarını koruyan bir kalkan olmaktan çıkarıp; ekonomik adalet, hukukun üstünlüğü ve ortak refah paydasında birleştirmek tarihsel bir zorunluluktur. Halkımız artık hamasi nutukların veya ideolojik dayatmaların değil, somut, adil ve bütüncül bir demokratik omurganın hayata geçmesini beklemektedir.

.

Yunus Ekşi, dikGAZETE.com

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ